GÜNDEM

Hatimoğulları: Epstein dosyasıyla Türkiye'de bağlantısı olanlar hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ABD'de kamuoyuna açıklanan Epstein dosyalarında Türkiye'nin adının geçtiğini belirterek, bağlantısı olan isimler hakkında ivedilikle adli soruşturma başlatılması çağrısında bulundu.

Abone Ol

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeleri değerlendirdi. Hatimoğulları, Epstein belgelerinde Türkiye'nin karanlık ilişkileri içinde adı sıkça geçen bir ismin yer aldığını ifade ederek, "Türkiye'de bağlantısı olanlar, hakkında kuvvetli şüphe bulunanlar, bütün bu isimler hakkında mutlaka ve acilen bir soruşturma başlatılmalıdır" dedi. Hatimoğulları ayrıca, hayatını kaybeden Kürt yazar Mehmet Emin Bozarslan için başsağlığı diledi ve 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü vesilesiyle deprem bölgesine yaptıkları ziyaretlere değindi.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yaşamını kaybedenleri de anan Hatimoğulları, 5-6 Şubat'ta deprem bölgesini ziyaret ettiklerini, Adıyaman'da 6 Şubat'ta saat 04.17'de duran Saat Kulesi'nin meydanında binlerce insanla birlikte olduklarını söyledi.

Hatimoğulları, “Arama kurtarma çalışmalarında hayati öneme sahip olan ilk üç günde devlet yoktu. İnsanlar adeta ölüme terk edildi. Bu hayatta kalan depremzedeler için de ikinci zelzele oldu” şeklinde konuştu.

“AFAD'ın kağıttan kaplan içi boş büyük kurum olduğu bu depremde ortaya çıktı"

Depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay'da memleketimde olduğunu, aylarca kaldığını anlatan Hatimoğulları, şunları kaydetti:

“Devlet ilk günde yoktu. Bakın AFAD'ın kağıttan kaplan içi boş büyük kurum olduğu bu depremde ortaya çıktı. Samandağ'da enkaz altındaki çığlıkları duyan AFAD gönüllüleri ben kendi gözlerimle gördüm. Hıçkıra hıçkıra ağladım çünkü o sesleri duyuyorlar. Çünkü müdahale edecek eğitimi almışlar ama ellerinde ne bir kazma vardı, ne bir kürek vardı. Kızılay geçmişte uluslararası yardımlara koşabilen bir kurumdu. Şimdi içi tamamen boşalmış, görüntüyü kurtaran, sembolik yardımlara düşmüş, çadır, konserve satan bir pozisyona düşmüş durumda. Kurumların içi boşaltılmıştır.”

Türkiye’nin bir deprem bölgesi olduğunu vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Umarım olmaz ama bilim insanları İstanbul'daki büyük bir depremden bahsediyor. Bakın İstanbul'da büyük bir deprem olması demek 11 kentimizde yaşadığımız kayıpları katlayacak düzeyde bir deprem demektir. Dolayısıyla burada bizler bu sorunları sürekli gündemde tutup dile getiriyorsak bilinsin ki başta İstanbul olmak üzere bütün deprem bölgelerinde önlem alınsın diye bunları yapıyoruz” dedi.

"AKP'nin en fanatik seçmenleri bile 'Ekonomi iyidir' diyemiyor"

Tülay Hatimoğulları, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in, 'Programımızın son aşamasındayız. Kalıcı fiyat istikrarını sağlarken sürdürülebilir yüksek büyüme için temelleri atıyoruz” şeklindeki sözlerini eleştirdi.

Ülkede işsizlik patlaması yaşandığını, enflasyonun, vatandaşın belini bükmediğini kırdığını söyeyen Hatimoğulları, "Yurttaş aç, emekli isyanda ama neymiş? Program son aşamasındaymış. Bravo... Halkın ekonomi yönetimine inancı yüzde 10'lara düşmüş durumdadır. Bu da zaten yandaş sermaye kaymak tabaka. Halkın, ekonominin düzenleyeceği, düzeleceğine olan inancın yerlerde sürünüyor. AKP'nin en fanatik seçmenleri bile 'Ekonomi iyidir' diyemiyor, diyemez çünkü insanlar açlığı ve yoksulluğu iliklerine kadar yaşıyor" değerlendirmesini yaptı.

"Türkiye'den Epstein Adası'na götürülen çocukları kim kaçırdı?"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, ABD'de açıklanan Epstein dosyalarının, kapitalist sistemin kokuşmuşluğunu, çürümüşlüğünü, insanlığı yok edecek kadar pervasızlaştığını bir kez daha gözler önüne serdiğini kaydetti. Dosyalarda adı geçen ülkeler birinin de Türkiye olduğunu aktaran Hatimoğulları, şöyle devam etti:

"Peki Türkiye'de bu konuda ne yapılıyor? Epstein belgelerinde Türkiye'nin karanlık ilişkileri içinde defalarca adı geçen bir isim var. Bu ismi Susurluk kazasında mafya, devlet, siyaset ilişkilerinden, uyuşturucu kaçakçılığından ve her türlü organize suça uzanan bir isim bu. Hepiniz tanıyorsunuz ve bu ismin Epstein dosyalarında defalarca geçiyor olması da bizleri hiç şaşırtmadı. Türkiye'de bağlantısı olanlar, hakkında kuvvetli şüphe bulunanlar, bütün bu isimler hakkında mutlaka ve acilen bir soruşturma başlatılmalıdır. Türkiye'den Epstein Adası'na götürülen çocukları kim kaçırdı? Nasıl kaçırdı? Bunların belgeleri ortada. Kamuoyu bunları biliyor. Medya bu isimleri biliyor. Yargı neden suskun bu konuda? Yoksa bu isimlerin dokunulmazlığı mı var? Bazı karanlıklar aydınlatılmamalı mı bu ülkede? Türkiye yargısı bunu görmezden gelebilir mi? Bakın burada açıkça ifade ediyoruz. Yargı bu konuda susamaz. Yargı bu konuda susmamalı ve susamaz. Bu sadece bir adalet meselesi değil, aynı zamanda bu ülkede yaşayan kadınların ve çocukların güvenlik meselesidir."

"İran rejimi artık halkın taleplerini görmezden gelmeyi bırakmalı"

Tülay Hatimoğulları, İran rejiminin artık halkın taleplerini görmezden gelmeyi bırakması gerektiğini belirterek, İran'da demokratik dönüşüm sağlayacak özgürlüklerin alanları genişletilmesini istedi. Hatimoğulları, "Geçen hafta Umman'da başlayan görüşmeler vardı. Herkes takip etti. Biz bu sürecin diplomatik yollarla çözülmesini canı gönülden ümit ediyoruz. İran halkının ekmek, adalet ve özgürlük taleplerini desteklediğimizin altını bir kez daha çiziyoruz ve buradan DEM Parti grubundan İran'da özgürlüğü için mücadele eden, bedel ödeyen, bütün kadınlara selamlarımızı, sevgilerimizi ve direniş dayanışmamıza bekliyoruz" ifadelerini kullandı.

Suriye'deki gelişmelere de değinen Tülay Hatimoğulları, SDG ve Şam Yönetimi arasında imzalanan 30 Ocak Mutabakatı'nın sabote edilmemesi gerektiğini belirterek, "Komşu ülke Suriye'de bu mutabakatın hayata geçmesi için azami düzeyde bir katkı sağlanmalı. Bu hem Suriye'nin hem Türkiye'nin geleceği için hayati önemdedir" dedi.

"Komisyon raporu, özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermeli"

Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecinde sona gelindiğini aktaran Hatimoğulları, şöyle devam etti:

"Bu rapor, temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya koyulmalı. Sürecin gereklilikleri yerine getirilmelidir. Biz DEM Parti olarak bu barış sürecini üç temel perspektiften ele alıyoruz. Birincisi demokratikleşmedir. Barış demokrasiden sonra hatırlanacak bir hedef değildir. Demokrasi ile eşzamanlı yürütülmek zorundadır. Bu yüzden demokratikleşmenin vazgeçilmez koşulu kayyım uygulamaları kaldırılmalıdır. Seçilmişler makamlarına, kayyımlar kendi görevlerine dönmelidir. Komisyon raporu barış sürecini güvenceye alacak, özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermelidir. Barış, dağda olanların, sürgünde olanların, ülkesinden koparılanların, demokratik yaşama onurlu bir biçimde katılımı sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Ana dilde eğitim bir lütuf değildir, bir haktır. Kültürel inkar sürdükçe barış kök salamaz. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır. İkincisi hukuktur. Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz.

AYM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söylemi inandırıcılığını yitiriyor. Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, tüm Kobani davası tutsakları, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve bütün siyasi mahpuslar içerdeyken barış sağlam bir zemine oturamaz. Kent uzlaşması nedeniyle tutuklu bulunanlar, bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalıdır. Komisyon raporu; TCK, TMK ve İnfaz Kanunu'nda kapsamlı değişiklikleri önermelidir. TMK, demokratik siyaseti kriminalize eden bir araç olmaktan çıkarılmalıdır."