Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay tarafından hazırlanan 112 sayfalık rapor; çok sayıda sivil toplum kuruluşu, baro ve siyasi parti temsilcisinin desteğiyle oluşturuldu. Cezaevi koşullarında mektuplar, gazete haberleri ve STK raporlarından derlenen verilerle hazırlanan çalışma, barınmadan sağlığa, eğitimden yargı süreçlerine kadar Hatay’daki mevcut durumu kapsamlı bir şekilde ele alıyor.
Raporda Atalay, Greenpeace Türkiye, Evrensel Haklar İçin Hukukçular Derneği, Bir Arada Yaşarız, Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV), Hatay Depremzede Derneği, Halkevleri, EMEP Hatay İl Örgütü, CHP Hatay İl Örgütü, TİP Hatay İl Örgütü’nün desteğiyle hazırlandığını ifade etti.
Raporun sunuş bölümünde Atalay, Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen milletvekilliğinin fiilen engellendiğini belirterek, raporun cezaevi koşullarında sınırlı imkânlarla hazırlandığını vurguladı. Atalay, çalışmayı "bir rapor değil, tanıklık metni" olarak nitelendirdi. Cezaevi koşullarında gelişmeleri takip etmenin zor olduğuna değinen Atalay raporu, kendisine gelen mektuplardan, gazetelerden, STK'ların bölgeye ilişkin raporlarından ve televizyondan aldığı bilgilerden hareketle hazırladığını, bu yüzden de çalışmanın "raporun raporu" olarak görülmesi gerektiğini belirtti. Atalay, "Aradan üç yıl geçti. Ancak Hatay’da deprem hâlâ geçmiş zamanla konuşulamıyor. Bu rapor, 'her şey yolunda' diyen resmi anlatılara karşı, hayatın içinden gelen gerçekleri kayda geçirme çabasıdır" ifadesini kullandı.
Raporda sağlıktan ekolojiye, konteyner kentlerden sağlığa, eğitimden deprem davalarına kadar 23 bölüm ve bölümlerin sonunda "Sonuç ve Öneriler" kısımları yer aldı.
"Tek elden, şeffaf ve güncel bir veri sistemi" çağrısı
Raporda, Hatay’da barınma sorununun üçüncü yılında da çözülemediği belirtilerek, konteyner kentlerin geçici olmaktan çıkarak kalıcı hale geldiği ifade edildi. Resmi veriler ile sahadaki durum arasında uyumsuzluk olduğu vurgulanan raporda, teslim edildiği açıklanan konut sayıları ile fiilen yerleşilen konutlar arasında fark bulunduğu belirtildi. Raporda, konut yapım sürecine ilişkin verilerin farklı kurumlar tarafından farklı tarihlerde açıklanmasının "veri yönetimi krizi" yarattığı vurgulandı. Raporda, "tek elden, şeffaf ve güncel bir veri sistemi" kurulması çağrısında bulunuldu.
Raporda ayrıca, TOKİ konutlarının teslimine ilişkin net ve doğrulanabilir verilerin bulunmadığı belirtilerek, bağımsız ve şeffaf denetim mekanizmalarının kurulması, "teslimat" tanımının yeniden ele alınması, hak sahipleriyle düzenli iletişim kurulması ve sahadan aktarılan bilgilerin belgelenmesi önerildi.
İhale süreçleri ve kamu gücü eleştirisi
Kamu İhale Kanunu’nun 21/B maddesi kapsamında yapılan ihalelere de dikkat çekilen raporda, deprem sonrası inşa sürecinde pazarlık usulüyle gerçekleştirilen ihalelerin şeffaflık ve rekabet açısından sorunlar doğurduğu ileri sürüldü. Raporda, "Hatay’da yükselen konutların temelinde beton kadar ağır bir başka yük daha var: Kamu gücünün adaletli kullanılmadığına dair büyüyen toplumsal şüphe" ifadesine yer verildi.
Sağlık ve çevre için acil önlemler
Raporda sağlık alanına ilişkin önerilerde, enkaz kaldırma ve moloz taşıma çalışmalarında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) standartlarına uyulması, branda ve sulama zorunluluğu getirilmesi istendi. Hava kirliliği verilerinin günlük olarak açıklanması, PM2.5 izleme istasyonlarının artırılması, ücretsiz maske ve solunum yolu aşı kampanyalarının başlatılması önerilen raporda, barınma alanlarında hijyen, temiz su ve havalandırma standartlarının yükseltilmesi gerektiği vurgulandı. Yerel sağlık birimlerinin güçlendirilmesi ve psikososyal destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması da rapordaki öneriler arasında yer aldı.
Deprem davalarında sürecin yavaş ilerlemesi
Hatay'da yıkılan 10 apartmanın yargılama süreçlerinin yitirilen canların yanında oldukça yavaş ilerlediğine değinilen raporda, tutuklu yargılanan müteaahit sayısının az olduğu kaydedildi. Valiliklerin soruşturma izni vermemesinin ailellerin adalete inancını derinden sarstığı bildirilen raporda, "Hatay’daki bu yargılamalar, sadece birkaç müteahhidin cezalandırılmasıyla sonuçlanamaz. Bu süreç, devleti temsil edenlerin liyakatten, bilime ve yönetmeliklere uygunluktan ne ölçüde ödün verdiğini gösteren, siyasi ve idari bir faturadır. Adalet tecelli etmedikçe, yıkılan binaların enkazı bu topraklardan kalkmayacak; yitirilen canlar, sadece bir sonraki depremde değil, adalet arayan ailelerin takip ettiği her duruşmada, mahkeme koridorlarında yeniden hatırlanacaktır" denildi.
Eğitimde "kalıcı çözüm" vurgusu
Eğitim başlığında ise depreme dayanıklı kalıcı okul binalarının bir an önce inşa edilmesi, konteyner yapıların tamamen tasfiye edilmesi gerektiği ifade edildi. Afet sonrası eğitim için özel bir bütçe ayrılması, süreçlerin sendikalar, meslek odaları ve yerel yönetimlerin denetimine açık yürütülmesi istendi.
Raporda, öğretmenlere barınma desteği sağlanması, kalıcı lojmanlar oluşturulması ve yaşam maliyeti destekleriyle kadro istikrarının güvence altına alınması önerildi. Her okulda psikososyal destek birimleri kurulması ve ücretsiz yemek, hijyen ve ulaşım hizmetlerinin tüm öğrencileri kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiği kaydedilen raporda, "Hatay’da eğitim bir lütuf değil, yeniden ayağa kaldırılması gereken bir yaşam hakkıdır" ifadesi kullanıldı.
Göç, geri dönüş ve hayvan hakları
Hatay’daki göç ve geri dönüş sürecine ilişkin değerlendirmelerde, kurumlar arasında ortak bir veri tabanı oluşturulması, dönüş niyetinde olan haneler için onarım hibeleri ve yeniden iskan kredilerinin artırılması önerildi.
Kent hayvanlarının durumuna da değinilen raporda, geçici çözümler yerine kalıcı yerel politikaların hayata geçirilmesi gerektiği belirtilerek, düzenli beslenme noktaları kurulması, kısırlaştırma ve aşılama çalışmalarının planlı yürütülmesi çağrısı yapıldı.
İş kazaları ve denetim çağrısı
Raporda, deprem sonrası şantiyelerde yaşanan iş kazalarına da dikkati çekilerek, bunun "örgütlü bir adaletsizlik" sonucu olduğu savunuldu. Sıkı denetimler, şeffaf ve bağımsız kaza soruşturmaları yapılması, taşeron zincirinin neden olduğu hak kayıplarına karşı yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi ile TMMOB’a bağlı meslek odaları, sağlık ve iş güvenliği uzmanlarının yer aldığı bağımsız bir "yeniden inşa güvenliği kurulu" oluşturulması da rapordaki öneriler arasında yer aldı.
"Deprem paraları nerede?" soruları
Raporda, deprem bağışlarına ilişkin yetkililere yöneltilen sorular da yer aldı. "Türkiye Tek Yürek Kampanyası" kapsamında vaat edilip yatırılmadığı belirtilen tutarlar, bağışların harcama kalemleri ve uluslararası yardımların kullanımına ilişkin şeffaflık çağrısı yapıldı.
Bölgedeki sorunların çözümünde şeffaflık ve denetlenebilirliğin önemine dikkat çekilen raporun sonunda, şu ifadelere yer verildi:
"Hatay’da yaşanan bu tablo tekil olayların toplamı değil; örgütlü bir adaletsizlik sonucudur. Hatay’ın yeniden inşası, sadece binaların değil, aynı zamanda insan onurunun, emeğin ve sosyal adaletin de yeniden inşa edilmesiyle mümkün olacaktır. Aksi takdirde, yükselen her yeni yapı, işçilerin kanı ve gözyaşı üzerine kurulu bir anıt olarak kalacaktır."
Raporda, hemen uygulanacak sıkı denetimler ve şeffaf, bağımsız kaza soruşturmalarının yapılması ve sonuçlarının kamuoyuna açık raporlarla sunulması, taşeron zincirinin neden olduğu hak kayıplarına karşı yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi, ücretlerin zamanında ödenmesini sağlayacak garantilerin sağlanması, işçi haklarını koruyacak, sendikal örgütlülüğü kolaylaştıracak koruyucu mekanizmalar ve ceza yaptırımlarının oluşturulması önerildi.
Raporda ayrıca, TMMOB’a bağlı İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası ile sağlık ve iş güvenliği uzmanlarının yer aldığı bağımsız bir "yeniden inşa güvenliği kurulu" oluşturulması da tavsiye edildi.