Devlet Bahçeli’nin 5 Mayıs 2026 tarihinde MHP Meclis Grup Toplantısında yaptığı konuşma yine ezberi bozacak nitelikte olduğu söylendi. Bahçeli’nin bu açıklamanın kamuoyunda İstihbarat tarafından ‘Teyit-Tespit’ biriminin kurulduğuna dair yorumlardan sonra gelmesi, ayrıca Bahçeli ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yapılan görüşmeden sonra bu açıklamanın gündeme gelmesi dikkat çekti. Bahçeli, bu açıklamayla kimlere nasıl bir mesaj verdi?
Sürecin hemen her aşamasında yaptığı çıkılar, geleneksel politikaları aşan bir özelliğe sahip olduğu ve hatta MHP’ye oy kaybettirdiği belirtilmesine rağmen bu politik tarzında ısrar etmesinin nedeni nedir? Bunun cevabı yine Öcalan’ın açıklamalarında çok net olarak bulunabilir. Bahçeli şunu diyor: “Benim yaptığım bütün açıklamalar devletin stratejik çıkarları ile ilişkilidir. Bu açıklamalar belirlenen devlet politikasının bir sonucudur.
“Türkiye’nin güvenliği ve geleceği söz konusuysa ani reflekslere, duygusal tepkimelere, sosyal medya gürültülerine, siyasi yaygaralara, temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz.” Burada partilerin değil devletin stratejik çıkarlarının ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor. Kamuoyu araştırmalarında MHP oy kaybetmesine rağmen Bahçeli’nin bundan ısrar etmesi ve sürekli yeni öneriler getirmesi, ‘devletin bekası’ yani devletin geleceği ile ilişkili olduğu ve bunun bir strateji olarak belirlendiği ve bu sürecin politik aktörü olarak görevlendirildiği anlaşılmaktadır.
Bahçeli iç kamuoyunurn baskısına aldırmadan açıklamalara devam ediyor. Sürecin tıkandığı, rölantiye alındığı, zamana bırakıldığı gibi ciddi uyarı ve eleştirilerin geldiği bir süreçte yeni bir çıkış yaptı. Öcalan’a iliştin ‘Statü’ tartışmasının yoğunlaştığı bir süreçte yaptığı açıklama ile tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı.
Kürt tarafının Öcalan’ın Hukuki-Politik Statüsünün tanımlanmasında ısrar etmesi
Kürt tarafı, çözüme dair atılan adımların ve yapılan çalışmaların hukuki, politik ve toplumsal dinamikleri netleştirilmeden bu sürecin başarı olmayacağı dahası çözümde beklenilen sonucun alınmayacağına dikkat çekmektedir. Burada en önemli faktörlerden biri de Kürt tarafının baş müzakerecisi ve hatta fiilen tek yetkilisi haline gelen Öcalan’ın statüsünün netleştirilmesi gerektiğini ısrarla gündeme getirmektedirler. Aynı şekilde Öcalan da bu sürecin başarılı bir şekilde sonuçlanması, Kürt sorunun demokratik siyaset içerisinde parlamentoda çözülmesi ve silahlı çatışmanın ülke gündeminden tamamen çıkartılması için kendisinin hukuki statüsünün netleştirilmesineden ısrar etmektedir. Öcalan’ın devlet yetkililerine kendisinin bulunduğu yerin değiştirilmesi ve yaşam koşullarının nispeten daha iyi bir yere geçmesi olarak ele alınmasını eleştirmekte ve yer değişikliğinin statü ile birlikte ele alınmadığı sürece yerini değiştirmeyeceğini vurgulamaktadır. Burada Öcalan kendisinin durumunun hukuki ve politik yönüne görmezlikten gelip sadece yaşam koşullarına indirgemeyi kabul etmemektedir. Kürt tarafının Öcalan’ın statüsündeki hukuki ve politik netleşmenin Kürt Sorunun çözümünün anahtarı olacağını vurgulamaktadır. Çünkü bu sürecin sorumluluğunu üstlenen ve 27 Şubat 2025 yılından Kürt tarafı olarak önemli ama aynı zamanda stratejik adımlar attıran Öcalan’dır. Bütün bu kararlar ve pratik uygulamalar Kürt tarafı açısından sorunun demokratik siyaset ve şiddet ortamından uzak bir perspektifle çözümüne yönelik stratejik-politik değişimleridir. Bunları sağlayan da Baş müzakereci olarak Öcalan sağladığına göre politik statüsünün netleştirilmesi ve hukuki olarak tanımlanmasının zorunluğu olduğu anlaşılmaktadır.
Öcalan’ın Komisyon ve Koordinatör Önerisi
Bahçeli’nin önerisinin ve yaptığı hamlenin doğru anlaşılması ve önerilerin birbirine karıştırılmaması için Öcalan’ın bu konuda ne söylediğini bilmekten yarar var. Gazeteci Deniz Nazlım Solfasol Youtube kanalında yaptığı değerlendirmede Öcalan’ın kamuoyuna yansıyan ‘görüşme notlarında’ sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için süreci koordine edecek ve ortaya çıkacak meseleleri hızlı bir şekilde aşmak için bir komisyonun kurulması ve hatta bir ‘Koordinatör’ün görevlendirmesi önerisini sunduğu anlaşılıyor. Hatta kamuoyuna yansıya bilgilere göre bazı isimlerin de önerildiği belirtildi.
Dikkat çekilmesi gereken şu: Öcalan, sürecin bir tarafı olarak kendisine hiçbir şekilde koordinatör olarak önermiyor. Taraflar arasındaki ilişkilerin sağlıklı yürütülmesi ve olası tıkanıkların hızlı bir şekilde aşılması için öneri yapıyor. Kendisine böyle bir misyon ve rol biçmiyor. Bu şu bakımdan önemlidir; Öcalan zaten başlamış olan hukuki-politik-toplumsal müzakere sürecinin bir tarafı ve muhatabıdır. Yani muhatap olarak kendisiyle iktidar, parlamento, istihbarat dahil devlet kurumları arasında ortaya çıkabilecek sorunların hızlı bir şekilde aşılması için somut ve önemli bir öneri yapıyor. Öcalan’ın önerisiyle Bahçeli’nin önerisi arasında yetkilendirme ve muhatap bakımından çok net bir farklılık var.
Bahçeli’nin Öcalan’a Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ Önerisi
“Abdullah Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun, özü açık olmalıdır: Bu mekanizma; toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını öneriyorum. Elbette başka alternatifler de üretilebilir.”
Bahçeli’nin bu açıklamasında çok net olarak Öcalan’a yeni bir rol ve misyon biçmektedir. Bu bakımdan önerinin çok dikkatli ve doğru anlaşılması son derece önemlidir. Bahçeli’nin son cümlede kullandığı ‘elbette başka alternatifler de üretilebilir’ diyerek bu meseleyi tartışmaya açtı.
Öcalan’ın ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ne getirilmesi, öylesine hemen gündeme alınıp hayata geçirilecek bir durum değil. Tartışmanın güncelleştirilmesi bakımından önemsenebilir.
Bahçeli’nin önerisi dikkate alındığında
Birincisi, Öcalan’ın statüsünün çok daha fazla özellikle devlet, siyasi partiler ve toplum içerisinde çok daha fazla tartışmaya açılmasına vesile olacak
İkincisi, Bu öneriden sonra Öcalan’ın bir saat dahi cezaevinde tutulmasının bir mantığı kalmadı. Bir kişinin görevlendirilmesine dair yapılan değerlendirmeler ve açıklamalar dikkate alındığında, görev verilmesin ya da verilmesin, cezaevinde tutulmasının gerekçeleri ortadan kalktı.
Üçüncüsü, Bu açıklama Öcalan’ın sürecin en önemli aktörü olduğu gerçeğinin tescili bakımından önemlidir.
Dördüncüsü, Öcalan’ın böyle bir görevi kabul edip-etmemesinden veya devlet tarafından böyle bir görev önermesinden bağımsız olarak, Öcalan üzerindeki bütün hukuki engellerin kaldırılması kaçınılmaz hale gelmiştir. Örneğin mevcut koşullarının tamamen değiştirilerek en basitinden kimlerle görüşmek istiyorsa gerekli bütün olanakların yaratılması gerekir.
Beşincisi, bütün bu bunlardan bağımsız olarak Öcalan’ın hukuki statüsünün netleştirilmesi için ya parlamentoda bir yasa çıkartılmalıdır ya da Cumhurbaşkanlığı tarafından bir Kanun Hükmünde Kararname ile sorun çözüme kavuşturulmalıdır. Her iki koşulda mümkündür. Devlet tarafının çözüm sürecine ilişkin ciddiyetinin ve samimiyetinin testi bakımından önemlidir.
Öcalan’a Koordinatör Görevi ve taraf olmaktan çıkartma hamlesi
Altıncısı, Bahçeli bu öneriyi bir kızgınlık ve tepki olarak gündeme getirmediği açık. Bu öneriyle aynı zamanda Kürt Politik Hareketini sıkıştırma ve ileri sürdüğü talepleri boşa çıkartma amacına dayandığını söylemek yanlış olmaz. Çünkü Öcalan Kürt tarafının tek temsilcisi olarak süreci yürütüyor. Eğer Öcalan ‘Koordinatör’ olarak görevlendirilirse yani bir an devletin bunu kabul ettiğini düşünelim, o zaman Kürt Politik Hareketinin birinci derecede muhatabı ve aynı zamanda şikâyet mercii Öcalan olacaktır. Örneğin Devlet, Kürt Politik Hareketinden ne talep edecekse Öcalan üzerinden isteyip ve hayata geçirecektir. Yani Öcalan’ın şu ana kadar yürüttüğü Kürt tarafının baş müzakerecisi ve politik lider olma vasfını yitirme olasılığı yüksektir.
Bahçeli’nin “temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası; terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır. Terörsüz Türkiye başlığını siyasi rekabetin gürültüsüne kurban etmeyeceğiz.” Öcalan’ın bugünkü stratejik rolünün devlet tarafından görevlendirilmiş özel statülü bir bürokrata dönüştürülmesi riski taşıma ihtimali küçümsenmemelidir.
Bu öneri ilk bakışta çok olumlu görünmesine rağmen planlanmış bir kurguyu oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Böylelikle Kürt Hareketinin bugüne kadar yapmış olduğu eleştirilerin, uyarıların ve önerilerin bütünüyle ortadan kalkması anlamına gelir. Ayrıca ilginç bir durum ortaya çıkacaktır. Öcalan’ın yerine Kürt tarafını temsilen yeni bir muhatabın olması gerekir. Ya da yeni kurulan ‘Apocu Hareket’ doğrudan muhatap olur. Bunun da ciddi riskleri bulunmaktadır.
Yedincisi, Öcalan, böyle bir öneriye nasıl yaklaşır. Öcalan, böyle soyut bir öneriyi kabul etmesi düşük bir olasılıktır. Ancak arka planı netleştirilmiş, kendisinin Kürt tarafının baş müzakereci rolünü veya misyonunu ortadan kaldırmayan, devletin özel statülü bir bürokrat rolü havasını hiçbir şekilde yansıtmayan, bir denge oluşturabilen ‘Koordinatör’ görevini bir ihtimal kabul edebilir.
Bahçeli, AK Parti iktidarı açıktan uyardı
Grup Konuşmasında Öcalan’ın Koordinatör olarak görevlendirilmesi önersini yaparken “kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı aynı hedefe bakıp aynı istikamete yürümeli, aynı tarihin sorumluluğun kararlılığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün bir parçası olarak görülmelidir.” Bahçeli çok net ve yoruma bırakmayacak kadar iktidarı yani AK Parti’yi uyarıyor. Bu sürecin muhatabı sizsiniz. Yani diyor ki “geciktirmek, çözüm üretmemek, taktik çıkarlar için kullanmak’ olmaz. Buna izin verilmez. Öyle ki AK Parti iktidarının bakanlarına, devletin bürokratlarına çok net uyarılar yapıyor. Aynı şekilde “Türkiye’yi yönetmek ciddiyet, yönetmeye talip olmak ağır bir mesuliyet ister. Milli meseleler kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası böylesi bir hafifliğe taşınamaz. Bu ülkeyi yönetmeye talip olanın uykuları kaçmalı, saçları ağarmalı, vicdanı sızlamalıdır. Çünkü bu yük büyük, çetin ve mukaddestir.” Burada uyarı yine AK Parti’ye yapılıyor. Bu meseleyi geçiştirme ‘küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılama’ gibi bir anlayışa izin verilmez diyor.
Bahçeli çok net olarak AK Parti’yi uyarıyor. Bu süreç Türkiye’nin bölgesel ve küresel geleceğiyle doğrudan ilişkilidir. Bu konuda oyalama ve seçim hesaplarına göre hareket ederseniz, desteğimi çekerim uyarısı yapıyor. AK Parti’de gelen ilk tepkiler ise sadece ‘Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesine karşı değiliz’ biçiminde oldu.
Sonuç: Bahçeli’nin “elbette başka alternatifler de üretilebilir” derken de Öcalan’ın mutlaka koordinatör olması şartı yok. Bu bir öneri diyor. Başka öneriler de olabilir, tartışmaya açıktır. Ancak sonuçta, gerekçesi ne olursa olsun Öcalan’ın hukuki ve politik statüsünün netleştirilmesi için önemli bir adım olarak görülebilinir. Artık tartışması dahası buna ilişkin hızla karar vermesi gereken devlet ama özellikle de iktidardır.
Bahçeli’nin biçimsel olarak el yükseltmesinin muhatabı esasen devletin iç dinamiklerindeki farklı eğilimlere yönelik bir uyarıdır. Bu bakımdan önerinin kabul görmesi öyle kolay değil ama devlet içerisindeki dengelerin değişime eğilime bakımından bir fikir edinmemizi sağlıyor. Çünkü Bahçeli, MHP adına değil esasen devlet içerisindeki önemli bir gücün politik temsilcisi olarak uyarılar yapıyor ve öneriler sunuyor.