Kahramanmaraş’ta 9 çocuğun hayatını kaybettiği, 13 yaralının olduğu okul saldırısının ardından Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu, şiddeti doğuran toplumsal katmanlara dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Gazete Pencere'de yer alan habere göre, şiddetin bir "sistem" olduğunu ve zamanla oluştuğunu belirten Hablemitoğlu, "Bu çocuklar bir anda şiddet üretmediler. İçinde yaşadıkları sistemin ve zamanın birikimini taşıyorlar" dedi.

"ÜLKEYİ YÖNETENLERİN DÜŞÜNMESİ GEREKİYOR"

Bu ekolojiyi dikkate almadan güvenlikçi yaklaşımların durumu değiştiremeyeceğini vurgulayan Hablemitoğlu, "Ülkeyi senelerdir yönetme sorumluluğunu taşıyanların da bir nebze olsa düşünmeleri gerekiyor. Bütün bunlar neden mümkün oldu? diye sordu.

"DİNDARLIK, TEK BAŞINA AHLAKİ BİR GELİŞİM ZEMİNİ KURMAZ"

Şiddeti mümkün kılan çevresel faktörleri sıralayan Hablemitoğlu, "Makrosistemde değerler benimsenmiyor. Dindarlık, tek başına ahlaki bir gelişim zemini kurmaz. Bunu görmemenin bedelini daha çok ödeyeceğiz gibi görünüyor. Şiddetin dili normalleşirken, kutuplaşma artarken çocuklara sunulan değerler sorgulanmıyor" ifadelerini kullandı.

Hablemitoğlu paylaşımında şunları ifade etti:

"Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar, tek bir alana müdahale ederek, salt güvenlik tedbirleri ile çözülebilecek sorunlar değil. Çocuğun gelişimi birden fazla sistemin etkileşimiyle şekilleniyor.

Dolayısıyla çözüm de ancak bu sistemlerin eş zamanlı ve birbirini tamamlayan biçimde güçlendirilmesiyle mümkün. Bu tür olaylar karşısında en kolay yol, sorumluluğu tek bir yere yüklemektir. Ama en etkili yol, sorumluluğu paylaşmaktır.

Bir çocuk, yalnızca ailesinin, yalnızca okulun ya da yalnızca toplumun ürünü değil ki; tüm bu sistemlerin kesişiminde var oluyor çocuklar. Herkes şapkasını önüne alıp biz nerede yanlış yaptık demek zorunda, muhalefeti yok etme peşine düşeceğinize memleketin hayati sorunlarına mı odaklansanız biraz da...


İyi niyetle yapılan öneriler yaşadıklarımız için çözüm üretemez. İki gündür yaşanan şiddet bir sistemdir, zamanla oluşur. Bu çocuklar bir anda şiddet üretmediler.

Onlar, içinde yaşadıkları sistemin ve zamanın birikimini taşıyorlar. Meselemiz güvenlikçi bir bakış açısı ile bu şiddeti yalnızca durdurmak değil. Şiddeti mümkün kılan çevreleri, bu şiddetin ekolojisini görmek zorundayız. Tüm gelişimsel çevre katmanlarını birlikte düşündüğümüzde, şu gerçek daha net görünüyor;

Mikrosistemde çocuklar, gençler duygularını taşıyamıyorlar. En yakın ilişkilerde, ailede, okulda, arkadaş çevresinde çocukların öfkesini, utancını, dışlanmışlık hissini tutabilecek, anlamlandırabilecek bir ilişki alanı kurulamıyor.

Mezosistemde; aile, okul ve psikososyal destek mekanizmaları birbirinden kopuk, Yapısal sorunlar devasa, yoksulluk eşitsizlik ve kutuplaşma dili. Ekzososistemde dijital dünya filtrelenmiyor. Gençler, şiddeti estetize eden, öfkeyi besleyen ve görünürlük ile şiddet arasında bağ kuran içeriklere maruz kalıyorlar.

Makrosistemde değerler benimsenmiyor. Dindarlık, tek başına ahlaki bir gelişim zemini kurmaz. Bunu görmemenin bedelini daha çok ödeyeceğiz gibi görünüyor. Şiddetin dili normalleşirken, kutuplaşma artarken, çocuklara sunulan değerler sorgulanmıyor.

Kronosistemde ise, tüm bunlar zaman içinde birikiyor. Ve bu birikim, bir noktada yıkıcı davranış olarak dışarı çıkıyor. Bu ekolojiyi dikkate almadan güvenlikçi yaklaşımlar durumu değiştirmez. Ayrıca ülkeyi senelerdir yönetme sorumluluğunu taşıyanların da bir nebze olsa düşünmeleri gerekiyor. Bütün bunlar neden mümkün oldu?"