Alman barış hareketinin isteği nihayet gerçekleşiyor mu? Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump geçenlerde Almanya’da konuşlandırılmış 39 bin ABD askerinin beş binini geri çekeceğini ve uzun süredir planlanan Tomahawk füzelerinin gönderilmesinden vazgeçildiğini açıklamıştı. Burjuva medyası bu açıklamayı “Trump Şansölye Merz’e İran nedeniyle ceza kesiyor” diye yorumlarken, Almanya’daki egemen siyasetten “caydırıcılık için alternatif bulmalıyız” sesleri yükseldi.

Ama aynı şekilde ABD’de de itirazlar duyuldu. Hatta Cumhuriyetçi Parti içinden Almanya’nın İran’a yönelik saldırı için “böylesine geniş kapsamlı yardımlarına karşı, Almanya’yı cezalandırmak yanlıştır” eleştirileri yapıldı. Merz hükümetinin “biz İran’a karşı savaşa katılmadık” iddiası da böylelikle yalanlanmış oldu. Başta Ramstein olmak üzere, ABD’nin Almanya’daki askeri üsleri, aynı Landshut’taki askeri hastane gibi, ABD’nin dünya çapındaki askeri altyapısının vazgeçilmez bir unsuru. ABD ordusunun Avrupa’daki eski komutanı, emekli Tuğgeneral Ben Hodges’in dediği gibi, “Almanya ve Avrupa’daki birliklerimiz Almanları korumak veya başkaları için orada değiller, ABD için oradalar. Birlikleri geri çekmek ABD’nin savaş lojistiğini zayıflatmak demektir”.

Aslına bakılırsa Trump’ın açıklaması sadece bu nedenle sembolik değerde sayılabilir. Öte yandan, Avrupa çapında 85 bin ABD askerinin bulunduğu ve nükleer ortaklık ilkesinin yürürlükte olduğu düşünülürse, başka bir nedeni olduğu anlaşılabilir. Bir kere Almanya’nın Büchel kenti yakınındaki hava üssünde 20 adet B61 tipi nükleer bombanın bulunduğu ve bunların kullanılması için Alman Tornado savaş uçaklarının hazır tutulduğu biliniyor. Ayrıca Scholz hükümeti döneminde Almanya 35 adet F-35 savaş uçağı satın alarak “nükleer paylaşımı” garanti altına almıştı. O açıdan Trump’ın açıklamasını Almanya’nın silahlanma bütçelerinin artırılması için gerekçe hazırlayan bir propagandif söylem olarak okumak mümkündür düşüncesindeyiz.

Zaten Alman devleti ne zamandır Rusya’yı askeri açıdan baskı altına alabilmek için taktik nükleer füze arayışındaydı. Tomhawak’ların gönderilmesinden vazgeçilince, bu daha da ivedi hale geldi. 2024 Temmuz’unda Washington’da gerçekleştirilen NATO zirvesinde Almanya Fransa, İtalya ve Polonya ile ortak ELSA (Avrupa Uzun Menzilli Vuruş Yaklaşımı) projesine başlandığını ilan etmişti. Şimdi ise ELSA projesinin hızlandırılacağı açıklandı. ELSA projesi kapsamında, menzili en az iki bin kilometre olan seyir füzeleri ve hipersonik füzelerin geliştirilmesi ve üretilmesi hedefleniyor. Bu tip füzeler Rusya’ya karşı geliştirilen silahlanmanın ve Alman Dış Politika Topluluğu DGAP araştırma müdürü Christian Mölling’in dediği gibi, “Rus kumanda merkezlerini yok edecek” saldırı stratejisinin merkezi unsuru.

Sonuç itibariyle Trump’ın açıklaması, bir taraftan İran’a yönelik saldırı savaşında eksilen mühimmat sayısını telafi etmek ve asıl askeri yoğunluğu Hint-Pasifik bölgesine yönlendirme planları anlamında anlaşılır bir söylem. Diğer tarafta ise Almanya ve Avrupa’nın militarist dönüşümünü hızlandırma anlamında kullanılabilecek müthiş bir gerekçedir. Nihayetinde ABD askerleri eve geri dönmeyecek, bazı birlikler çekilerek dünyanın ABD açısından daha önemli bölgelerine yerleştirileceklerdir. Gene de “Ami go home!” sloganı hala geçerliliğini korumaktadır. Bunu gerçekleştirebilmek içinse etki gücü yüksek, tutarlı ve geniş toplumsal kesimleri kucaklayan enternasyonalist bir barış hareketi gereklidir.

Dünyanın Alman faşizminden kurtuluşunun 81’inci yıldönümü olan 8 Mayıs arifesinde Alman militarizminin nükleer füzelere kavuşma arayışı, Alman tekelci burjuvazisinin tarihten hiçbir şey öğrenmediğini kanıtlıyor. Nasıl ki Weimar Cumhuriyeti’nin zehirli toprakları Alman faşizmini beslediyse, günümüzün Berlin Cumhuriyeti de militarist dönüşümü, yayılmacılığı ve saldırgan dış politikasıyla yeni bir savaşın kapısını açıyor, çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecini hızlandırıyor, demokratik ve sosyal hakları rafa kaldırmaya hazırlanıyor. 8 Mayıs 1945’in bize öğrettiğini yeniden ve yeniden bilince çıkartmak gerekiyor: Antifaşist, antiemperyalist ve antikapitalist mücadele olmaksızın barış olanaksızdır!