İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin Onur Haftası kapsamında kampüs içerisinde düzenlenmek istediği piknik, İslamcı ve ülkücü grupların linç tehditleri üzerine iptal edilmişti.

 Bu gruba polisin bir müdahalesi olmazken, arkadaşlarına destek olmak için bekleyen 26 öğrenci polis tarafından gözaltına alınmıştı. Yaşananlara ilişkin üniversite öğrencileri dokuz8HABER’in sorularını yanıtladı. 

İstanbul Üniversitesi Eşitlik Topluluğu olarak yapmayı hedeflediğiniz etkinliğin(pikniğin) detaylarından bahseder misiniz?

Senelerdir olduğu gibi bu yıl da dünyanın her yerinde Onur Ayı etkinlikleri yapılıyor. Biz de Eşitlik Topluluğu olarak bu Onur Ayı etkinlikleri kapsamında kampüsümüzde sömürüsüz, vegan bir piknik düzenlemeye karar verdik. Bu piknik, hayatının her alanında ötekileştirmeye, şiddete ve örgütlenen nefrete maruz bırakılan insanlar için güvenli ve huzurlu bir alan oluşturabilmemiz ve kampüsler de dahil olmak üzere hayatın her alanında var olduğumuzu haykırabilmemiz için çok önemliydi. Ana kampüsün farklı fakültelerde okuyan öğrencilere kapatılmasının ardından pikniğimizi İletişim Fakültesi’nde yapmayı uygun gördük. Pikniğimiz için çağrı yaparken sık sık “Nefrete inat yaşasın hayat!” sloganını kullandık, nefretin yer bulamadığı alanlar var edebileceğimizi göstermek istedik ancak etkinliğimiz nefretin hedefi haline geldi.

"BU NEFRETE SESSİZ KALMAYACAĞIZ"

Kadınlar Danıştay önünde: Hayatlarımızı savunmaya geldik! Kadınlar Danıştay önünde: Hayatlarımızı savunmaya geldik!

 Yapılması planlanan piknikte sürecin böyle ilerleyeceğini bekliyor muydunuz?

Pikniğimizi duyurmamızın ardından üniversitemiz içinde örgütlü faşist ve fobik siyasi topluluklar tarafından tehditlere ve nefret söylemlerine maruz bırakıldık ancak bunların etkinliğimizi gerçekleştirmemize engel olamayacağını biliyorduk. Aldığımız tehditlere karşı etkinliğimizi sınıf gruplarımıza ve üniversitemizin diğer topluluklarına duyurduk. Pikniğimizi olabildiğince kalabalık gerçekleştirmeyi ve görünürlüğümüzü arttırmayı amaçladık. Hedef göstermelerin ardından üniversitemiz ile hiçbir bağı olmayan şeriatçı gruplar linç tehditleri ile etkinlik günümüzde Beyazıt’a çağrı yaptılar. Açık açık ölüm tehditleri savuran bu çetelerin ellerini kollarını sallayarak saatlerce kampüsümüzün çevresinde sloganlar eşliğinde dolaşması çok da "beklenebilir" değildi açıkçası. Ellerine fırsat geçtiği anda kan döken bu grupları Madımak'tan, Maraş'tan tanıyoruz. Hayatın her alanında örgütlenen bu nefrete karşı sessiz kalmayacağız.

"KAMPÜSÜMÜZÜN ÇEVRESİ SARILDI"

Yaptığınız çağrı sonrası birçok İslamcı ve Ülkücü grubun tehdit söylemleriyle alanı doldurduğunu gördük. Bu olaylar yaşanırken siz Eşitlik Topluluğu olarak nasıl tepki verdiniz? Süreç nasıl ilerledi?

Piknik çağrımızın ardından yaptıkları açıklamalarla kendilerini üniversitelerin sahipleri ilan eden gruplara “Beyazıt kimin ayol?” diye sorduk. Çünkü üniversiteler öğrencilerindir, bileşenlerine aittir. Ne rektörler ne de faşist ve fobik çeteler üniversitelerin sahibidir. Daha sonra, pikniği gerçekleştirmeyi planladığımız gün, üniversitemizdeki diğer topluluklardan ve başka üniversitelerden bizlere destek olmaya gelen arkadaşlarımız ile kampüsümüzün içinde ve çevresindeki farklı noktalarda etkinlik saatini beklemeye başladık. Bekleyeceğimiz noktalara doğru ilerlerken, videolarda da gördüğümüz üzere, kampüsümüzün çevresinin gözlerini nefret bürümüş, sayıları gittikçe artan gruplar tarafından sarıldığını gördük. Erken saatlerden itibaren kampüs çevresinde konumlanan polisin de bu kalabalığa hiçbir müdahalesi olmadı. Bizi linç etmek üzere toplanmış bu şeriatçı ve faşist çetelerin işbirliğine şahit olduğumuzda kendimizin ve arkadaşlarımızın can güvenliğini tehlikeye atmamak adına etkinliğimizi iptal ettiğimize dair açıklamamızı paylaştık.

 Kampüsün içerisindeki güvenliğinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu olaylar yaşanırken polisin tutumu nasıldı, bu tutumla ilgili düşünceleriniz neler?

Her zaman söylediğimiz gibi biz hayatın her alanındayız ancak hayatın hiçbir alanı bizim için güvenli değil. Öğrencilere yöneltilen linç tehdidine sessiz kalan rektör de okulumuzda görevli dekanlar ve akademisyenler de bu saldırının ortağıdır. Kampüslerimizde güvende hissetmemiz bu insanların sorumluluğudur, güvende hissetmiyoruz, güvenli alanlar talep ediyoruz. 

Daha birkaç hafta önce gerekçe dahi göstermeden trans kadın arkadaşlarımızın evlerine kadar giren, her fırsatta LGBTİ+ların yaşamlarına müdahale eden polis, bizleri alenen tehdit eden yüzlerce kişilik kalabalığa yaklaşmadı bile. Linç tehdidi ile toplanmış yüzlerce kişilik kalabalığın olduğu yere gelen polis sayısı; kadınların, LGBTİ+ların 15-20 kişilik sokak eylemlerine müdahale etmeye gelen polis sayısına yakındı. Gözaltına alınan 26 arkadaşımızın aslında gözaltına alınmadığı ve polisin onları korumak için alandan çıkardığı iddia edildi. Soruyoruz, polis arkadaşlarımızı ters kelepçe ile araca bindirerek mi koruyor? Bu bir gözaltı değilse neden arkadaşlarımızın telefonlarına el konuyor ve onlara ulaşmamız engelleniyor?

"TOPLUMUN BİR PARÇASIYIZ"

Onur Yürüyüşlerine gelen yasaklar, artan nefret söylemleri ve şimdi de gelen tehditler sonrası Eşitlik Topluluğu olarak nasıl bir yol izlemeyi düşünüyorsunuz?

Biz, bize yöneltilen bu nefreti tanıyoruz. Var oluşlarımızın tartışmaya açık olmadığını ve dayanışmamızın bu nefretten güçlü olduğunu biliyoruz. Kampüslerdeyiz, sokaklardayız, atanmış/seçilmiş ailelerimizin ve toplumun bir parçasıyız. Bu farkındalıklarla ilerleyip güvenli alan oluşturma mücadelemize devam edeceğiz. Hiçbir kimliğin dışlanmadığı ve kendini yalnız veya yanlış hissetmediği kampüsler istiyoruz. Bunun hakkımız olduğunu biliyoruz. Ve bunu elde edene kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.

Üniversitelerdeki LGBTİQA+ topluluklarını, kulüplerini bundan sonra sizce neler bekliyor?

Dayanışmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bir süreçteyiz. Üniversitelerin LGBTİ+ toplulukları olarak kampüslerimizde benzer durumlarla karşılaşıyoruz. Kulüpleşme başvurularımız değerlendirilmiyor, var olan kulüplerimiz kapatılıyor; topluluklarımız görülmüyor, tanınmıyor ve faaliyet alanlarımız kısıtlanıyor. Parçası olduğumuz kampüsleri kullanmamıza izin verilmiyor. Üniversitelerimizin bileşeniyiz, kayyum rektörlerin elbet bir gün gideceğini biliyoruz, biz kalacağız. Dayanışmamızın örgütlenen nefretten büyük olduğunu biliyor ve topluluklar olarak birbirimize alanlar açıyoruz. Elimizde olan imkanlarımızı birbirimiz için kullanıyoruz. Bu dayanışmamız sürecek ve LGBTİ+lar kampüslerde her zaman var olacaklar! Hakkımız olan kampüslerde gizlenmek, saklanmak zorunda kalmadan “Varız ve var olacağız!” diye haykırıyoruz!