Ormanı, kadını, hayvanı ölüme terk etmeyin!

Abone Ol

Nefesimiz daralıyor…

Nefes alanlarımız yok oluyor, yok ediliyor.

Çareler arıyoruz, çareyi birbirimize kenetlenmekte buluyoruz ama böyle büyük bir savaşla tek başımıza mücadele edemiyoruz.

Günlerdir bir kâbusun içindeyiz. 31 ilde 138 ayrı noktada cayır cayır tükeniyoruz.

Her gün bir yeri daha kaybediyoruz, acımızı katlıyoruz. Her sabah kara bir geceye uyanıyoruz.

Elimizde pet şişelerle koca koca ateşlere yürüyoruz bir yandan, diğer yandan acımıza acı ekliyor; “envanterimizde böyle bir uçak yok” açıklamalarıyla çaresizliğimizi katlıyoruz, öfkeleniyoruz.

Vergilerimizin hesabını soramıyoruz; “ihtiyacımız olan uçaklar neden yok” diyemiyoruz.

Bir gaflette bulunur da şayet sorarsak terörist oluyoruz,

hain oluyoruz

ama sadece vatandaşız

ve sadece vatandaş olmanın gerekliliğiyle hesap soruyoruz.

Gencinden yaşlısına biz sahip çıkıyoruz; ağaca, ormana, hayvana, kadına.

Başımıza gelen felaketin acısını sosyal medyada paylaşıyor, çareyi yine birbirimizden buluyoruz. Yurttaşlar olarak kenetleniyoruz.

Evet, Türk milleti birbirine yetiyor, yetecek de! Peki ya devlet!

Sel olur IBAN verir, deprem olur SMS atın der, yangın olur bağış bekler.

Yetmez; açıklamalarıyla yaralar, yaptıklarıyla acıtır, ayrıştırır.

Biz acılarımızı yine kendimiz sarmaya çalışırken “Ormanların yanmasına müsaade etmek zorunda kaldık” diyen bir bakanı şaşkınlıkla dinleyip kafamızdan yağan çayların acizliğini izleyip, her biri birbirinden facia açıklamalara anlam getirmeye çalışıyoruz.

Dört bir yanda yangın felaketleri sürerken diğer yandan kanun değişikliğiyle turizm bakanlığına devredilen ormanlık alanların kaderi için endişemize endişe katıyoruz.

Daha pandemi felaketi bitmeden yüklendiğimiz bu acıya her geçen bir yenisini ekliyoruz.

Azra Gülendam Haytaoğlu…

Yine bir erkek şiddeti karşısında can veren, yaşam hakkı çalınan binlerce kadından biri oldu.

Yorulduk artık!

Kadına, hayvana, ormana canilik eden zihniyetten, ölüme terk edilmekten gerçekten yorulduk!

Biz her acımızda kendi başımıza kalacaksak, kendi yaralarımızı kendimiz sarmak için soluksuz koşturacak, canla başla etimizle tırnağımızla mücadele edeceksek söyleyin siyasiler neden var!

Yas ülkesi olduk, doğrulmayan belimiz her geçen gün biraz daha bükülüyor.

Gülmeyi unuttuk, mutsuzlukta stres ve öfkede başı çeken ülke olduk.

Bu acılar ne zaman bitecek bilemiyoruz ama şu bir gerçek ki “yanlışa yanlış” denmedikçe bu devran da böyle sürüp gidecek.

Diliyorum ki aydınlık bir sabaha uyanalım, kara gecelerin sabahları aydınlık, berrak olsun. Umut dolu olsun.

Afet bölgelerinde yaşamını yitiren her bir canın acısı içimizde. İnsanından ağacına hayvanına kadar her nefes kalbimizde sızı ve asla unutmayacak, unutturmayacağız.

Afet bölgelerinde çalışan, yardımlarıyla afetzede vatandaşlara uzaktan da olsa ilaç olmaya çalışan her bir insanın güzel yüreğine minnettarım.

İyi ki varsınız…