DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi'nin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde iki işçinin hayatını kaybettiğini belirten Babacan, iş güvenliği meselesinin Türkiye'de çok önemli bir konu olduğunu ifade etti. Babacan, "Niye bazı ülkelerde iş kazaları daha az da Türkiye’nin de içinde bulunduğu birçok ülkede daha fazla? Tedbir alındığında kazalar azalıyor, tedbir alındığında hayatlar kurtarılıyor; ama tedbir alınmadığında, denetim yapılmadığında maalesef canlarımızı kaybediyoruz. Çözümü, inanın, zor değil, sağlam kurallar koyacaksınız, denetleyeceksiniz. Denetimde yanlış bulduğunuzda da caydırıcı cezayı gözünüzü kırpmadan keseceksiniz. Sistemi sağlam kuracaksınız ki hayatlar kurtulsun" dedi.

TÜRKİYE AĞIR BİR DEMOKRASİ KRİZİ İÇİNDE

Türkiye'nin "ağır bir demokrasi krizi içinde" olduğunu öne süren Babacan, şunları söyledi:

"Sadece nisan ayında gazeteciler tam 75 defa hâkimin karşısına çıktı bu ülkede. Bu insanlar yolsuzluk mu yaptı? Hayır. Birilerinin canına mı kıydı? Hayır. Yaptıkları sadece düşündüklerini söylemek, düşündüklerini yazmak, doğru gördükleri haberi de yayınlamak, yaptıkları sadece bu. İşte gazetecilerin bu kadar baskı altında olduğu bir ülkede, arkadaşlar, ifade özgürlüğünden bahsedilemez. Gazetecilerin bu kadar baskı altında olduğu bir ülkede demokrasiden bahsedilemez, çünkü demokrasi ancak hukukla kıymetlidir. Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret görenler, 'Ben sandıktan yüzde 50 artı 1 aldım, aklıma geleni yaparım' demeye başladığında, o ülkede artık demokrasiden bahsedilemez."

Babacan, KHK'lı ailelerin "büyük bir mağduriyet" yaşadığını vurgulayarak, "Bu sürecin ilk başında düğme yanlış iliklendi. Sisteme iki talimat verdiler: Bir, 'Kurunun yanında yaşı da yakın'. İki, 'Acımayın, yoksa kendiniz acınacak hale düşersiniz.' Çoğu davada hâkimler ne yaptı? 'Ya ben bunu hapse atacağım ya da kendim hapse gireceğim' dedi. Adaletin yerine gelmesi ile ilgili bir imkan ve ortam oluşturulmadı. Mağduriyetler büyük. Mesele sadece KHK meselesi de değil. Bir ülkede 2 milyon kişiden fazla insan, örgüt üyeliği, terör örgütü üyeliği sebebiyle şöyle ya da böyle savcılık süreci yaşamadan yargılanıyorsa, hangi ülkede milyonlarca üyesi olan bir terör örgütü olabilir? Evet, terör örgütleri vardır, tehlikelidir. Terörle kim olursa olsun sonuna kadar mücadele edilmelidir. Ama eğer siz bazı konuları bahane edip bir kesimin üzerine topyekûn gidiyorsanız, toplu cezalandırma yapıyorsanız bu hukuk değildir, adalet de değildir" dedi.

"ÜLKE YÖNETENLERİN REEL SEKTÖRDEN HABERLERİ YOK"

TÜİK tarafından açıklanan nisan ayı enflasyon rakamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, şunları söyledi:

"Tek bir ayın enflasyonu yüzde 4,18. Bahane hazır, 'Efendim işte enerji fiyatları arttı, İran’da savaş çıktı, bizde de enflasyon arttı, ne yapalım?' Petrol, benzin, motorin fiyatı sadece Türkiye’de mi arttı? Yılın sonu gelecek, bakacaksınız ki listeye; pek çok ülkede yılın enflasyonunun tamamı, petrol fiyatlarına rağmen yüzde 4’ün altına çıkacaktır. Peki bize ne oluyor da tek bir ayda petrole zam, enflasyon yüzde 4? Niye bu kadar hızlı enflasyon artıyor? Yıllık enflasyon yüzde 32,37. Barınmadaki enflasyon, konut, en temel ihtiyaç yüzde 46 son 12 ayda. Eğitim enflasyonu yüzde 50. Bunlar büyük rakamlar. İran savaşının çıktığı ilk gün söyledik, 'Aman ha bakın bu fiyatları öyle hemen acilen akaryakıt fiyatlarına yansıtmayın, devletin kontrol ettiği hiçbir fiyat petrol fiyatına gelen zam kadar artırılmaz, olmaz.' Yaptıkları ilk iş ne oldu? Eşel mobil. Sen eşel mobile bağla, şöyle ya da böyle zammı otomatiğe bağla, ondan sonra ne yapalım? Enflasyon arttı."

"1 TEMMUZ’DA YİNE ASGARİ ÜCRETİ ARTIRMAYACAKLAR"

Babacan, ülke yönetenlerin reel sektörden ve gerçek çarşı pazardan haberlerinin olmadığını belirterek, "Bir bakkalın yanında iki aylık çıraklık yapan genç kardeşimiz, bunların yaptığı hataları yapmaz. Devletin görevi ekonomiyi yönetmektir zamları izlemek değildir. Bunlar sadece izliyor, 'Ne yapalım' diyorlar? Pandemi oldu, fiyatlar arttı. Pandemiden bu yana dünyadaki toplam gıda enflasyonu yüzde 40’larda. Ne pandemiyi bahane etsinler ne de İran’daki savaşı. Alım gücü eriyor, yaşam şartları her gün daha zorlaşıyor, milletimiz her geçen gün daha fakirleşiyor. Asgari ücret bu kadar yüksek enflasyona rağmen sabit devam ediyor. 1 Temmuz gelecek, yine asgari ücreti artırmayacaklar. Yıllarca bu ülkede enflasyonun yüzde 5’e, 6’ya düştüğü yıllarda bile asgari ücrete 1 Temmuz’da ara zam verilmiştir, hak teslim edilmiştir. Yıllarca bu ülke böyle gelmiştir. İlk defa geçen sene dediler ki '1 Temmuz’da ara zam vermiyoruz' Bu yıl yine 1 Temmuz’da ara zamdan bahseden yok. Bu, çalışanın hakkını elinden almaktır. Bu kul hakkıdır, bu hak gaspıdır. Enflasyonun patlaması bizim asgari ücretimizin, emeklimizin suçu değildir. Enflasyonun patlaması ülkeyi kötü yönetenlerin suçudur. Suç kendilerinde, cezayı millete çektiriyorlar."

DOĞURGANLIK HIZI VE EKONOMİK KOŞULLAR

Türkiye’deki doğurganlık hızına ilişkin de konuşan Babacan, "Türkiye’deki doğurganlık hızının 2,1 olması, nüfusumuzu ancak sabit götürüyor. Yani hayatını kaybedenlerin yerine yeni bebekler dünyaya geliyor. 2,1’in altı demek, nüfusun azalması demek. Türkiye’de 2017 yılından bu yana doğurganlık hızı 2,1’in altında. Bu yeni bir konu değil ve üstelik 2017’den bu yana 10 yıldır sürekli düşüyor. 10 yıldır niye bu meseleye hiç bakmadınız? 'Üç çocuk, üç çocuk' derken bunun nasıl olacağını, bu ortamı nasıl oluşturacağını, insanların yarınlara nasıl güvenle bakacağını kendilerine anlatmadan, o iklimi oluşturmadan istediğiniz kadar 'Aile Yılı' deyin. 10 yıl da geçse, 20 yıl da geçse, 30 yıl da geçse bu kafayla, bu politikalarla olmaz. Çünkü insanlar önünü göremiyor, gençler iş bulamıyor, iş bulamayınca 'Ben nasıl evleneceğim?' diyor. Evleniyor, 'Biz iki kişi geçinemiyoruz, nasıl çocuk sahibi olacağız?' diyor. Ekonomik koşullar, Türkiye’deki doğurganlık hızının düşmesinin ana sebebidir" dedi.