CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile 401 sanık hakkında 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın ilk duruşması, pazartesi günü Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü karşısında bulunan 1 No'lu Duruşma Salonu'nda görülecek.

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, duruşma öncesinde ANKA Haber Ajansı'na yaptığı değerlendirmede, 30 Ekim 2024'te Ahmet Özer'le başlayan sürecin 19 Mart 2025'te Ekrem İmamoğlu ile devam ettiğini hatırlatarak, yaklaşık 11 aydır tanık olunan uygulamaların büyük kısmının anayasa ve hukuk dışı olduğunu söyledi.

Gözaltı ve tutuklama süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaboğlu, şüpheli kişilerin davet edilmesi gerekirken, polis baskınlarıyla evlerinde, iş yerlerinde ve hatta yatak odalarında gözaltı işlemleri yapıldığını belirtti. Kaboğlu, "Sanki muhatap olan kişi elinde silah birilerini tarıyormuş ya da o şekilde yakalanmazsa birilerini tarayacakmış gibi bir yaklaşım sergilenmiştir" dedi.

SİLİVRİ'DE ADİL YARGILAMA MÜMKÜN DEĞİLDİR

Kaboğlu, tutukluluk sürecinde de ihlaller yaşandığını ifade ederek, mahpusların haberleşme, aileleriyle iletişim kurma, medyaya ulaşma ve sağlık hakkı gibi temel haklarının kısıtlandığını öne sürdü. Silivri'de tecrit uygulamalarından hekime erişimin engellenmesine kadar çeşitli muamelelerin söz konusu olduğunu belirten Kaboğlu, bu durumun duruşmaya ve yargılamaya kadar devam etme ihtimali bulunduğunu söyledi.

Adil yargılanma hakkının gereklerinin uygulanması gerektiğini vurgulayan Kaboğlu, "Bugüne kadar adil yargılanma hakkı ilkeleri sürekli ihlal edilerek bu noktaya gelinmiştir" dedi. Kaboğlu, bir yıldan fazla süredir tutuklu bulunan belediye başkanları, yöneticiler, avukatlar ve diğer kişiler hakkında tahliye kararı verilmesi gerektiğini belirterek, "Tutuklama en son çaredir" ifadesini kullandı.

Silivri'deki mahkemelerin doğal yargıç ilkesine aykırı olduğunu, sonradan kurulan mahkemeler olduğunu savunan Kaboğlu, "Biliyoruz ki Silivri'de adil yargılama mümkün değildir" dedi. Buna rağmen yargılama orada yapılacağı için mahkemenin bağımsız ve tarafsız olması, sanıkların dinlenilme hakkının sağlanması, duruşmaların çelişmeli ve saydam biçimde yürütülmesi, savunma haklarına saygı gösterilmesi ve suçsuz sayılma hakkına riayet edilmesi gerektiğini söyledi.

Kaboğlu, Ekrem İmamoğlu örneğinde sürecin daha baştan suçlu ilan etme yaklaşımı üzerine kurulduğunu belirterek, insanların savaş durumunda olsalar dahi suçsuz sayılma hakkından yararlandığını hatırlattı.

Birleştirilemeyecek dosyaların birleştirilmesi ve birlikte görülmesi gereken dosyaların ayrıştırılması eleştirisinde bulunan Kaboğlu, kafada önceden var olan bir suç örgütü tasavvurunun bu tür bir kurguyla kamuoyuna yansıtılmak istendiğini öne sürdü. Kaboğlu, "Her hâlükârda orada bir izdiham ortaya çıkacaktır. Bu bakımdan ilk koşulum, tahliye kararı verilmesi, yani tutukluluk hâllerinin sona erdirilmesidir" dedi.

Tutuklanan kişilerin yalnızca özgürlüklerinden değil, haklarından da yoksun bırakıldığını ifade eden Kaboğlu, ilaç ve doktora erişim, haberleşme, kitaplara ulaşma, aileleriyle görüşme gibi haklar bakımından eşitsiz ve ayrımcı muamele yapıldığını söyledi. Bazı tutuklulara tecrit uygulanırken, ağır suçlardan hüküm giyen ya da suçüstü yakalanan kişilerin daha geniş imkânlardan yararlandığını belirtti.

Kaboğlu, İstanbul Barosu olarak kurdukları hapishane izleme heyeti aracılığıyla periyodik raporlar hazırlamaya başladıklarını da sözlerine ekledi.