Ocak ayı, küresel ölçekte Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı olarak takvimlerde yer alıyor. Ancak biz gazeteciler için bu ay, sadece pembe kurdelelerin paylaşıldığı bir dönem değil, verilen sözlerin, tutulmayan vaatlerin ve halk sağlığına dair atılmayan adımların muhasebesini yapma ayı. Dokuz8Haber mecrasında defalarca dile getirdiğim HPV aşısı meselesi, bugün artık bir "temenni" olmaktan çıkıp, Sağlık Bakanlığı’nın bizzat taahhüt ettiği bir kamu borcuna dönüştü.

Vaatlerin Kronolojisi

Hatırlayalım; süreci ilk olarak Kasım 2022'de dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bir "müjde" ile başlatmış, HPV aşısının belirli kriterlerle takvime alınacağını duyurmuştu. Ancak bu açıklamanın üzerinden geçen uzun süreye rağmen somut bir adım atılmadı. Bayrağı devralan mevcut Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ise geçtiğimiz haziran ayında TRT Haber ekranlarından çok daha somut ve iddialı bir projeksiyon çizdi.

Memişoğlu; 2025 yılı sonu itibarıyla 13 yaşındaki tüm çocukların ulusal aşı takvimi kapsamında ücretsiz aşılanacağını, 15 yaşın üzerindekilerin ise talep etmeleri halinde bu haktan yararlanabileceğini ilan etmişti. Bugün Ocak 2026’nın sonundayız artık. Takvimler ilerledi, her iki bakanın da işaret ettiği vadeler doldu ancak sahada ne bir aşılama programı ne de ücretsiz erişime dair somut bir genelge mevcut. Bilimin "yüzyılın zaferi" olarak tanımladığı, kanseri kökten kazıyabilecek bu aşı, Türkiye’de hâlâ sadece ekonomik gücü yetenlerin ulaşabildiği bir "imtiyaz" olarak kalmaya devam ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verileriyle sabit olan bilimsel gerçeklik, bizlere rahim ağzı kanserlerinin %99’undan sorumlu olan HPV virüsünün, aşı yoluyla etkisiz hale getirilebileceğini tartışmasız bir biçimde kanıtlıyor. Bu noktada bilimin ısrarı, aşının sadece bireysel bir tercih değil, bir kanser türünü yeryüzünden silebilecek en stratejik halk sağlığı hamlesi olduğu yönünde. İdeal olarak 9-14 yaş aralığında uygulanan bu aşı, virüse karşı neredeyse tam bir koruma kalkanı oluştururken, sadece kız çocuklarını değil, Bakan Memişoğlu’nun da "tüm çocuklar" vurgusuyla işaret ettiği üzere erkek çocuklarını da kapsayarak toplumsal bir bağışıklık duvarı örmeyi amaçlıyor. Üstelik bu tablo sadece tıbbi bir başarıdan ibaret de değil; bir hastanın yıllarca süren ağır ve yıpratıcı tedavi maliyetleri ile iki doz aşının maliyeti kıyaslandığında, aşılama programının kamu bütçesi için de en akılcı ve tasarruflu yol olduğu gün gibi ortada duruyor.

Bugün yaklaşık 150 ülke, HPV aşısını hiçbir ücret talep etmeden çocuklarına ulaştırıyor. Avustralya, bu kararlı politikası sayesinde 2035 yılına kadar rahim ağzı kanserini tamamen "tarihe gömecek" ilk ülke olma yolunda ilerliyor. Türkiye’de ise bu bir lütuf değil, Anayasal bir zorunluluktur. Anayasa’nın 56. maddesi, devletin vatandaşlarının sağlığını koruma yükümlülüğünü açıkça belirtir. Nitekim Yargıtay’ın ve yerel mahkemelerin, aşı ücretini cebinden ödeyen vatandaşların açtığı davalarda "aşı bedelinin iadesi" yönünde verdiği kararlar, bu aşının bir lüks değil, temel bir sağlık hakkı olduğunu hukuken tescillemiş.

Avukat Derya Demir: Aşının ücretsiz olmaması Anayasal sağlık hakkıyla çelişiyor

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Avukatı Derya Demir HPV aşısına erişimin ekonomik engellere takılmasının toplumsal bir sağlık sorununa dönüştüğünü söyledi. Demir, 2020 yılından bu yana sürdürdükleri hukuk mücadelesi sonucunda Bakanlığın ücretsiz aşı sözü vermek durumunda kaldığını ancak gelinen noktada somut bir adım atılmadığını ifade etti. "Sağlık hakkı eşittir yaşam hakkıdır" diyen Demir, dar gelirli kadınların aşıya erişemediği için kanser riskiyle baş başa bırakılmasının kabul edilemez olduğunu ve bu hak ihlaline karşı hukuki mücadelenin kararlılıkla süreceğini kaydetti. Rahim ağzı kanserinin aşıyla önlenebilir bir hastalık olduğu hatırlatan Demir, devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini vurguladı ve aşının ücretsiz olmamasının Anayasal sağlık hakkıyla çeliştiği ve her gecikmenin yeni can kayıplarına yol açtığı uyarısında bulundu.

Eczacı Cem Kılıç: Her yıl 1250 kadın yaşamını yitiriyor

HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması için ilk günden bu yana mücadele eden Boyun Eğmeyen İlaç Emekçilerinden eczacı Cem Kılınç, Sağlık Bakanları tarafından verilen sözlerin tutulmasını beklediklerini ifade etti. Kılıç “Eskiden, “üreticisi sınırlı o yüzden pazarlık halindeyiz” gibi açıklamalar vardı ama şimdi aşı da tekel durumundan çıktı. Çin, Hindistan gibi ülkeler de üretiyor. Opsiyonlar da oluşmuş durumda. Aşılar devlet bütçesini de rahatlatacak uygulamalar çünkü aşı olmadığında gelişen kanser, lezyonlar ve enfeksiyonlar nedeniyle kullanılacak sağlık giderleri aşı olunduğunda ortadan kalkıyor. Hâlâ iyi niyetli bir yerden bakmaya çalışıyoruz. Bazı aşı üreticileriyle görüşüldüğünü duyuyoruz. Demek ki bir planlama var ama muvaffak olunamıyor.”

Verilen sözün tutulmadığı her yıl 1250 kadının yani 4 yılda 5 bin kadının aşı ile önlenebilir olan rahim ağzı kanserinden yaşamını yitirdiğine dikkat çeken Kılıç, sözler verilince çoğu kişinin uygulama da yapıldığı gibi yanlış bir kanıya sahip olduğunu belirterek “çocukların aşı fotoğraflarını görene kadar bu mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022’deki küresel eylem çağrısına göre, HPV aşılanması, tarama programları ve gereken müdahalelerle rahim ağzı kanseri bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkabilir. DSÖ bunun için ülkeleri, 2030’a kadar ‘90-70-90’ formülünü hayata geçirmeye çağırıyor. Bu çağrıya göre ilk hedef, kız çocuklarının yüzde 90’ının 15 yaşına kadar aşılanması. Kadınların yüzde 70’inin 35 ve 45 yaşında olmak üzere iki kez taranması, kanser öncesi lezyon ya da kanser saptananların yüzde 90’ının da tedavi edilmesi gerekiyor.