Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, 4-10 Mayıs tarihlerinde kutlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası ve iş cinayetlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Aslan, 4-10 Mayıs’ın iktidarlar tarafından 39 yıldır “İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” olarak kutlandığını hatırlatarak, hafta kapsamında düzenlenen etkinliklerle iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemeye yönelik farkındalık oluşturulmasının amaçlandığının iddia edildiğini belirtti.
“BAKANLIĞIN SİTESİNDE İSG HAFTASI’NA DAİR TEK BİR MESAJ YOK”
Aslan, işçi sağlığı ve iş güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu yılı sessizlikle geçiştirdiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Bakanlığın sitesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Bakan Vedat Işıkhan’ın gündeminde ve sosyal medya hesaplarında İSG Haftası’na dair tek bir mesaj dahi yer almamaktadır. Bir yanda Saray rejimi işçi sınıfının güvenli ve güvenceli çalışma talebi karşısında sessizliğini korurken; kapitalistlerin daha fazla kâr odaklı üretim ve çalışma anlayışı ile iktidarın denetim sorumluluğunu yerine getirmemesi nedeniyle her gün yeni iş cinayetleri yaşanmaya devam ediyor.”
“1 MAYIS’TA 1’İ ÇOCUK 9 İŞÇİ CAN VERDİ”
Aslan, bu yıl 1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü’nde “resmi tatil” olmasına rağmen biri çocuk dokuz işçinin çalışırken hayatını kaybettiğini belirtti. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin raporlarına göre yılın ilk dört ayında en az 622 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini, 2025’te ise 2105 işçinin yaşamını yitirdiğini aktaran Aslan, raporların derinleşen yoksullaşma, uzayan ve ağırlaşan çalışma koşulları ve sendikasızlaştırmaya dönük sistematik politikaların ağırlık kazanmasıyla iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçi sayısının her gün arttığına işaret ettiğini söyledi.
“6331 SAYILI KANUNA RAĞMEN İŞ CİNAYETLERİ ARTTI”
AKP iktidarı tarafından “iş kazalarını önleme” iddiasıyla yasalaştırılan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun uygulamaya girdiği 2012’den itibaren iş cinayetleri sayısında artış yaşandığını belirten Aslan, şu ifadeleri kullandı:
“Emek örgütlerinin itirazlarına rağmen yürürlüğe giren bu yasa ile iş yerleri ve çalışma alanlarında kamu denetimi tasfiye edilerek denetimler İSG şirketlerine devredilmiştir. Fabrikalara dair denetim raporlarını yazan İSG uzmanlarının rapor ücretlerini denetlenen fabrika patronundan aldığı bu sistemde denetimler fiili olarak ‘danışıklı dövüş’ haline gelmiştir.”
“TEFTİŞLERİN 15 GÜN ÖNCEDEN BİLDİRİLMESİ YENİ KATLİAMLARA DAVETİYE ÇIKARIYOR”
Aslan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Genel Müdürlüğü’nün 18 Mart 2026 tarihli genelgesiyle denetçilere, maden ocakları, inşaatlar ve fabrikalar gibi “çok tehlikeli” işyerlerinde yapılacak teftişleri en az 15 gün önceden işverene bildirme talimatı verildiğini belirterek şunları söyledi:
“Patronlar açısından suç delillerini karartma, eksiklikleri ve kuralsız çalıştırmayı perdeleme anlamına gelen bu genelge yeni işçi katliamlarına davetiye çıkarmaktadır. İşyerlerinin yüzde 1’i bile denetlenmemekteyken bakanlığın teftişler için ayırdığı bütçe de her yıl azalmakta, hatta seçim dönemlerinde teftişler tamamen durdurulmaktadır.”
“CEZASIZLIK RUTİNİ OLUŞTU”
Aslan, iş cinayetlerinde yaşanan artışın bir diğer nedeninin adli soruşturma ve yargılama süreçlerinin etkin şekilde yürütülmemesi olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“İş cinayetleri davalarında bugüne kadar sürdürülen yargılama pratiği dikkate alındığında, cinayetlerin asıl sorumlusu patronların ya hiç yargılanmadığı ya da ödül sayılacak göstermelik cezalarla dosyaların kapatıldığı; ilgili fabrika, atölye ve çalışma alanlarının denetiminden sorumlu kamu görevlilerinin ise neredeyse hakim yüzü dahi görmediği görülmektedir. Geçtiğimiz aylarda Kocaeli Dilovası’nda, İŞKUR binasına 20-30 metre mesafede kaçak üretim yapan Ravive Kozmetik’te yaşanan iş cinayeti sonrası Bakan Işıkhan’ın yaptığı ‘Sorumlu olanların tespit edilmesi ve hesap vermesi için ne gerekiyorsa yapıyoruz’ açıklamasına karşın yargılama sürecinde tek bir kamu görevlisinin dosyaya eklenmemiş olması da bunun son örneğidir.
Sermayeden yana işleyen bu yargılama pratiği hem patronlar hem de denetim görevini yerine getirmeyen kamu görevlileri ve siyasi sorumlular açısından ‘cezasızlık’ rutini oluşturmuştur. Kısmen de olsa adaletin sağlanabildiği iş cinayeti davalarının ardında ise hayatını kaybeden işçi yakınlarının, sendikaların, meslek örgütlerinin ve emekten yana siyasi partilerin kararlı ve ısrarlı mücadelesi olduğu bilinmelidir.”
“İŞÇİ ÖLÜMLERİ NE KADERDİR NE DE MÜNFERİT”
Aslan, 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma Maden Katliamı sonrası dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın “Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var” sözlerini hatırlatarak şunları kaydetti:
“Bu ‘kaderci’ ve iş cinayetlerini ‘münferit’ gören anlayışa karşı; bilinmelidir ki, işçi ölümleri ne kaderdir ne de münferit! AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002’den bugüne, 37 binden fazla işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Farklı atölyelerde, sanayi bölgelerinde ve çalışma alanlarında, farklı zaman dilimlerinde yaşanmasına karşın sistematik ve kitlesel şekilde yaşanan iş cinayetleri; kapitalistlerin üretim motivasyonu olan ‘daha fazla kâr’ güdüsü doğrultusunda sermaye iktidarı olan Saray düzeni tarafından inşa edilen düzenin dolaysız sonucudur. Hangi fabrikada yaşanırsa yaşansın, nasıl gelişmiş olursa olsun yaşanan iş cinayetlerinin failleri bu düzeni el birliği ile inşa eden sermaye sınıfı ve bu sınıfın iktidar gücü olan Saray rejimidir.”
MÜCADELE ÇAĞRISI
Aslan, işçi sınıfının mücadele tarihinin, işçi sağlığının öncelendiği bir üretim düzeninin kurulmasının mümkün olduğunu gösterdiğini belirterek şu çağrıyı yaptı:
“Bunun tek yolu ise Saray rejimi ve kapitalistlerin inşa ettiği mezbaha düzenini yerle bir edecek; işçi ve emekçilerin insanca yaşam ve insanca çalışma koşulları talebini esas alan yeni bir düzeni kuracak bir mücadelenin örgütlenmesidir. Sınıf sendikacılığı çizgisini esas alan bu mücadele; kapitalistlerin sınır tanımayan sömürü iştahını ve buna uygun yasal-siyasi zemini örgütleyen sermaye iktidarını hedef alan birleşik bir hattı kurmak zorundadır.
Her gün yeni sınıf kardeşlerimizi öldüren bu iş cinayetleri düzenine karşı; ‘İnsanca yaşam ve çalışma koşulları istiyoruz’ diyen tüm işçi ve emekçileri bu mücadele hattında birleşmeye çağırıyoruz. İş cinayetlerini birlikte önleyebiliriz!”





