Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü Mary Lawlor, beş ayrı BM raportörünün toplam yedi insan hakları savunucusunun suçlanmasına dair Türkiye Cumhuriyeti makamlarına ortak bir bildiri sunduğunu ancak Türk hükümetinden henüz bir yanıt gelmediğini ifade etti.

Özel Raportör Mary Lawlor, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Türkiye'ye yönelik birden fazla avukatın ve insan hakları savunucularının, özellikle İnsan Hakları Derneği (İHD) üyelerinin suçlanmasına ilişkin ortak bildiri yayınlandığını kaydetti. Lawlor, "Türkiye: İnsan hakları savunucuları Hatice Onaran, Suna Bilgin, Osman Süzen, Mehmet Acettin, Tuğba Kahraman, İsmail Boyraz ve Sabri Güngen hakkında" başlıklı metni kamuoyuyla paylaştı.

BM Özel Raportörleri Mary Lawlor, Gina Romero, Tlaleng Mofokeng, Margaret Satterthwaite ve Ben Saul’un imzasını taşıyan ortak bildiride, aralarında avukatların ve hak savunucularının bulunduğu yedi isme yönelik yargısal taciz ve fiziksel şiddet iddialarına dair eleştirilere yer verildi. Yüzde 79 engelli raporu bulunan 60 yaşındaki Hatice Onaran’ın, cezaevi idaresi gözetiminde mahpuslara temel ihtiyaçları için yatırdığı cüzzi miktardaki paraların "terörizmin finansmanı" sayıldığı belirtildi. Bildiride, "Cezaevi idaresi denetiminde ve yönetmeliklere uygun olarak yapılan insani yardımların terörün finansmanı olarak değerlendirilmesi, uluslararası hukuk ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Sözleşme (1999) ile bağdaşmamaktadır. İnsani yardımlar, terör suçu kapsamında kriminalize edilemez" denildi.

Suna Bilgin, Osman Süzen ve Sabri Güngen gibi isimler üzerinden savunma makamının Türkiye’de hedef alındığı vurgulanan bildiride, avukat Sabri Güngen’in adliye içerisinde polisler tarafından darbedildiği, savcılık makamı tarafından ise bu durumun "basit güç kullanımı" olarak nitelendirildiği ifade edildi. Avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmemesi gerektiği hatırlatılan metinde, avukatların mesleki görevlerini yerine getirirken baskı, taciz ve müdahale olmaksızın çalışabilmelerinin hukuk devletinin temel taşı olduğu, mevcut uygulamaların savunma hakkını ciddi şekilde zayıflatma riski taşıdığı belirtildi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri Mehmet Acettin, Tuğba Kahraman ve İsmail Boyraz’a yönelik gözaltı ve ev hapsi kararlarının örgütlenme özgürlüğüne yönelik caydırıcı bir etki yarattığı kaydedildi. Türkiye’deki Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) muğlak dilinin temel hak ve özgürlükleri kısıtlamak için kullanıldığına dair endişelerin dile getirildiği bildiride, "Bu tedbirlerin doğrudan hak savunuculuğu ve avukatlık mesleğinin icrasıyla bağlantılı görünmesi, Türkiye’nin Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICCPR) kapsamındaki uluslararası yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmektedir" ifadesi kullanıldı.

BM'DEN HÜKÜMETE SORULAR

Hazırlanan ortak bildiride, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden şu sorulara yanıt istendi: "Hatice Onaran’ın sağlık hakkına erişimi için hangi önlemler alındı? Terörle mücadele mevzuatının uluslararası standartlara uyumu için bir reform planı var mı? Avukatların fiziksel şiddet ve yargısal tacizden korunması için ne gibi adımlar atılıyor?"

Birleşmiş Milletler, hükümetten gelecek yanıtın 60 gün içinde kamuoyuyla paylaşılacağını ve söz konusu cevabın BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunulacak raporun bir parçası olacağını duyurdu. Soruşturma ve bildiri süreciyle ilgili uluslararası takip mekanizmalarının işletilmeye devam edeceği vurgulandı.