42 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Esra Işık için İzmir Barosu önünde açıklama yapan hukukçular ve baro temsilcileri, tutukluluğun 'hukuksuz' olduğunu savundu. İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz, 'Esra toprağını terk etmemek için mücadele etti, şimdi ona yurt dışı yasağı getiriliyor' dedi.

Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına karşı çıktığı gerekçesiyle tutuklanan ve 42 gün sonra tahliye edilen Esra Işık'ın ardından İzmir Barosu önünde açıklama yapıldı.

TAHLİYE SONRASI İLK AÇIKLAMA

İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz, 'Esra 31 Mart günü tutuklandı. Haksız ve hukuksuz bir biçimde tutuklandı. 42 gün tutuklu kaldıktan sonra bugün enteresan bir adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı. Neydi bu enteresan adli kontrol kararı? Yurt dışı çıkış yasağı. Oysa Esra, toprağına, ağacına, kuşuna, çiçeğine sahip çıkmak için, köyüne sahip çıkmak için, orada kalmak için, yani atalarının mezarına sahip çıkmak için, oradan ayrılmamak için bu mücadeleyi verdi. Esra'ya yurt dışı çıkış yasağı verdiler. Böylesi garip bir toplum, böylesi garip bir hukuki bakış açısı. Aslında bu tutukluluk kararı baştan sona yanlış bir tutukluluk kararıydı. Ama Esra özelinde işte doğasını, toprağını, havasını, suyunu korumaya çalışan, sahip çıkmaya çalışan, muhalif olmaya çalışan, vatanına sahip çıkmaya çalışan, toprağına sahip çıkmaya çalışan insanlara Esra üzerinden bir gözdağıydı. Ve yine tekrar ediyorum, bir kez daha söylüyorum. Diyorum ki bu direniş olmasaydı bugün o bölgede gerçekten orman adına, ekoloji adına hiçbir şey kalmayacaktı' diye konuştu.

'Hukuk güvenliğinin olmadığı bir ülkede yaşıyoruz' diyen Yılmaz, 'Yarının sizin için ne getireceğini bilmediğimiz bir ülkede yaşıyoruz. O yüzden bizlerin çabaları, sizlerin çabaları sadece doğa için değil ki bugün için değil. Bakın yarınlara taşınacak bir yaşamdan bahsediyoruz biz. Bugünkü mücadelenin temelinde de o var zaten. Esra'nın yaptığı da oydu. Akbelen halkının yaptığı da oydu. O köylerde toprakları acele kamulaştırılıp el konulan yurttaşların da yaptığı aslında buydu. Yani biz toprağımıza, geleceğimize sahip çıkmak istiyoruz diyor arkadaşlarımız. Yani orada emek veren herkesin tek söylediği söz buydu. Ne yazık ki Esra'nın sesi biraz yüksek çıktı, fazla çıktı, fazla göz önünde oldu. İşte fazla göz önünde olduğunuz zaman sizin için yeni bir tehlike başlıyor. Çünkü bu ülkede hak mücadelesi vermek kolay değildir. Hak mücadelesinin peşinde koşanlar için her zaman bir gözaltı, her zaman bir tutukluluk ve hatta uzun zaman devam eden tutukluluklar söz konusu olur' ifadelerini kullandı.

Yılmaz sözlerine şu şekilde devam etti:

'Bunlar o kadar aleni bir biçimde yürütülüyor ki işte önemli olan burada bir adım geri atmamaktır. Umuttan vazgeçmemektir. Hayallerimizden vazgeçmemektir. Başkalarının hayalleriyle yaşamak zorunda değiliz. Bizim bu ülke için, Esra'nın bu ülke için, o bölgenin ya da Türkiye'de doğayı, hayatı geleceğe taşımak isteyen insanların hayalleri var. Her şey mümkün bu ülkede. Başka bir dünya mümkün, barış mümkün. Bu ülkede başka bir hukuk mümkün. Geleceğe taşıyacağımız daha özgür, hepimizin fikrini istediğimiz gibi söyleyebileceğimiz bir dünyayı yaratmak mümkün. Ama bunu istemezler. Neden istemezler? Çünkü bu ülkenin yurtseverlerine karşı, bu ülkenin işçisine, köylüsüne, avukatına, sendikacısına, siyasetçisine, kendileri gibi düşünmeyen herkese karşı düşman hukuku uygularlar. Neden? Bölerek yönetmek isterler. Birleştirerek kardeşçe, barış içinde bir ülke istenseydi bugün bu yaşananların hiçbiri olmazdı' dedi.

AVUKAT CANGI: MÜCADELE BİTMEDİ

İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı, 'Bu iş burada bitmiş değil. Ne yazık ki bitmiş değil. En son aldığımız bilgiye göre savcı tahliyeye itiraz etmiş. Zaten talebi tutukluluğun devamı yönündeydi. Bu şunu gösteriyor: 1 Haziran'daki duruşmada da savcı mütalaasını verirse mahkûmiyet yönünde mütalaa verecek. O nedenle Esra'nın adalet arayışı mücadelesi devam edecek. Ama bununla da kalmayacağız. Esra şimdi hürriyetine kavuştu ve mücadeleye kaldığı yerden devam edecek. Asıl mücadele, kendisinin de söylediği gibi, Akbelen ve bölgedeki toprağın, ekolojinin, kurdun kuşun, insanın özgürleşmesi mücadelesi. Acele kamulaştırma adı altındaki çökme hareketinin defedilmesi. Bu bir çökme hareketidir çünkü her ne kadar bu kadar çaba ile Danıştay 6. Dairesi'nden yürütmeyi durdurma kararı almış olsak da çok önemli bir karar, çok kıymetli bir karar. Bu siyasi ortam içinde, yargının bu kadar baskı altında olduğu bir dönemde bu kararları almak kolay değil. Şirket hemen ertesi gün bir açıklama yaptı. Yaptığı açıklamaya göre diyorlar ki bu yürütmeyi durdurma 198 parsel için verildi. Oysa 679 parsel için acele kamulaştırma kararı verildi. Danıştay'ın hukuka aykırı olduğunu tespit eden acele kamulaştırma kararının dava açmayanlar yönünden uygulanmayacağını söylüyorlar. Ve dava dosyasına gelen Cumhurbaşkanlığı'nın, MAPEG'in avukatının yazdıkları da bunu destekliyor. Şimdi bu Danıştay kararının herkes için geçerli olduğunu mücadelesini vermek durumundayız. Bunun için de hukuk kurumlarına ciddi görev düşüyor. Ciddi bir desteğe ihtiyacımız var' şeklinde konuştu.

KAMUOYU DESTEĞİNE VURGU YAPILDI

Keşfin hukuki değerinin kalmadığını dile getiren Cangı, 'O keşfi engellediği gerekçesiyle Esra tutuklandı. Oysa 5 Nisan'da Danıştay'ın kararı tebliğ edildiği anda o iddia doğru olsa bile, Esra'nın keşfi engellediği kabul edilse bile o keşfin hiçbir hukuki değeri kalmadı. Mahkemenin, savcılığın bunu göz önüne alıp hemen karar vermesi gerekiyordu. Öyle olmadı. İtirazımızı, pazartesi yaptığımız itirazı hafta sonuna kadar bekletip cuma günü mesai bitiminde reddettiler. Ağır Ceza Mahkemesi reddetti. Bu şekilde sürüncemede kaldı. Yani hürriyetine kavuşması kolaylıkla olmadı. Bu tüm kamuoyunun desteğiyle oldu. Haklı mücadelenin desteğiyle oldu. O nedenle ben kamuoyuna seslenmek istiyorum: Esra tahliye oldu diye burayla ilgilenmeyi bırakmayınız. Burayla ilginizi kesmeyiniz. Çünkü buradaki mücadelede daha yapacak çok iş var. Ne zaman ki kendisinin de Esra'nın söylediği gibi o termik santraller, kömür madenleri işleten şirketler oradan defolup gitmeden, orasını kendi hâline bırakmadan, doğal yapısına bırakmadan bu mücadelenin bitmesi mümkün değil' ifadelerini kullandı.

KEMAL AYTAÇ: KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDECEĞİZ

ANKA Haber Ajansı'na konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu'ndan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Aytaç, 'Yani kızımızın orada olması zaten gerekmiyordu. Ama aynı zamanda yine de öfkeliyiz. Neden öfkeliyiz? 42 gün orada tutuldu haksız yere. Ve verilen kararı okuduğumuzda zaten biliyorsunuz, tutuklanırken 'bundan sonraki keşiflere engel olmasın' diye o gerekçeyle tutuklandı. Ben bunca yıllık meslek hayatımda ilk defa böyle bir gerekçe okudum. Bugün Esra Işık'ın tahliye edilmesinin sebebi aslında genel olarak ülkede sadece bugün yaptığımız basın açıklaması değil. Mutlaka onun da bir etkisi olmuştur ama kamuoyunda, gerçekten artık sıradan insanlarda bile 'Esra Işık niye tutuklu?' sorusu oluştu. Dolayısıyla bu kamuoyu baskısı nedeniyle Esra Işık tahliye edilmiş oldu. Kaldığımız yerden devam edeceğiz. Çevreyi, doğayı, insanı, yaşamı savunacağız. Esra da bunu yapacak. Önümüzdeki süreçte bu mücadeleyi hep birlikte sürdüreceğiz' dedi.

Esra Işık'ın avukatlarından Ramazan Akkaya, 'Müvekkilimiz 30 Mart 2026 tarihinde gözaltına alınmıştı. 31 Mart 2026 tarihinde hâkim huzuruna çıkarılıp tutuklandı. O günden beri bir adalet mücadelesi veriyoruz. Şu anda belki de o 30 Mart'tan bu yana en mutlu olduğumuz zamanı yaşıyoruz çünkü Esra özgür. Esra doğasına kavuşacak. Esra'nın en önemli özelliği şu; kendisi bütün Akbelen sürecini annesiyle beraber yaşayan bir insan. Muğlalıların deyişiyle söyleyeyim; koca ninesinin mezarındaki kemikleri madenden dolayı başka bir yere gömmek zorunda olan bir insan. Bütün tepkisi, bütün feryadı maden şirketlerine karşıdır. O bir yaşam savunucusudur. Bir yaşam savunucusunun da özgür olması gerekir' diye konuştu.

Kaynak: ANKA