Anonim bir yazar tarafından kaleme alınan blog yazısı ve bunu destekleyen bilimsel araştırmalar, insan ömrünün algılanış biçimine dair çarpıcı bir perspektif sunuyor. Teoriye göre insanlar zamanı lineer, yani düz bir çizgide ilerleyen eşit birimler olarak değil, logaritmik bir şekilde algılıyor. Bu durum, çocukluk döneminin hissedilen yaşam süresinin neredeyse yarısını kaplamasına neden oluyor. Yetişkinlikte zamanın çok daha hızlı akıp gitmesi hissi de temel olarak bu algı biçimine bağlanıyor. Ancak bu hızlı akışı kırmanın ve yaşamın yoğunluğunu yeniden yakalamanın bir yolu var; o da çocuk sahibi olmak. Ebeveynler, çocuklarının deneyimlerine ortak olarak kendi çocukluklarının o yoğun ve anlamlı zaman dilimini tekrar tecrübe etme şansı buluyor. Rutinleşen hayat, çocukların keşifleriyle yeniden anlam kazanıyor.

Zaman algısı neden yaşlandıkça hızlanıyor?

Araştırmalar, öznel zaman algısının Weber-Fechner yasasıyla uyumlu logaritmik kalıpları izlediğini doğruluyor. Bu yasaya göre, yaş ilerledikçe her yeni yıl, o ana kadar yaşanan toplam ömrün daha küçük bir yüzdesini oluşturduğu için zaman daha hızlı geçiyor gibi hissediliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, en erken anıların yaygın inanış olan 3,5 yaş yerine 2,5 yaş civarında başladığını ortaya koyuyor. Uzak anıların daha yakın hissedilmesine neden olan teleskop etkisi hesaba katıldığında, çocukluk dönemi zihinsel kayıtlarımızda düşündüğümüzden ve hissettiğimizden çok daha geniş bir yer kaplıyor. Bu durum, çocukluğun neden bu kadar uzun, yetişkinliğin ise bir o kadar kısa hissedildiğini bilimsel bir temele oturtuyor.

Çocuklar sayesinde zamanı yeniden yakalamak

Yetişkinler için zamanın bu hızlı akışını yavaşlatmanın yolu ise çocukların dünyasına girmekten geçiyor. Blog yazısına göre ebeveynler, çocuklarının ilklerine tanıklık ederek bu yoğunluğu dolaylı yoldan tekrar yaşıyor. Çocuklar, ebeveynlerin kendi hayatlarından hatırlamadıkları ilk adımlar veya ilk kelimeler gibi anları onlara sunarak zamanı somutlaştırıyor. Bunun yanı sıra, Satürn'ü teleskopla ilk kez görmek gibi ebeveynin hatırladığı deneyimler de çocukla birlikte yeniden keşfedildiğinde sıradan olmaktan çıkıp derin bir anlam kazanıyor. Böylece yetişkinler, çocukluk geleneklerini yeniden yaratarak ve yavrularının heyecanına ortak olarak rutin deneyimleri duygu yüklü anlara dönüştürüyor.