Deniz Gezmiş’in yakın arkadaşlarından Aydın Çubukçu, İlke TV’de yayınlanan “Öne Çıkanlar” programında, 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın siyasi düşünce dünyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İlke TV'de Ahmet Ayva’nın sorularını yanıtlayan Çubukçu, Deniz Gezmiş’in Kürt meselesine yaklaşımındaki dönüşümün, Türkiye sol tarihi açısından “önemli bir kopuş noktası” olduğunu söyledi.
“DEV-GENÇ, KÜRTLERİ ÇOK BENİMSEMEYEN BİR YAPIYDI”
Çubukçu, dönemin öğrenci hareketi içinde Kürt devrimcilerle Dev-Genç arasındaki mesafeye dikkat çekerek şunları söyledi:
“Dev-Genç, Kürtleri çok benimsemeyen bir örgütlü yapıydı. Kürt arkadaşlar da Kemalizm dolayısıyla Dev-Genç’e uzak dururlardı. Onların Devrimci Doğu Kültür Ocakları diye ayrı bir örgütlülükleri vardı. Ne Fikir Kulüpleri Federasyonu’na ne de Dev-Genç’in oluşumuna Kürt devrimci arkadaşlarımız ilgi göstermezlerdi. Türkiye İşçi Partisi’ne ise özellikle Doğu Mitingleri dolayısıyla güven ve sempatileri vardı. Sanıyorum 1969’da Türkiye İşçi Partisi’nin örgütlediği Doğu Mitingleri sayesinde önemli bir oy potansiyelini de alabileceğini gören parti, programına Kürt sorununu bir biçimde yansıttı. Bu yüzden de kapatıldı.”
“DENİZ, KÜRT DEVRİMCİLERLE YAKIN İLİŞKİ KURABİLEN ENDER SOSYALİSTLERDEN BİRİYDİ”
Deniz Gezmiş’in diğer sosyalistlerden farklı olarak Kürt devrimcilerle güçlü ilişkiler kurduğunu ifade eden Çubukçu, şunları söyledi:
“Deniz Gezmiş, diğer bütün arkadaşlardan farklı olarak Kürt devrimcileriyle çok yakından arkadaşlıklar kurmayı başarabilmiş ender sosyalistlerden biriydi. ‘Türk’ dememden kastım aslında ulusal mensubiyet değil; sadece kendisinin böyle görünmüş olmasından dolayı ona ‘Türk devrimcisi’ diyebiliyoruz. Fakat Kürtlük meselesi ya da Kürt ulusal sorunu hakkında Niyazi ile herhangi bir şey konuştuğumu hatırlamıyorum. Niyazi bizden biriydi, bir Dev-Genç’liydi.”
Deniz Gezmiş’in Dev-Genç dışındaki Kürt çevrelerle ilişki kurduğunu anlatan Çubukçu, “Ankara’da Ziraat Fakültesi’nde güçlü Kürt arkadaş grupları vardı. İstanbul’da Orman Fakültesi ve Hukuk Fakültesi içinde yoğun Kürt öğrenci çevreleri bulunuyordu. Deniz bunlarla çok samimi ve yakın ilişkiler kurmayı başarabilen bir arkadaşımızdı. Bununla da övünürdü. Hatta bize kızardı: ‘Niye Kürt arkadaşınız yok?’ diye. Biz de Niyazi’yi gösterirdik: ‘İşte bir tane de bizim var’ diye” dedi.
KÜRTÇEDEN BAŞKA DİL KONUŞULMAYAN TOPRAKLARI GÖRDÜ
Çubukçu, Deniz Gezmiş’in silahlı mücadele kararı sonrasında Dersim başta olmak üzere Malatya, Adıyaman ve Bitlis’te köy gezileri yaptığını anlatarak şunları ifade etti:
“Dağları, coğrafyayı inceledi. Halkın ne durumda olduğunu kendi gözleriyle gördü. Orada derin yoksulluğun ve adeta yabancı bir ülkede geziyormuş hissinin ne anlama geldiğini fark etti. Kürtçeden başka bir dilin konuşulmadığı topraklarda dolaşırken bambaşka bir gerçeklikle karşılaştı.”
Çubukçu, Gezmiş’in bu deneyimlerden sonra Kürt meselesinin “alışılmış Türkiye’li devrimci kalıpların dışında” değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğünü belirtti.
“İDAM SEHPASINDA NE SÖYLEYECEKLERİNİ ÖNCEDEN TARTIŞTILAR”
Aydın Çubukçu, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam öncesinde yapacakları son konuşmaları da kendi aralarında tartıştığını söyledi. Özellikle Hüseyin İnan’ın Kürt meselesi üzerine yoğun şekilde çalıştığını belirten Çubukçu, şöyle devam etti:
“İdam sehpasında neler söyleyeceklerini kendi aralarında uzun uzun tartıştıklarını biliyorum. Bir görev dağılımı da yaptılar. Dolayısıyla Deniz’in söyledikleri, o anda aklına gelmiş ani refleksler değildi. Baştan sona Kürt meselesi, antiemperyalizm ve işçi sınıfı meselesi üzerine kuruluydu.”
“YENİ BİR ÇİZGİYİ DENİZ’İN MİRASI OLARAK BENİMSEDİLER”
Deniz Gezmiş’in yaşamının son döneminde önemli bir düşünsel dönüşüm yaşadığını ifade eden Çubukçu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Marksizm-Leninizm, Kürt meselesi ve işçi sınıfı… Bunların tümüne birlikte bakıldığında, Deniz’in artık kendi alışılmış düşünce kalıplarından önemli ölçüde koptuğu görülüyor. Arkadaşları da idamdan sonra bu konulara ağırlık verdiler. Baştan sona yeni bir çizgi oluşturmayı da Deniz’in bıraktığı bir miras olarak benimsediler.”





