Malum; uluslararası güçlerin operasyonuyla Suriye ordusunun emir komuta zinciri çökertilip HTŞ’ye Şam’ın kapıları açıldıktan sonra, ikinci aşama olarak Suriye savaşının başlangıcından itibaren Suriye’nin kuzeyinde örgütlenen PYD öncülüğündeki Kürt yapılanması hızlı bir gerileme yaşadı. Kuşkusuz bunu, Esad rejimini düşüren uluslararası operasyonun bir parçası ve devamı olarak görmek için çok sayıda emare mevcut. Uluslararası güçlerin yeni Orta Doğu modelinde Suriye’ye kritik bir rol verildi ve bunda, onun başarısızlığını engelleyecek Rojava/Kuzey Suriye gibi modellere yer yok.

Paris’te İsrail ile anlaştıktan ve SDG içinde yer alan Arap aşiretleri de razı edildikten sonra Suriye’de Kürtlere yönelik uluslararası operasyon; Halep’le başlayıp Haseke ve Kobani’nin Şam yönetimi tarafından hızla kuşatmaya alınması sonrası iki tarafı da memnun etmeyen bir anlaşmayla sonuçlandı. İki taraf da memnun değil; zira Şam yönetimi uluslararası onay aldıktan sonra kalan Kürt bölgelerini de alacağını düşünüyordu. Kürt yönetimi ise 10 Mart Mutabakatı’ndan daha geri kazanımlar elde etmesi nedeniyle memnun değil.

Bu hızlı gerileme ile ilgili çok sayıda yorum yapılıyor. Ben özellikle Kürtlerin süreçle ilgili tespitleri ışığında ruh hallerini kısaca yorumlamaya çalışacağım. Bu hızlı gerilemeyi, PYD’nin diğer halklar ve inançlarla ortak yönetimi esas almak hedefiyle örgütlediği "demokratik özerklik" modelinin hezimeti olarak okuyan ve milliyetçiliğin kazandığına yönelik epey yorum yapılıyor. Özetle; Kürtlerin geliştirdiği demokratik bir modelin çöküşünden milliyetçi bir zafer çıkarılmaya çalışılıyor…

Suriye’de Kürtlerin vardığı yer yenilge mi yoksa kazanım mıdır? Bu ayrı bir tartışma konusu ve meseleye nereden baktığınıza bağlı. Fakat şunu öngörmek için kâhin olmaya gerek yok: Burası Orta Doğu ve Suriye’de her şey yeni başlıyor.

Suriye’de Kürtlerin kontrol ettikleri bölgelerden hızla geri çekilmesi ve sonra varılan mecburi anlaşma, Güney Kürdistan KDP/Barzani yönetiminin başarısı olarak pazarlanmaya çalışılıyor. Dün denk geldiğim bir tartışma programında, KDP’nin tüm Kürt yapıları içinde Batı’da sözü en çok önemsenen ve diplomasiyi en iyi yürüten grup olduğundan söz ediliyordu. Oysa Suriye’de Kürtlerin yaşadığı gerilemeyi KDP eliyle referandum sürecinde yaşamış; Irak Kürtleri, Irak devleti karşısında uluslararası alanda yalnız bırakılmış ve Kürtler kontrol ettikleri bölgeleri hızla kaybetmişti. Yani aslında Kürtleri merkezi devlete itaate zorlama Suriye’de değil, Irak’ta başlamıştı. Kürtler, petrol dahil kontrol ettikleri alanları yanlış hesap sonucu ilk olarak Irak’ta kaybetmişti…

Suriye’de Kürtlerin Şam yönetimi tarafından kuşatmaya alınışı, Kürt siyasi hareketlerinin hiç birinin hanesine başarı olarak kaydedilmese de Kürtler arası dayanışma duygusunu pekiştirdiği ve yalnız bırakılmanın da etkisiyle Kürtler arasında milli bilinci yükselttiği inkâr edilemez bir gerçek. Kürt kamuoyunda yükselen tepkinin, Kürt siyasi hareketlerini sürece dahil olmaya zorlaması da doğal. Bu dahil olma hali belki Kürt siyasi hareketleri arasında yeni bir döneme kapı aralayabilir ama varılan yerden siyasi temsilcilere zafer çıkmaz. Hele ki dolaşımda olan KDP ve Barzani yönetimine zafer çıkarılması mümkün değil. Yenilgi, gerileme hatta kazanım; nasıl yorumlarsanız yorumlayın, varılan yerde KDP ve Barzani yönetiminin epey payı var. Kürt siyasi hareketlerinin tamamında ideolojik veya gruba dair öncelikler milli hassasiyetlerden daha baskın. Bunu son Kerkük seçimlerinde de gördük. KDP’nin, YNK’nin Kerkük’ü yönetmemesi için Arap ve Türkmenlerle ittifak girişimlerinin etkileri halen sürüyor…

Kürtlerde de hafıza epey zayıf olduğu için Haseke ve Kobani’nin kuşatmaya alınış sürecine kadar ki süreci kronolojik olarak hatırlatmakta ve başarı veya başarısızlığı geçmişi de dikkate alarak değerlendirmekte fayda var.

KRONOLOJİK OLARAK KDP’NİN SURİYE KÜRTLERİNİN MEVCUT NOKTAYA GELİŞİNE ETKİSİ

Suriye’deki çatışma, 2011 yılının mart ayında Dera kentinde Şam rejimine karşı başlayan protestolarla tetiklenmiştir. "Arap Baharı"ndan etkilenen bu gösteriler; siyasi reformlar, yolsuzluğun sona ermesi ve Beşar Esad’ın istifası talepleriyle başlamıştır. Rejimin protestoculara karşı gerçek mermi kullanımı, kitlesel tutuklamalar ve işkence gibi iddialar, olayların silahlı bir isyana dönüşmesine gerekçe yapılmıştır. 2012 yılının ortalarına gelindiğinde, uluslararası güçlerin de muhalif unsurları desteklemesiyle çatışmalar tam ölçekli bir iç savaşa dönüşmüştür.

ÖZGÜR SURİYE ORDUSU (ÖSO) VE SURİYE MİLLİ ORDUSU'NUN (SMO) KURULUŞ SÜRECİ

ÖSO, rejimi devirmek gerekçesiyle ordudan ayrılan subaylar tarafından 29 Temmuz 2011'de Albay Riyad el-Esad liderliğinde resmen kurulmuştur. ÖSO, merkezi bir komuta kademesinden ziyade, yerel ve merkezi olmayan bir "marka" veya şemsiye yapı olarak faaliyet göstermiştir. 2012 yılında "Yüksek Askeri Konsey" kurularak gruplar birleştirilmeye çalışılsa da dış desteğin dağınıklığı ve iç rekabet nedeniyle merkezi otorite tam olarak sağlanamamıştır.

Dönüşüm: Zamanla radikal İslamcı grupların yükselişi ve kaynak yetersizliği nedeniyle ÖSO'nun etkisi azalmış, birçok grup farklı ittifaklara dağılmıştır.

SURİYE MİLLİ ORDUSU (SMO/SNA)

Türkiye'nin Suriye'deki askeri müdahaleleri (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı) sürecinde, Türkiye destekli muhalif gruplar yeniden organize edilmiştir. Başlangıçta "Türkiye Destekli ÖSO" (TFSA) olarak bilinen bu yapı, 2017 yılında kurumsallaşarak ve 2019'da daha geniş bir birleşme ile "Suriye Milli Ordusu" (SMO) adını almıştır. Suriye Geçici Hükümeti'ne bağlı olarak hareket eden SMO, Türkiye'nin desteğiyle rejime ve YPG'ye karşı operasyonlar yürüten düzenli bir askeri güç haline getirilmiştir.

SURİYE'DE KÜRTLERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE "ÜÇÜNCÜ YOL" STRATEJİSİ

Suriye Kürtleri, savaşın yarattığı otorite boşluğunu değerlendirerek kendilerini rejim ve muhalefet ikileminden ayıran bir strateji izlemişlerdir.

2012 yazında Suriye ordusu, ülkenin kuzey ve kuzeydoğusundaki Kürt yoğunluklu bölgelerden büyük ölçüde çekilerek güçlerini batıdaki kritik bölgelere kaydırmıştır. Bu boşluğu Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve onun askeri kanadı olan Halk Koruma Birlikleri (YPG) doldurmuştur. PYD, kendisini ne rejimin ne de Türkiye/Körfez destekli muhalefetin yanında konumlandırmıştır. Bu stratejiye "Üçüncü Yol" adı verilmiştir. Amaç, taraf tutmaktan ziyade Abdullah Öcalan’ın "Demokratik Konfederalizm" teorisine dayanan özerk bir yönetim modeli ("devlet dışı" bir sistem) inşa etmekti.

Ocak 2014'te Afrin, Kobani ve Cezire kantonları ilan edilmiştir. 2014'teki Kobani kuşatması ve IŞİD ile mücadele, YPG'nin ABD ile stratejik ortaklık kurmasını sağlamıştır. Bu iş birliği sonucunda Ekim 2015'te, Arap ve diğer azınlık gruplarını da kapsayan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kurulmuştur. Türkiye ise bu yapıyı PKK'nın bir uzantısı olarak ilan etmiştir.

IŞİD VE CİHATÇI ÖRGÜTLERİN ORTAYA ÇIKIŞ KRONOLOJİSİ

Suriye sahasındaki radikal örgütlerin yükselişi; rejimin 2011'de hapisteki İslamcıları serbest bırakması ve Irak'taki El Kaide ağlarının Suriye'ye geçişi ile hızlanmıştır.

El-Nusra Cephesi (Ocak 2012): Irak İslam Devleti (IİD) lideri Ebubekir el-Bağdadi'nin onayıyla, Ebu Muhammed el-Culani tarafından Suriye'de El Kaide'nin kolu olarak kurulmuştur.

Ahrar uş-Şam (2012): 2012 başlarında ortaya çıkmış, daha sonra "Suriye İslam Cephesi" (Aralık 2012) ve "İslami Cephe" (Kasım 2013) gibi çatı örgütler kurmuşlardır.

IŞİD'in İlanı (Nisan 2013): Ebubekir el-Bağdadi, El-Nusra Cephesi'nin Irak İslam Devleti'nin bir uzantısı olduğunu iddia ederek iki örgütün "Irak ve Şam İslam Devleti" (IŞİD) adı altında birleştiğini tek taraflı ilan etmiştir.

Ayrışma (2013-2014): El-Nusra lideri Culani bu birleşmeyi reddetmiş ve El Kaide lideri Zevahiri'ye bağlılığını bildirmiştir. IŞİD, Ocak 2014'te Rakka'yı ele geçirmiş ve Haziran 2014'te hilafet ilan etmiştir.

Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) (2017): El-Nusra Cephesi, 2016'da adını "Şam'ın Fethi Cephesi" olarak değiştirmiş; 2017'de ise diğer gruplarla birleşerek HTŞ adını almıştır.

KDP VE ENKS’NİN DURUMU

Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte Mesud Barzani, PYD'nin hâkimiyetine karşı bir denge unsuru oluşturmak amacıyla Erbil'de Suriyeli Kürt partilerini bir araya getirerek Suriye Kürt Ulusal Konseyi'nin (ENKS) kurulmasına öncülük etti. KDP/Barzani destekli ENKS, Türkiye destekli bloklarda saf tuttu.

Roj Peşmergelerinin Kurulması (Mart 2012): KDP, Suriye ordusundan kaçan Kürt askerler ve sivillerden oluşan "Roj Peşmergeleri"ni kurdu.

Erbil Anlaşması (Temmuz 2012): ENKS ve PYD arasında "Kürt Yüksek Konseyi"ni kurduran anlaşma imzalandı ancak uzun ömürlü olmadı.

Semalka Sınır Kapısı (2013): Barzani yönetimi kapıyı açtı ancak PYD üzerinde siyasi baskı aracı olarak kullandı.

Sınırın Kapatılması (Mayıs 2013): PYD'nin PDK-S üyelerini tutuklaması üzerine sınır kapatıldı.

Duhok Anlaşması (Ekim 2014): Barzani ev sahipliğinde %40-%40-%20 oranında güç paylaşımı öngörüldü.

Kobani Süreci (Ekim 2014): Türkiye üzerinden Peşmerge’nin Kobani’ye geçişine izin verildi. Bu, ABD, Türkiye ve KDP'nin ortak stratejisiydi.

Şengal Gerilimi (2015): PKK'nın Şengal'deki varlığı KDP ve Türkiye tarafından ortak tehdit olarak algılandı.

Türkiye'nin Operasyonları (2018-2019): Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarında KDP, PKK/YPG politikalarını suçlayan bir tutum sergiledi.

ABD Destekli Birlik Görüşmeleri (2020): ENKS, PKK kadrolarının Rojava'dan çıkarılmasını şart koştu.

Normalleşme Çabaları (2025-2026): Esad rejiminin çöküşü sonrası Mesud Barzani, Mazlum Abdi ile görüşerek arabulucu rolü üstlendi.

Ocak 2026: Barzani Yardım Vakfı (BCF), Rojava'ya büyük yardım konvoiyları göndererek KDP'nin bölgedeki "yumuşak gücünü" artırdı.

PYD’Yİ GAYRIMEŞRU İLAN ETME VE ETKİSİNİ SINIRLAMA ÇABALARI

Alternatif Siyasi Otorite (ENKS) Kurulması: Mesud Barzani, 2011 yılında PYD'nin tek taraflı hâkimiyetine karşı ENKS'nin kurulmasına öncülük ederek Kürt siyasi temsilinde ikilik yaratmıştır.

Türkiye Destekli Muhalefetle İttifak: ENKS, SMDK'ye katılarak Türkiye'nin tezlerine yakın bir blok oluşturmuş, bu da PYD'nin diplomatik izolasyonuna katkı sağlamıştır.

İdeolojik Ayrışma: KDP, PYD'yi "tek parti diktatörlüğü" kurmakla suçlayarak demokratik meşruiyetini tartışmaya açmıştır.

Askeri Alternatif: Roj Peşmergeleri, YPG'nin askeri tekelini sorgulatan bir unsur olarak kullanılmıştır.

Ekonomik Baskı: Semalka sınır kapısı, bölge ekonomisini zayıflatmak ve halkın SDG'ye olan güvenini sarsmak için bir silah olarak kullanılmıştır.

HTŞ YÖNETİMİNDEKİ ŞAM'A KARŞI GERİLEMEDEKİ ROLÜ

Şam ile Entegrasyon Baskısı: Esad rejiminin çöküşü ve Ahmet el-Şara yönetiminin başa geçmesiyle (Aralık 2024), KDP liderliği SDG'ye "merkezi orduya entegre olma" baskısı yapmıştır.

ENKS'nin Yeni Rejimi Tanıması: ENKS'nin yeni yönetimi hızla tebrik etmesi, Kürt cephesindeki bölünmüşlüğü derinleştirerek SDG'nin pazarlık gücünü zayıflatmıştır.

Tampon Güç Planı: 2026 itibarıyla Roj Peşmergelerinin "tampon güç" olarak konuşlandırılması planı, SDG'nin sahadaki tek askeri güç olma iddiasını bitirmeyi hedeflemektedir.

Özetle; KDP ve Barzani yönetimi, Türkiye ile olan stratejik ilişkilerini önceleyerek PYD/SDG'nin "özerk yönetim" projesinin uluslararası meşruiyet kazanmasını engellemiş ve yeni Şam yönetimi karşısında SDG'yi merkezi devlete entegre olmaya zorlayan bir politika izlemiştir.

Sonuç olarak Suriye’den bir kazanalar listesi yapılacaksa, listenin başında açık ara İsrail yer alıyor. Hem can düşmanı Esad rejimini devirdi hem de Suriye’yi bir daha çıkmamak üzere işgal etti ve kendi sözünden çıkmayacak terbiye edilmiş bir yönetimin oluşmasını sağladı. Diğer bir kazanan ise Kürtlerin Afrin üzerinden Akdeniz’e ulaşmasını engelleyen Türkiye oldu. İsrail gibi Suriye’de kalıcılaşması zor olsa da, batının Suriye’nin imarı ile ilgili göndereceği paradan şirketleri aracılığıyla pay alacak. Listenin sıralaması Suriye’nin paylaşılması konusunda uzar gider fakat bu listede herhangi bir Kürt yapısı hele ki Suriye savaşından itibaren izlediği grupçu yaklaşım nedeniyle KDP yönetimi yok.