İNSAN HAKLARI KENT HAKKI Veri Haberciliği

Çaresizliğe terk edilmek istenen bir bölge: Diyarbakır Suriçi

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 2015 yılı Kasım ayında ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında birçok Surlu evlerini terk etmek zorunda kaldı. Çatışmalı dönemler sonrasında Sur nüfusunun yüzde 40’ı evlerini terk ederken; Sur halkı yaşananları “Suriyelileşme” olarak tanımlıyor.

dokuz8HABER/Figen Güneş (@FigenWrites)

Sur’da çatışmalı sürecin ardından, Diyarbakır’daki belediyelere kayyum atanmasıyla halkın temel hizmetlere erişimi azaldı. Surlulara barınma, sağlık, eğitim gibi temel haklara erişim konusunda yaşamsal destek sunan STK’ların da kentte birer birer kapatılmasıyla Surlular yalnızlaştı.

STK’LER KAPATILDI, SURLULAR SAVUNMASIZ KALDI

Kapatılan STK’ler arasında Sur’da sokağa çıkma yasaklarından etkilenen insanları temsil eden Mezopotamya Hukukçular Derneği ile zorla yerinden edilen kişiler dahil olmak üzere 32,000 kişiye gıda yardımı yapan ve eğitim hizmeti veren Sarmaşık Derneği de vardı.

Bölgede faaliyet yürüten az sayıdaki sivil toplum örgütlerinden olan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) “Diyarbakir İli Sur İlçesi’nde Yerinden Edilen Ailelerin Temel Haklara ve Kamu Hizmetlerine Erişimi Projesi”nde örneklem olarak aldığı 500 Surlu aile ile yeni yaşam alanlarında mülakatlar gerçekleştirdi. İki sosyoloğun saha mülakatları ile gerçekleştirilen araştırma, 1 Agustos 2017-1 Mart 2018 tarihlerinde yapılarak, yerinden edilen ailelerin ihtiyaçlarını belirlemeyi ve temel hak ve hizmetlere ulaşmalarını sağlamayı amaçlıyor.

Projenin Koordinatörü Dilan Kaya’nın saha görüşmelerinin sonuçlarına göre, Sur’da çatışmalı süreçte taşınmak zorunda kalan ve proje kapsamında görüşülen 500 ailenin yüzde 40’ı şu anda tekrar Sur’a dönmüş ve ilçenin açık olan mahallelerinde kiralık evlerde yaşamına devam ediyor. Bu geri dönüş ailelerin Sur ile olan bağını ve diğer ilçelerde olan apartman giderleri ile Sur’a kıyasla yüksek faturaların varlığı nedeniyle ekonomik anlamda varolamadıklarını da ortaya koyuyor.

SURİÇİ’NDEN SUR DIŞINA DOĞRU YAŞANAN ZORUNLU GÖÇ

Rapor için görüşülen 500 ailenin yüzde 40’ı tekrar Sur’da, yüzde 26’sı Sur’un hemen çeperindeki Yenişehir’in ağırlıklı olarak Şehitlik mahallesinde, yüzde 30’u Bağlar’da, yüzde 4’ü ise Kayapınar’in Huzurevleri kısmında ikamet ediyor.

Çatışmaların bitmesiyle 25 Mart 2016’da Bakanlar Kurulu’nun ‘acele kamulaştırma’ kararıyla, çatışmalı altı mahallenin yanısıra hendeklerin olmadığı savaşın doğrudan yaşanmadığı toplam nüfusu 5 binden fazla olan Ali Paşa ve Lale Bey mahallelerindeki ailelere de evlerini boşaltmaları için tebligat gönderilmişti.

Çatışmaların durmasının ardından iki yıldan uzun bir süre geçmesine rağmen halen, kaybettikleri evlerine ilişkin net bir gelişme yok. Görüşülen 500 aileden 279’u çatışma öncesi Sur’da kendilerine ait bir evde yaşadıklarını ifade ettiler. Görüşülen tarih itibariyle bu ailelerin yalnızca 34’ü devletle uzlaşmış. Uzlaşmayan aileler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından verilen 1000 TL nakdi kira yardımını aldıklarını belirtiyorlar. Aileler verilen bu yardımla sadece kirayı ödemeyip, hem ailede okuyan bireylerin okul masraflarını, hem de ailenin asgari düzeyde yaşamlarını idame ettirecekleri masrafları karşılaması açısından bir gelir kaynağı olarak kullandıklarını aktarıyorlar. Gelinen noktada çatışma sonrası kendilerine ait evde yaşayan aile sayısı 74’e düşmüş. Çatışma hali, görüşülen her dört aileden birini evsiz bırakmış.

Ayrıca çatışmalı bölgede yer alan evlerin senetli ve tapulu olması ayrımı da var. Senetli evlerde yaşayanlara evlerin durumu hakkında hiçbir bilgi verilmezken, tapu sahibi ailelere ise üç koşul sunuldu: Evlerine karşılık maddi tazminat, TOKİ’de bir konut veya Sur’daki evlerine karşılık tekrar bir ev. Ancak aileler sunulan bu üç koşula dair kapsamlı bilgi alamadıklarından sonuç halen belirsiz.

EVSİZ BIRAKILAN SURLULARA İMKANSIZ SEÇENEKLER SUNULMUŞ

Sunulan birinci teklifteki ‘evlerine karşılık maddi tazminat’ oldukça düşük bulunmuş, ikinci seçenekte yer alan maddi tazminatın peşinat sayılarak TOKİ’den bir ev verilmesi teklifi aileleri, güçlerinin çok üstünde bir maddi yükün altına sokacağından kabul edilmemiş. Üçüncü seçenek olan Sur’da evlerine karşılık yeni bir ev verme teklifinde de Sur’da inşa edilecek evlerin ne zaman tamamlanacağı, nasıl inşa edileceği ve fiyatlarının ne olacağı bilgisine sahip olmadıklarını dile getiren aileler, bu fiyatların TOKİ dairelerinden çok daha yüksek olacağını dolayısıyla hiç ödeyemeyeceklerini düşündüklerini ifade etmişler. Araştırma kapsamında görüşülen ailelerin çoğu, evlerinin uygun bir ödeme ile yeniden yapılmasını ve Sur’da yaşamak istediklerini vurgulamışlar.

Rapora göre aileler İşKUR üzerinden de olsa sigortalı bir işte çalıştıklarında, ikamet adreslerini Sur dışına taşıdıklarında, Sur’da yıkılmış evlerinin parasını aldıklarında, ailede sosyal ve ekonomik destek ya da engelli ve bakım hizmetleri kapsamında nakdi destek alan biri olduğunda kira yardımlarının kesildiğini aktarmışlar ve kira yardımının herhangi bir koşula bağlanıp kesilmesinin haksızlık olduğunu ifade etmişler.

Görüşülen ailelerin bir bölümü, çatışmalar bittikten sonra yasaklı bölgede kalan evlerinin durumunun tespiti için hasar tespit komisyonu eşliğinde mahallelerine geri döndüklerinde evlerinin yıkılmamış olduğunu, ancak evlerinin çatışmaların sona ermesinin ardından yapılan ‘hafriyat’ çalışması sırasında yıkıldığını dile getirmişler. Çatışmalar esnasında fazla hasar görmüş evlerin yıkımının anlaşılır bir durum olduğunu ancak az bir onarım sonucunda içinde yaşanabilecek hale gelebilecek evlerin de yıkılmasının anlamsız olduğunu düşünen Surlular, bu yıkımların, kendilerinde, Sur’a geri dönüşün engellenmek istenmesi nedeniyle kasıtlı olarak yapıldığı duygusunu uyandırdığını söylüyorlar. Mevcut durumda yıkılmış olan evlerinin ne olacağına dair net bir bilginin yetkililer tarafından halen verilmiyor olması da bu kaygıyı besliyor.

Araştırma kapsamında yer alan ailelerin eğitim durumuna ilişkin veriler çarpıcı. Görüşülen 414 kadından yüzde 62’si okur yazar değil, yüzde 15’i okur yazar, yüzde 17’si ilkokul mezunu, yüzde 4’ü ortaokul mezunu, yüzde 2’si lise ve bir kişi ise lisans mezunu. Konuşulan 85 erkekten ise yüzde 35’i okur yazar değil, yüzde 10’u okur yazar, yüzde 35’i ilkokul mezunu, yüzde 15’i ortaokul mezunu, yüzde 3’u lise mezunu ve yüzde 2’si ön lisans mezunu. Görüşmeler ağırlıklı olarak kadınlar ile yapıldığından kadın okuma yazma oranının düşüklüğü öne çıkıyor. Fakat genel ortalama yüzde 58’inin okuma yazma bilmediğini ortaya koyuyor.

Görüşülen 500 aile temsilcisine yöneltilen “sosyal güvence” sorusuna ailelerden 499’u cevap vermiş, cevap veren ailelerin yüzde 63 oranında Yeşil Kart sahibi olduğu ve 17 ailenin herhangi bir sosyal güvencesinin olmadığı görülmüş. Bunlar dışında herhangi bir sosyal güvenceye sahip ailelerin oranı yaklaşık yüzde 33 civarında.

ÇALIŞANLARIN ORANI YÜZDE 9 BİLE DEĞİL

Yüz yüze görüşülen 500 aile temsilcisinden 499’unun verdiği cevaplara göre halihazırda bir işte çalışanların oranı yüzde 9 bile değil. Bu sayıya emekli olan 13 kişi de eklendiğinde oran ancak yüzde 11 çıkıyor. Buna göre görüşülen aile temsilcilerinin yaklaşık yüzde 89’u herhangi bir işte çalışmıyor. Bu oran kadınlarda yüzde 96’nın üzerine çıkarken, erkeklerde yüzde 48 civarında. Sur sakini erkeklerdeki bu işsizlik oranı yoksulluğun önemli faktörlerinden biri olmakla birlikte Sur’da yaşayan kadınların çalışma hayatına neredeyse hiç katılmıyor oluşları, üzerinde düşünülmesi gereken bir duruma işaret ediyor.

500 görüşmeciden mesleği ile ilgili soruya cevap veren 499 kişi arasından işçi, emekli ve esnaf olanların toplam oranı yüzde 10 bile değildir. Bu grubun dışında kalan görüşmecilerden 10 kişi seyyar satıcı, mevsimlik işçi, gündelikçi gibi düzensiz işlerde çalışmaktadır. Geriye kalan çoğunluğun içinde kadınlar ekseriyetle “ücretsiz ev işçisi” olarak tanımladığımız şekilde, ev işleri yapmakta ve istihdama katılmamaktadırlar. Sur ilçesinden rastgele seçilmiş 500 aile temsilcisinden hiçbirinin memur olmaması da dikkate değer bir durum.

500 AİLEDEN 62’SİNİN DÜZENLİ GELİRİ YOK

Yapılan görüşmede, görüşme alınan hane bireyinden alınan bilgiler doğrultusunda toplamda 280 kişinin çalışıyor olduğu ortaya çıkmış. Hane halkında çalışanların yüzde 44’ünün SGK veya Bağ-Kur kapsamında bir güvenceye sahip olduğu ancak yüzde 56 gibi bir çoğunluğun herhangi bir sosyal güvence olmadan çalıştığı anlaşılmakta. Çoğu ailede tek bir çalışan olduğu göz önünde bulundurulduğunda, kayıt dışı istihdamın çok fazla insanı sosyal güvenceden mahrum bıraktığı görülmekte.

Proje kapsamında görüşülen 500 aileden 62’sinin düzenli bir geliri bulunmamakta ve ailelerin sadece yüzde 20’si ayda 2,000 TL ve üzeri gelire sahip. Görüşme yapılan ailelerin yaklaşık yarısı aylık gelirlerinin 1,000-2,000 TL arasında olduğunu ifade etmişler. Bu aralıktaki yoğunlaşmanın valilik/kaymakamlık üzerinden alınan kira desteğinden kaynaklanıyor. Görüşme yapılan kişiler aldıkları kira yardımını sadece kaldıkları konutun kirasını karşılamak için değil aynı zamanda bir geçim kaynağı olarak da kullandıklarını ifade etmişler.

Görüşmecilerin yüzde 70’i Sur’da doğup büyümüşler. Yüzde 84’ü 24 yıldan fazladır Sur’da ikamet etmekte. Sur’da ikamet edenlerin çoğunun en az iki nesildir Suriçi’nde yaşadığı, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel birikimlerini buralarda edindikleri düşünüldüğünde Sur’dan bir çatışma sebebiyle ve aniden ayrılmış olmanın yaratacağı travmatik etkinin yüksek olduğu görülüyor.

DİTAM RAPORU YAŞANANLARI GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR

Çatışmalı sürecin ardından yaşanan hak ihlallerinde eğitime ve psikolojik desteğe erişim zorlukları nedeniyle en çok mağdur olan kesim çocuklar oldu. Kentte çocuk psikoloğunun yokluğu ve çocuk terapisi üzerine çalışan sivil toplumcuların yetersizliği DİTAM raporunda da vurgulanıyor.

Yaşanan çatışmalardan ötürü hem okulların kapalı olması hem de zorunlu göçle gidilen yerlerde ikametgah sorunu yaşamaları çocukların okula devam etmelerinin önünde engel olmuş, başka bir okula kaydı yapılan çocukların da uyum yaşadıkları, kimi çocukların sokağa çıkma korkusundan kaynaklı olarak okula devam etmek istemedikleri dile getirilmiş. Bunun dışında, ailelerden alınan bilgilere göre; kayıt yaptırdıkları yeni okulların evden uzak olması ulaşım için servis ihtiyacını doğurmuş, bu durum yerinden edilme sürecinde ekonomik güçlükler yaşayan ailelerin daha da zorlanmalarına neden olmuş. Bu da çocukların okullarını aksatmalarına, sonrasında da bazı çocukların okulu tamamen bırakmalarına neden olmuş. Yine söz konusu dönemde okula devam eden birçok çocuğun derslerindeki başarının düştüğü ve çocukların okula istemeyerek gittikleri raporda yer alıyor.

Eğitim-Sen Diyarbakır şubesi tarafından sokağa çıkma yasağı döneminde çatışmaların yaşandığı bölgede 15 okulun olduğu ve 7,450 öğrencinin bu süreçten etkilendiği bilgisi paylaşılmış. Bazı çocukların çatışmalı süreçte okula ara vermiş olmaları, sonrasında kendi yaş gruplarıyla okula devam edememelerine neden olmuş, bu durumun da çocukların okula uyum problemini artıran bir sorun haline geldiği dile getirilmiş.

Görüşülen aileler mevcut durumda kız çocuklarının okula devam etmeyip ev içi işlere yardım ettiklerini, erkek çocuklarının ise okula devam ediyorsa okul saatleri dışında, okulu bırakmış ise çalışarak aile ekonomisine destek olduğunu ifade etmişler.

Yapılan 500 görüşmenin 498’inden alınan bilgiye göre; yaşanan çatışmalı süreçten sonra okulu tamamen bırakmış olan 20’si kız, 23’ü erkek toplam 43 çocuk tespit edilmis. Bu öğrencilerin 26’sı ortaokul, 14’ü lise ve 3’ü de ilkokul döneminde örgün eğitim hayatının dışına çıkmak zorunda kalmışlar.

Savaş mahallesi muhtarı Ahmet Şen’in eşi beş çocuk annesi Leyla Şen yaşadıklarını paylaşıyor:

Video