GÜNDEM

Diyarbakır Barosu’ndan “Toplumsal Barış ve Entegrasyon” raporu

Diyarbakır Barosu, yayımladığı raporda şiddetin dışlandığı bir entegrasyon süreci için onarıcı adaletin esas alınması ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) kaldırılması gerektiğini belirtti.

Abone Ol

Diyarbakır Barosu, “Toplumsal Barış ve Entegrasyon Sürecine İlişkin Hukuki Görüş ve Öneriler” başlıklı raporunu baro binasında düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Baro Başkanı Abdulkadir Güleç, silah ve şiddetin tamamen devre dışı bırakıldığı bir dönemde entegrasyon sürecinin cezalandırıcı değil, onarıcı adalet perspektifiyle ele alınması gerektiğini vurguladı. Raporda, 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) yürürlükten kaldırılması ve sürece özgü özel bir yasal düzenleme hazırlanması önerildi.

Hukuk örgütü olarak süreçle ilgili hukuki bakış açısıyla çeşitli öneriler hazırladıklarını bildiren Güleç, şöyle konuştu:

"Birinci temel önceliğimiz öncelikle siyasetle şiddetin, siyasetle silahın bağını koparacak, silahın bir daha devreye girmemesi için yapılması gerekenler nelerdir, onları raporumuzda işledik. Öncelikle bizim temel bakış açımız kendini fesheden, silahları artık bir araç olarak kullanmaktan vazgeçen ve bunu çeşitli defalar açıklayan örgütün tekrar toplumsal, siyasal yaşama dahil olması için yapılması gereken yasal düzenlemeler ne olmalıdır? Bizim raporumuzda bunlar ayrıntılı var.”

“Geçmişle yüzleşme ve hakikatin ortaya çıkması gerekir”

Raporda Türkiye’nin demokratikleşmesi ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesine ilişkin önerilerin de yer aldığını belirten Güleç, Kürt meselesinin son 40 yılına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Biliyorsunuz Kürt meselesinin yaklaşık son 40 yılı hep çatışmalarla, ağır insan hakları ihlalleri ile geçti. Faili meçhul cinayetlerden tutalım, köy boşaltmalarına kadar, yerinden edilmelere kadar çok ciddi hak ihlalleri yaşandı ve geçmişte bu fiilleri işleyen kişilerin, faillerin tespiti bakımından geçmişle bir yüzleşmenin, hakikatin ortaya çıkması için önemli olduğunu düşündük. Buna dair çeşitli önerilerimiz var.

Bir başka önerimiz de eğer bir kalıcı barış sağlanacaksa bunun yolu yöntemleri ne olmalıdır? O noktada çeşitli hukuki önerilerimizi rapora yazdık. Her şeyden önce eğer bir kalıcı barıştan söz ediyorsak Kürt meselesinin demokratik çözümünün zeminini hazırlayacak hukuksal zeminin oluşmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Bu sebeple fesih iradesini ortaya koyan bütün örgütün çatısı altında yer alan üye, kadro, yönetici, eyleme karışmış karışmamış ayrımı gözetmeksizin cezalandırıcı bir mantıkla değil, tamamen onarıcı, adaletin perspektifi ile ve bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğine dair önerilerimiz olacak.”

“Hazırlanacak kanun af niteliğinde olmamalı”

Daha sonra rapora ilişkin metni Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı Şilan Çelik Şimşek okudu. Şimşek, hazırlanacak kanunun kolektif onarım yaklaşımını esas alması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Hazırlanacak kanun; suç ve cezanın şahsiliği ilkesi gereği bireysel kusur yerine kolektif onarım bağlamını esas almalıdır. Yani cezalandırma yerine toplumsal sonuçları öngörülerek yürütülecek bir entegrasyon süreci olduğundan hazırlanacak olan bu özel kanun hükümleri öncelikli ele alınmalıdır.

Hazırlanacak düzenleme bir genel veya özel af niteliği taşımamalı; barış sürecine özgü istisnai bir hukuk rejimi olarak kurgulanmalıdır. Amaç, silahlı çatışmanın geri dönülmez biçimde sona erdirilmesini sağlamak ve toplumsal bütünleşmeyi mümkün kılmak olmalıdır.”

“TMK yürürlükten kaldırılmalı”

Kalıcı barış için yalnızca entegrasyon düzenlemesinin yeterli olmadığını ve demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Şimşek, özellikle Terörle Mücadele Kanunu’nun yürürlükten kaldırılması gerektiğini belirterek, rapordaki öneri ve talepleri şöyle sıraladı:

“1991 tarihinde yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu fiilen silahlı çatışmanın sürdüğü olağanüstü güvenlik koşulları esas alınarak hazırlanmış bir kanundur. Ancak çatışmanın sona erdiği, silahlı örgütün feshedildiği ve şiddetin açık biçimde reddedildiği bir entegrasyon döneminde, TMK’nın olağan uygulama alanı hukuki ve meşru temelini büyük ölçüde yitirmektedir. Bu sebeple TMK yürürlükten kaldırılmalı, entegrasyon sürecini hukuki güvence altına alacak özel ve istisnai bir kanun hazırlanmalıdır.

Hazırlanacak olan kanunda onarıcı adalet yaklaşımı esas alınmalı, bu şekilde çatışma sonrası toplumun yeniden bütünleşmesini sağlamada daha etkili bir yöntem yaratılmalıdır. Türkiye’de mevcut ceza hukuku mekanizmaları toplumsal ve siyasal boyutu olan çatışmaların çözümü için yeterli değildir. Bu sebeple özel ve istisnai hükümlerle, silahlı çatışmaya katılan örgüt üyelerinin toplumsal ve siyasal hayata entegrasyonunu sağlayacak şekilde özel bir kanun çıkarılmalıdır. Cezai sorumluluğun ve cezai sonuçların onarıcı adalet esaslarına göre dönüştürülmesi ve bu yaklaşımla, hem Anayasa’nın hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle uyumlu hem de toplumsal barışın gerekleriyle orantılı bir hukuki düzenleme olmalıdır.

Kadınlar ve gençler, çatışma sürecinden en fazla etkilenen kesim olarak aynı zamanda barışın toplumsallaşmasında en önemli rolü üstlenebilecek gruplardır. Bu nedenle kadınlara ve gençlere yönelik mekanizmalar ile güvenlik ve kişisel verilerin korunmasına yönelik özgün tedbirler hayata geçirilmelidir.

Demokratik katılımın önündeki engeller kaldırılmalı; seçme-seçilme ve siyasi faaliyet hakları güvence altına alınmalıdır.

Kimlik ve kültürel haklara ilişkin anayasal düzenlemeler eşit yurttaşlık temelinde güçlendirilmelidir.

TBMM bünyesinde insan hakları savunucuları, barolar, sivil toplum temsilcileri ve mağdur temsilcilerinden oluşan Hakikat ve Toplumsal Hafıza Komisyonları kurulmalı, yerelde Barış İzleme Kurulları oluşturularak sürecin şeffaf biçimde izlenmesi ve raporlanması sağlanmalıdır.

Sürecin meşruiyeti ve sürdürülebilirliği açısından uluslararası insan hakları standartlarıyla uyum büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler doğrultusunda kişi özgürlüğü ve güvenliği, adil yargılanma hakkı ve insan onurunun korunması güvence altına alınmalıdır. Uluslararası gözlem ve iş birliği mekanizmaları, sürecin şeffaflığını ve güvenilirliğini artıracaktır.

“Tarihi bir eşikteyiz”

“Diyarbakır Barosu olarak; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanması planlanan kanun teklifine ilişkin kapsamlı hukuki değerlendirme ve önerilerimizi içeren çalışmamızı tamamlamış bulunmaktayız. Bu çalışma entegrasyon sürecinin insan hakları, hukuk devleti ve demokratikleşme ilkeleri temelinde yürütülmesi gerektiğine dair ayrıntılı görüş ve önerilerimizi raporda içermektedir.

Türkiye’nin geleceği açısından tarihi bir eşikte bulunulduğu bilinciyle kapsayıcı, şeffaf, insan haklarına dayalı ve hukuki güvence sağlayan bir entegrasyon sürecinin inşa edilmesi gerektiğini kamuoyuna duyururuz.”