Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Doruk Madencilik işçilerinin direnişinin kazanım ile sonuçlandığını belirterek, 'Çok güzel bir zamanda direnişimiz bir zaferle sonuçlandı. Bu sene 1 Mayıs'a bir özel anlam daha yüklenmiş oldu. 1 Mayıs'a Türkiye işçi sınıfı bir zaferle, bir başarıyla giriyor. Bir direniş kararlılığıyla giriyor. Ve biliyorsunuz bu yıl, 1 Mayıs 1976'da ilk kez Türkiye çapında kitlesel kutlanan 1 Mayıs'ların 50. yıl dönümünde kutlayacağız' dedi. Baş, İstanbul Valiliğinin yasaklama kararını tanımayacaklarını ve yarın Taksim'de olacaklarını belirtti.
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin İstanbul İl Başkanlığı'nda basın toplantısı düzenledi. Doruk Madencilik işçilerinin haklarını almasına değinerek konuşmasına başlayan Baş, şunları söyledi:
'Bu mücadelenin en güzel örneklerinden birini verdiler. Bu sınıf mücadelesinin en güzel direnişlerinden birisini örgütleyen Bağımsız Maden İş Sendikasına, Ankara halkına yürekten teşekkür ediyorum. Bu zaferin gerçek sahibi maden işçileridir. Bu zafer yurttaş bile sayılmayan, insan yerine konulmayan maden işçilerinin birleşip haklarını almaları açısından son derece önemlidir. Bütün bu yokluğa rağmen örneğin engelli çocuğunu evinde bırakarak 'ben hakkımı almadan dönmeyeceğim' diyerek yola çıkan her bir madenciye, onların eşlerine bütün ülke adına yürekten teşekkür ediyorum. Bu ülkede yıllardır unutturulan bir şeyi, işçi sınıfının birliğini sağladığında, dayanışmasını ortaya koyduğunda, mücadele kararlılığıyla hareket ettiğinde mutlaka kazanabileceğini bir kez daha gösterdiler.
'Bir işçi gasp edilen hakkını kazanıyorsa bu bizim için yeterli bir mutluluktur'
Zaferden sonra ortaya çıkan sahte kahramanlar da var. Mesela sarı sendikanın paylaşımları var. O iş yerinde yıllardır işçilerden düzenli olarak aidat toplayan ve işçilerin bu koşullarda çalıştıkları sürece bir taraftan da işçileri buna ikna etmek gibi bir kötücül görev üstlenen sendika, zaten bir şey söylemeyi gerektirmiyor. İçişleri Bakanının parlatılmasını gerçekten garipsediğimi söylememem lazım, oraya da özel bir çalışma yapılıyor. Bunca yıldır bu işçiler bu koşullarda çalışırken bakan bey neden zahmet edip bir telefon açmadınız madem bu işi bu kadar çözebiliyorsanız. Ülkenin neresinde bir işçi gasp edilen hakkını kazanıyorsa bu bizim için yeterli bir mutluluktur ama patronların bu yaklaşımlarına karşı nasıl direnilebileceğini hep beraber gördük. Buradan çıkarttığımız derslerle devam etmemiz lazım. Onlarca madenci arkadaşımız en özet haliyle evlerine ekmek götürebilmek için yola çıktılar. Bu ülkedeki zenginlerin çok büyük bir bölümünün bir iki saat bile dayanamayacağı yerin derinliklerinde, karanlıkta bir ömür tüketen işçilerden bahsediyoruz. Haklarını almak için Ankara'ya geldikleri bir tabloda karşılarına bakanların yerine emniyet güçlerinin dikiliyor olması hiç aklımızdan çıkmaması gereken bir şey. Amaç haklı seslerinin duyulmasını engellemektir.
'Sizin bültenlerinizi takip etsek 17 gündür Ankara'da böyle bir direniş yok ki'
Türkiye'deki medyanın sefaletini görmemiz gerekir. Alanda Kazakistan devlet televizyonu gelip röportaj yaptı, bu ülkenin devlet televizyonunun gelmesini kimse hayal bile etmedi. Anadolu Ajansı son gün anlaşma yapılana kadar ortalıkta yoktu. Herkesin şunu sorması lazım; Anadolu Ajansı 17. günde anlaşma haberini verdiğin bu direniş ne zaman başadı, kim yaptı, bu 17 günde ne oldu? Ey yandaş medya; sizin bültenlerinizi takip etsek 17 gündür Ankara'da böyle bir direniş yok ki. İşin çözüm noktasında üç bakan sahaya çıkıyor. Eğer sen bu ülkenin Çalışma Bakanıysan bakanlığının 150- 200 kilometre ötesindeki bir madende işçilerin kölelik koşullarında çalıştığını bilmiyorsan ne işe yararsın ki? Bunun için illa insanların isyan etmesi mi gerekiyordu? Bunun için illa insanların günlerce aç sefil yollarda yürümesi mi gerekiyordu? Bunun için illa insanların polis şiddeti karşısında kararlı duruş sergilemesi mi gerekiyordu? 10 gün açlık grevi yapmaları mı gerekiyordu? Bunların hepsini aynı anda hatırlamamız gerekiyor.
'İktidar desteği çekildiği anda işçinin hakkını vermek zorunda kaldılar'
Bu iktidarın bir patron iktidarı olduğu, zengin iktidarı olduğu, onların sırtını sıvazlayan onları destekleyen bir iktidar olduğu da bir kez daha tescillenmiştir. Bu patronlar bu cesareti, bu cüreti bu iktidardan alıyorlar. İşte arkalarındaki iktidar desteği çekildiği anda işçinin hakkını vermek zorunda kalırlar. Arkalarındaki iktidar desteğini kaybedeceklerini hissettikleri anda işçinin bütün haklarını, iki yıldır, üç yıldır verilmeyen haklarını beş dakikada işçiye teslim etmek zorunda kaldılar. Bu nettir. Bu ülkede bu pervasız sömürünün gerçekleştirilmesinin sorumlusu iktidardır. Bu pervasız sömürünün sürdürülebiliyor olması patronların sırtlarını sermaye iktidarına, AKP'ye, Saray'a yasladıklarını gösterir. Hiçbir patron arkasında bu iktidarın desteği olmadan bu pervasızlıkları hayata geçiremezdi. Bu direnişin derslerini hep birlikte doğru okuyacağız ve Türkiye işçi sınıfı yeni mücadelelere bu zafer perspektifiyle, bu kararlılıkla, bu inatçılıkla devam edecek ve biz çok daha fazla böylesi başarıların altına hep birlikte imza atacağız. Umuyorum ki işçi sınıfı, patronların bu tür pervasızlıkları bir daha akıllarından bile geçiremeyecekleri bir güçle, örgütlü bir güçle Türkiye'de siyasete de etkin bir şekilde müdahalede bulunacak.
'İşçi sınıfı 1 Mayıs'a zaferle, direniş kararlılığıyla giriyor'
Çok güzel bir zamanda direnişimiz bir zaferle sonuçlandı. Bu sene 1 Mayıs'a bir özel anlam daha yüklenmiş oldu. 1 Mayıs'a Türkiye işçi sınıfı bir zaferle, bir başarıyla giriyor. Bir direniş kararlılığıyla giriyor. Ve biliyorsunuz bu yıl, 1 Mayıs 1976'da ilk kez Türkiye çapında kitlesel kutlanan 1 Mayıs'ların 50'nci yıl dönümünde kutlayacağız. Madencilerin direnişinin 1 Mayıs'a kalmasını göze alamadıklarının altını çizmek isterim. Yani bu kararlı direnişin 1 Mayıs'tan önce bitirilmesi için de özel bir çaba içerisinde oldular. Biz de Türkiye'nin dört bir yanındaki 1 Mayıs'lara bu maden işçisinin direnişini, maden işçisinin kararlılığını, maden işçisinin zaferini, maden işçisinin mücadele ateşini taşımakla görevli görüyoruz kendimizi. Dolayısıyla ben ilk çağrımı Türkiye'nin dört bir yanında emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm onurlu insanlara yapmak istiyorum.
'Biz 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlayacağımızı mart ayının sonunda ilan ettik'
Biz 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlayacağımızı mart ayının sonunda ilan ettik. Anayasa'ya, Anayasa Mahkemesi'nin, AİHM'in kararlarına, yasalara, tarihsel meşruiyetimize, haklılığımıza inandığımız için bunu ilan ettik. Geçen hafta İstanbul'da il yönetimimizden arkadaşlar emniyet müdürlüğüyle, il emniyet müdürlüğüyle, valilikle konuyu görüşmek üzere çeşitli taleplerde bulundular. Herhangi bir dönüş olmadı. Geçen hafta milletvekilimiz İçişleri Bakanlığı'na durumu bildirdi, herhangi bir dönüş olmadı. Artık düne kadar bir dönüş olmayınca dün biz tekrar İçişleri Bakanlığı yetkilileriyle temas ettik ve ancak bu temastan sonra İstanbul'da Emniyet Müdürlüğünde bir görüşme gerçekleştirildi. Biz çok net olarak düşüncelerimizi ifade ettik. 1 Mayıs'ı burada kutlamak isteyen bütün emekçilerle, bütün devrimcilerle, bütün yurtseverlerle, sendikalarla birlikte 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak istediğimizi, bunun için bir toplanma yeri belirlediğimizi, o toplanma yerinden Taksim'e varışımızın güvenliğinin sağlanması gerektiğini, bunun engellenmemesi gerektiğini ifade ettik. Görüşmede herhangi bir ortaklaşma sağlanamadı.
'Hepimize düşen görev bu hukuksuz yasağı tanımamak'
Ben bu hukuksuz kararı tanımayacağımızı ifade ediyorum. Yani hangi idari makam olursa olsun; ister Cumhurbaşkanı, ister bakan, ister milletvekili, ister vali, ister kaymakam... Kim olursa olsun bu idari makamlarının hiçbirisinin hukuksuz karar alma hakkı yoktur, Anayasa'ya aykırı karar alma hakkı yoktur, yasalara aykırı karar alma hakkı yoktur. Dolayısıyla biz bu devleti yönettiğini iddia edenlerin keyfine göre hareket etmek zorunda değiliz. Biz onların keyfine göre hareket etmeyeceğiz, biz yasalara göre hareket edeceğiz. O yüzden kendi adımıza söylüyorum: Artık Anayasa'yı her seferinde ayaklar altına alan, 'Kafama eserse milletvekilini cezaevinde tutarım, seçtiğin belediye başkanını tutuklarım, görevden alırım yerine kayyum atarım, Anayasa'ya rağmen ara seçim yapmam, üçüncü kere Cumhurbaşkanı olurum' pervasızlığına, 'Kafama esti, senin bu sene Taksim'de 1 Mayıs kutlamana izin vermiyorum'un eklenmesine biz eyvallah demiyoruz. Bu hukuksuzlukların normalleşmesine izin vermeyeceğiz. Bunu kabullenmeyeceğiz. Bütün yurttaşlarımız bunu bilsin.
'Halk olmak demek yasaların sana verdiği hakları sonuna kadar kullanmaktır'
Sonra bir çağrı yapmak istiyorum yurttaşlarımıza; bizim ülkemiz tarihinde de dünya tarihinde de bazen böyle şeyler olur; bazen geçici olarak devleti yönetme görevi almış kişiler kendilerini böyle çok yukarılarda görürler, halka tepeden bakarlar; kanunları tanımazlar, Anayasa'yı tanımazlar. Ancak halk olmak demek her şeyden önce hakkına sahip çıkmak demektir. Halk olmak demek böyle hukuk tanımazlara hukuku hatırlatmak demektir. Halk olmak demek yasaların sana verdiği hakları sonuna kadar kullanmak, yetmediğinde, biz yurttaşlar olarak karar verdiğimizde bu yasaları, bu Anayasa'yı değiştirmek demektir. Bu ülke yurttaşlarının her şeye hakkı vardır ama yöneticiler o çizilen çerçeveye göre davranmak durumundadır. Şimdi ben inanıyorum ki hepimize düşen görev bu hukuksuz yasağı tanımamak; eşimizle, dostumuzla, çoluğumuzla, çocuğumuzla beraber işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs'ı kutlamaktır. Bu mücadelede bizden önce yürüyen sınıf kardeşlerimizi anmak ve bu ülkeye sahip çıkmaktır.'