İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü’nde görülen duruşmada, 4 Haziran’dan bu yana tutuklu bulunan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in savunması alındı. Tekin, 35 yıllık bir hukukçu ve bir milyon nüfuslu Seyhan’ın seçilmiş iradesi olarak mahkeme karşısında bulunduğunu belirterek, yargılama sürecindeki usulsüzlüklere ve insani koşullara dikkat çekti. Oya Tekin, "Göreve geldiğimde, tam da bu tür yapıları kırmak için çalıştım. Çünkü sürdürülebilir bir yolsuzluk düzeni ancak bu şekilde ayakta kalıyor. Ben bu düzeni bozduğum için bugün buradayım" dedi.
Aziz İhsan Aktaş'ın yöneticilerinin yaptığı organize suç günü, bazı belediye başkanlarına rüşvet veren ihaleleri organize ettiği iddiasıyla, 33'ü tutuklu 200 sanık hakkında açılan davanın ilk duruşmasının ikinci, sanık savunmalarıyla sürüyor.
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri'deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü'nde bulunan duruşma salonunda görülen duruşmanın ikinci aşamasında, bazı sanıklar ve avukatlar salonda hazır bulundu.
Duruşmada, 4 Haziran'da tutuklanan ve "rüşvet almak" suçlamasıyla yargılanan Seyhan Beldiye Başkanı Oya Tekin'in savunması alındı. Tekin, "Sayın Başkanım, sayın heyet Üyeleri, şu an karşınızda, bir milyon nüfuslu Seyhan'ın seçildiği irade olarak bulunuyorum. Ancak bundan da önemlisi, 35 bir hukukçu olarak karşınızdayım. Bir hukukçu olarak meslek hayatım boyunca tarihi davalara hep baktım. Hukuk devletine, kırılmaların nasıl tarihe geçtiğine bakmadım. Mesleki yaşamım da bu yıllık iledim" diye konuştu.
"Böyle bir rejim rejiminden yargılanan özel araçlarla geldi, biz kelimenin tam anlamıyla 'canlı tabut' adı altında taşındık"
Oya Tekin, dün tutuklu belediye başkanları olarak bir araya getirildiklerini, basını takip etmediklerini, avukatlarıyla görüşme imkanı bulamadıklarını, son derece insani şartların bir çay ya da su şartlarının bile karşılanmadığını anlattı. Tekin, şöyle devam etti:
"Savunma hakkı kutsaldır. Ben uzun ömürlü insanların savunma hakkına sahip bir hukukçuyum. Dün ise savunma kullanabileceği durumda bile değildik. Tansiyonum düştü, konuşamayacak hâle geldi. Eğer savunma sıraları bana o an gelseydi, bu şartlarda verilemezmi söylemek zorunda kalacaktım. Akşam koğuşa kaldığımda koğuşumdaki kadın arkadaşlar beni. Bana, basında izledikleri zaman yola, 'Suç'tan çalışırken korunmak için özel araçlarla, makam ve onlarla birlikte çalışıyordu. O anlarım Doluydu, haklılığımın gücüyle ayakta duruyorum; her gün ağlayan biri değilim. Ama o an düşündüm: Bizler, bölünmüş, kapalı hapishanelerde, tam anlamıyla 'canlı tabut' aboneliğinizin bitmediğini düşünüyorum.
Cezaevinde televizyonu çok nadir açıyorum. Ancak her açtığımda, kendi gazeteci diyen bazı kişiler tarafından, aynı dosya üzerinden, aynı cümlelerle, aynı ithamlarla yargısız infaz uygulayan kişiler tarafından. Dün akşam yine Seyhan Belediyesi ile ilgili aynı senaryoyu izliyordum. Gizlilik kararı olan bir dosyadaki bilgilerin nasıl ve kimler tarafından sızdırıldığını talep etmek istiyorum. Bir hukukçu olarak, masumiyet karinesinin bu kadar pervasızca çiğnenmesini kabul edilirim. Masumiyet karinesi evrensel bir ilkedir. Bir insan, hüküm verilene kadar masumdur. Gizli soruşturma dosyalarında yer alan bilgiler, televizyon ekranlarında kesin suç gibi olayların yaşandığı bu dönemdeki yargı pratiğine dair gerçek bir nottur."
"Adana'nın ilk seçilmiş kadın belediye başkanıyım"
Seyhan Beldiye Başkanı Oya Tekin, Adana'nın ilk seçilen kadın belediye başkanı olduğunu, bu göreve bir lütufla gelmediğini, yıllar boyu mücadeleyle, kadın haklarıyla, özgürlüklerle, adalet ve özgürlükler için yürütüldüğüm iyileşmelerle halkın gücüyle seçildiğini belirtti. Tekin, şöyle devam etti:
"Şafak eksik operasyon işlemine gerek yok. Çağrılsaydım giderdim. Antalya'da Yörük Türkmen Festivali'ndeydim. Otelden alındım. Kaçacak biri değilim. Hukuku bilen biriyim. Buna rağmen, ülkede daha önce kapsamlı tanık olduğumuz şekilde, çağrıyla ifade edilebilen kişiler yerine, imha operasyonları sağlanıyordu. Antalya'da nezaretteyken, Adana'da alındığını anlayınca neyle suçlandığımızı dahik. Ortadaüstü, sadece bir destek vardı. Buna rağmen, başka olması Dosya bilgilerinin dış ortamda dolaşımına sokuldu.
"Buradan da başım dik çıkışlara"
Sayın Başkanım, ben bir hukukçuyum. Bu ülkenin onurlu bir vatandaşıyım. Üç evlat yetiştirdim. Onların bırakacağı en önemli miras onurumdur. Bugün de onurluyum. Buradan da başım dik çıkma bölgelerinde. Bu yaşananların tamamının, hem şahsım hem de bu ülkenin hukuk tarihi adına kaydedildiği için anlatılıyor. Gözaltına alındığım gün, benimle birlikte iki kadın belediye başkanı daha mevcutdu. Herhangi bir ayrıcalık talep edilmedi. Hepimiz şekilde sıradan otobüslere bindirildik. Beş belediye başkanı, bir önceki dönem milletvekilimizle birlikte sıralandık. Bu sırada bir kamera çekim işlemlerini fark ettik. Basının olup olmadığı soruldu. Ortam son derece gergindi. Bunun güvenliğin kamerası olduğu, arşivlemedeki değişimin gösterilmesi. Sağlık kontrolünün ardından gecenin üçünde Çağlayan Adliyesi'ne getirildik. Fiilen dinlendirilmiş gibi yapıldı ancak savunmamız alınmadı. Tutuklandık ve ben cezaevine gönderildim.
"O fotoğrafı, masumiyetimi kanıtladığımda, çalışma ofisime asacağım"
Cezaevindeki ilk görüşümde, dışarıda çocukların, ailemin ve bana güvenerek oy vermiş Seyhanlı hemşerilerimin beklediğini öğrendim. Buradan kendilerini destekledikleri ve güvenleri için teşekkür ediyorum. İlk ziyaretçim bana, mutlu bir şekilde, iki kolumda polislerle çekildiğini bir fotoğrafımın basına servis edildiğini söyledi. Bir sonraki ki bu görüntü, gizlilik kararı olan bir dosyada, emniyet kamerasıyla çekilen görüntüydü. Şunu açıkça ifade ettim: Benim için sorun değil. Bu fotoğraf, masumiyetimi kanıtladığımda, çalışma ofisimde asacağım ve adına 'Ben de bu hukuksuzluğun azaldığını' yazacağım."
Tekin, Adana'da serbest çalışan bir avukat olan eşinin, iddianameye göre, "Ankara'da Aziz İhsan Aktaş ile görüştüğü, Aktaş'ın belediyeden alacağını tahsil edememesi üzerine kendisine bir milyon dolar verildiğinin belirtildiğini" aktararak, "İsnat edilen eylem budur. Suç olarak da Türk Ceza Kanunu'nun 252/2 vücutta rüşvet aldığı yerde. Ancak burada dikkat olan, Aziz İhsan Aktaş, benimle görüştüğünü söylüyor. Konuşma ya da talimat iddiası yoktur. Buna rağmen iddianamede, parantez içi ifadelerle, kasıtlı olarak hazırlanmış şekilde, 'eşinin benim adıma kaydedildiği' yönünde bir başlangıç yapılmıştır. Ne maddi vakaya ne de somut delillere dayanmaktadır" dedi.
Cezai suçta suçun oluşması için maddi olmayan, manevi olmayan ve hukuka aykırılık unsurlarının birlikte oluşmasını vurgulayan Tekin, soruşturma aşamasında savcılık makamının, yeterli şüpheyi maddi vakalarla ortaya koymak zorunda olduğu aktarıldı.
"Kamuoyu önünde yargısız infaz yapıldı"
Yeterli şüphenin, geleceklerle ve kasıtlı okumayla değil, hukuka uygun elde edilmiş somut delillerle oluşturulacağını anlatan Oya Tekin, savunmasına şöyle devam etti:
"Bu dosyada yeterli şüphe oluşması dahidan iddianame düzenlenmiş. Kaldı ki liste için yeterli şüphe de yetmez; güçlü suç şüphesinin varlığı gerekir. Buna rağmen ben dokuz yerde Silivri Cezaevi'nde tutukluyum. Dokuz ay… Bu süre, yalnızca şahsım perspektifi değil, mevcut, toplumumuz ve sağlık durumu açısından son derece ağırdır. Suç en temel olan kamu ile işbirliği içinde değiliz. Bir görüşme yok, bir talep yok, bir talep yok. Buna rüşvet almayla ilgili bir şey yok.
Ayrıca savcılık makamı yalnızca iddia edilen deliller değil, lehime olan delilleri de toplamakla mümkündür. İfadelerimde açıkça bir husumet bulunduğunu dile getirdim. Bu husumetin ne olursa olsun hiçbir araştırma yapılmadı. İfadelerim bütüncül şekilde değerlendirilmedi. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı hiçe sayılarak, gizlilik kararı olan bir dosya üzerinden kamuoyu önünde yargısız infaz yapıldı."
"Rüşvet suçunda etkin tazminat, suçun ortaya çıkmasından önce, başarısızlığın kendi iradesiyle bildirilmesi halinde söz konusu olabilir"
Oya Tekin, etkin pişmanlığın, bir beyan delili olduğunu, özgür iradeyle verilmiş olması bolluğunu işaretleyerek, dosyadaki etkin dinlenme beyanlarının tutukluluk koşullarında, yani özgür iradenin ciddi şekilde baskı altında tutulduğunun bir şekilde öğrenildiğinin görülebileceğini söyledi.
Tekin, "Rüşvet suçunda etkin bozulma, suçun ortaya çıkmadan önce, başarısızlıkla ilgili kendi gidişiyle gidiş durumu raporlamasi halinde söz konusu olabilir. Oysa burada soruşturma başlamış, kişiler tutuklanmış ve sonrasında bu bildirimler alınmıştır.
Silivri Cezaevi'nde tutulduğunu söyleyen Tekin, "Bu durum yalnızca benim açımdan değil, çevresel sağlık durumu da son derece ağır bir tablodur. Cezaevi koşullarında, sınırlı imkanlarla bu savunmayım. Değil, bu toplum adına acı bir tablodur. Bir toplumun dağılımı, özellikle adalet oranlarında başlarsa, bunun altında hepimiz kalırız.
"Aziz İhsan Aktaş'ı tanımıyorum"
St. Aziz İhsan Aktaş'ın, Adana'da ve Türkiye'nin birçok yerinde belediyelerle çalıştığını, belediyelerin ulaşımını iyi bildiğini, bu ilişkilerin yıllardır sürdüğünü birisinin aktardığını kaydeden Oya Tekin, şunları kaydetti:
"Ben ise belediyenin iç kullandığını yeni öğrenen, kamu kaynaklarını doğru kullanma çalışan bir idari durumdaydım. Aziz İhsan Aktaş, 19 Temmuz tarihinde rüşvet almak iddia ediyor. Oysa ben o zamanda olmadan işinimin üçüncü durumlardaydım. Seyhan'ın birikmiş, ağır sorunlarla boğuşuyordum. Hizmet üretmekye, sistemiyle uğraşmaya çalışıyorm. Böyle bir rüşvet ilişkisinin, hayatta kaldığıyla da hiçbir şey yok. İddianamede Aziz İhsan Aktaş'ın bir suçuyla, bu kamu işleri İdarelerini ele alarak ihaleler, fiyatların yükseltildiği belirtiliyor. Ben göreve geldiğimde, tam da bu tür yapıları kırmak için çalıştım. Çünkü sürdürülebilir bir düzen ancak bu şekilde ayakta kalıyor.
"Aktaş'ın Seyhan Belediyesi'nde yıllardır devam eden iş ilişkileri, benim dönemimde sona ermiştir"
Nitekim Aziz İhsan Aktaş'ın Seyhan Belediyesi'nde yıllardır devam eden iş ilişkileri, benim dönemimde sona erdi. Açık ihaleye çıkılmış, kendisi bu ihalelere dahi katılmamıştır. İddianamede adı geçen birçok şirketle ilişkilerin devam ettiği kabul edilirken, Seyhan Belediyesi özelinde bunun kesildiği görülmektedir. Burada husumetin ürünlerinin ayrıca yırtılmasının gerekmediğini düşünüyorum. Çünkü ben, onun işini engelleyerek kaldırdım. Göreve geldikten bir hafta sonra, bir hukukçu refleksiyle Sayıştay raporlarını, müfettiş raporlarını, daha önceki yönetim durumuyla ilgili denetim raporlarını istedim. Belediye yönetimine bu şekilde başladım. Amacım; yasaya, mevzuata ve kamu düzenine uygun bir belediyecilik anlayışıtı. Bu raporlarda özellikle park ve bahçelerle ilgili ihalelerde ciddi sorunlar tespit edilmişti. Kamu kaynağında israf mevcuttu, personel yapısı kayıtlıtu, belediyenin önemli bir alanı fiilen bir müteahhidin kontrolüne bırakılmıştı. Ne yaptım? Belediye yeterli donanıma sahip bu işlerin belediyenin yapılabileceğini düşünüyorum. Park ve bahçeler ihalesini açmadım. Bunun yerine belediye personeliyle ve 270 kadına istihdam sağlayan bir toplumsal sorumluluk modeliyle bu hizmetleri yürütüyoruz.
Eğer benim kişiliğim rüşvet, menfaat ve kişisel kazanç üzerine kurulmuş olsaydı; bu alandan en az 500 milyon liralık bir rantın kırılmasıdi. Tam olarak kullanır, kamu ürünlerini korur, tasarruf sağlar. Bu nedenle bugün yargılanıyorum. Aziz İhsan Aktaş ihalelerine devam edemezsiniz. Bunların birlikte hareket eden başka kişiler de bu alanın dışında kaldı. İddianamede yer alan tanıtımlar, imzalar ve organizasyonlar anlatılırken, Seyhan Belediyesi'nde bu kişilerin neden sona erdiği hiç sorgulanmamıştır. Ben burada bir suçtan değil, bir belediyecilik anlayışından dolayı yargılanıyorum. Süresi belirsiz bir tutukluluk içindeyim. Bu yalnızca benim değil, bu ülkenin adalet duygusu açısından da ağır bir tablodur."





