10 yıldan fazla bir süredir değişmesi gündemde olan, en son 2019’da TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu kurularak sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte üzerinde çalışılan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, komisyon raporu tamamen görmezden gelinerek -AKP’nin hazırladığı 5199’da ve TCK’da değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi- bir gece yarısı oylanarak meclisten geçirildi.

Hayvan hakları savunucuları olarak tüm itirazlarımıza rağmen, yasada yapılan değişiklikler 14 Temmuz’da resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Tüm hayvan hakları savunucuları bu yasanın hayvanları değil, hayvanlar üzerinden rant elde edenleri koruduğunu biliyor.

Peki "HAYVANLARI KORUMA KANUNU İLE TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN” ile hayvan hakları açısından neler değişiyor?

HAYVANLAR MAL STATÜSÜNDEN ÇIKARILDI MI?

Yasa çok büyük çelişkiler barındırıyor. Bu yasayla birlikte artık hayvanların “mal değil can” olarak kabul edileceği duyurulurken, yasada açık ve net bir şekilde hayvanların mal statüsünün bitirildiğine dair bir ifade yok.

PETSHOPTAN HAYVAN SATIN ALINABİLECEK Mİ?

Toplumda petshoplarda hayvan satışının yasaklandığına dair bir algı oluştu. Yasada yapılan değişiklik ile halen hayvanların eşya gibi alınıp satılmasının önünde bir engel yok, hatta teşvik ediliyor. Petshoplarda hayvanların satılması değil sadece kedi ve köpeklerin bulundurulması yasaklandı. Kedi ve köpekler üretim çiftliklerinde üretilip, ev hayvanı satış yerlerinde (petshoplarda) katalog üzerinden satılacak. İnsanlar petshopa gidip katalogta fotoğrafını gördüğü, hangi koşullar altında tutulduğu bilinmeyen hayvanları, Tarım ve Orman Bakanlığı'nca izin verilen üretim yerlerinden teslim alabilecek. Hayvan üretim yerleri, hayvanların zorla çiftleştirildiği, istismar edildiği yerlerdir. Hayvanların haklarını koruyan bir yasa, üretilmelerine ve satılmalarına izin vermemelidir. Şu anda kedi ve köpek bulunduran petshopları şikayet etme hakkımız yok; çünkü yasada bu yasağın yasa yürürlüğe girdikten bir yıl sonra uygulamaya başlanacağı belirtiliyor. Böylelikle hayvanlara mal muamelesi yapanlara, ellerindeki kedi ve köpekleri satabilmeleri için zaman tanındığını görüyoruz. Yine hayvanlar için adalet yok! Ortada yasa var ama uygulama yönetmeliği olmadığı için, eski uygulamalar devam ediyor, fiilen değişen bir şey yok. Uygulama yönetmeliğinin de yasanın temel hatlarına uygun şekilde, yani hayvanların insan çıkarı uğruna sömürülmesi düşüncesine dayanarak çıkarılacağını göz önüne alırsak, hayvanlar açısından adil bir uygulama olmayacağı ve hayvanları korumayacağı çok açık.

HAYVANA ŞİDDET FAİLİNE NASIL BİR CEZAİ YAPTIRIM UYGULANACAK?

Önceden hayvana şiddet uygulayan kişiye, Kabahatler Kanunu kapsamında sadece idari para cezası veriliyordu. TCK 151. maddede yer alan “mala zarar verme” suçundan, kişinin eşyasına zarar vermiş gibi değerlendiriliyordu. Yasa değişikliği ile birlikte, hayvana şiddete hapis cezası getirildiği müjdesi verildi. Hayvanlara eziyet, işkence ve cinsel saldırılar Türk Ceza Kanunu kapsamına alınsa da, belirlenen cezalar ile failin hapse girmesine müsaade edilmiyor. Yani hapis cezaları genel olarak 6 ay ya da 1 yıldan 3 ya da 4 yıla kadar belirlendiği için, ceza alt sınırdan veya 3 yılın altında verildiği sürece infaz kanuna göre fail hapis yatmayacak. Hapis cezasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda, yasal süre dolduğunda ve diğer şartlar oluştuğunda, suç kişinin sabıkasına bile işlemiyor. Genelde cezalar alt sınırdan veriliyor; toplumda çok fazla infial yaratan durumlarda, kamuoyu baskısıyla ve hakimin takdiriyle cezanın üst sınırdan verilmesi durumunda failin 3 yıla (yatarı 3 ay) kadar hapis cezası alma ihtimali küçük de olsa var. Bu yüzden dava açmak, takipçisi olmak, açılan davalara müdahillik talebinde bulunmak hayvanlar için emsal kararların çıkması için çok büyük önem teşkil ediyor. Cezaların caydırıcı olmadığı apaçık ortada. Yasa değişikliğinde hapis cezası verilmesi isteniyorsa, cezanın ertelenmesine ve para cezasına çevrilmesine izin verilmemesi, alt sınırının 3 yıl olarak belirlenmesi gerekiyordu. Şu anki mevcut düzenlemenin halkın gazını alma ve göz boyamadan ibaret olduğunu söyleyebiliriz.

“SAHİPLİ-SAHİPSİZ HAYVAN” AYRIMI KALKTI MI?

Söylendiği gibi “sahipli-sahipsiz hayvan ayrımı” kalkmadı. Sokakta yaşayan bir hayvana şiddet uygulayan biri hakkında -suçüstü durumu yoksa- savcılığa suç duyurusunda bulunulamayacak. Önce Tarım ve Orman Bakanlığı'na şikayette bulunulabilecek. Tarım ve Orman Bakanlığı uygun görürse dava açılması için savcılığa başvuru yapabilecek. Hayvana şiddet uygulayan faillere idarî para cezalarının bile tahsil edilmediğini, takibinin yapılmadığını geçmiş yıllardan biliyoruz. Bu yasa ile, halkın ve STK’ların şikayet etme hakkı elinden alındığı için “sahipli-sahipsiz hayvan” ayrımının kalktığının söylenmesi de büyük bir yalandan ibaret. Hal böyleyken hem yargılanan hem de hiç yargılanmayan faillerin çoğunun hapis yatmadan aramızda dolaşmaya devam edeceğini biliyoruz. Yine değişen bir şey YOK!

“TEHLİKELİ IRK” OLARAK TANIMLANAN HAYVANLARA NE OLACAK?

“Tehlikeli ırk” olarak tanımlanan bir köpekle yaşıyorsanız, yasa yürürlüğe girdikten sonra 6 ay içerisinde köpeği kısırlaştırmanız, kısırlaştırma belgesiyle birlikte Tarım Bakanlığı’na başvurmanız gerekiyor. Bu şartları sağlayan kişiler bu ırkları besleyebilecek, ağızlık takarak gezintiye çıkabilecekler. Bu köpeklerin halkın yoğun olarak bulunduğu yerlere ve çocuk parklarına girişi ise yasak. Mağduriyeti azaltmış görünen bu madde de, hayvanlar için kalıcı bir çözüm sunmuyor, halen ayrımcılık ve ırkçılık devam ediyor. Barınaklardaki tehlikeli olarak tanımlanan ırkların rehabilite edilmesi ve yuvalandırılması ile ilgili bir düzenleme yok. Hiçbir köpek tehlikeli değil, asıl tehlikeli olan, onları üreten, saldırgan yetiştiren ve silah olarak kullanan insandır. Hiçbir suçu olmayan, barınaklara hapsedilen köpeklere acilen uygun koşullarda yuva ve güvenli ortam sağlanması için çalışmalar yapılmalıdır.

EVDEKİ HAYVAN SAYISINA KARIŞILACAK MI?

Bir diğer konu da, evdeki hayvan sayısına getirilmesi söz konusu olan kısıtlama. Geçtiğimiz aylarda Özlem Zengin’in “bir evin içerisinde maksimum 3 köpek bulundurulacak.” sözleri hayvansever ve hayvan hakları savunucuları tarafından çok büyük tepki ile karşılanmış, bu konuda geri adım atılmıştı. Değiştirilen yasada, “sahiplenilerek bakılan hayvanların çevreye verecekleri zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirler”in uygulama yönetmeliği ile belirleneceği yer alıyor, bu da yuvamızı açtığımız hayvan sayısına da sıranın geleceğini gösteriyor. Sokakta yaşayamayacak durumda olan hayvanların ve onların bakımını üstlenenlerin haklarının gözetilmesi gerekirken, yine hayvanlardan rahatsız olan, düşmanlık pompalayan, şikayet eden insanların gözetildiğini görüyoruz.

BELEDİYELER HÂLÂ ÖLÜM KAMPI!

En fazla hayvan hakları ihlalinin yaşandığı belediyeler ceza kapsamında alınmadı. Bununla birlikte, 5199 sayılı yasaya Belediyelerin Sorumluluğu başlığa altında eklemeler yapıldı. Bu ek maddelerle, büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu 25 bini aşan büyükşehir ilçe belediyeleri ile diğer belediyelere, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması için hayvan bakımevleri kurma zorunluluğu getirildi. Nüfusun 25 binin altında olan belediyeler hayvanları toplayarak diğer belediyelerin bakım evlerine gönderecek. Bu nakiller, hem hayvanların yerlerinden yurtlarından edilmelerinin, kaybedilmelerinin, ormanlara atılmalarının, hem de ölüm kampı dediğimiz toplama kamplarına tıkılmalarının yolunu açacak. Şehirden ve insanlardan uzak, hayvanlar için hiçbir açıdan uygun yaşama ortamının olmadığı toplama kamplarının kapatılması gerekirken, bu ölüm kamplarının normalleştirilmesi, sokaklarda yaşayan hayvanların tecrit edilmesini kabul etmiyoruz. Örneğin; “yasaklı ırk” olarak tanımlanan ve belediye tarafından el konulmuş veya terk edilmiş hayvanların, güneş görmeyen ıslak beton zeminlerde tutulduğu Fethiye Belediyesi Geçici Hayvan Bakımevi’nde de durum farklı değil. Aşılama ve kısırlaştırma işlemi bitmiş küpelenmiş hayvanların barınakta esaret altında tutulduğunu, alındıkları yere geri bırakılmadıklarını, kendi pisliklerinin içinde yaşamaya mahkum edildiklerini biliyoruz. Her ilçede bakımevleri açılmalı ve sivil toplumla birlikte iş birliği içinde hareket edilmeli, gerekli bütçe ayrılmalı, denetimi ve takibi yapılmalıdır. Belediyeler hayvanları toplama kamplarında tecrit ederek, ölüme göndermekten acilen vazgeçmeli, hayvanların mahalle sakinleri olduklarının bilinciyle hareket edip, sokakta yaşadıkları sorunları çözmeyi amaçlamalıdır.

Hayvan esarethaneleri kapatılmadı, kapatılmıyor. Hayvan deneyleri, avcılık yasaklanmadı. Her alanda sömürü sürüyor. Bunca mezalim gözümüzün önünde sürerken, hayvanların çığlıkları her gün daha da yükselirken, daha ne kadar gözünü, kulağını, ağzını kapatabilir insan türü? Bu yasa, hayvanlara yönelik insan zulmünün sürmesi için çıtayı daha da yükseltiyor. Uygulama yönetmeliği ile birlikte bunu daha net göreceğiz. Ancak daha fazla insanın hayvanların haklarının gasp edilmesine karşı çıkması, örgütlenmesi, bunun bir adalet mücadelesi olduğunu fark etmesi ve mücadeleye katılması ile hayvanlar lehine yasal olarak kazanımlar elde edebiliriz.