Noel sabahı, bir oldubitti ile karşı karşıya kalan son Sovyet lideri televizyonda "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Başkanı olarak Sovyet’in işlevlerine son verdiğini" ve "sosyalizmin yeni, daha insani ve daha bilimsel olanı işlemeye hazır olmadan çöktüğünü" söyledi.

Sovyetler Birliği'nin dağılması sadece birkaç ay sürdü. 1980 sonrası uygulanan siyasi ve ekonomik plan olan Perestroyka'nın başarısızlığından, Berlin Duvarı'nın yıkılışına kadar, kırılgan olduğu kadar ürkütücü bir yıkılış gerçekleşti.

Bundan tam otuz yıl önce, yeryüzünde bir Sovyet “imparatorluğu” vardı. 25 Aralık 1991'de Kızıl Meydan'daki Kızıl Bayrak Kremlin'in karşındaki alanda yere atıldığında saat 19:32 idi. Uzun zamandır müthiş bir güç olduğu düşünülen Sovyet imparatorluğun dağılması bu olayla netleşmiş oldu. Neredeyse tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu olay, yeni tek kutuplu yaşamı servis ediyordu.

communisme-en-europe

Tüm hayatları boyunca komünizmin diye tanıdıkları şeyin çöküşünü tasarlamak için mücadele eden Avrupalı liderler o gece olup bitenler karşısında şaşkına dönüyorlardı. Demir Perde artık gri bir sessizliğe bürünüyordu. Sovyet liderliği son buluyordu.

Aslında bu çöküşün kökleri hem çok derinde hem de çok uzun yılların hatalarına dayanıyor. 1991 yılının kendisini şöyle özetlemek mümkün: Ocak ayında Litvanya'daki birliklerin başarısızlıkları, Ağustos'ta KGB’nin başarısız darbesi ve Aralık'ta Gorbaçov'un ayrılması. Ancak imparatorluğun parçalanması çok daha erken bir tarihte, yani 1989 yılının mayıs ayında Macaristan'ın Avusturya ile sınırını açmasıyla başlamıştı. Bu, Demir Perde'nin ilk ihlaliydi. Bir ay sonra, Solidarnosc'un Polonya'daki seçimleri kazanmasıyla Demir Perde iyice sarsıldı. Sonbaharda Doğu Avrupa'daki tüm komünist rejimler birer birer düştü. Süreç, Kasım’ın 9’unda Berlin Duvarı'nın yıkılması ve ardından Çeklerin Kadife Devrimi ile sona erdi. Artık Sovyetlerin Avrupa’da sınırı olan Demir Perde tamamen yok oldu. Ancak daha da derinde, Sovyetlerin kalbinde bir neden aranıyorsa, 1985 yılının mart ayında Mihail Gorbaçov'un Sovyetler Birliği'nin iktidarını eline aldığı zamana bakmak gerekir. 54 yaşında iktidara geldiğinde, Yuri Andropov ve Konstantin Çernenko gibi gerontokrasi ile partiyi elinde bulunduran bu iki Merkez Komite üyesiyle anlaşamadı. Hızla Batı'nın sevgilisi haline gelecek olan Gorbaçov, petrol fiyatlarındaki düşüşten, tüketim mallarının kıtlığından, gittikçe kötüleşen bir devlet borcundan zarar gören ekonomiyi kurtarmayı amaçlayan geniş bir reform planı olan perestroyka'yı başlattı. Hatta 1979 Afganistan'da bir bataklığa saplanmış Kızıl Ordu'nun masrafları bile artık külfet haline dönüşmüştü.

Yeni lider, muhafazakâr yetkilileri görevden alıyor, genç liderleri terfi ettiriyor, muhalif Andrei Sakharov'un 1986'da Moskova'ya dönmesine izin veriyor ve bir ifade özgürlüğü politikası öngörüyordu. Kitlesel gösteriler ve grevlerle SSCB'ye dahil olan Rus olmayan halkların ulusal kimlik talepleri de bu dönemde artıyordu.

1990 yılında, Doğu Avrupa'nın bütün ülkeleri müdahale olmaksızın birer birer düştükten birkaç hafta sonra, SSCB'nin dağılması şekillendi. Bu ülkelerin Sovyetler’den ayrılışı konusunda Sovyetler’in tutumu neticesinde Gorbaçov'a Nobel Barış Ödülü verildi. 7 Şubat'ta Moskova Birlik‘teki siyasi güç üzerindeki tekelinden vazgeçiyor ve on beş Sovyet cumhuriyetinin ilk serbest seçimlerini yapmasına izin veriyordu. Bunlardan Moldova, Ermenistan ve Gürcistan derhal bağımsızlık ilan ettiler ve Moskova ile sorun yaşamaya başladılar. 4 Mart'ta Boris Yeltsin, Gorbaçov'un yasalarına karşı Rusya Yüksek Sovyeti Başkanlığına seçildi ve ikisi arasında siyasi bir çatışma başlamış oldu.

13 Ocak 1991'de Sovyet birlikleri, bağımsızlık hareketini bastırmak için Litvanya'nın Vilnius kentinde bir televizyona baskın düzenledi. Bunun bir toparlanma olması beklenirken tam bir fiyaskoya dönüştü. Bu kanlı müdahale yalnızca Birlik genelindeki direniş hareketlerini güçlendirdi fakat Sovyet’e karşı büyük bir öfkeye dönüştü. O andan itibaren, imparatorluğun dağılmasını hiçbir şey durduramayacak gibi görünüyordu. Rusya'da 12 Haziran'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Boris Yeltsin kazandı ve bu süreçte ülkenin bağımsızlığını ilan etti. Resmi olarak SSCB'nin başkanı olan Gorbaçov çırıl çıplak kaldı. Ülkenin adı değişti.

Gorbaçov, esnek işleyen bir bağımsız cumhuriyetler federasyonu kurmaya çalıştı. 20 Ağustos'ta bir açıklama yaparak yeni ülkeyi anlatacaktı. Ancak bir gün önce, Başkan Yardımcısı Gennady Yanaev ve bir grup böyle bir anlaşma imzalanmasını engellemek için bir darbe başlatarak Gorbaçov'u Kırım'a kaçırdı. Moskovalılar isyan başlattı ve sokaklarda milyonlarca insan eylemler yaptılar. CNN tüm olan biteni canlı yayınlanıyordu. Bir gün sonra darbe başarısız oldu, Gorbaçov Moskova'ya döndü.

Ardından, 1991'in son çeyreğinde baş döndürücü bir hızla çöken SSCB için yalnızca uzun bir cenaze yürüyüşü başlamış oldu. Ağustos ve Aralık ayları arasında, 24 Ağustos'tan itibaren Ukrayna'dan başlayarak on cumhuriyet bağımsızlıklarını ilan etti. Eylül ortasında üç Baltık ülkesi Estonya, Litvanya ve Letonya’da BM'ye katıldı.

Yasal olarak 8 Aralık'ta SSCB'nin varlığı sona erdi. Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya, SSCB'nin yerine BDT'yi kuran Belovej ile anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmanın önsözü, "SSCB'nin uluslararası hukuki olarak [...] varlığı sona erdirdiğini" belirtir. 17 Aralık'ta, on iki eski Sovyet cumhuriyeti Avrupa Birliği ile Egemen Devletler olarak bir Enerji anlaşması imzaladı. 21'inde Gürcistan hariç, eski SSCB'nin diğer tüm cumhuriyetleri, BDT'ye katılarak Birliğin dağıldığını doğruladı ve Mihail Gorbaçov'un istifasını kabul etti.

Noel sabahı, bir oldubitti ile karşı karşıya kalan son Sovyet lideri televizyonda "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Başkanı olarak Sovyet’in işlevlerine son verdiğini" ve "sosyalizmin yeni, daha insani ve daha bilimsel olanı işlemeye hazır olmadan çöktüğünü" söyledi; nükleer cephaneliğin kontrolü dahil tüm yetkilerini Boris Yeltsin'e devrettiğini duyurdu.

Devrim öncesi kullanılan Rusların üç rengi Kremlin'in üzerine çekildi. Artık Sovyet toprağı kızıl bayrağı taşımıyordu.

Kaynakça:

https://www.liberation.fr/international/europe/1991-2021-que-reste-t-il-de-lurss-20211220_3IVIWMFU6FBF7OGV555EXR6BIA/

Alain Blum, Françoise Daucé, Marc Elie, Isabelle Ohayon l’Age soviétique, une traversée de l’Empire russe au monde postsoviétique. Ed. Armand Colin, 2021, 432pp.

https://www.liberation.fr/international/europe/25-decembre-1991-le-requiem-de-lurss-20211220_ZVIV6MKHIZBTDI6ACOXFJHPXS4/?redirected=1