Haber: SEMA KIZILARSLAN *

Van'daki düzensiz geçişlerle ilgili araştırmamızı sınır geçişlerinin yoğun bir şekilde devam ettiği Van’ın Özalp ilçesinde yaptık. Hem yerli halk hem insan kaçakçıları hem de bölgede yaşayan ve bu konuda çalışmalar yapan avukatlarla görüştük. Araştırmamızı 2021’in Ekim ayında gerçekleştirdik. Düzensiz geçişlerin en yüksek yoğunluğa ulaştığı Temmuz-Ağustos 2021’e kıyasla, Ekim 2021 döneminde askeri tedbirlerin fazlalığı ve geri itişlerdeki artış, düzensiz göçü takip edenlerin ortak kanısı. Ancak sınır köylerindeki insan kaçakçılığı faaliyetlerinin önlemlere rağmen devam ettiği de eklenmeli.

VAN'DA BAŞLAYAN YOLCULUĞUN NİHAİ HEDEFİ AVRUPA

Van’daki çalışmamıza başladığımızda, yaşamını mülteci kaçakçılığıyla kazandığını gizlemeyen birileriyle kolayca tanışabildik. Kaçakçılardan biri, Türkiye içine girmeyi başarabilmiş mültecilerin Van üzerinden diğer kentlere geçişinde görev aldığını söylüyor. Kaçakçıya göre, Özalp ilçesinde yoğunlaşan sınır geçişlerinin ikinci ayağı, göçmen ve sığınmacıların önce Van’a, oradan da Bitlis’in Tatvan ilçesine nakledilmesi. Buraya ulaşmayı başarabilenler otobüs ya da özel araçlarla Türkiye’nin diğer kentlerine gönderiliyor. Tatvan’dan sonra gidilmek istenen yerler ya Ege kentleri ya da İstanbul. Bu kentlere ulaşabilenlerin hedefi, Ege Denizi ya da Edirne üzerinden Yunanistan’a geçebilmek. Özellikle Afganistan’dan gelenlerin nihai hedefi Avrupa’ya ulaşmak.

Kaçakçılara göre, Tatvan yolundaki en zorlu nokta, Van’ın Gevaş ilçesindeki askeri kontroller. Askeri kontrol noktalarını yakalanmadan geçmek isteyen mülteciler, yol üstünde indiriliyor ve bu zorlu noktaları anayol etrafından yürüyerek aşıyor. Bu kontrol noktalarında yakalanmamayı başaran mülteciler, birkaç kilometre sonra tekrar kaçakçıların araçlarına biniyor.

Tatvan yolunda bulunan bu yolu incelediğimizde, Van şehir merkezi ile Gevaş’ta kontrollerin sıkılaştırıldığı bölge arasında 10 tane polis ve jandarma kontrol noktası olduğunu tespit ettik. Jandarma ve polisin araçların içine göz attığı, sürücülerin kimliklerini incelediği noktalarda aşırıya kaçan tedbirler uygulanmıyor. Ancak yol kenarlarında araçların durabileceği yerlerde ve yamaçlara giden patikalar üzerinde de çeşitli jandarma noktaları oluşturulmuş. Van-Tatvan karayolundaki geçişleri engellemeyen bu noktalar, yamaçlara dönük bir şekilde düzenlenmiş. Trafiği kesmeyen bu tali jandarma noktalarının oluşturulması, kaçakçıların tepelerdeki yürüyüş yollarını kullanıldığı iddialarıyla örtüşüyor.

Van’ın Özalp ilçesini araştırmaya başlıyoruz. Yaz aylarında sınır geçişlerinin sekiz farklı sınır köyü üzerinden gerçekleştirildiği konuşuluyordu. Ancak yaptığımız görüşmelerde geçişlerin faal olarak devam ettiği köy sayısının ikiye indiğini görüyoruz. Türkiye-İran sınırında, göç hareketliliğin şu sıralarda en yoğun yaşandığı Özalp’in Bakışık ve Yukarıtulgalı köylerini ziyaret ettiğimizde, birçok beyaz transit aracın sınır hattına doğru yolcusuz biçimde yol aldığını görüyoruz.

Van-2-sinir1-copy-1-1536x864

İNSAN KAÇAKÇILIĞINDA KULLANILAN MİNİBÜSLER

Özalp’ten Van’a dönerken, Özalp ilçe merkezi yakınlarındaki bir otoparkta, sayıları 50’nin üzerindeki beyaz transitin bulunduğunu görünce, dikkatimiz bu otoparka yoğunlaşıyor. Otoparktan içeri girdiğimizde, ellerinde birtakım kağıtlar bulunan üç kişinin otopark işletmecisinin etrafını çevirdiğini ve hararetle bir şeyler anlattığını görüyoruz. Bu üç kişi, yol kontrolü sırasında insan kaçakçılığında kullanıldığı anlaşıldığı için yediemin otoparkına gönderilen bir beyaz transit minibüsün sahipleri.

3-ozalp-yediemin-750x422

Gazeteci olduğumuzu ve otoparktaki beyaz transit yoğunluğunun dikkatimizi çektiğini söylediğimizde üç kişinin ilgisi bize kayıyor ve dertlerini dinlemeye başlıyoruz. Bu kişiler araçlarını, tarımda ve hayvancılıkta kullanılacağını zannederek, birine kiralamış. İnsan kaçakçılığıyla hiçbir ilgilerinin olmadığını söylüyorlar ve şimdi de ceza kesilen araçlarını kurtarmaya çalıştıklarını yakınarak anlatıyorlar:

  • Araç sahibi: Kardeşim, kira sözleşmesinde araç kullanılarak suç işlenmesi halinde araç sahibinin sorumlu tutulamayacağı yazıyor, bizim ne kabahatimiz var! Kiralayan kişi bunla kaçakçılık yapmış, derdini biz çekiyoruz!
  • Gazeteci: Hay Allah, geçmiş olsun. Başka aracınız var mı? Araç kiralayarak mı geçiminizi sağlıyorsunuz?
  • Araç sahibi: Yok, bir tek bu aracımız var.
  • Gazeteci: Beyaz transit dolu burası, diğer yediemin otoparkları da böyle mi?
  • Araç sahibi: Hem de nasıl. Sen asıl Gürpınar’a, Van’a, Başkale’ye git bak, orada tüm yedieminler bu araçlarla dolu!

Araç sahibi başka minibüse sahip olmadığını söylese de, Van ve çevresindeki diğer yediemin otoparklarında da insan kaçakçılığı yüzünden bağlanan birçok beyaz transit olduğunu her nasılsa biliyor!

5-transit-3-750x422

Araçlarını yediemin otoparkından almaya çalışan üçlü gittikten sonra yediemin otoparkının işletmecisi, “Bunların hepsi yalan konuşuyor!” diyor: “Her gün bunlar gibi elli kişi geliyor buraya. “Biz bilmiyorduk arabanın bu işte kullanıldığını” deyip bağlanan araçlarını teslim alıyorlar ama hepsi yalan söylüyor. Yediemine gelen aracı sahibine teslim ediyorum, bazen arabalar daha aynı günün akşamı tekrar buraya çekiliyor. yine kaçakçılık yaparken yakalanmışlar yani. O kadar çok kaçakçılık yapan var ki, yer gök beyaz transit. Van’ın her tarafı, tüm yedieminler bu transit tipi araçlarla dolu, hepsi mülteci taşıyor.”

Otopark işletmecisiyle emniyet kontrolleri sırasında bağlanıp yediemine çekilmiş beyaz transitler arasında dolaşıyoruz. Dikkatimizi ilk çeken şey araçların koltuklarının sökülmüş olması. Bazı araçların en arka sırasındaki koltuklar muhafaza edilmiş. Ama çoğu araçta o da yok. Normalde yolcu koltuklarının bulunduğu yerler şimdi bomboş.

6-transit-4-750x422

Otopark işletmecisi bu uygulamayı şöyle açıklıyor: “Hepsi koltuklarını söküyor ki araçta daha fazla yer açılsın. Böylece 50-55 mülteciyi tek bir minibüsün içine doldurabiliyorlar.” Otopark işletmecisi ufak kamyonları gösterip, “Bunların içine de 70 kişi dolduruyorlar” diyor.

8-transit-5-750x422

ÖZALP-VAN ARASINDA KONTROL NOKTASI NEREDEYSE YOK

Özalp-Van karayolu, mültecilerin Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra geçmesi gereken ilk güzergâh. Ancak Van-Tatvan karayolundan farklı olarak, Van’dan Özalp’e giden yolda çok az kontrol noktası var. Van-Tatvan karayolunun Gevaş’a kadarki kısmında 10 jandarma ve polis noktası saymıştık. Van kent merkezinden, kuzeydoğudaki İran sınırına kadar Özalp ilçesi üzerinden seyahat ettiğimizde, karşılaştığımız jandarma ve polis kontrol noktası sayısının iki olduğunu görüyoruz. Kaçakçıların asıl faaliyet alanının bu bölge olduğu düşünüldüğünde, beşte bire düşen kontrol noktası sayısı dikkate değer.

Türkiye-İran sınırında idare ile insan kaçakçıları arasında bir rekabet söz konusu. Türkiye sınırdan düzensiz geçiş imkanlarını azaltmaya çalışıyor. Buna karşılık kaçakçılar, sığınmacı ve göçmenler için yeni ama daha tehlikeli geçiş yolları bulmaya uğraşıyor. Bu rekabetin kaybedeni, daha zorlu rotalardan sınırı geçmeye zorlanan sığınmacı ve göçmenler oluyor.

SINIRDAKİ GERİ GİTME ŞİDDET VE DARBA DAYALI”

Türkiye, Avrupa Birliği’nden aldığı mali yardımlarla bölgedeki sınır duvarı projesi inşaatını sürdürüyor. 534 kilometrelik Türkiye-İran sınırının 241 kilometresi yakında duvarlarla kaplı olacak. Şu anda gözetleme kuleleri ve hendeklerle kontrol edilen sınır, duvar projesi bittiğinde insansız hava araçlarının görüntüleme sistemleri, termal kameralar ve optik kuleler de tam kapasite çalışmaya başlayacak.

Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu’na göre, bu durum sığınmacıların iltica hakkına erişimini daha da zorlaştıracak. Komisyon Başkanı Avukat Jindar Uçar, duvar inşaatı tamamlanmamışken bile sınırda geri itmelerin çok yaygın bir uygulama haline geldiğini, Türkiye toprakları içinde yakalanan göçmen ve sığınmacılarınsa kolluk kuvvetleri tarafından toplanıp sınıra götürüldüğünü ve sınırdan geri itildiğini anlatıyor. Kolluk güçleri, yasa gereği Göç İdaresine teslim etmesi gereken sığınmacı ve göçmenleri doğrudan geri ittiği için mültecilerin elinde Türkiye’ye girdiklerine dair somut delil bulunmuyor. Böylelikle sürece dahil olmayan Göç İdaresi, kağıt üzerinde sorumluluklarını ihmal etmiş sayılmıyor. Mültecilerse, iltica hakları konusundaki argümanlarını sunabilecekleri hiçbir yasal kurumla görüşmeden Türkiye’den İran’a itilmiş oluyor.

Yunanistan’dan Türkiye’ye geri itilen mültecilerin durumunda olduğu gibi, İran-Türkiye sınırında yakalanan mültecilerin de askerler tarafından darp edildiği, kimi zaman üzerlerinden çıkarılan kıyafetler yakıldıktan sonra çıplak bir şekilde tekrar İran’a gönderildiği anlatılıyor.

Birçoğu İran ve Afganistan kökenli mültecilerin çoğu, sınırdan TSK askerleri tarafından geri itilmiş tanıdıklarının olduğunu anlatıyor. Hatta bazıları birçok kez geri itildikten sonra Van’a ulaşmayı başarabildiğini söylüyor. Van Barosu avukatları, yedi defa geri itildikten sonra sekizinci denemede Van’a ulaşmayı başarabilmiş müvekkilleri olduğunu belirtiyor. Defalarca geri itilen mültecileri sorduğumuz Avukat Uçar, “Bu açıkça, iltica hakkının önüne set çekildiğini, hukuksuz bir işlem olan geri itmenin yapıldığını gösteriyor” diyor.

Uçar, özellikle temmuz-ağustos döneminde Van’da artan tansiyonun geri itmeleri hızlandırdığı kanaatinde. Uçar, ilticaya erişimin önüne set çekildiğini söylüyor: “Sınırdaki geri itmeler belki Türkiye’ye geçişleri azalttı. Ama biz bunu iyi ya da kötü bir gelişme olarak değerlendirmiyoruz. Mülteciler geri itmeler yüzünden, Cenevre Sözleşmesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye’nin güvence altına aldığı iltica hakkına artık erişemiyor. Girerken geri itildiği için Göç İdaresi’ne ulaşıp kendi derdini anlatamıyor.” 

AYLARCA KAR ALTINDA KALAN CENAZELER

Avukat Jindar Uçar’ın da mensubu olduğu Van Barosu Göç ve İltica Komisyonunun Türkiye-İran sınırında mülteci ölümlerine ilişkin raporuna göre, Van’ın Başkale ilçesinde 1 Nisan 2019-6 Mayıs 2019 tarihleri arasında, karların erimesiyle birlikte değişik zamanlarda toplam 25 mültecinin cenazesi tespit edildi. 24 kişinin donarak, bir kişinin ise ateşli silahla öldürülerek hayatını kaybettiği tespit edildi. Kimliği tespit edilebilen dört cenaze konsolosluklar aracılığıyla ülkelerine gönderildi.

Bölgenin iklim ve coğrafi koşulları nedeniyle cenazelerin aylarca kar altında kaldığı, bu nedenle bedensel bütünlüklerini korudukları ancak bazı cenazelerin vahşi hayvanların saldırısı sonucu beden bütünlüklerinin bozulduğu ve bu nedenle kimliklerinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtiliyor.

YÜZDEN FAZLA MÜLTECİ YAŞAMINI YİTİRDİ

Van Barosu Göç ve İltica Komisyonunun verilerine göre, yaklaşık iki senelik dönemde minibüs ve tekne kazalarında yüzden fazla mülteci yaşamını yitirdi.

  • 26 Temmuz 2019’da Van’da mülteci taşıyan minibüsün şarampole devrilmesi sonucu 17 kişi hayatını kaybetti.

  • 26 Aralık 2019’da mülteci taşıyan bir teknenin Van Gölünde batması sonucu yedi kişi hayatını kaybetti.

  • 9 Şubat 2020’de 13 mülteci Çaldıran’da donarak yaşamını yitirdi. Dokuz kişinin cesedine karların erimesiyle ulaşılabildi.

  • 13 Mart 2020’de Afganistan, Pakistan ve Suriye uyruklu mülteci oldukları değerlendirilen yedi ceset bulundu.

  • 27 Haziran 2020’de Van Gölü’nde batan teknede bulunduğu belirtilen 100 mülteciden yedisinin cenazesine ulaşıldı.

Raporun yayımlandığı tarihte Van Gölü’nden çıkarılan cenaze sayısı 61 olarak kayıtlara geçti. Cenazelerin otopsi ve kimlik tespit işlemleri Van Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünce yürütüldü. İran, Afganistan ve Pakistan’da yaşayan ve yakınlarından haber alamayan ailelere sosyal medyadan veya doğrudan iletişim kuruldu. Van Barosu Göç ve İltica Komisyonuna başvuran aileler, yakınlarının akıbeti ile ilgili yardım talep etti.

Dört Pakistanlının kimlikleri tespit edildi ve aileleri bilgilendirildi. Hayatını kaybeden 61 mülteciden 34’ünün Afganistan uyruklu olduğu belirlendi. Üç cenazenin vücut bütünlükleri ileri derecede bozulduğu için kimlikleri tespit edilemedi. Hayatını kaybeden mültecilerin cenazeleri kimsesizler mezarlığına, olay yeri belirtilerek ve numaralandırılarak defnedildi.

mezar-1

Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu tarafından 2021’de hazırlanan raporda ise şu tespitler yer aldı:

  • Van sınırının İran tarafındaki göçmen kaçakçıları güzergâhı tarif ediyor ama mülteci ve göçmenler sınırı kendi başlarına geçiyor.

  • Bazı durumlarda, anlaşmalı olunan göçmen kaçakçıları Türkiye tarafında onları karşılıyor. Bu durumda da Van Gölü ya da karayolu üzerinden ölüm riski barındıran göç yolculuğu devam ediyor.

  • Göçmen ve mültecilerin büyük kısmı için Türkiye’de kolluk güçlerine yakalanmamak kritik önemde çünkü iltica sistemi geri gönderme üzerine kurulu. Bu da göçmenlerin ve kaçakçı grupların jandarma ve polis kontrolünün olmadığı sarp ve tehlikeli yolları tercih etmesine neden oluyor.

  • Van’ın Gevaş ve Bitlis’in Tatvan ilçeleri arasındaki Balaban kontrol noktası oldukça sarp bir yerde ve onun etrafından geçmek pek mümkün değil. Yakalanmak istemeyen göçmen kaçakçıları Van Gölünü kullanıyor.

  • Bu nedenle son yıllarda Van Gölünde batan tekne ve hayatını kaybeden göçmen sayısı giderek artıyor.

  • Ölümler sadece Van Gölünde değil göç yolculuğunun başka aşamalarında da yaşanıyor.

  • Özellikle kış aylarında kontrol noktalarından uzak bir biçimde sınır geçişi yapmak için göçmenler dağlardan ve sarp kayalıklardan geçiyor.

  • Göçmenler aşırı soğuk, tipi ve yer yer çığ düşmeleri nedeniyle yaşamlarını yitiriyor.

  • Donarak öldüğü tespit edilen cenazelerin çoğu doğa koşulları ve vahşi hayvanlar nedeniyle tanınmaz halde ve tıpkı denizden cenazeleri çıkarılan onlarca sığınmacı gibi kimsesizler mezarlığına defnediliyor.

  • Kaçakçıların organize ettiği araçlarda da trafik kazası sonucu yine çok sayıda göçmen yaşamını yitirdi.

  • Yasal kalış sürelerinin dolması ya da zaten kaçak giriş yaptıkları için “düzensiz” göçmen durumunda bulunan sığınmacıların formel bir işte çalışması mümkün olmamaktadır.

  • Yaşamak için temel besin ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olan sığınmacılar hiçbir hakları ve güvenceleri olmadan çeşitli işlerde çalıştırılmaktadır.

  • Asgari ücretin çok altında ücret aldıkları için zaman zaman daha fazla tercih edilmektedir. Uzun süreli çalışma, düşük ücret, her an işten atılma, aşağılanma, hakaret, ücretini vermeme gibi uygulamalar sıradan çalışma düzeni haline gelmiş durumdadır.

  • Özellikle çocuklar sanayi sitelerinde çırak olarak çok düşük ücretler karşılığında neredeyse köle olarak çalıştırılmaktadır.

* Habere katkı sağlayanlar: Doğu Eroğlu ve Hazar Dost

** Bu haber Medya Araştırmaları Derneği'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.