ÇANAKKALE

Gelibolu Emek Dayanışma Platformu, idamlarının 54. yılında üç fidanı andı

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idam edilişlerinin 54. yılında Gelibolu Emek Dayanışma Platformu tarafından anıldı. Etkinlikte, “Bize miras olarak yarım asırlık bir mücadele geleneği bıraktılar” ifadesine yer verildi.

Abone Ol

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idam edilişlerinin 54. yılında Gelibolu Emek Dayanışma Platformu tarafından anıldı. Çok sayıda yurttaşın katıldığı anma etkinliğinde şu ifadelere yer verildi:

“68 kuşağının üç yiğit devrimcisi Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın ölümsüzlüğe yürüdüğü günün 54. yıldönümü. Bizler, Gelibolu'nun ilerici, yurtsever, devrimci ve demokrat insanları olarak, her yıl olduğu gibi bu yıl da önderlerimizi anmak üzere bir aradayız. Bugün buradayız, çünkü ülkemize ve geleceğimize sahip çıkma iradesinin birlikte hareket etmekten geçtiğini biliyoruz. Mücadele tarihimize sahip çıkıyoruz!

6 Mayıs 1972'de, bir Hıdırellez sabahında idam edilen devrimciler, bu ülkenin yüz akıydılar. Türkiye'nin bugüne kadar gördüğü en yurtsever kuşağın temsilcisiydiler. Onlar, emekten yana onurlu bir yaşam için, eşitliğin, özgürlüğün ve 'Tam Bağımsız Türkiye' şiarının sahibiydiler. Bize miras olarak yarım asırlık bir mücadele geleneği bıraktılar.”

DENİZLERE SÖZÜMÜZ DEVRİM OLACAK

Anma metninde, 68 kuşağının dünyadaki gelişmelerden etkilendiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

“1950-1970 yılları arasındaki dönem, dünya nüfusunun üçte birinin sosyalizmle yönetildiği, toplumsal eşitlik ve özgürlük mücadelesinin küresel sermayeyi kuşattığı, geniş emekçi sınıfların hak arayışlarının zaferle sonuçlandığı bir dönemdi. Şüphesiz 60'larda dünyada yaşanan üç gelişmenin, 68 kuşağı üzerinde derin etkileri olmuştur: Birincisi, tüm dünya halklarının ortak düşmanı ABD emperyalizminin Vietnam'daki yenilgisi; ikincisi Fransa'da başlayıp bütün Avrupa'yı etkisi altına alan 68 gençlik eylemleri; üçüncüsü ise İsrail'in faşist baskı ve savaş politikalarına karşı direnen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin kurulmasıdır. ABD ordusunun Vietnam'da uğradığı bozgun, dünya devrimcilerinin 'halk savaşı' temelinde örgütlenmesinin yolunu açmıştır. 68 Paris isyanı ise, zaferin ancak işçi sınıfının ve onun öncü-savaşçı unsurlarının örgütlü mücadelesi ile gerçekleşebileceğini göstermiştir. Bugün bilinmelidir ki, riyakarca Filistin'e sahip çıktıklarını iddia eden siyasal islamcılar ortalıkta yokken, Filistin davasının sahibi 68'in devrimcileri olmuştur.”

KAHROLSUN ABD EMPERYALİZMİ

Metinde, Denizlerin mücadelesinin Türkiye için bir milat olduğu vurgulanarak şunlar kaydedildi:

“Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin mücadelesi, Türkiye için milat kabul edilebilecek bir toplumsal uyanışı ifade eder. Gençlik hareketi, önce Fikir Kulüpleri Federasyonu bünyesinde örgütlenmiş, ardından üniversitelerde akademik-demokratik talepleriyle yaygın boykotlar ve fakülte işgalleri gerçekleştirmiştir. Sonrasında ise şehirlere ve Anadolu'nun en ücra köylerine varan emek eksenli bir direniş hattı ortaya çıkmıştır. 1965-1970 arasındaki dönem, Türkiye'nin fırtınalı yıllarıdır! Sosyalist bir partinin parlamentoya girdiği, devrimci bir işçi sendikasının kurulduğu, sınıf farklılıklarının keskinleşmesiyle yaygın işçi ve köylü eylemlerinin gerçekleştiği yıllardır.

Elbette gençlik hareketi de bu gelişmelere kayıtsız kalmamış, üniversitelerinden çıkan devrimci gençler, işçi grevlerine, köylülerin toprak işgallerine omuz vermiş, hak arama mücadeleleri örgütlemiştir. 68'liler öyle bir gençlik kuşağıdır ki; Van'daki depremden, Zap suyuna 'Devrimci Gençlik Köprüsü' inşa etmeye kadar uzanan bütünlüklü bir mücadele perspektifine sahiptir.”

GELENEK SÜRÜYOR DEVRİMCİLER YÜRÜYOR

Metinde, gençlik hareketine karşı gerici unsurların devreye sokulduğu belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:

“Elbette gençliğin önderlik ettiği bu toplumsal uyanışa karşı Türkiye sağının gerici ve faşist unsurları da kontrgerilla doktrini çerçevesinde devreye sokulmuştur. 60'lı yılların sonuna doğru devlet teşviği ve korumasıyla örgütlenen İlim Yayma Cemiyetleri, Komünizmle Mücadele Dernekleri gibi gerici oluşumlar, devrimci gençliğe karşı cihat çağrıları yapmaya başlar. Yine bu dönemde Komando Kampları'nda eğitilen paramiliter sivil faşist grupların adı da yavaş yavaş duyulmaktadır.”

FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA

Türkiye’nin 1968 ve 1969’da emperyalizme karşı dünya çapında isyanın simgesi haline geldiği vurgulanan metinde, iki önemli eyleme dikkat çekildi:

“İlki, 18 Temmuz 1968'de Deniz Gezmiş önderliğindeki binlerce öğrencinin Amerikan 6. Filo askerlerini Dolmabahçe'de yakalayıp denize dökmesidir. İkincisi ise Sinan Cemgil, Hüseyin İnan ve Ulaş Bardakçı önderliğindeki öğrencilerin 6 Ocak 1969'da ODTÜ'de Vietnam kasabı namıyla bilinen Amerikan büyükelçisi Robert Komer'in arabasını ateşe vererek yakmasıdır. Bu iki eylemle devrimci gençler, dünyaya çok net bir mesaj vermiştir: Artık Türkiye, emperyalistlerin elini kolunu sallayarak dolaşabilecekleri bir yer olmaktan çıkmıştır.”

KAHROLSUN ABD EMPERYALİZMİ

Metinde, 1968-1970 arasındaki dönemde yaşanan can kayıpları hatırlatılarak şunlar aktarıldı:

“1968-1970 yılları arasındaki toplumsal olaylar, sağ grupların ve gerici çevrelerin silahlı saldırılarıyla kanlı bir sürece evrildi. Devrimci öğrenciler; Vedat Demircioğlu 17 Temmuz 1968'de, Taylan Özgür 23 Eylül 1969'da, Battal Mehetoğlu 14 Aralık 1969'da polisler tarafından öldürüldü. 16 Şubat 1969'da, 6. Filo’nun ikinci gelişinde, cihat çağrılarıyla toplanan binlerce gerici ve faşist, önce 6. Filo'yu kıble alıp namaz kılmış, ardından polis koruması altında devrimcilere saldırmıştır. Tarihimize 'Kanlı Pazar' olarak geçen bu katliamda, Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan adlı devrimciler sivil faşistler tarafından katledildi.”

FİLİSTİN'DE DÜŞENE DÖVÜŞENE BİN SELAM

Metnin devamında, Deniz Gezmiş önderliğindeki grupların Filistin kamplarında eğitime gitmesi ve 12 Mart darbesi süreci anlatıldı:

“Mücadelenin daha ileri bir safhası bu anlamda bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış, Deniz Gezmiş önderliğindeki gruplar, dönemin doğal koşulları çerçevesinde hem Filistin halkının mücadelesine destek vermek hem de Türkiye'deki mücadeleyi daha ileri bir aşamada sürdürmek üzere Filistin kamplarında eğitime gitmiştir. Sendika yasasındaki değişikliğe karşı 15-16 Haziran 1970 tarihlerinde gerçekleşen işçi direnişi, Türkiye'nin tarihini değiştiren iki gün olarak hafızalara kazınır. Bu iki günde 'fabrikalar değil, şehirler' yürümüştür.

Denizler bankalara yönelik kamulaştırma eylemlerinin ardından, Balgat Hava Üssü'nden dört Amerikan askerini kaçırarak mücadeleyi bir üst aşamaya taşırlar. Bunun üzerine ODTÜ'ye yapılan polis ve asker operasyonunda, iki devrimci öğrenci öldürülür. Devlet eliyle alınan tedbirlerin boşa çıkması ve işlenen cinayetlere rağmen toplumsal mücadelenin giderek büyümesi karşısında ise 12 Mart darbesi gerçekleştirilir.”

DENİZLERE SÖZÜMÜZ DEVRİM OLACAK

Anma metni, şu ifadelerle sona erdi:

“Devrimcilik, güçlü dayanışma ve yoldaşlık bağları içeren duyguların ve düşüncelerin örgütlü bir şekilde eyleme geçtiği bir zemindir. Denizlerin idam kararları meclis tarafından onaylandıktan sonra, onları kurtarmak için harekete geçen Mahir Çayan önderliğindeki Türkiye Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi savaşçıları da Kızıldere'de şehit düşmüştür. Bugün bizlere kalan miras, sadece mücadele etmek değil, aynı zamanda o mücadele içinde özlemini duyduğumuz hayata ait kardeşlik ve yoldaşlık bağlarının bugünden kurulmasını da içerir.”