KÜLTÜR & SANAT

VODVİL: Müziğimizle gençliğin dinamizmini kucaklamaya çalışıyoruz

Vodvil, Serüven Kültür İzmir bünyesindeki “Birlikte Müzik Atölyesi”nden 2022 yılında doğan ağırlıkta üniversitelilerden oluşan bir müzik grubu. Yakın zamanda 1. yılını kutlayan grup daha şimdiden İzmir, İstanbul, Hatay, Adana ve Mersin’de çeşitli etkinlikler vesilesiyle dinleyicileriyle buluştu. Vodvil ile gençliğin durumu, örgütlü sanat ve hedefleri üzerine söyleştik.

Abone Ol

●     Mezopotamya Ajansı’ndaki söyleşinizde kendinizi “gençliğin sesi” olarak tarif etmişsiniz. Son zamanlarda gençlik içerisinden kendini ‘‘devrimci’’ olarak nitelendiren yeni müzik gruplarının doğuşuna pek rastlamıyoruz. Dolayısıyla çıkışınız özellikle gençlik mücadelesi içerisinde bir heyecan oluşturdu. Önce şöyle başlasak: Bu coğrafyada gençliğin durumunu nasıl görüyorsunuz ve gençlik mücadelesinin imkânları nasıl?

 

Gençlik hareketinin, içinde bulunduğumuz zamanın ve coğrafyanın kendine özgü dinamikleri arasında kapitalist bir kuşatma altında olduğunu söyleyebiliriz. Tarih içinde değişen ve yenilenen gençlik profilini, iktidarından düzen muhalefetine değin herkes zincir altında tutmaya istekli. Bunun temel sebebi devrimci mücadelenin içinde gençliğin yerinin her zaman daha cesur ve radikal bir tavıra denk gelmesi. Boğaziçi sürecinden beri suskun olan gençlik, kaldığı bakımsız yurtta düşen asansörde yaşamını yitiren Zeren Ertaş’a dair eylemlerde, uzun süredir eğmeye çalıştıkları başını doğrultmaya girişti. Ve anlaşıldı ki gençlik, hareket edebilme kapasitesi ve mücadeledeki yenilikçi tavrıyla hâlâ halk yığınları içinde önemli bir dinamizme sahip. Biz de müziğimizle bu dinamizmi kucaklamaya çalışıyoruz.

‘‘Örgütlü olmak bizim açımızdan bir programın ışığında devrim mücadelesine elimizden gelen katkıyı sağlamak demek’’

●     Serüven Kültür, grubun kuruluşuna ön ayak olan ‘‘Birlikte Müzik Atölyesi’’ne halen ev sahipliği yapıyor. Mekânsal bir ev sahipliğinden ziyâde zihinsel, ideolojik bir birliktelik gibi görmek daha doğru galiba. Kolektif şekilde müziği örgütlemek ve aynı zamanda da kendinizi örgütlemek yani örgütlü bir müzik grubu olmak nasıl bir çaba?

 

Sistemin sanatı her şeyiyle tekeline alma ve kitlelerin üzerinde bir kontrol aygıtı olarak kullanma çabası var. Serüven Kültür buna karşı yan yana mücadele ettiğimiz ve ürettiğimiz yerin adıdır. Üniversitelilerin dünyayı yorumlamakla yetinmeyip bunun üzerine düşünüp kimi zaman bir şarkının ezgisinde kimi zaman bir tuvalin üzerinde kolektif bir çaba ile özgürleşme pratiği yürüttüğü Serüven Kültür, hem özgürleştirici bir sanatın imkânlarını tartışmamızın önünü açıyor hem de farklı alanlarda mücadelenin sanat ayağını ortaya koymaya çalışan arkadaşlarla disiplinlerarası bir birlikteliğin kapısını aralıyor. İşte bu anlamda da Serüven Kültür ile kurduğumuz bağ, mekânsal bir ev sahipliğinden çok daha fazlası. Örgütlü olmak bizim açımızdan bir programın ışığında devrim mücadelesine elimizden gelen katkıyı sağlamak demek. Çabamız, hem kendimiz hem de bizden sonra gelecekler için süreklilik arz eden bir mücadelenin kapısını aralamak.

‘‘Gençliğin üzerindeki kuşatma müzik dinleme alışkanlıklarına da yansıyor.’’

●     Bugün devrim mücadelesi, ‘‘Gezi İsyanı’’ zamanına göre daha az sayıda genci heyecanlandırıyor. Bu durum dinleme alışkanlıklarına nasıl yansıyor? Akranlarınız ne dinliyor? Ve belki de daha da önemli olan soru: Siz şarkılarınızı bu gerilimde (çalmak istediğiniz şarkılar ile gençliğin dinlemek istediği şarkılar arasındaki gerilim) nasıl seçiyorsunuz?

 

Gençliğin üzerindeki kuşatma müzik dinleme alışkanlıklarına da yansıyor. Otobüs kartındaki bakiyeyi her saniye dert eden gençlik, kendi sorunları ve bunlardan çıkış yolları üzerine yazılan şarkılar yerine, daha suni gündemleri konu alan şarkıları dinleme eğilimi gösterebiliyor. Bunu, içinde bulunduğumuz umutsuz atmosfere de bağlamak mümkün. Çaldığımız şarkıların seçimi önemi olmakla birlikte, konserlerimizde gençlikle temas ettiğimiz alanlarda devrim mücadelesinin gündelik hayat pratiği içindeki karşılıklarını göstermeye ve bir arada olma haline daha da önem veriyoruz. Bu bakımdan da içerik olarak net olmaya çalışıyor ve hiçbir zaman “Dinlenir miyiz?” kaygısı ile pozisyon almıyoruz. Ancak elbette müzikte kullandığımız biçimlere, hedeflediğimiz kitlenin dinleme alışkanlıklarından öğrendiklerimiz ve buna göre tercih ettiklerimiz de dahil oluyor.

●     Şimdiye dek hangi etkinliklerde yer aldınız? Bu konudaki seçimlerinizi nasıl yapıyorsunuz?

Kurulduğumuz günden bugüne, mücadele neredeyse biz de oradayız. İşçi-emekçi buluşmalarından iklim grevlerine, gençlik eylemlerinden devrimci oluşumların konferanslarına kadar çok çeşitli alanlarda konserler verdik. Şimdiye kadar, İzmir, İstanbul, Adana, Mersin, Hatay’da birçok farklı mücadele alanında etkinliklere katıldık. Kimi zaman kendi konserlerimizi de düzenliyoruz. Yakın zamanda 6 Şubat Depremleri’nin yıldönümü vesilesiyle Hatay’daydık. Devrimci müzik gruplarının ortak sahnesine biz de dahil olduk ve böylece Hatay halkı ile dayanışmayı sürdürdük.

Hatay’da gerçekleşen ve bizim için özel bir anlam ifade eden Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nden de ayrıca bahsetmek isteriz. Halkın edilgen pozisyonda kalmayıp bizzat içinde örgütleyicisi olduğu festival, 6 Şubat Depremleri’nin ardından Hatay’da yine aynı iradeyle gerçekleştirilebildi. Biz de Hatay’ın çeşitli ilçelerinde Vodvil konserleri yaparak ve aynı zamanda festivalin emekçisi olarak katkı sağladık.

‘‘Devrimci müzik gruplarının mirasından faydalanıyoruz’’

●     El Yazmaları web sitesinde yayımlanan söyleşinizde Grup Yorum, Bulutsuzluk Özlemi, Bandista, Praksis gibi geçmiş yıllarda ortaya çıkan gruplardan şarkılar çaldığınızı ifade etmişsiniz. Feyzaldığınız bu gruplardan öğrendiğiniz şeyler neler? Ve bu grupları aşmak için nasıl bir yolu benimsiyorsunuz?

 

Şarkılarını çalmayı seçtiğimiz gruplar aslında yaşadığımız coğrafyadaki sınıf mücadeleleri tarihinin farklı bakış açılarından müzikal izdüşümünü ifade ediyorlar. Biz de bu grupların biriktirdiği mirastan faydalanıyoruz. Bu miras yalnızca yaptıkları eserlerle sınırlı değil, kullandıkları dili, takındıkları tavrı, kendilerini var ediş biçimlerini de kapsıyor. Tabii ki bu anlamda kabul etmediğimiz veya uzlaşmadığımız olgularla da karşılaşıyoruz, bu gibidurumlarda da konuya dair kendi içimizde tartışmalar yürütüyoruz. Amacımız şarkılarını çaldığımız grupların zamanımıza uygun her ilerici değerini korumak ve geliştirmek, kendi zamanlarına ait, zamanın eskittiği alışkanlıkları, biçimleri ise terk etmek. Tabii bu süreç anlatıldığı kadar steril gelişmiyor. Grup olarak bahsettiğimiz sonuçlara ulaşmak için şu an deneyim biriktirme sürecindeyiz.

●     Geçtiğimiz yıl Sol Müzik birlikteliğinin ‘‘Kavga’’ albümü yayımlandı. 15 devrimci müzik grubunun bir araya geldiği bu albümü nasıl buldunuz?

 

Devrimci Grupların ortak bir çatı altında üretimlerini gerçekleştirmesi, içinde bulunduğumuz yalnızlaşma çağında daha büyük bir anlam ifade ediyor. Çalışmanın içinde yer alan her grubun hem birbirleriyle hem de dinleyicilerle kurduğu iletişimi güçlendirecek bir birliktelik hali var. Bu ortak albüm çabasının ikincisinde biz de yer alacağız ve bu çalışmanın içinde olmaktan mutluluk duyuyoruz. Sloganımız devrimci müzik için de geçerli: “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

 

●     Önümüzdeki dönem planlarınız neler?

 

Müziğimizle duyduğumuz sorumluluk, gençliğin sesi olma ve işçi sınıfının ve anti-kapitalist mücadele alanlarının dinamiğine müziğimizle katkı sunmak; bizzat içinde bulunduğumuz düzeni ve yine aynı düzenin ablukasına karşı, mücadeleyi kendi şiirlerimiz ve bestelerimizle daha güçlü bir şekilde büyütmek. Sanatımızın doğasında, sömürü düzeninin elimizden aldığı özgürlüğü kazanma çabası var.

Röportaj: Helezonik Kreşendo