GÜNDEM

Tuncer Bakırhan: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve istifa etmelidir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okul saldırılarının ardından Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e istifa çağrısında bulundu. Bakırhan, saldırıların münferit olaylar olmadığını belirterek sorumluların yargılanması gerektiğini ifade etti.

Abone Ol

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yapılan okul saldırılarının ardından Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in tablonun sorumluluğunu üstlenerek istifa etmesi, iktidarın da kendi payına düşeni görmesi ve gerekeni yapması gerektiğini belirterek, "Bu bir polemik değil, bir siyaset de değil. Bu çağrıyı yapmak topluma ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken en asgari sorumluluğumuzdur. Bu herkes için bir haysiyet testidir. Muhalefet olarak biz de kendimize bakmak zorundayız. Bu ağır tabloyu yalnızca iktidarı eleştirerek yaşamayız. Biz de muhalefet olarak toplumun her kesimine dokunan kalıcı ve bütünlüklü bir siyaseti samimiyetle inşa etmek zorundayız" dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM'deki grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemini değerlendirdi. Siirt'e meydana gelen sel afetinden etkilenen yurttaşlara geçmiş olsun dilekleriyle sözlerine başlayan Bakırhan, "Kurtuluş ilçemizde birçok işyeri ve ev sel sularının altında kaldı. Evet can kaybı yok ama ciddi maddi hasarlar var. Birçok ailemiz geçim kaynakları olan canlı hayvanlarını kaybetti. Belediyemiz su altında kaldı. Siirt'imize geçmiş olsun diyorum. Özellikle Kurtuluş'ta yaşayan halkımıza... Belediyemiz gece gündüz bu hareketin sonuçlarını ortadan kaldırmak için çalışıyor. Buradan Siirt'teki bürokrasiyi ve Afet İşleri Müdürlüğünü de göreve çağırıyorum. Orada halkın uğramış olduğu zarar ziyanın da bir an önce tespit edilip aynı zamanda giderilmesi gerektiğini belirtiyorum" dedi.

"Doruk Madencilik'te çalışan 110 işçiyi gözaltına aldılar"

Bakırhan, haklarını ve maaşlarını alamayan Doruk Madencilik işçilerinin Eskişehir'den Ankara'ya başlattığı yürüyüşe değinerek "Yine utanç verici bir yaklaşımla karşı karşıya kaldık. Doruk Madencilik'te çalışan işçiler aylardır alın terilerinin karşılığını almak için yollardadırlar. Ankara'ya geldiler, haklarını almak için kilometrelerce yürüdüler. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde de seslerini dile getirmeye çalışıyorlar ama getirir misin? Getiremezsin tabii ki... Doruk Madencilik'te çalışan 110 işçiyi gözaltına aldılar. 'Niye buradasınız' diye sormuyorlar. 'Hayırdır Bakanlığın önünde ne derdiniz var' diye sorulması gerekirken sorguya aldılar. Tabii Doruk Madencilik'e de yazık! İşçilerin hakkını verirse az zarar edecek, çok kar etmesi gerekiyor. İşçilerin bir an önce bırakılması gerekiyor. Doruk Madencilik'te o hakkını alan işçilerin hakkını vermesi gerekiyor. Bu işçilerle dayanışma içerisinde olan olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum" diye konuştu.

"Maraş'ta da, Siverek'te de bazı aileler çocuklarını bekledi ama maalesef çocuklar dönmedi"

Bakırhan, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yapılan okul saldırılarına ilişkin şu ifadelere yer verdi:

"Bugün burada yalnızca bir siyasetçi olarak değil sabahları çocuklarını okula uğurlayan, akşam da dönüşlerini bekleyen milyonlarca anne ve babalardan birisi olarak konuşmak istiyorum. Beklemenin ne olduğunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz çünkü her sabah bizim gibi bütün aileler çocuklarını uğurluyor ve gelmesini bekliyorlar. Dönmesini bekliyorlar. Maraş'ta da Siverek'te de bazı aileler çocuklarını bekledi ama maalesef çocuklar dönmedi. Ülke olarak çok üzgünüz, yastayız. Yaşamını yitiren çocuklarımızın, öğretmenlerimizin, ailelerine başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Maraş ve Siverek'te birer gün arayla meydana gelen saldırı hepimizi sarstı. Birçok hayat söndü. Bu vahim ve sarsıcı tablo üzerinde detaylıca konuşulması gerekiyor. Aynı zamanda hepimize bir ödev yüklüyor çünkü bu acıyı doğru okuyamazsak teselliden öteye geçemeyeceğiz. Diğer katliamlardaki gibi teselliyle yetineceğiz. Oysa teselliyle yetinmek yeni felaketlere kapı aralamaktan başka bir işe yaramaz. Yasını da kalbimizde taşıyacağız ama yas susmak değildir. Yas gerçeğin yüzüne bakma ve yeni hareketleri önleme sorumluluğudur aynı zamanda.

Bu katliamlar münferit değil. Genelde katliamlar münferit oluyor. Bireysel çılgınlık hiç değil. Bu yıllardır biriken bireysel ve toplumsal öfkenin, çaresizliğin, yalnızlaştırmanın ve yargısızlığın bir sonucudur. Sistem maalesef burada da dokunduğu her şeyi çürütüyor. İnsanı yalnızlaştırıyor. Toplumu dağılmaya, geleceği de kararlığa mahkum ediyor. Bu şekilde eşitsizlikler derinleşiyor. Kurumlar çöküyor. İnsanlar birbirine yabancılaşıyor. Böyle bir ortamda şiddet normalleşir, güvensizlik büyür ve bu yük en çok da çocuklarımızın sırtına biner. Yıllardır okullar, aileler için güvenli bir alan olarak biliniyordu ama ne olduysa iktidarın son döneminde okullar da artık güvenli alan olmaktan çıktı. Bunun cevabını da bir türlü alamadık, alamıyoruz. 'Niye okullar güvenli alanlar olmaktan çıktı' sorusunu biz bir kez daha buradan hep birlikte yönetenlere ve en başta da Milli Eğitim Bakanlığı'na yöneltelim. Niye? Çünkü yıllardır uygulanan politikalar toplumu rehabiliteden uzaklaştırdı. Toplumu, rekabetle, yoksullukla, kutuplaştırmayla şekillendirdi. Kimsenin derdi kimsenin derdi olmadı artık. Bu vahşi sistem hepimizi bireyselleştirdi."

"İktidar da kendi payına düşeni görmeli ve gerekeni yapmalıdır"

Sırbistan'da 2023'te bir ilkokulda sekiz öğrenci ve bir güvenlik görevlisi yaşamını yitirmesinin ardından Milli Eğitim Bakanı'nın istifa ettiğine dikkat çeken Bakırhan, "Peki Türkiye'de ne oluyor? Depremde on binlerce insan yaşamını yitirdi. İstifa eden yok. Her gün maden emekçilerinin bedeni toprağa karışıyor. İstifa eden yok. Bir otele ruhsat verilmiş, verilmemesi gereken bir otel... Onlarca insan yanarak yaşamını yitirdi. İstifa eden yok. Okullarda çocuklar ve öğretmenler katledildi. İstifa eden yok. Sadece eğitime, sadece okullara bakın. Temizlik yok. Güvenlik yok. Başarı da yok. Peki ne var? Geleceksizlik var. Güvensizlik var. Ölüm var. Buradan sizin huzurlarınızdan açık ve net söylüyoruz. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve istifa etmelidir" diye çağrıda bulundu.

Bakırhan, iktidarın da kendi payına düşeni görmesi ve gerekeni yapması gerektiğini belirterek "Bu bir polemik değil, bir siyaset de değil. bu çağrıyı yapmak topluma ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken en asgari sorumluluğumuzdur. Bu herkes için bir haysiyet testidir. Şunu da unutmayalım. Biz her zaman her meselede kendimizi de görerek hareket eden bir siyasi partiyiz. Muhalefet olarak biz de kendimize bakmak zorundayız. Bu ağır tabloyu yalnızca iktidarı eleştirerek yaşamayız. Biz de muhalefet olarak toplumun her kesimine dokunan kalıcı ve bütünlüklü bir siyaseti samimiyetle inşa etmek zorundayız. Bu eksiklik ortadadır. Biz üstümüze düşeni alıyoruz ve yapacağız. Çocukların katledilmediği, güven içerisinde yaşadığı bir ülke için hem parti olarak daha fazla mücadele edeceğimizin sözünü veriyoruz huzurlarınızda" dedi.

"Gülistan Doku dosasında örtbas edenler hesap vermeli, ucu nereye dokunursa dokunsun tüm sorumlular yargılanmalıdır"

Cezasızlık düzenin en ağır işlediği zamanlarda olunduğunu söyleyen Bakırhan, Gülistan Doku dosyasına ilişkin gelişmelerle ilgili şu ifadelere yer verdi:

"Bugün karşımızdaki en ağır gerçeklerden biri de kadın cinayetleri. Şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybettirilen kadınlar... Kayıp olan Muğla Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku'nun dosyası altı yıl sonra tekrar açıldı. Bu önemli bir gelişmedir. Gülistan bir isim değil, bir sorudur. Altı yıldır bu ülkenin vicdanına sorulan ve cevabı alınmayan bir sorudur. Bu gelişme aynı kadın örgütlerinin ve kamuoyunun ısrarlı baskısı, kararlı eylemleri ve adalet talebi sayesinde mümkün olmuştur. Gülistan'ı ve benzer kadın cinayetlerini gölgede bırakmak istemeyen açığa çıkarmaya çalışan bu adalet arayan ailelerimize ve dayanışan dostlarımıza da selam ve sevgilerimizi yolluyoruz.

Bağımsız, demokratik yargı inşallah işler de Gülistan'ın hesabı sorulur. Örtbas edenler hesap vermeli, ucu nereye dokunursa dokunsun tüm sorumlular yargılanmalıdır. Vali Bey'e bakın, Gülistan katledildi. Yargının işini de o yapıyor. Bir tane tetikçisini Gülistan'ın ailesine gönderiyor. O telefonunu SIM kartını alıyor. Böyle bir görevi mi varmış valinin? Biz mi bilmiyormuşuz. Bu büyük bir sorumluluktur. Bu Türkiye'nin her sokağının Susurluk olmasının önüne geçmekle ilgili tarihi bir görevdir. Bu görev sadece Gülistan Doku'yla da kalmamalı, Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz, Rabia Naz Vatan, Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman ile de sürmelidir."