Kahramanmaraş merkezli depremler Türkiye'yi yasa boğarken on binlerce vatandaşımız enkaz altında hayatını kaybetti. Yaşanan felaketin yaralarını 'dayanışmayla' sarmaya çalışan milyonlarca gönüllü vatandaş, kurum, dernek ve vakıflar depremin ilk anından itibaren afet bölgelerinde yerlerini aldı. Bölgeye giden sivil toplum kuruluşları arasında İHH da vardı. Bölgede yaşananları değerlendiren İHH Mütevelli heyeti üyesi Serkan Nergis, alanda her kesimden her alandan yardım kuruluşlarının olduğunu söyleyerek koordinasyonsuzluğa dikkat çekti.

Habetürk yazarı Nihal Bengisu Karaca'ya konuşan Nergis sorulan sorulara şöyle cevap verdi:

Benzersiz bir depremdi, kabul. Ancak ilk 12, dahası ilk 72 saat çok önemli olmasına rağmen doğru zamanda doğru şekilde organize olmayan bir AFAD vardı ve doğal olarak çok sorgulandı. İlk andan itibaren sahadaydın. Ne gördün, süreci nasıl problematize ediyorsun?

Ben 80’in üzerinde ülkeye gittim bunların arasında deprem, tsunami, çığ, kuraklık, sel vardı. Haiti depreminde, Filipinler, Pakistan depremindeydim, 2011 Japonya depreminde vardım, savaş bölgelerinde, bombalanan Halep’te vardım. Çok ölüm gördüm. Ama bunun gibi bir şey görmedim. Dünya üzerinde bunun kadar geniş bir alana yayılmış bir afet ben görmedim. Dünya üzerinde bu büyüklükte bir afete kusursuz ya da kusursuza yakın düzeyde etkin bir müdahale gerçekleştirilebilecek bir ülke yok. Bu gerçeği önce bir kenara koyalım. Yardımların ulaşması konusunda hava şartlarının çok olumsuz etkisi oldu, bunu da kabul edelim. Üçüncüsü koordinasyonsuzluk da had safhadaydı, bunu da hepimiz gördük yaşadık.

Deprem günü mü yola çıktınız?

Bölgeye yakın illerdeki İHH ekipleri bulundukları yerde hemen toparlanarak sahaya geçiler, biz Bülent Yıldırım (İHH Vakfı Genel Başkanı) ağabeyle yola çıktığımızda tarih 6 Şubat sabah 07.00 idi. Niğde otobanında iki kez kar fırtınasına yakalandık. Bir ara biz kurtarılmayı bekledik. Sonra polislerle karşılaştık, yol açıldı devam ettik. Adana’ya vardık, oradan da ancak akşam saatlerinde İskenderun’a varabildik. Bizim ekiplerimiz varmıştı ve çalışıyordu. Antalya’dan gelmişlerdi. İskenderun’a girdiğimde şoke oldum. Enkazlara yaklaşınca sesleri duyuyorsun ama kimse yok. Arkadaşlarımız delikler açmış ama iş makinesi lazım.

Sizin elinizde ne var o an?

Hilti var, demir kesme makası var, ses dinleme cihazları, hava yastıklarımız var. Ama büyük kolonları tabyaları aşmak için iş makinesi gerekiyor. Akşam altı civarı. AFAD yok henüz. Aslında bu da normal.

Neden normal, siz gidebiliyorsunuz o niye gelemiyor?

O şehrin AFAD üyeleri de enkaz altında çünkü. Koordine edebilecek olanlar da enkaz altında. Adana’da afet olursa ilk müdaheleyi AFAD yapar, yapamazsa yakındaki şu il müdahale eder diye bir belirleme var mesela, ama o yakındaki ilde de deprem olmuş oradaki sorumlu da enkaz altında. Ona yakın ilde de deprem olmuş, o da enkaz altında… Zincirleme gidiyor. Yapılması gereken her şeyin merkezden koordine edilmesi ama o da olamıyor.

Neden olamıyor?

Aslında olması için çalışılıyor. Mesela birinci sınıf arama kurtarma ekipleri için uçak hazırlattılar. O

uzmanları uçağa koydular ama onlar saatlerce bekledi. Saatlerce. Çünkü uçağın hangi havaalanına ineceği belli olamadı. Deprem olduktan sonraki beşinci saatte bakın, ekipler var, uçak var ama hangi havalimanı uygun, hangi pist inilebilir durumda, feedback gelmiyor ve bu yüzden uçaklar hareket edemiyor. Bizim ekipler sivil olmanın avantajını yaşadı kimseden talimat beklemiyoruz biz sonuçta ama AFAD özelinde bir de ayrı bir bürokrasi var. Hava muhalefeti var. Arama kurtarma ekipleri normalde Hatay’a ve Antep’e indirilecekti o olamayınca Adana’ya indiler. Ancak şehirlerden de bilgi alınamayınca orada da organize olamadılar.

'KOORDİNASYON OLSAYDI DAHA FAZLA KİŞİ KURTARILABİLİRDİ'

İlk ve ikinci gün İskenderun ve Antakya’daydın. AFAD Antakya’da var mıydı?

Yoktu demek haksızlık olur. İskenderun’da da Antakya’da da gördük.

Kaç kişi?

Üçlü beşli birlikler halinde ama onlar da ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Koordine halde değillerdi. Ancak bu büyüklükteki bir afette şunu kabul etmek lazım, istediğiniz kadar koordineli olun ilk 24 ya da 48 saatte enkaz altındakilerin yüzde 50’sine bile ulaşamazdınız ama daha iyi bir koordinasyon olsaydı daha fazla kişi kurtarılabilirdi. Bu hepimiz için geçerli.

İkinci gün ne oldu?

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar: Bu iktidarı göndereceğiz HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar: Bu iktidarı göndereceğiz

İkinci gün biraz daha toparlandı. İş makinesi tek tük görmeye başladık. Ben hala Antakya’daydım. Ama asıl üçüncü gün yoğunlaşma oldu. Daha sonra Hatay merkez, Reyhanlı ve Kilis’e geçtik, Antep’ geçtik. Antakya’dan sonra her yer nispeten daha iyiydi. Dördüncü gün Maraş’a geçtim. Dördüncü gün pek çok şey oturmuştu artık. Sonra Malatya ve Adıyaman’a gittim.

İHH’dan kaç kişi olarak sahadaydınız?

Türkiye genelinde 1500 kişilik arama kurtarma ekibimiz var. Hepsini çağırdık. Her ilde 100-150 kişi vardık. Deprem dört buçukta oldu biz beş buçukta bütün ekipleri harekete geçirmiştik. Van Adıyaman arası araba ile 7 saat, Van’dan çıkan ekip 11. saatte Adıyaman’da çalışma yapıyordu. Adıyaman ve Maraş’ın en büyük problemi iletişim problemiydi, hiçbir şekilde seslerini duyuramadılar. Ben Maraş ve Adıyaman’a giden ekiplerimizle gittikleri andan itibaren irtibat kuramadım.

KENDİ EKİPLERİMİZLE BİLE İLE İLETİŞİM KURAMADIK

Kendi aranızda konuşamadınız yani plan da yapamadınız?

Evet ve böyle bir anda en önemli iki şey vardır: Koordinasyon ve iletişim.

İletişim çöktü, koordinasyon ağır aksak ve yetersiz kaldı. GSM şirketlerinin de burada üzerine alması gereken pay var. Seyyar mobil baz istasyonlarını gördüm ama yetersizdi. Özellikle Maraş, Malatya ve Adıyaman’da iletişim daha düzgün kurulabilseydi kurtarılan kişi sayısı daha fazla olabilirdi.

Elon Musk’ın Starlink teklifi neden reddedildi o zaman?

Bilmiyorum. Bildiğim Maraş’tan ve Adıyaman’dan kendi ekiplerimizden bile bilgi alamadığım. Üçüncü gün sahada görüşebildim kendileriyle. Cep telefonları çalışmıyordu. Konuşabilmek için telefonun çektiği yere kadar gitmek zorunda kalıyorlardı. O telefonun çektiği yer arabayla iki saat uzakta bile olabiliyordu.

Adıyaman’daki "unutulduk" şikayetinin bir nedeni de bu.

Her ilde 100-150 kişiydik dedin, bu çok sayıda kişi kurtarabildiğiniz anlamına mı geliyor?

Olsak ne olur ki? Bir enkazda on kişi çalışıyor. Diyelim ki ikiye böldün beş kişi. O da ekipmanı bölebiliyorsan.

AFAD İLE DÜZENLİ OLARAK TATBİKAT YAPIYORDUK

AFAD sizin gibi sivil toplum kuruluşları ile "büyük bir depremde ne yaparız" konulu simülasyonlar yapıyor muydu?

Devamlı tatbikat yapıyorduk. Bize arama kurtarma eğitimini en başta AFAD verdi. Daha sonra biz kendimizi geliştirdik ve kendimiz eğitmen olduk. İlk eğitimleri çoğunlukla AFAD’dan bazen de üniversitelerden alıyoruz. Arama kurtarmanın çeşitli segmentleri var. Alçak irtifa, yüksek irtifa, su altı, alt enkaz, üst enkaz eğitimleri ayrı. Yıl içinde tatbikatlar yapıyoruz. Ama yetersiz. Düşünün STK olarak en büyük olan benim. Çeşitli seviyelerde eğitim almış 1500 kişiyi bir anda oraya yığabiliyorum. Ama mesela o 1500’ün tamamı derin enkaza giremez. Yani hem kamu olarak hem sivil olarak bu kadar büyük bir afete yetebilecek kapasitemiz yok. En iyi ihtimalde bile yüzde 50’sine ulaşamazdık. Aynı büyüklükte bir felaket Batılı bir ülkede de olsa onların da ulaşabileceğini sanmıyorum.

Batılı bir ülkede, birincisi, bu kadar çok bina yıkılmazdı. İmar izni inşaat kalitesi denilen mesele bizdeki kadar kabak değil oralarda. Kurumlar kendiliğinden insiyatif alıp daha hzılı koordine olurdu.

O başka bir tartışma konusu tabii

Peki çok basit bir soru, Yunus Sezer neden sahada değildi ve neden pek ortalığa çıkmadı ve birçok spekülasyona neden oldu sence?

O konuda bir şey diyemem ama hem saha ile hem Ankara ile ilişkileri kuran regülasyonları yapan oydu. Dördüncü günde AFAD’la koordine ekiplerin sayısı yüzbinleri bulduysa Yunus Bey’in sayesinde. Yurtiçinden gelenler, yurtdışından gelenler…Hem arama kurtaramanın içinde, hem gıda hem dağıtım, hem barınma…Böyle bir bölgede organize olmayan ve kafasına göre hareket eden her yapı kaosu davet eder, o yüzden işlerin AFAD’ın koordinasyonunda yürümesi de doğru mantıken. Sen çünkü istediğin yere çadır kurarsan olmuyor, yer gösterilmesi lazım, o iş için ayrılan yere kurulması lazım.

'SOKAK HAYVANLARINI MUTLAKA BESLEYİN, AÇ BIRAKMAYIN'

Salgın hastalık bekliyor musunuz?

Hava sıcak olsaydı zaten anında olurdu. Şimdilik soğuk önlüyor. Ama bu tuvaletle ilgili bir şey de değil. Biz mesela herkese bütün gönüllülere sokak hayvanlarını mutlaka besleyin asla aç bırakmayın diye sürekli uyarı yapıyoruz ve bunun tek nedeni hayvanseverliğimiz değil…

Bir bomba geliyor, hissediyorum.…

Evet, çünkü yiyebilecekleri bir şey olmazsa, kedi ve köpekler bizim alamadığımız kokuları alıp, bizim geçemediğimiz deliklerden geçerek cesetleri yemeye başlarlar ve hem naaşlara zarar verirler hem de hastalık yayarlar. Bu yüzden gördüğünüz her kedi ve köpeği besleyin diyoruz.

'MENTAL OLARAK TÜM ÜLKENİN BAŞINA GELEN BİR AFET BU…'

Yapılan ayni yardımlar konusunda bölgeye çok tuhaf şeylerin gönderildiği haberleri çıktı, neden oluyor bu?

Evet, deprem şartlarında o iklimde kullanılamayacak bir sürü şey gönderilmiş. Gecelik göndermişler mesela. Topuklu ayakkabı falan. İnsanların iyi niyetle kenara ayırdıkları şeyi bir lahzada gönderiklerini düşünüyorum. Kötü niyet aramıyorum. Herkes bir şey yapmak istedi. Bu afet sadece o bölgenin afeti değil. Bu afet Türkiye’nin afeti. Psikolojik olaraki zihinsel olarak, mental olarak, maddi olarak…

ÇOK ACI VAR, ÖYLE BÖYLE DEĞİL, ÇOK…

Herkes hasardan bir pay aldı mı demek istiyorsun?

Evet. Bu süreçteki dezenformasyon, söylenen yalanlar bile dokunaklı. En sık söylenen yalan, umut yalanıydı mesela. “Ses duyduk” diyorlar. Gidiyorsun, dakikalarca dinliyorsun, ses yok. Çünkü sesi duyduğunu iddia eden yalan söylüyor, çünkü bir umudu var ya da cenazesine ulaşmak istiyor.

Çok fena.

Çok acı vardı. Öyle böyle değil. Anlatayım biraz, anlatırsam belki ben de sindiririm. Adıyaman’da çalışan Erzurum ekibimiz yaşadı birini. Saatlerce çalıştılar ve bir kadına ulaştılar. Kadın canlı, ama kucağında bebeği var ve ölmüş. Çıkmak istemiyor. Ona sarılmış. Saatlerdir kucağında. “Benim mavişim burada öldü, ben neden yaşayayım, nereye çıkayım?” diyor. Arkadaşım ne kadar dil döktüyse nafile. En sonunda arkadaş “Abla ben seni almadan çıkmam, o zaman burada beraber öleceğiz” diyor. Kadın ancak o zaman bizim arkadaşımıza acıyor, “Sana da kıyamam ki şimdi” diyor ve o şekilde çıkmayı kabul ediyor.

Bir adam vardı mesela, sıkışmış enkazın altında. Tam karşısında oğlu var, depremin ilk anında ölmüş. İç organları dışarı çıkmış çocuğun. Adam tam 35 saat, o görüntüye bakarak beklemiş. Öyle bir sıkışmış ki kafasını da çeviremiyor. 35 saat sadece oğlunun o haline bakmış.

Canlı kurtuldu. Çok fazla acı hikaye var, çok.

'TARİKAT VE CEMAATLER DE ORADAYDI, CHP’Lİ BELEDİYELER VE ÜLKÜ OCAKLARI DA…'

Siz bu kadar ağır şeyler yaşarken, bu kadar trajediye ortak olurken, sosyal medyada koca koca adamlardan “Ülkenin iliğini ipliğini kurutan İslami camia nerede, o cemaatler tarikatlar nerede?” diye tweet atanlar oldu. Bunlar nasıl etkiledi, daha doğrusu etkiledi mi?

"Neredeler" sorusu komikti çünkü hepsi oradaydı, yanlarında tanınmış ekran yüzleri yok diye farkedilmediler sanırım. İslami camianın geçmişten gelen bilgi birkimiyle çok büyük bir tecrübesi var bu konuda. Fatih'ten bir grup çocuk çıkıp geldi ve aşevi kurdular hemen mesela. Beşir Derneği üçbin kişilik ekiple sahadaydılar. (Menzil tarikatının derneği) İsmailağa’nın bütün ekibi oradaydı (IDDEF) Hayrat Vakfı vardı. İnsan Vakfı vardı. İnsan ve ekonomik potansiyeli büyük vakıflar bunlar. Bunlardan Beşir hariç hiçbirinin arama kurtarma deneyimi yok, ama hem aktif enkaza giren insanların ihtiyaçlarını karşıladılar hem aşevi kurmak gibi yardım dağıtımı yapmak gibi işlere çalıştılar.

Sosyal medyada bazı marjinal hesaplar sırf İslami kesime mensuplar diye "kapatılacak vakıflar tam liste" diye paylaşımlar yaptılar. Bizi de o listeye koyabildiler Ama bir kesim insan da sadece Ahbap’a ya da CHP’li belediyelere saldıran paylaşımlar yaptı. Bunlar son derece sorunlu ve çiğ şeylerdi ve Allah’tan hiçbiri sahaya yansımıyordu.

Gelebilen herkes gelmiş, yapabileceğini yapmaya çalışıyordu. CHP’li belediyeler de vardı, Ülkü Ocakları da. Sahada normalde kavga edecek ekipler, gruplar yardımlaştı. Herkesin derdi bir can kurtarmaktı. Herkesin derdi bir çocuğun sırtına bir mont koyabilir miyim derdiydi.

PİLİNİZİ, ŞARJINIZI, SABRINIZI….

Bu büyük felaketten sivil toplum kuruluşlarının da alması gereken dersler var mı, bundan sonra ne olmalı?

Normalde arama kurtarma STK’lardan beklenmez. Aslında İHH’dan da beklenmez ama biz 2009’da bu yönümüzü geliştirme kararı almıştık. Bu alanda yetişmiş elemanın az olduğunu fark ettiğimiz ve insan kaynağımız çok olduğu için. Şu an dalgıç arama kurtama ekibimiz dahi var. Benim diğer STK'lara önerim; arama kurtarma işine profesyonel olarak girmeleri gerektiği. Türkiye bir afet ülkesi. Bireysel olarak da basit bilgilere artık sahip olması lazım insanımızın. Mesela ne diyoruz? Deprem esnasında kaçmayın. En çok cesedi merdiven boşluğundan çıkardık. Yatak varsa yatağın yanında uzanın. Çamaşır makinesi gibi şeylerin yanında iseniz tutunun ve çömelin. Enkaz altında kaldığınızda pilli şarjlı olan şeyleri ilk anda kullansanız bile sonra kendinize hakim olmanız lazım. Telefonun şarjını, fenerin pilini tıpkı metanetiniz ve sabrınız gibi iyi korumanız, bitirmemeniz lazım. Çünkü ilk yarım saatte, bir saatte hatta belki ilk birkaç saatte bilin ki kimse gelemeyecek.