Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, 30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşları ile 30 Mart 1995’te Hatay Samandağ’da Susurluk uzantısı çete tarafından babasıyla birlikte katledilen DEP eski ilçe başkanı Mehmet Latifeci’yi andı.
Hatimoğulları'nın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
"30 Mart 1972'de Kızıldere'de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşlarını; 30 Mart 1995'te Hatay Samandağ'da, Susurluk uzantısı çete tarafından babası Yahya Latifeci'yle beraber katledilen DEP eski ilçe başkanı Mehmet Latifeci'yi saygıyla, minnetle anıyorum.
Kızıldere katliamı, Türkiye sosyalist hareketi için unutulmayacak bir dönüm noktasıdır. Mahir Çayan ve yoldaşları, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamını engellemek için kendilerini feda ettiler. Onların devrimci yaşamı ve mücadelesi, günümüz Türkiye ve Kürdistan sosyalistlerinin, devrimci yurtseverlerin yolunu aydınlatıyor.
Mehmet Latifeci; Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın öğrencisi, Arap bir sosyalist olarak, Türkiye sosyalist hareketinin Kürt özgürlük hareketiyle tarihsel ittifakının hem savunucusuydu hem de örgütçüsüydü. Bu ittifakın önemli adreslerinden biri olan DEP'in Samandağ İlçe Başkanlığını yaptı. Türkiye'de asimilasyon politikalarına maruz kalan Arap Alevilerin kimlik mücadelesinde emek verdi.
Kızıldere'den Samandağ'a, Yitirdiğimiz her yoldaşımızın anısı, yüreğimizde ve bilincimizde hep taze kalacak. Mahirlerin yaktığı meşale, bizlerin ellerinde yolumuzu aydınlatmaya devam edecek. Yitirdiğimiz bütün dostlarımızı, devrimcileri saygıyla, minnetle anıyorum.
2026 Nevroz'u ruhuyla ve sözüyle kurucu bir Nevroz oldu. İsyandan inşaya geçişin somutlaştığı bir eşik oldu.
Bu Nevroz, 27 Şubat Asrın Çağrısı'nın milyonlar tarafından sahiplenildiği tarihi ana tanıklığın Nevroz'u oldu.
Bu Nevroz'la milyonlar, demokratik, adil, eşit bir düzenin kurucu gücü olduklarını gösterdiler.
2026 yılı Nevroz'u, büyük coşkusuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan beş net mesajını iletti.
Yüzlerce Nevroz meydanında milyonlarca insan, Sayın Öcalan'ın adı her geçtiğinde tek ses ve tek yürek oldu. Bu, Sayın Öcalan'a özgürlük mesajıydı.
İkincisi, Nevroz meydanlarına katılan çocuklardan kadınlara, Alevilerden Sünnilere, Hristiyanlardan Türklere, Kürtlere kadar milyonlarca insanın yüreği barış sevdası için attı. Milyonlar barışa sahip çıktı.
Üçüncüsü, milyonlarca Kürt, Nevroz'da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade, jeopolitik bir ayrışmanın değil, ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade; Şam'a, Tahran'a, Bağdat'a ve Ankara'ya bir arada, eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşam çağrısıdır.
Dördüncüsü, milyonlar, demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı net: Demokratik gerileme durmalı, barış ile demokrasi el ele büyümelidir.
Beşincisi, kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelere, sosyal medyadaki trol gündemlere karşı Nevroz meydanları, omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemi ve gücünü gösterdi. Fiili bir yanıt oldu.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. İkinci aşama dediğimiz şey tam da burada başlar.
İkinci aşama, niyet beyanlarının yerini bağlayıcı, kurucu ve dönüştürücü adımların aldığı aşamadır. Sorunun kabul edilmesinin ötesine geçilerek, çözümün kurumsallaştırıldığı, hukuksallaştırıldığı ve toplumsallaştırıldığı evredir.
Sayın Abdullah Öcalan'ın yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla demokratik çözüm ufkunu açmış, demokratik siyasetin güçlendiği, eşit yurttaşlığın tesis edildiği ve toplumsal barışın kurumsallaştığı bir düzenin kapılarını açmıştır. Çağrı, stratejik ve tarihsel bir yönelimdir.
Bu çağrının sunduğu perspektifle, sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe ulaşmasının muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir.
Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil; yasama, yürütme ve yargı erkinde olacak.
Açık söyleyelim. Bu sürece toplumsal destek yüzde 90'ları gördü. Ama iktidarın ve devletin somut adımlar atmaması, desteği azaltıyor.
Bugün destek ile güven arasındaki makas farkını kapatarak 86 milyon insan için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu iktidardadır.
Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. “Süreci aceleye getirmeyelim” anlamına gelen çoklu mesajlar, bölgenin gerçekliğinin ve sürecin öneminin yeterince anlaşılmadığına işaret ediyor.
Fakat bilinmeli ki sorun, basit anlamda hızlı adım atıp atmamanın ötesindedir.
Sorun, siyasi iktidarın net bir irade geliştirmemesidir.
Bu aşamayı net bir takvime bağlamamasıdır.
Yasal düzenlemeler için Meclis'in hâlâ aktif olarak çalıştırılmamasıdır.
Ortadoğu'daki kanlı gelişmeler ve İran savaşı, nesnel olarak bu süreçte daha hızlı ve gerçekten çözümcül yaklaşılmasını gerektiriyor. Cesaretli pratikler gerektiriyor.
Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey, İran savaşının sonuçlarını beklemek değildir. İran savaşını barış sürecinin el freni yapmak, politik basiretsizlik olur.
Tam tersi, bu savaşın bölgesel etkilerini, yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal ve askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerek.
Başta Türkiye, İran olmak üzere bölge ülkeleri; halklar sorununu, düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme sorunlarını demokratik bir zeminde radikal bir şekilde çözmelidir. Türkiye'de süreci zamana yaymak isteyen anlayış, süreci buradan okuyabilmelidir.
Bu sebeple iktidara milyonlar adına çağrımız şudur:
Barış Süreci'nin ikinci aşaması, öngörülebilir, net ve şeffaf şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu, hem sürece olan güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir.
Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar, direnç göstermekten vazgeçmelidir. Bugün itibarıyla kayyım uygulaması, süreci zedelemekten başka bir şeye yaramıyor.
86 milyonun geleceğine ve Ortadoğu'nun barışı ile istikrarına katkı sağlayacak adımlar atılarak Kürt meselesinin çözümünde ilerleme sağlanmalıdır. Ortadoğu'da kasırgalar eserken, Türkiye'de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır.
Türkiye'nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca iç politik bir mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihî önemdedir.
Türkiye'nin önünü açacak, Ortadoğu'ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Acil olarak parlamento devreye girmeli, kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır.
Sayın Öcalan'ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon süreçlerini sağlıklı yürütebilmesi için koşullar sağlanmalıdır.
AİHM ve AYM kararları vakit geçirilmeden, amasız fakatsız uygulanmalıdır.
Hasta mahpuslar, toplumun vicdanını yaralıyor. Bir an önce serbest bırakılmalıdır.
Kayyımlar tarihe gömülmeli, seçilmişler Türkiye'nin her yanında görevlerini yargı sopası olmadan, özgürce yapabilmelidir.
Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez parçasıdır.
Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler sağlanmalıdır.
İran'a yönelik saldırıların 32. günündeyiz. Savaşın sınırları günbegün genişliyor. Körfez ülkeleri, Irak, Lübnan. Kısacası bölgesel bir savaşa dönüşüyor.
Federe Kürdistan Bölgesi'nde Sayın Mesud Barzani'nin ofisi beş kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani'nin konutu bombalanmış.
Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor, insanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin tahribatı değil. Bu; Kürtleri, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni savaşın içine çekme politikasıdır.
Kürtleri ve Kürdistan'ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl, tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne ve Sn. Barzani'ye yönelik saldırıları kınıyoruz."





