Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite lisans diplomasının iptali talebiyle açılan davanın Silivri Cezaevi yerleşkesinde görülen duruşmasına katılım sağladı. Duruşma sonrasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Özel, söz konusu davanın ve ilgili savcının gerçekleştirdiği işlemlerin hukuki açıdan geçersiz olduğunu ifade etti. İktidarın seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla yargı mekanizmasını kullandığını belirten Özel, siyasi istikametlerinin iktidar olduğunu ve halkın iradesinin her türlü engellemeyi aşacağını kaydetti.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, duruşmanın ardından açıklama yaptı. Basın kuruluşlarının mikrofonları arasında Ekol TV’nin mikrofonunu göremeyen Özel, şunları söyledi:

“Bir Ekol vardı burada, Ekol ne olmuş? Savcı Bey’in her videoyu ilk verdiği bir Ekol vardı, ne olmuş? Kara para soruşturması mı olmuş? Kapanmış. Nereye gitmiş Ekol? O savcı beyin ekolünden gelen Ekol’e ne olmuş? Böyle bir günde bakacağız. O iftiralar atan savcı vardı, ne olmuş? Yokmuş, gitmiş. Bugün Ekol gitti. Aynı ekolden olanlar teker teker gidecekler. Haysiyet cellatlığı videolarını ilk orada yayınlatıyorlardı. Böyle iki koluna jandarma girmiş, polis girmiş masum kişileri haysiyetine cellatlık yapan mesela doktor kontrolüne giderken kötü bir görüntü onu o Ekol yayınlıyordu. Şimdi ne oldu o ekolün devamı? Şimdilik oturuyor Çağlayan'da."

"Başsavcı, ‘Erdoğan'ın diplomasi tartışma konusu ya Ekrem'in de diplomasını tartışma konusu yapayım’ dedi”

Özel, şunları kaydetti:

"‘Ben girdiğim her seçimi kazanıyorum’ diyerek ilerleyen Erdoğan 31 Mart sabahı uyandı, gece uyku uyuyamadı. Çünkü artık hiç seçim kaybetmeyen biri değildi, onu yenenler vardı. CHP 47 yıl sonra birinci parti oldu. AK Parti kurulduğundan beri ilk kez ikinci parti oldu. Ekrem İmamoğlu ise dördüncü kez Tayyip Erdoğan'ın gösterdiği bir adayı yendi. Artık Türkiye'de siyaseten yenilmeyen bir kişi vardı, o da Erdoğan değildi. O gün yenildi. O gece niye uyuyamadı? Kendi sesi uyutmadı: ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır. İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder.’ Bu Sayın Erdoğan'ı uyutmayan ses, ona ‘Artık seçimle bu iş olmuyor. Rakibin seni yeniyor. Karşında yenemediğin biri var ve o İstanbul'u aldı, Türkiye'yi de alacak’ dedi. İşte o yüzden eski mesleği hakimlik olan siyasi birini tuttu İstanbul Başsavcılığına atadı. Görevi belliydi: ‘Akın akın gideceksin. Orada bir akın düzenleyeceksin. Ekrem İmamoğlu'nun karşımda aday olmasına engel olacaksın. Her ne yolla olursa olsun.’ O da geldi buraya. Ne yapabilir? O kadar kararlıydı ki talimatla, o kadar yüklüydü ki. ‘Yolsuzluk davası açayım. Terör davası açayım. Belediyesine kayyum atayım. Belediyeyi elinden alayım, hizmet edemesin. ‘Yolsuzluk’ diyeyim, derdini dünyaya anlatamazsın. ‘Terör’ diyeyim , milliyetçilerden oy alamasın.’ Erdoğan'ın diplomasi tartışma konusu ya; ‘Ekrem'in de diplomasını tartışma konusu yapayım.’

"Bir delilikle meşgulüz. Bir deliliği dinliyoruz”

İçeride iki sayın avukat İstanbul Üniversitesi’ni savunmaya gelmişler. Vallahi Ekrem Başkan'ı savundular. ‘Nasıl savunacaklar bu İstanbul Üniversitesi’ni’ diyorsun ya ‘İstanbul Üniversitesi'ni savunayım’ derken 35 yıl önceki İstanbul Üniversitesi'nde suç bulmaya çalışıp orayı karaladıkça 19 yaşındaki masum Ekrem'e, ‘Kardeşim, bu avukatlar doğru söylüyorsa bu haksızlık yapılır mı bu 18 yaşındaki çocuğa’ diyorsun. 18 yaşındaki çocuk İstanbul Üniversitesi'nin ilanına bakmış, istenen bütün belgeleri toplamış, kibar kibar da dilekçesini yazmış, istenenden fazla evrakı koymuş, götürmüş, vermiş. Bunlar da ‘Gel’ demişler. Bir sürü dersleri de saymayıp sadece iki dersini sayıp 22 tane birinci sınıfta ders vermişler. Birinci sınıfı Kıbrıs'ta; ikinci, üçüncü, dördüncü sınıfı burada, 22 fark dersi de vererek diploma vermişler. Biz diyoruz ki ‘Bir tek Ekrem Başkan’ın mı?’ ‘28 kişinin daha iptal oldu.’ ‘Onlardan birisi bir fakültenin dekanı Galatasaray'da. Onun verdiği diplomalar ne olacak?’ Cevap yok. Şimdi dediler ki ‘Sadece işletme fakültesi değil, üzülerek söylüyorum başka fakültelerde de olmuş.’ Eyvah eyvah. Tıp fakültesi olduysa ne olacak? 33 senedir ameliyat yapanlar var. Onları da mı iptal edeceksin? Aldığı apandisiti iade mi edecekler? Böyle çılgınlık olur mu, delilik olur mu? Bu delilikle meşgulüz sabahtan beri ya. Devletin üç tane aslan gibi yetiştirdiği hakimi orada, mübaşiri orada, jandarma kardeşim orada, genel başkan orada, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili orada. Bir delilikle meşgulüz. Bir deliliği dinliyoruz. Zavallı duruma düşersin bu işi savunmaya çalışırken. Orada iki masum, zavallı avukat İstanbul Üniversitesi'nin bugünkü yönetimini koruyayım derken eski yönetimine vurdukça vuruyor. Fatih Sultan Mehmet'in kurduğu üniversiteye vuruyorlar. Olacak iş değil.

"'Önlenemeyecek kayıplar olur’ diye açıkça söylüyor. ‘Erdoğan seçim kaybeder’ diyor”

Bu savcı gitmiş, ‘Bu diploma iptal edilsin’ demiş. İstanbul Üniversitesi'ne yazdığı yazı var, diyor ki ‘Bu diplomayı derhal iptal et.’ Kardeşim sen savcısın ya, nasıl İstanbul Üniversitesi’ne talimat yazıyorsun? Açacaksan dava açarsın, suç duyurusunda bulunursun, suç duyurusu kabul edersin, resen harekete geçersin. Yargılama oldu da, bir karar var da o olsa yine senin işin değil. Tayyip Erdoğan'ın işlerinden sorumlu İstanbul Başsavcısı, ‘Diplomayı iptal et’ diye yazmış ya diyor ki ‘Bu diploma YSK dahil kullanılmaktadır.’ Bir kere hiç kullanılmadı daha. Cahil cühela adam, belediye başkanı olmak için üniversite diploması kullanmıyorsun, milletvekili olmak için üniversite diplomasına ihtiyaç yok. Sadece cumhurbaşkanlığı adaylığında var. Onun da daha başvurusunu yapmadık. Diyor ki ‘Önlenemeyecek kayıplar olur.’ Ne kaybolur? ‘Erdoğan seçim kaybeder’ diyor. Açıkça söylüyor. ‘Önlenemeyecek kayıplar.’ ‘Ekrem İmamoğlu'nda bu diploma olursa aday olur, olursa da Erdoğan'ı yener. Biz bunu önleyemeyiz’ diyor. ‘Önleyin’ diye iptal yazmış. Fakülte, dekanlık defalarca yazmış, ‘iptal edilemez’ diye. Dekanın gırtlağa çökmüşler, istifa etmiş. Yerine dekan atamamışlar. Dekan atamadan önce de İstanbul Üniversitesi'nin yönetimini toplamışlar. Orada da hukukçu yok. Bunlar ring seferi falan düzenleyecek görevleri var. Gitmişler, diplomayı iptal etmişler. Böyle bir delilikle meşgulüz.

"Perişan haldeler. İstanbul Üniversitesi'ni de rezil ettiler kendilerini de rezil ettiler”

Teker teker Ekrem Başkan'ın her yaptığının doğru, üniversitenin yaptıklarının yanlış olduğunu, son aldıkları kararı alabileceklerini söylüyorlar. Ama sundukları bütün belgeler, bütün bilgiler bizi destekledi. Bir yazı atlayarak okuyor. Çünkü orada diyor ki ‘Danıştay bir kere üniversitenin yaptığı iptali kabul etti.’ Danıştay orada, ‘Durumun özelliğinden ve yapılan soruşturma gereğince bu işlem olabilir’ demiş. Oraya atlıyor. Perişan haldeler. İstanbul Üniversitesi'ni de kendilerini de rezil ettiler. Türkiye'yi de rezil ettiler. Utanç içindeyiz harcadığımız zamana. Orada yakılan elektriğe yazık.

"Türkiye’de devleti kimse yok sayamaz”

Bir umudum var, o da şudur: Hakim bey kendisi salona hitaben ‘Vicdanımızla, hukukun gereğine uygun olarak en ahlaki kararı vereceğiz. Vicdanımızla baş başayız’ diyor. Eğer bu gerçekse ben hiç gerekçeli kararı falan beklemem. Vicdanın kırıntısı olanda 18 sene önceki Ekrem'i cumhurbaşkanlığına engel olmak için 35 yıllık diplomasını iptal etmez kimse, edemez. Olamaz. Türkiye’de devleti kimse yok sayamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti evrak üretiyor. Ağzımdan yel alsın, Ekrem Başkan değil birisi çıksa, gitse savcıya, ‘35 sene önce İstanbul Üniversitesi’nde adam öldürdüm, bu ağacın dibine gömdüm’ dese, açsalar, kemikleri çıksa yargılamıyorsun. Zaman aşımı var, 30 yıl. İşkence ederek öldürdüyse 30 yıl. Bilerek, kasten ama işkence etmeden, acı çektirmeden öldürdüyse 25 yıl. 35 yıl önceki diplomayı iptal etmeye kalkıyorlar. İptal edilmesine karşı dava açmışız. Onu da savunan yok. Savunulacak yerleri yok. Tutacak yerleri yok. O yüzden biz bugün geldik, tarihin önünde acı acı tebessüm ettik.

"Bu savcının yaptıkları yok hükmündedir. Bizim önümüz açıktır, istikametimiz iktidardır”

Bundan sonraki süreçte de takip edeceğiz. Bu diploma iade olursa en doğrusu olur. ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin verildiği kağıt, Tayyip Erdoğan'ın aleyhine bir sonuç doğuruyorsa, onu korkutuyorsa iptal edilebilir’ deyince hiçbirimizin diplomasının, evlilik cüzdanının, tapusunun, hisse senedinin, hesap cüzdanının anlamı yok. Hukuk güvencesi kalktı mı böyle olur. Tayyip Bey'in rakibi diye 35 sene önce adamın aldığı diploma iptal edilir mi? O yüzden bizim içimiz çok rahat. Tarih önünde acı acı tebessüm ettik. Olmayacak, Aziz Nesin yazsa 60’ıncı sayfada ‘Yahu üstat da iyice abartmış’ der, bırakırsın. Bugün yaşadığımız Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’dan daha komik değilse ben bir şey bilmiyorum. Aziz Nesin şundan kitap yazdı ya. Bu mu komik, 35 yıllık diploma davası mı komik? O yüzden bu da nasıl yok hükmündeyse, Ekol nasıl yok hükmündeyse bu savcının yaptıkları yok hükmündedir. Bizim önümüz açıktır, istikametimiz iktidardır. Tayyip Erdoğan'ı yeneceğiz. Ekrem İmamoğlu'nun diplomasını ne yaparsanız yapın yeneceğiz. Bizim elimizden Tayyip Erdoğan'ı siyaseten hiç kimse alamaz. Çünkü kararı millet verecek. Ben millete güveniyorum. Millet böyle insafsız değil. Millet kendi torununun diplomasını tartışmaya açmaz.”

"Arbedede bir kadının kaburgalarını kırdılar”

CHP Lideri Özel, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Özel duruşma girişinde yaşananların sorulması üzerine, şunları söyledi:

“Birincisi akıl almaz bir şekilde, bu duruşma kendi yerinde yapılabilir, Ekrem Bey'i alıp idare mahkemesine götürebilirlerdi. ‘Yok Silivri'ye geleceğiz.’ Silivri kampüsünde görülen ilk idare davası. Olacak iş değil. Onu da bu kadar ilginin yoğun olduğu bir yerde en küçük salona koymuşlar. Maksat AK Parti'nin kara düzeni bu duruşmanın böyle görülmesini talimatlandırmış. Yoksa akılla olacak bir şey değil. Gazeteciler sıkıştı, aileler sıkıştı, avukatlar sıkıştı. Zorla girildi içeriye, nefes alınmıyor. Bu barikatlardan öteye kimseyi salmıyorlar. Çekmişler jandarmanın aracını. Jandarma aracından 70 yaşında insanlara su sıkıyorlar. Arkadaşlarımız gidiyor, ‘Yapmayın, etmeyin’ diyor. 70 yaşındaki o insana su sıkılır, yerlerde sürüklenir mi? Ekrem İmamoğlu'nun diploma davasına desteğe gelmiş, 70 yaşında insanlara. O sırada yerde sürüklenenler var, üzeri ıslananlar var, perişan olanlar var. İçerideki arbedede bir kadının kaburgalarını kırdılar ve maalesef Doktor Ayşegül Hanım müdahale etti. 45 dakikadan fazla sedye beklendi. Dışarıda alınan tedbirlerden dışarıdaki ambulanslar gelemediği için salondaki sağlık görevlileri yerde sürüklenen ve kaburgaları kırılan kişiye müdahale için gitti. Şimdi Silivri Devlet Hastanesi'nde dört milletvekilimiz eşlik ediyor.

"Jandarma canımız ciğerimiz”

Bu sırada, bu mesele olurken bir milletvekilimizin, genel başkan yardımcımızın yapılan işe tepki için söylerken ağzından istemedik bir cümle çıkmış. ‘Jandarmamıza bunu dedi.’ Kimse jandarmaya öyle bir şey demez CHP’de. O su sıkan zihniyete kızgınlığından, 70 yaşındaki teyzenin burasına su vurunca ‘Yapma bunu’ derken ağzından bir şey çıkıyor. ‘Jandarmaya söylendi’ diyorlarsa Özgür Özel olarak o sorumluluğu ben alıyorum, o kelimeyi ben geri alıyorum, ben özür diliyorum. Ancak yapılan iş soruşturmaya tabi tutulmalıdır. O emri verenler ve o kanunsuz emri uygulayanlar hakkında da Jandarma Genel Komutanlığı’nın üstüne yapması lazım. O jandarma kendini buralara kimin sürüklediğini, bu emirleri kimin verdiğini, neler yapıldığını biliyor. Hepsi bizim canımız ciğerimiz. Jandarmanın genelinden, alınan varsa ben özür diliyorum. Ama o emri veren ve o teyzeye o su sıkana da düşün be kardeşim kendi annen var, baban var."