Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye'nin kuzeyine yönelik saldırılar gündemiyle siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerine ziyaretlerini sürdürüyor. Hatimoğulları ve Bakırhan, bu kapsamında DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile partisinin genel merkezinde görüştü. DEM Parti heyeti, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Genel Başkan Vekili İbrahim Çanakcı, Ankara Milletvekili Sadullah Ergin ve Genel Başkan Yardımcısı Seyit Karaca tarafından karşılandı.
Yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından Eş Genel Başkanlar ve Babacan, ziyarete ilişkin ortak basın açıklaması yaptı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kendilerini ağırladığı için Babacan'a teşekkür ederek, "Bizler özellikle şu anda Suriye'de yaşanmakta olan süreci müzakere ettik. Kamışlı'ya gerçekleştirmiş olduğumuz ziyaret, Suriye halklarının farklı kesimleriyle yaptığımız görüşmeler, gözlemlerimiz, oradaki sivil yurttaşların talepleri, bütün bu çerçevede bir bilgilendirme yaptık" dedi.
"Uluslararası güçlerin ve bazı bölge ülkelerinin komploları çerçevesinde Kürt-Arap savaşı örülmeye çalışılıyor"
Tuncer Bakırhan'ın da özellikle bu süreçte sınır kentlerinde yoğun çalışması olduğunu belirten Hatimoğulları, şöyle konuştu:
"Oradaki saha gözlemlerimizi Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istedik. Bu vesileyle Türkiye'deki gelişmeleri, olasılıkları ve olması gerekenleri birlikte istişare ettik.
Bugün Suriye'de çok önemli gelişmeler var. Özellikle 6 Ocak'ta Halep'te Şeyh Maksut ve Eşrefiye Mahallelerinde, çeşitli provokasyonlarla başlayan, orada Kürt halkına yönelik gerçekleşen çok ciddi saldırılar oldu ve bu saldırılar hız kesmeden farklı bölgelere yayıldı. Bizler özellikle Kamışlı'da yürüttüğümüz görüşmelerde başta PYD temsilcileri, ENKS'nin temsilcileri ve farklı siyasi partinin temsilcileri ile yaptığımız görüşmede net olarak verilen bilgi ve yapılan değerlendirme şu yöndeydi; özellikle SDG güçlerinin Rakka'dan ve Deyrizor'dan çekilmelerinin en önemli nedeni Suriye tarihinde bugüne kadar bir Kürt-Arap savaşı ciddi anlamda yaşanmamış. Dolayısıyla bugünden sonra orada uluslararası güçlerin ve bazı bölge ülkelerinin komploları çerçevesinde ciddi anlamda bir Kürt-Arap savaşının örülmeye çalışıldığı, bunun derinleştirilmeye çalışıldığını fark ederek böyle bir şeye asla alet olmayacaklarını ve bu sebeple SDG güçlerinin oradan çekildiğini ifade ettiler. Yine aynı şekilde müzakereye çok ciddi bir biçimde önem verildiğini, yapılan birçok anlaşma ve mutabakata uyulması konusunda çağrıları olduğunu özellikle belirtmeliyim.
Ne yazık ki Türkiye'de belli bir kesim bir algı yaratmaya çalışıyor. Sanki Suriye'de ateşkesi bozan Kürt cenahıymış gibi bir algı yaratılıyor. Bu külliyen yanlış bir algıdır. Doğru bir algı değildir. Orada başından beri 10 Mart mutabakatı başta olmak üzere 4 Ocak'ta Şam'da hem Şam yönetiminin hem SDG yönetiminin bir araya gelerek tam bir mutabakat oluşturdukları anlaşma dahil olmak üzere hatta imza altına alınmayan o anlaşma Şam yönetimi daha sonra 'Bu anlaşmayı imzalayacağız' diyor. Hepsine Kürt cenahının riayet ettiğini ancak ne yazık ki Eşrefiye - Şeyh Maksut gibi provokasyonların baştan beri planlanmış olduğu için 4 Ocak'ta yapılan çok önemli bir ve tam bir mutabakata o anda HTŞ tarafının imza atmadığı 'Biz mutabık olduk ama bu imzayı sonra atacağız' dedikleri bizlere ifade edildi."
"Hükümet sözcülerinin son zamanlarda kullandıkları dil Kürt halkını son derece yaralayan bir dildir"
Hatimoğulları, Suriye'de Kamışlı'da yaşayan Kürtlerin siyasi temsiliyet talebi olduğuna değinerek, "Diyorlar ki 'Biz Türkiye'ye bu taraftan bir taş dahi atmış değiliz. Biz Türkiye için bir güvenlik sorunu teşkil etmiyoruz. Türkiye bizim komşumuzdur. Yanı başımızda bizlerin kardeşleri yaşamaktadır, sınırın diğer yanında ve biz Arap-Kürt savaşına ne kadar karşıysak Türk-Kürt çatışmalarına ve savaşına o kadar karşıyız. Lütfen bütün Türkiye'de başta Türk halkı olmak üzere herkesin bunu bilmesini, bizim mesajımızı duymasını istiyoruz.'" dedi.
Bu sürecin Türkiye cenahı tarafından değerlendirilmeye son derece ihtiyacı olduğunu söyleyen Hatimoğulları, "Türkiye'de özellikle hükümet sözcülerinin son zamanlarda kullandıkları dil hakikaten Kürt halkını son derece yaralayan bir dil. Bugün kullanılan dilin orada yaşayan Suriye'de yaşayan Kürt kardeşlerimizi görmeyen, Kürt kardeşlerimize saldıran adeta HTŞ sözcülüğüne soyunmuş bir dil olmasını asla kabul etmiyoruz, etmemeliyiz ve bizim çağrımız bu dil değişmelidir" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin iç barışı konuştuğunu belirten Hatimoğulları, 27 Şubat'ta Abdullah Öcalan'ın "Barış ve demokratik toplum çağrısı hala yerli yerinde durmaktadır" sözlerini hatırlattı.
Hatimoğulları, şöyle devam etti:
"Bu çağrıya riayet etmek, bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmek için hep birlikte önemli adımları atmalıyız. Bugün TBMM çatısı altında bir komisyon oluştu. Türkiye kamuoyunun komisyondan beklentileri büyük ancak bu komisyon yine Suriye'deki gelişmelere bakarak çalışmalarını ilerlettiği için mevcut iktidar Suriye'deki gelişmelere bakarak 'Hele bakalım orada ne olacak, hele bakalım nasıl bir yeni pozisyon belirleriz' diye sahadan ortaya çıkacak duruma göre Türkiye'deki barışı bu şekilde şekillendirmeye çalışmasını da son derece yanlış buluyoruz. Bunun Türkiye'nin iç barışını oluşturması ve tahkim etmesi konusunda son derece engelleyici bir yaklaşım olduğunu bir kez daha belirtiyoruz.
"Suriye'de de bir iç barışın tahkim edilmesini önemli buluyoruz"
Biz bunu ortaya koyduk diye iktidarın kimi sözcüleri tarafından 'Bu süreç DEM Parti tarafından bir çizgiye çekilmektedir' yaklaşımını ve buna hizmet eden kalemşörleri asla kabul etmeyiz, etmeyeceğiz. Tavrımız açıktır, nettir ve sarihtir. Biz Türkiye'nin iç barışının neden tahkim edilmesi gerektiğini, bölgesel gelişmelerin neden bunun önünü açtığını ve buna neden yol verilmesi gerektiği konusunda netiz, hemfikiriz. Bölgedeki güç dizilimleri değişmedi. Orta Doğu yeniden inşa edilirken orada Sayın Bahçeli'yi bizimle el sıkıştıran sebep neyse hala yerli yerinde durmaktadır.
Suriye'deki bu gelişmeler orada yerli yerinde duran gerçeklikleri değiştirmemiştir. Dolayısıyla biz başta Türkiye'nin iç barışını tahkim etmesini önemsediğimiz kadar Suriye'de de bir iç barışın tahkim edilmesini önemli buluyoruz. Hem iktidara hem bütün muhalefet güçlerine çağrımızdır. Gelin Suriye'nin barışını inşa etme konusunda hep birlikte elimizi taşın altına koyalım. Gelin bütün farklı halkların ve inançların, Alevilerin, Dürzilerin, Hristiyanların, Türkmenlerin, Sünnilerin, mütedeyyinlerin, sekülerlerin, herkesin eşit yurttaşlık hakkını tanımlandığı bir demokratik Suriye'nin kurulması konusunda hep birlikte katkı verelim."





