İstanbul’da gerçekleştirilen geleneksel Feminist Gece Yürüyüşü öncesinde Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından ilçe genelinde 24 saat süreyle gösteri ve yürüyüş yasağı kararı alındı. Yasak kapsamında Taksim ve çevresindeki yollar ile ara sokaklar araç ve yaya geçişine kapatılırken, İstanbul Valiliği’nin kararıyla M2 Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı’nın Taksim istasyonu, F1 Taksim-Kabataş Füniküler Hattı ve Şişhane istasyonunun İstiklal Caddesi çıkışı hizmete kapatıldı. Bölge genelinde yoğun güvenlik önlemleri alınarak çok sayıda çevik kuvvet ekibi konuşlandırıldı. Tüm engellemelere rağmen binlerce kadın, yürüyüş için Sıraselviler Caddesi’nde toplandı.

"İTAAT YOK, İSYAN VAR"

Ellerinde dövizlerle bir araya gelen katılımcılar, “Bağır herkes duysun, erkek şiddeti son bulsun”, “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz”, “Erkek vuruyor, devlet koruyor”, “İtaat yok, isyan var”, “Kadınlar ölürken polis neredeydi”, “Nefrete inat yaşasın hayat”, "Jin, jiyan, azadi" ve “Kadınlar savaş istemiyor” sloganları eşliğinde Cihangir’e doğru yürüdü. Cihangir Katlı Otoparkı önünde sona eren yürüyüşün ardından Türkçe, Kürtçe ve Arapça dillerinde basın açıklaması yapıldı.

Basın açıklamasında şu ifadeler kaydedildi:

“Bugün burada 24'üncü Feminist Gece Yürüyüşü bir aradayız. Her yıl olduğu gibi coşkumuz, isyanımız ve dayanışmamızla sesimizi yükseltiyoruz. Bugün bu alana polis barikatlarını aşarak, uzun yollar yürüyerek geldik. Neden mi? Çünkü hepimiz kurtuluşumuzun feminizmde olduğunu, bu dünyada var olmak için tek seçeneğimizin feminizm olduğunu biliyoruz. Dün, bugün, muhtemelen yarın; her gün her birini erkeklerin çıkardığı savaşa ve yarattığı yıkıma uyanıyoruz. Yanı başımızda İran’a ABD ve İsrail füzeleri düşerken Türkiye, NATO üslerini kullanıma açarak bu suça ortak oluyor. Bu savaşı 'kadınları özgürleştirme' adına meşrulaştırmaya çalışan İsrail’in hapishanelerinde Filistinli kadınlar işkence görüyor. Suriye’de ABD desteğiyle iktidarda olan HTŞ, Alevi, Kürt, Arap, Dürzi kadınları öldürüyor. Epstein dosyalarını ve kendi suç ortaklığını örtmek için elinden geleni yapan Trump, ancak düşmanını bombalamak için işlevli olduğunda kadınların özgürlüğünü aklına getiriyor. Biz bu yalanı Irak'tan, Afganistan'dan biliyoruz. Dünyayı kimlerin talan ettiğini, bizlerden çalıp nasıl da zenginleştiklerini izliyoruz. Bizleri açlıkla sınayıp cebimizdeki üç kuruşa, ağzımızdaki iki lokmaya göz koyarlarken hem de. Bizleri birbirimize düşman ederken gücüne güç katanları görüyoruz. Hepimizin yaşamını nasıl da soluksuz bıraktıklarını. Bildiğimiz dünyanın alaşağı olduğu şu günlerde, bu karanlığa kapılmamak, umutsuzluğa alışmamak ve erkeklerin yarattığı bu düzene razı gelmemek gerektiğini birbirimize hatırlatıyoruz. Tam da bu yüzden bir yandan islamcı diktatör rejimlere karşı direnirken diğer yandan ABD ve İsrail saldırganlığına karşı 'bizim özgürlüğümüz sizin ellerinizle gelmeyecek' diyen kadınların sesine ortak oluyoruz."

Açıklamanın devamında ayrıca şunlar ifade edildi:

"Yüzyıllardır erkekler biz kadınların sırtından geçiniyor, kadınların karşılıksız emeği sayesinde karnı tok, sırtı pek bir hayat sürüyor. Kadınların ev içinde yeniden ürettiği yaşam sayesinde kamusal hayatta boy gösteriyor, ücretli işlerde rahatça çalışıp statü elde edebiliyor. Kadınların cinselliklerini kontrol ediyor, adına sevgi diyerek kadınların kendi hayatları üzerindeki karar alma haklarını gasp ediyor. Kadınların kendilerine tabi olduğuna dair sarsılmaz inançla, kadınlara şiddet uygulamayı, öldürmeyi kendilerine hak görüyor. Bazen arkalarına bir tarikatı, bazen bir çeteyi, bazen devletin savcısı olmanın gücünü alarak. Önleyici koruyucu politikaların uygulanmamasından, cezasızlıktan, kadınların en temel haklarının; medeni kanunun, boşanmanın, nafakanın, kürtajın sürekli tartışma konusu yapılmasından, saldırı altında olmasından besleniyor erkekler. Yok 'aile yılı', yok 'bizi cinsiyetsizleştirecekler' diyerek, işi cinsiyeti denetlemeye kadar vardırıp 'cinsiyetine uygun olmayan davranışlar' diye uyduruk kategoriler yaratarak transların hormona erişimini ve yaşam hakkını engellemeye, temelde erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliğini korumaya çalışıyorlar. Çünkü bu egemenliğin tehlikede olduğunu biliyorlar, çünkü feminizmin değiştirme gücünün yarattığı tehlikenin farkındalar. Çünkü bu düzen değişecek. Bugün burada olan/olamayan, kendi hayatında patriyarkaya karşı mücadele veren her kadın sayesinde. Bizler, yüz yıl önce bu sokakta yürüyen bir kadının belki ancak hayal edebileceği bir mücadeleyi gerçek kılarak erkeklerin kadınlara karşı işledikleri suçları nasıl açığa çıkardıysak, yeni bir dünyayı da böyle kuracağız, feminist dayanışmamız sayesinde. Kendi hayatlarımıza yön vermek, özgür olmak, bedenimize, emeğimize, cinselliğimize, kimliklerimize sahip çıkmak için. Geleceğimize sahip çıkmak için. Kurtuluşumuz feminizmde diyoruz. Kurtuluş birlikte, feminist dayanışma ile mümkün. Kendi yaşamlarımızdan, bizden önce gelen tüm kadınlardan öğrendiklerimizle dünyayı dönüştüreceğiz. Çünkü barış içinde, çünkü düşman olmadan, çünkü eşit ve adil bir hayat kurarak yaşamanın mümkün olduğunu feminizmden öğrendik. Bu nedenle tekrar ediyoruz; yaşasın feminist mücadelemiz.”