Post Truth, Z kuşağı ve çizgi film

Abone Ol

Siz koca koca adamlar Twitter'da iyi atışıyorsunuz diye oturup bunu izleyelim mi gerçekten? Doğru sorunların tespitinde doğru yöntemler en etkili formlarıyla birlikte kullanılmak zorunda. Twitter'a sıkışıp kalmış çok ciddi konular var ve bunlardan sonuç alınması adına yeni metotlar birlikte denenmeli.

2016 yılında Oxford'un yılın kelimesi seçtiği Post Truth'u dibine kadar yaşadığımız ve artık duvarların da üstümüze üstümüze geldiği çeşitli kongrelere katılabildiğimiz, ama hijyenik ped alamadığımız böyle bir ortamda, yine saçma sapan gündemlerle çekilmez hayatımıza uyandık ve baktık ki bir çizgi film mevzusudur gidiyor. Her iki tarafı da dahil ederek söylüyorum ki koca koca adamların “Z kuşağına hitap edeceğim” diye kalkıştığı ve beceremediği türlü hamleler artık fazlasıyla baymadı mı? Bir diğer taraftan, sanki X, Y ve türlü türlü harf kuşakları cepteymişcesine gündemin bu kadar zırvalığa boğulmasını toplum gerçekten kaldıramıyor. Yani aman diyeyim, teşvik gibi olmasın, ama halkın siyasi görüş fark etmeksizin bulduğu yazar kasayı gördüğü ilk siyasetçinin önüne atacağı ve hatta yazar kasalar artık eskisi kadar ağır olmayan POS makineleri olduğu için kafasına atmaktan da çekinmeyeceği günlerdeyiz. Ancak baskı ortamı o kadar yüksek ki, maalesef insanların protesto haklarını kullanmakla ilgili hiçbir ümidi yok ve zannediyorum ki yoksullukla ilintili peş peşe gelen intihar haberleri bu savımı destekleyen en önemli işaret.

Post Truth, yani “nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu”* en çok da tüm bu çizgi film savaşlarını başlatan “128 milyar nerede?” sorusuyla bana varlığını hissettirdi. Durum öyle bir noktaya geldi ki, Youtube'da sayıları mantar gibi türeyen sokak röportajlarında insanlara "128 milyar doların kaybedildiğine inanıyor musunuz?" diye soruluyor! 128 milyar dolara inanmak veya inanmamak, işte bütün mesele bu!

Yahu, bu Merkez Bankası'nın kayıtlarının ortaya çıkarılıp “Aha gelin kardeşim bakalım var mı yok mu?” şeklinde, gerçekliği son derece kanıtlanabilir bir husus iken buna inanıp inanmamak arasında bir tercihe zorlanmamız nedir?

Durum öyle bir hal aldı ki, konunun uzmanları (ya da uzmanı olduğunu iddia ettikleri) kişiler dahi bir görüş birliğine varamıyor, olayı nesnel biçimde ortaya koyamıyor. Hasbelkader olayı tüm nesnelliğiyle ortaya koymuş birisi varsa bile, toplum hususun varlığına inananlarla birlikte inanmak ya da inanmayanlarla birlikte inanmamak zorunda hissettiği için, o garibanı kimse dinlemiyor, duymuyor.

Dijital medya alanında çalışan biri olarak diyebilirim ki, 128 milyar dolar hususunda muhalefet partileri örnek bir dijital iletişim başarısı sergilediler, ancak bunu bir adım ileriye götürememeleri, sonuç alamamaları ve sonuç alamadıkları için konunun artık kabak tadı vermekle sakız gibi uzamak arasında bir yerde sulanmaya başlaması, yakalanan başarıyı küçültüyor, gölgeliyor. Önder Algedik'in meclis tutanaklarından derleyip sık sık yayınladığı verilere göre, muhalefet Twitter muhalefetçiliği içine hapsolmuş durumda ve meclisteki toplantılara katılmıyor, oyunu kullanmıyor ya da söylemlerinin tam aksi oy bile verdiği oluyor! Dolayısıyla bu son derece samimiyetsiz durum yaşanan her ciddi olayının içinin boşaltılmasına, sulandırılmasına sebep oluyor. İnsanlar sonuç almak için bulduğunuz metotların kendisine hayran kalabilir, ama uzun süre sonuç getirmediğinde, neden hiçbir sonuç alamadığınız bu aktivitelerinizi takip etsinler ki? İktidar da tabi gülünç olmaktan öteye gidemeyen bir videoyla bu akıma dahil olduğunu sanarak bu sulandırılma faaliyetinde zemini daha da müsait hale getiriyor. Peki biz ne yapalım, yani siz koca koca adamlar, Melih Gökçek'ten birazcık daha farklı stillerinizle Twitter'da iyi atışıyorsunuz diye oturup bunu izleyelim mi gerçekten?

Doğru sorunların tespitinde doğru yöntemler en etkili formlarıyla birlikte kullanılmak zorunda. Twitter'a sıkışıp kalmış çok ciddi konular var ve bunlardan sonuç alınması adına yeni metotlar birlikte denenmeli.

Dilinizden düşürmediğiniz bu Z kuşağının annesi babası işsiz, belki de namerde muhtaç; kendisi ise uzun zamandır evde oturmaktan çok sıkılmış, haritadan kaçabileceği ülke seçiyor, Google Street View'dan Amerika sokaklarında dolaşıp oturacağı evi hayal ediyor, Green Card yolu gözlüyor ve canı çok sıkkın. Tuhaf olmakla itham ettiğiniz bu insanlar karşısında biraz daha cıvıklaşırsanız, bu insanlar Ankara'da herhangi bir koltuğa sahip herkese sağlam bir hayat dersi verecektir.

* Teyit.org, https://teyit.org/yilin-kelimesi-post-truth-nedir