İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk iddialarıyla açılan davanın ikinci duruşmasında mahkeme salonunda okunan iddianame özetine dair ANKA Haber Ajansı'na açıklamalarda bulundu.
Davanın Türkiye'nin demokratik süreci açısından da çok önemli olduğunu belirten Kaboğlu, şunları söyledi:
"Davanın siyasal olduğu belli. Türkiye’de demokratik siyasal dönüşümün olup olmayacağını bundan sonra bu davanın sonucu belirleyecek. Siyasal dava derken şunu kastediyorum: Demokratik siyasete son verme amacıyla yargı yoluyla yürütülen bir siyasal süreç. Bu bakımdan iki gündür buradayız.
Dün daha çok gerilim oldu. Bugün ise bu gerilimi önemli ölçüde azalttık diyebilirz. Ancak ikinci gün itibarıyla duruşma teknik anlamda başlamadı.
"İmamoğlu’nun konuşmasıyla ortam bir miktar sakinleşti"
Duruşma öğle öncesi özellikle İmamoğlu’nun konuşmasıyla ortam bir miktar sakinleşti. Dün ortaya çıkan sorunlar vardı; salonun boşaltılması, İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın müdahalesi, bu sabah avukatların salona alınıp alınmaması, bunlarla ilgili olarak mahkeme başkanıyla diyaloga girmemiz ve salonda bu yönde konuşmalar yapmamız ortamı yumuşattı.
Bizim bütün amacımız bu davanın adil yargılanma hakkının asgari gereklerine saygı gösterilerek yürütülmesidir. Şu ana kadar, bugüne geliş itibarıyla, bunu göremedik. Bundan böyle görebilmek için çaba göstermekteyiz.
"Tutuklu kişilerin de tutuksuz yargılanması gerekiyor"
Şu anda iki kategori var; tutuklu yargılananlar ve tutuksuz yargılananlar. Oysa benim bir hukukçu olarak, aynı zamanda anayasa hukuku uzmanı olarak gözlemim ve görüşüm, tutuklu bulunan kişilerin de tutuksuz yargılanması gerektiği yönündedir. Biraz sonra bunu da mahkeme heyetinin huzurunda ifade edeceğim. Bu kişilerin hapiste kalması için hiçbir neden yoktur. Bir yıldır tutuklular. Ortada somut bir delil yok, soyut iddialar var. Kaldı ki bu iddiaların bir kısmı geçerli bile olsa bunlar özgürlüklerinden alıkonulmasının hukuki nedenleri değiller. Ben İstanbul Barosu Başkanı olarak, insan haklarını korumak ve hukukun üstünlüğünü savunmakla görevli bir kurumun temsilcisi olarak bu yönde katkıda bulunmaya çaba gösterdim ve göstereceğim. Avukatlar da aynı yönde çaba göstermektedir.
"Dilerim bu davada mahkeme heyeti ve savunma yüz akıyla çıkar"
Mahkeme heyetine bir kez daha 'sav–savunma–hüküm' diyalektiğini, eşit bileşenlerini hatırlattım. İstanbul Barosu ve Türkiye baroları olarak adil yargılanma hakkına katkıda bulunmak amacıyla burada bulunduğumuzu söyledik ve bulunmaya devam edeceğiz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına dayanan, laik ve demokratik bir devlettir. Bunun yaşaması gerekir. Bunun yaşaması için de barolar, savunma mesleğinin temsilcileri olarak bu davaya katkıda bulunmalıdır. Çünkü bu dava siyasetin demokratik siyasal yaşama son vermek amacıyla araçsallaştırdığı bir davanın somut örneğidir. Dilerim bu davada mahkeme heyeti ve savunma yüz akıyla çıkar, hak yerini bulur ve adil yargılanma gerçekleşir."
"İmamoğlu özet olarak aktarılan iddianamedeki çelişkileri dile getirdi"
İmamoğlu'nun duruşma salonunda yaptığı konuşmanın hatırlatılması üzerine Kaboğlu, "İmamoğlu bu davanın haksızlığını ve dayanaksızlığını ve özet olarak aktarılan iddianamedeki çelişkileri dile getirdi ve davanın yürütülüşündeki tersliklere işaret etti. Bu bakımdan hem niyetinin hem de amacının anlaşılması bakımından önemli bir konuşma oldu. Aynı zamanda dün sabahtan bu yana yaşanan gerilimlerin azalması açısından da olumlu oldu" dedi.
Kaboğlu, duruşma salonunda okunan iddianame özetine ilişkin yaptığı değerlendirmede ise bu davanın aynı zamanda İçişleri Bakanlığı'na yönelik olduğunu öne sürerek, şunları kaydetti:
"İddianame özetini dinlerken şunu düşündüm: Varsayalım ki iddiaların bir kısmı doğru. Peki İçişleri Bakanlığı ne yapıyordu? İçişleri Bakanlığı müfettişleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni hiç denetlemedi mi? Defalarca denetim yaptıklarına göre, ya görevlerini yapmadılar ya da bu iddialar dayanaksız. Bu nedenle bu dava yalnızca Ekrem İmamoğlu ve ekibinin davası değildir. Bu dava yalnızca İstanbul’daki adliye çevrelerinde görülen bir dava da değildir. Bu dava aynı zamanda İçişleri Bakanlığı’na yönelen bir dava ve bu dava bütün Türkiye Cumhuriyeti’ni ilgilendiren bir dava."