EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği Diyarbakır’da gazetecilerle bir araya geldi. Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan toplantıda Aslan, gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. Konuşmasına AK Parti’nin 23 yıllık iktidarında yaşananları anlatan Aslan, şönlera söyledi:
"Bütün bu gelişmeleri düşündüğümüzde yani 23 yıllık dönemde antidemokratik uygulamaların arttığı bir dönem. Yine bölgede, Kürdistan'da birkaç dönemdir halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının meclis üyelerinin muhtarların görevden alınması, yerine kayyum atanması, Kürt siyasal hareketinin demokratik alanda mücadele için kurmuş olduğu siyasi partilerin kapatılması halen HDP'nin kapatılma davası Anayasa Mahkemesi'nde devam ediyor. Onu bir demokrat kılıcı gibi tutuyorlar tepemizde. Son olarak 19 Mart'ta Ekrem İmamoğlu'nun diploma iptali ve arkasından tutuklanması, gözaltına alınması, birçok belediyenin başkanının tutuklanması, gözaltına alınması, kayyum atanması, iktidarın seçme ve seçilme hakkını bütünüyle elimizden aldığı, almaya çalıştığı süreç Değerli arkadaşlar, yani bu iktidarın 23 yıllık karnesine baktığımızda baskı, zulüm, gözyaşı, adaletsizlik, hani adına ne koyarsanız koyun Türkiye halklarının yararına, Kürt halkının yararına bir şey yapmadığının da çok açık göstergesi."
1 Ekim 2024'te Devlet Bahçeli'nin TBMM'de DEM Parti Eş Başkanlarıyla tokalaşması, Türkiye'de Kürt sorunun, sürecin daha çok tartışıldığı bir dönem olduğunu kaydeden Aslan, şunları kaydetti:
"Kürt siyasal hareketinin almış olduğu kararlar, PKK'nın feshedilmesi, silahların yakılması, Öcalan'ın 27 Şubat çağrısı gibi çok önemli gelişmelere tanık olduk. Ama bu gelişmelerin kendisi bugün de altını çizmek gerekir ki Kürt siyasal hareketinin ve onun önderliğinin bugüne kadar en azından kendi cephesinden atmış olduğu adımlardı. İktidarın henüz Kürt sorununun demokratik halkçı çözümü anayasal eşitlik de dahil olmak üzere adımlar atmadığını görüyoruz. Bırakın bir anayasal çözümü eşit haklar temelinde bugünkü sürecin önünü açabilecek, süreci güçlendirebilecek, ona katkı sunabilecek kimi adımları da atma konusunda imtina ettiklerini, atmadıklarını görüyoruz. Kobani davası tutsakları adeta devletin elinde, hükümetin elinde bir rehin olarak tutuluyorlar. AİHM kararlarına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nin içtihatlarına rağmen salıverilmiyorlar. Gezi tutsakları için de aynı şey söylenebilir. Suriye'deki Kürt halkının oradaki kendi kaderini tayin etme hakkına karşı sürekli tehditler savurarak sürekli onları merkezi hükümete entegre et üzerinde baskı yaparak oluşturdukları politikalarla Kürt halkının kazanımlarını, bölgedeki Kürt halkının kazanımlarını elinden almaya ve en aza razı etmeye çalışıyorlar."
"Artık adım atması gereken iktidardır, devlettir"
Bu süreçte iktidarın adım atması gerektiğini kaydeden Aslan, şöyle devam etit:
"On yıllardır Kürt halkının, Türkiye'deki demokrasi güçlerinin, Türkiye halkının barış, demokrasi, eşitlik için vermiş olduğu mücadelede kazanılmış mevziler elinden alınmaya çalışılıyor. O açıdan buradan bir kez daha iktidara da devlete de, bütün demokrasi güçlerine de vasıtanızla seslenmek isteriz. Burada artık adım atması gereken iktidardır, devlettir. Bir an önce siyasi tutanakların serbest bırakılması, Öcalan’ın kendisini daha rahat ifade edebileceği koşulların sağlanması, komisyonun adaya gidip görüşmesi de dahil olmak üzere bütün bunların gerçekleştirilmesi gerekir. Bölgedeki Kürt halkına yönelik tehditvari tutumlardan vazgeçilmesi gerekir.
Biz şunu çok açık biliyoruz ki Türkiye'de işçi sınıf ve emekçiler yoksuldur ama bölgedeki işçi sınıfımız daha fazla yoksuldur. İşsizlik daha fazladır. Buradaki sömürü ve baskı politikaları daha fazladır. Asgari ücretin bile işçilere ödenmediğini, iş yerlerinde 12 saat 14 saate varan çalışma koşullarının, sendikal hak ve özgürlükleri tanımama gibi tutumların, örgütlenmenin Önüne barikatların, setlerin konulduğunu biliyoruz. O açıdan Kürt işçi sınıfının, Kürt emekçilerinin hem ulusal hak eşitliği talebi hem ekonomik taleplerinin bir arada verilmesi, iyileştirilmesi gerekir. Kürt ulusunun eşit haklar temelinde bir anayasal güvenceye kavuşturulması gerekir. Ana dil eğitim hakkı dahil olmak üzere ulusal taleplerin amansız fakatsız bir biçimde tanınması ve güvence altına alınması gerekir."
"İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olmasaydı herhalde bunlar başına gelmeyecekti"
Konuşmasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik iddianemeyi de değerlendiren Aslan, şunları kaydetti:
"Bu AKP'nin 23 yıllık karnesinde ne işçiler için ne emekçiler için ne Türk halkı için ne Kürt halkı için ne bu ülkede yaşayan farklı inançlar açısından sorunlar çözülmüş değil. Bugün ayakta kalabilmenin en büyük aracı haline getirdiği yargının siyasallaşmış yanlarıyla her gün yeni operasyonlara imzalar atılıyor. İşte Ekrem İmamoğlu'nun iddianamesini hepimiz gördük. Tabii ki bu ülkede yolsuzluk yapanlar yargılansın. Ama biz şunu biliyoruz ki geçmişte Kürt belediyeciliğine, Kürt halkının seçmiş olduğu belediyecilere, belediyelere nasıl siyasal saiklerle görevden alınmışsa bugün Ekrem İmamoğlu'nun belediye başkanı olarak görevden alınması da siyasal saikler sonucundadır. Cumhurbaşkanı adayı olmasaydı herhâlde bunlar başına gelmeyecekti. İddianamede bir partiyi ele geçirmekten, cumhurbaşkanı adayı olmaktan bahseden, ana muhalefete kapatma talebinde bulunan, Yargıtay'ı uyaran bir iddianameden yazılardan bahsediyoruz. Yani burjuva hukukunun da kendilerinin de oluşturduğu, burjuva hukukunun da tanımadıkları bir süreç, bir dönem.
Burada Kürt halkını engeli taleplere razı etmeye çalışırken aynı zamanda ana muhalefeti de işlemez hale getirerek bütün demokrasi güçlerini saf dışı bırakarak Türkiye'de dikensiz bir gül bahçesi yaratarak herhalde tek bir partinin seçime katılabildiği bir döneme hazırlanmak istiyor Erdoğan ve onun etrafındakiler."





