Melek Mosso hadisesi

Abone Ol

Uzun bir aradan sonra hepinize merhaba!

Şarkıcı Melek Mosso'nun 3 Haziran'da Uluslararası Isparta Gül Festivali kapsamında bir konser vereceği duyurulmuştu. Isparta Belediyesi tarafından da duyurusu yapılan konserin iptal edildiği öğrenildi. Şaşırdık mı? Tabi ki hayır.

Bildiğiniz üzere, Melek Mosso'nun kentte konser düzenlemesine bazı kesimler (sivil toplum kuruluşları gibi) tepki göstermiş hatta bunlardan biri olan Anadolu Gençlik Vakfı, "Ahlaksızlığı özendiren hiçbir şarkıcı halkımız nezdinde sanatçı olarak kabul görmeyecektir. Bu ve benzeri şarkıcıların Isparta'mızda yeri yoktur" açıklamasını yapmıştı.

Peki neydi bu "ahlaksızlığın’ tanımı ya da kastı? Halkın inanç ve gelenekleriyle uyuşmayan konserler düzenlenmesi mi? Gençlerin ahlaki erozyona uğraması mı? Milli ve manevi değerlerimize zarar verilmesi mi? Geleceğimiz olan gençlerimize kötü örnek olunması mı? Yok yok, bunlar benim savlarım değil, bir takım dernek ve vakıfların açıklamaları. (Bakınız haberlere)

Merak ediyorum, Melek Mosso’nun 2019'da verdiği bir konserde "Açmak istiyorsanız açın, konuşmak istiyorsanız konuşun. Kimsenin nasıl davranmanız gerektiğini, ne yapmanız gerektiğini, nasıl giyinmeniz gerektiğini söylemesine ihtiyacınız yok kızlar. Sizin kendi kanatlarınız var. Kimsenin kanatları altında durmaya ihtiyacınız yok. Uçun" ifadelerini kullanması mı gençleri ahlaki erozyona uğratacak, değerlerimize zarar verecek?

Ahlak sadece kadınlar üzerinden mi gider sizce? İstediği gibi konuşmak, istediği gibi giyinmek, istediği hayat şeklinde yaşamak mı toplumun ahlakını bozar? Gece yarısı istediği gibi yürüyebilme özgürlüğü, mini etek giyebilme özgürlüğü, ‘benim bedenim benim kararım’ diyebilme özgürlüğü mü göze batar sadece? Peki ya erkeklerin ahlaki sorumlulukları yok mu beraber yaşadığımız bir düzende?

Erkeğin gece yarısı istediği gibi yürüyen kadını köşede sıkıştırmaması, laf atmaması; mini etek giyen kadına sapıkça bakmaması; benim bedenim benim kararım diyen kadına bin bir kötü ve aşağılayıcı tanımlama yapmaması da ahlakın en önemli parçası değil midir sizce?

Kadının yasalarca korunamadığı, kadına şiddetin artık kanıksandığı, her gün kadınların kocaları, sevgilileri, birileri tarafından öldürüldüğü, hala çocuk gelinlerin var olduğu, çocuğa istismar ve tecavüzde ‘koruması gerekenler’ yerine bizlerin yüzü kızardığı bir sistemde ‘açmak istiyorsanız açın’ denmesi mi sorun sizce? Hem açarsa açar, konuşursa konuşur kime ne?

Belki ben yanlış biliyorumdur ama bana öğretilen ahlakta, insanın doğuştan getirdiği (iyi ve güzel olan nitelikler) ve sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümü yer almaktadır. Mesela, iyi ve güzel olan nitelikler deyince, cinsiyetten ya da cinsel yönelimden bağımsız başkasının hayatına sonuna kadar saygı duymak geliyor aklıma. Kadın, erkek, lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel veya travesti demeden isteyenin istediği hayatı ‘rahatça, sorgusuzca ve yargısızca’ yaşadığı bir hayat ne güzel de olurdu aslında. Rengarenk, birlikte.

Sonradan kazandığımız davranışlar da sosyal ahlakı besliyor kanımca. Mesela dünya görüşünü, mesela zamanla gelişen vicdanı…Peki bu sosyal ahlakı (belki toplumsal ahlak da diyebiliriz) kim temsil ediyor? Yani bu toplumun bir bireyi olarak benim vicdanımı, benim dünya görüşümü, kim temsil ediyor? Bir takım karanlık zihniyetler mi? Sanmam. Ahlak bekçiliği yapıp kadını değersizleştirmeye, ezmeye çalışanlar mı? Hiç sanmam.

Keşke bu zihniyetler bir kadın sanatçıyla uğraşmak yerine, gerçekten yararlı şeylerle gündeme gelseydi. Bilimi, sanatı, kadının var olmasını destekleyen haberlerle gündemimizi meşgul etseydi, bir başkasının ahlakını sorgulama, kadınlık onuruna laf atma hakkını kendinde bulma yerine.

Keşke…