Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İçişleri Politika Kurulu Başkanı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, yazılı bir açıklama yaparak uyuşturucuyla mücadele politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan, Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı'nın bir buçuk yıldır asaleten yönetilmediğini, bu görevin halen Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ömer Urhal tarafından yürütüldüğünü belirtti. Türkiye'nin uyuşturucu trafiğinde hem transit hem de hedef ülke konumuna geldiği bir dönemde en kritik birimin bu şekilde yönetilmesini ciddi bir zafiyet göstergesi olarak nitelendirdi.
Bakan, eski İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya döneminde tüm ihtisas alanlarında olduğu gibi narkotikte de tecrübeli yöneticilerin başka görevlere kaydırıldığını, uzman kadroların tasfiye edildiğini ve kurumsal hafızanın zayıflatıldığını savundu. Bu tercihlerin ciddi bir kapasite kaybına yol açtığını aktaran Bakan, Yerlikaya'nın uyuşturucuyla mücadeleyi kamuoyuna büyük ölçüde operasyon sayıları üzerinden sunduğunu ancak operasyon sayısındaki artışın başarı anlamına gelmediğini ifade etti.
"Operasyon sayısının artması, uyuşturucu ekonomisinin çöktüğü, baronların tasfiye edildiği, uluslararası ağların kırıldığı anlamına gelmez" diyen Bakan, finans zinciri yerinde durduğu, para akışı devam ettiği ve transit hatlar işlemeye devam ettiği sürece operasyon sayılarının yalnızca istatistik olduğunu kaydetti.
"BU AÇIK BİR SİYASİ OPERASYONDUR"
Murat Bakan, İspanya açıklarında yakalanan 10 ton kokainle ilgili süreçte ortaya çıkan tablonun daha vahim olduğunu belirtti. Adalet Bakanlığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen operasyon sürecinde, İçişleri Bakanı'nın operasyondan haberdar olmadığını, hatta operasyondan bir gün önce kamuoyuna "Türkiye ile ilgisi yoktur" yönünde açıklama yaptığını hatırlattı.
Bu durumun üç ihtimale işaret ettiğini söyleyen Bakan, şu değerlendirmelerde bulundu: "1. İçişleri Bakanı kendi bürokrasisine tam anlamıyla hakim değildi. 2. Adalet Bakanlığı ve kendi bakanlığı içindeki bazı unsurlar tarafından devre dışı bırakıldı. 3. İkisi birden. Eğer Adalet Bakanlığı, savcılık ve kolluk birimleri koordinasyonsuz hareket ettiyse bu bir devlet krizidir. Eğer İçişleri Bakanı'na bilgi verilmeden süreç yürütülmüşse ki öyle olmuştur, bu açık bir siyasi operasyondur."
Bakan, bu meselenin yalnızca bir bakanın hatası olarak görülemeyeceğini, devletin güvenlik mimarisindeki koordinasyon sorununun en somut örneklerinden biri olduğunu vurguladı. Uyuşturucu, organize suç ve terörle mücadelenin birbirinden kopuk olmadığını, İçişleri, Adalet, savcılık, emniyet ve jandarma arasında tam ve şeffaf koordinasyon olmadan bu mücadelenin yürütülemeyeceğini ifade etti.
Bakan, açıklamasında yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye de seslenerek uyuşturucuyla mücadelenin nasıl yapılması gerektiğini anlattı. Önce işe kurmay zekaya sahip deneyimli kadroları asaleten atayarak başlanması gerektiğini belirten Bakan, bu kişilerin siyasi görüşlerine bakılmaksızın işi ehline vermenin önemini vurguladı.
Gerçek mücadelenin finansal ağların çökertilmesiyle başladığını, kara para zincirinin kırılmasıyla ilerlediğini, uluslararası bağlantıların çözülmesiyle derinleştiğini, lojistik ve transit güzergâhların kapatılmasıyla sonuç verdiğini, organize suç baronlarının tasfiyesiyle kalıcı hale geldiğini ve uyuşturucu tüketimini azaltacak sosyal ve önleyici politikalarla tamamlandığını kaydetti.
"Sokaktaki torbacıya operasyon yapmak kolaydır" ifadesini kullanan Bakan, asıl meselenin parayı takip etmek olduğunu söyledi. Narkotik Başkanlığı'nın uzun süredir asaleten yönetilmemesi, uzman kadroların tasfiye edilmesi, bakanlıklar arası koordinasyon sağlanamaması ve devletin en kritik operasyonlarında bakanın devre dışı kalması durumunda ortada basit bir yönetim hatasından fazlası olduğunu belirten Bakan, "Hiç umudum yok ancak Mustafa Çiftçi'yi de takip edeceğiz" dedi.





