DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Urfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede meydana gelen ve 16 yurttaşın yaralandığı silahlı şiddet eyleminin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Meclis araştırması açılması için önerge sundu.
14 Nisan 2026 tarihli önerge, TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Önergede, eğitim kurumlarında artan şiddet riskinin münferit bir adli süreç olarak değil; çocukların ve gençlerin eğitim hakkı, yaşam hakkı ve güvenli eğitim ortamında bulunma hakkı çerçevesinde ele alınması gerektiği vurgulandı.
EĞİTİM ORTAMLARINDA GÜVENLİK, HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER BÜTÜNCÜL ELE ALINMALI
Önergede, Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleşen silahlı şiddet eyleminin, bireysel bir fail üzerinden açıklanamayacak kadar çok boyutlu yapısal sorunlara işaret ettiği belirtildi. Failin aynı okulun eski öğrencisi olduğuna ve olayın ardından yaşamını yitirdiğine ilişkin bilgiler de metinde yer aldı.
Önergenin devamında, eğitim kurumlarında öğrencilerin güvenli, eşitlikçi ve kapsayıcı bir ortamda eğitim görme hakkının giderek daha fazla risk altında olduğu ifade edilerek, bu durumun yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, eğitim ve sosyal politika bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
YOKSULLUK, EŞİTSİZLİK VE GÜVENCESİZLİK GENÇLERİ DERİNDEN ETKİLİYOR
Önergede, derinleşen yoksulluk, gelir adaletsizliği ve geleceksizlik hissinin özellikle gençler üzerinde çok boyutlu bir baskı yarattığı belirtildi. Bu koşulların okullarda sosyal dışlanma, umutsuzluk ve psikososyal kırılganlıkları artırdığı ifade edildi.
Ayrıca, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği ile koruyucu ve önleyici sosyal hizmet mekanizmalarının eksikliğinin, öğrencilerin ihtiyaç duyduğu destek sistemlerine erişimini sınırladığı vurgulandı.
TOPLUMSAL İKLİM EĞİTİM ORTAMLARINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR
Metinde, toplumsal yaşamda yaygınlaşan kutuplaştırıcı ve şiddeti normalleştiren dilin, çocuklar ve gençler üzerinde doğrudan etkiler yarattığı belirtildi. Eğitim kurumlarının içinde bulunduğu toplumsal ve siyasal iklimden bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edildi.
HAK TEMELLİ VE YAPISAL YAKLAŞIM ÇAĞRISI
Önergede, silahlı şiddet eyleminin tüm yönleriyle araştırılması, eğitimde şiddet olgusunun yapısal nedenlerinin ortaya konulması, akran zorbalığı ve okul içi şiddet dinamiklerinin incelenmesi, psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve çocukların güvenli eğitim hakkının güçlendirilmesine yönelik kapsamlı politikaların geliştirilmesi talep edildi.
Önergenin özet gerekçesinde, Siverek’teki silahlı saldırının yalnızca bireysel bir şiddet vakası olarak değerlendirilemeyeceği, toplumsal, siyasal, ekonomik ve pedagojik bağlamların birlikte değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin aynı okulun eski öğrencisi olduğuna ve saldırının ardından yaşamına son verdiğine ilişkin bilgilerin, bu tür şiddet vakalarının münferit bir şekilde bireysel fail üzerinden açıklanamayacağını ortaya koyduğu ifade edildi.
Gerekçede ayrıca, son yıllarda eğitim kurumlarında gözlemlenen şiddet vakalarındaki artışın münferit olayların ötesinde bir eğilim halini aldığı belirtildi. Okulların yalnızca akademik başarı ve sınav performansı üzerinden yapılandırılması, eğitimin giderek rekabetçi ve piyasacı bir mantıkla örgütlenmesi ve kamusal eğitim anlayışının zayıflamasının, çocukların ve gençlerin sosyal, duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarını geri plana ittiği vurgulandı. Bu durumun eğitim kurumlarını güvenli öğrenme ortamları olmaktan uzaklaştırarak, çeşitli gerilimlerin, dışlanma süreçlerinin ve şiddet biçimlerinin yeniden üretildiği alanlara dönüştürdüğü kaydedildi.
Türkiye’de derinleşen yoksulluk, gelir adaletsizliği, güvencesizlik ve geleceksizlik hissinin özellikle genç nüfus üzerinde çok yönlü bir baskı yarattığı ifade edilen gerekçede, bu yapısal sorunların eğitim sistemine doğrudan yansıdığı, öğrenciler arasında umutsuzluk, sosyal dışlanma ve psikolojik kırılganlıkları artırdığı belirtildi. Kamusal sosyal politikaların zayıflaması, sosyal devlet mekanizmalarının etkisizleşmesi ve gençlere yönelik koruyucu-önleyici hizmetlerin yetersizliğinin, şiddetin önlenmesi açısından önemli boşluklar doğurduğu vurgulandı.
Okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin niceliksel ve niteliksel yetersizliği, erken müdahale ve koruyucu sosyal hizmet mekanizmalarının işletilememesinin, öğrencilerin ihtiyaç duyduğu psikososyal desteğe erişimde ciddi eşitsizlikler yarattığı kaydedildi. Akran zorbalığı, okul içi dışlama pratikleri ve öğrenciler arası şiddet ilişkilerinin artışının da bu yapısal eksikliklerle doğrudan bağlantılı olduğu ifade edildi. Bu nedenle yaşanan saldırının yalnızca bireysel bir failin eylemi olarak ele alınmasının, sorunun toplumsal ve kurumsal boyutlarını görünmez kıldığı ve yapısal müdahale ihtiyacını perdelediği belirtildi.
Ayrıca toplumsal yaşamda giderek yaygınlaşan kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı ve şiddeti normalleştiren siyasal ve toplumsal dilin, özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerinin dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Hukukun üstünlüğü ilkesinin zayıfladığı, toplumsal güven duygusunun aşındığı ve kamusal alanın giderek gerilimli bir yapıya büründüğü bir ortamda, eğitim kurumlarının bu genel siyasal ve toplumsal iklimden bağımsız değerlendirilmesinin mümkün olmadığı kaydedildi. Bu çerçevede, okullarda artan akran zorbalığı ve şiddet davranışlarının yalnızca bireysel davranış sorunları değil, daha geniş toplumsal yapıların ve politik iklimin yansımaları olarak ele alınması gerektiği ifade edildi.
Önergede, eğitim hakkının yalnızca eğitime erişim hakkı değil, aynı zamanda güvenli, eşitlikçi, kapsayıcı, bilimsel ve özgürlükçü bir öğrenme ortamında bulunma hakkını da içerdiği belirtildi. Anayasa’nın 42’nci maddesi uyarınca devletin eğitim hakkını eşitlik temelinde sağlama yükümlülüğü bulunduğu, 17’nci maddenin ise yaşam hakkı ve maddi-manevi bütünlüğün korunmasını güvence altına aldığı hatırlatıldı. Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de çocukların şiddetten uzak, güvenli ve destekleyici eğitim ortamlarında bulunmasını devletin pozitif yükümlülüğü olarak düzenlediği kaydedildi.
Bu çerçevede, Siverek’te yaşanan saldırının yalnızca adli boyutuyla değil; eğitim politikaları, sosyal devletin dönüşümü, gençlik politikalarının yetersizliği, psikososyal destek mekanizmalarının eksikliği ve toplumsal kutuplaşmanın etkileriyle birlikte ele alınmasının zorunlu olduğu vurgulandı. Eğitim sisteminin mevcut yapısı içinde giderek artan rekabet, performans baskısı ve eşitsizliklerin, çocukların hem akademik hem de sosyal gelişimlerini olumsuz etkilediği, bu durumun da şiddet risklerini artıran bir zemin oluşturduğu belirtildi.
Önergede, Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün ilgili maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması talep edildi.





