EĞİTİM

Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli öğrencileri ve ülkenin geleceğini karanlığa sürüklemektedi

Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"nin eğitim alanını belirli bir siyasal-ideolojik çizgiye göre yeniden şekillendirmeyi hedeflediğini belirterek, bu yaklaşımın eğitimin bilimsel niteliğini zayıflattığını söyedi.

Abone Ol

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), sendika genel merkezinde "Mesleğimizin itibarı ve öğrencilerimizin geleceği için mücadeleyi büyütüyoruz" başlıklı bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitim emekçilerinin mesleki onurunun sistematik olarak hedef alındığını ifade etti. Irmak, “Siyasal iktidarın ideolojik bir proje olarak hayata geçirdiği ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’, yalnızca eğitim emekçilerinin mesleki itibarını aşındırmakla kalmamakta; öğrencileri ve ülkenin geleceğini de karanlığa sürüklemektedir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, eğitim alanını belirli bir siyasal-ideolojik çizgiye göre yeniden şekillendirmeyi; tek din, tek mezhep anlayışına dayalı bir kültürel kimlik inşasını hedeflemektedir. Bu yaklaşım, eğitimin bilimsel niteliğini ve nesnel bilgi üretimini zayıflatan müdahaleleri beraberinde getirmiştir” dedi.

Eğitim Sen, sendika genel merkezinde "Mesleğimizin itibarı ve öğrencilerimizin geleceği için mücadeleyi büyütüyoruz" temalı basın toplantısı düzenledi. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitim emekçilerinin emeğinin görmezden gelindiğini, mesleki onurunun sistematik biçimde hedef alındığını ifade ederek, şunları söyledi:

"Yıllar içinde biriktirdiğimiz mesleki itibar, bilinçli politikalarla aşındırılmakta; eğitim emekçileri değersizleştirilmektedir. Bizler yalnızca sınıfa girip müfredatı aktaran uygulayıcılar değil, toplumun geleceğini kuran eğitim ve bilim emekçileriyiz. Eğitim, bireysel çabanın değil, kolektif bir emeğin ürünüdür. Okullarda öğretmenlerle birlikte idari, teknik, sağlık ve yardımcı hizmetler emekçileri bu kolektif emeğin asli bileşenleridir. Buna rağmen bu alanların tümü bugün ağır bir baskı ve sistematik bir değersizleştirme altındadır. Eğitim Sen olarak, eğitimin tüm bileşenlerinin taleplerini savunmak ve haklarımız için mücadele etmekte kararlıyız."

"Mesleki özerkliğimiz, dar kalıplar ve ideolojik yönlendirmelerle yok edilme noktasına gelmiştir"

Milli Eğitim Bakanlığı'nın hayata geçirdiği "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"ni eleştiren Irmak, "‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında ülke genelinde dayatılan, ideolojik saiklerle hazırlanmış gerici ve ırkçı müfredat anlayışı; öğretmen emeğini değersizleştirmekte, eğitim emekçilerini Millî Eğitim Bakanlığı’nın merkezi talimatlarının basit birer uygulayıcısı hâline getirmeyi hedeflemektedir. Eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadıkları sorunlardan ve içine sıkıştırılmak istendikleri bu kuşatmadan çıkış yolu ancak örgütlü mücadeledir. Bu dayatmalara sessiz kalmayacağız. Mesleki özerkliğimiz, dar kalıplar ve ideolojik yönlendirmelerle yok edilme noktasına gelmiştir. Karar alma süreçlerinden dışlandığımız, kendi çalışma alanlarımızda söz ve karar hakkımızın gasbedildiği bir sistemde sağlıklı ve nitelikli bir eğitimden söz etmek mümkün değildir. Eğitim emekçileri, asli görevlerinin dışında kalan sosyal sorumluluk projeleri, idari işler ve dijital angaryalar yoluyla yoğun bir kuşatma altındadır. Öğretmenlik mesleği, mesai saati gözetilmeksizin her işe koşturulan bir angarya rejimine dönüştürülmüştür" dedi.

"Son üç yıl içinde ek ders ödemelerinin maaş içindeki oranı yaklaşık yüzde 30 gerilemiştir"

Eğitim emekçilerinin maaşlarının giderek zayıfladığını ifade eden Irmak, şunları söyledi:

"Eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik koşulları, son yıllarda yüksek enflasyon karşısında hızla ve sistematik biçimde zayıflamıştır. Sabit gelirli kamu çalışanları olan eğitim ve bilim emekçilerinin maaşları enflasyon karşısında erirken, artan yaşam maliyetleri karşısında reel gelirler belirgin biçimde gerilemiştir. Maaşların alım gücü düşerken, ek ders ücretlerinin toplam gelir içindeki payı da her geçen gün azalmaktadır. Son üç yıl içinde ek ders ödemelerinin maaş içindeki oranı yaklaşık yüzde 30 gerilemiştir. Emek harcanan her saatin karşılığı olan bu ücretler, bugün gelinen noktada barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel ihtiyaçları dahi karşılamaktan uzak hâle gelmiştir.

"Eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı reel gelir kaybı, bu bütçe ve bölüşüm tercihlerinden bağımsız değildir"

Türkiye’de ücretli çalışanlar artan oranlı gelir vergisi tarifesine tabi olmakla birlikte, fiiliyatta yılın ilerleyen aylarında daha hızlı biçimde üst vergi dilimlerine girmekte ve net gelirlerinde ciddi düşüşler yaşamaktadır. Vergi yükünün büyük ölçüde ücretliler üzerinde yoğunlaşması gelir dağılımındaki eşitsizlikleri derinleştirirken; sermaye kesimlerine tanınan vergi muafiyetleri, teşvikler ve istisnalar kamusal kaynakların paylaşımı açısından açık bir adaletsizlik yaratmaktadır. Kamu bütçesinde vergi muafiyetleri, teşvikler ve destek mekanizmaları yoluyla özel sektöre aktarılan kaynakların hacmi her yıl artarken; eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler gibi kamusal alanlara ayrılan payın niteliği ve yeterliliği giderek daha fazla sorgulanır hâle gelmiştir. Eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı reel gelir kaybı, bu bütçe ve bölüşüm tercihlerinden bağımsız değildir.

Sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi açısından 10 Ekim 2008 tarihi bir kırılma noktasıdır. Bu tarihten önce ve sonra göreve başlayan kamu emekçileri arasında emeklilik hakları bakımından derin bir uçurum yaratılmıştır. Aynı işi yapan emekçiler arasında emekli aylıkları neredeyse yarı yarıya farklılaşmıştır. Mevcut düzenlemelere göre, 2008 öncesi göreve başlayan bir kamu emekçisi yaklaşık 41 bin 151 TL emekli aylığına hak kazanabilirken, 2008 sonrası göreve başlayanlarda bu tutar en fazla 22 bin 775 TL seviyesinde kalmaktadır. Bu tablo, yalnızca bugün çalışan eğitim ve bilim emekçilerinin değil; özellikle 2008 sonrasında kamu hizmetine başlayan milyonlarca emekçinin geleceğe dair güvencelerini ve umutlarını ciddi biçimde aşındırmaktadır. Gelinen noktada, eğitim ve bilim emekçilerinin hem çalışma yaşamına hem de emeklilik dönemine ilişkin hakları bilinçli ekonomik ve sosyal politika tercihleriyle zayıflatılmaktadır."

"Yeni model, öğrencinin analitik muhakeme yeteneğini ezbere dayalı bir sisteme hapsetmektedir"

Eğitim bilimsel ve nesnel bilgi üretiminin zayıfladığını belirten Irmak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Siyasal iktidarın ideolojik bir proje olarak hayata geçirdiği ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’, yalnızca eğitim emekçilerinin mesleki itibarını aşındırmakla kalmamakta; öğrencileri ve ülkenin geleceğini de karanlığa sürüklemektedir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, eğitim alanını belirli bir siyasal-ideolojik çizgiye göre yeniden şekillendirmeyi; tek din, tek mezhep anlayışına dayalı bir kültürel kimlik inşasını hedeflemektedir. Bu yaklaşım, eğitimin bilimsel niteliğini ve nesnel bilgi üretimini zayıflatan müdahaleleri beraberinde getirmiştir. Eğitimde laiklik ve bilimsellik ilkesinin zayıflatılması, yalnızca içeriksel bir eksiklik değil, öğrencilerin bireysel gelişiminin önündeki stratejik bir engeldir. Yeni model, evrensel bilim standartları yerine ‘millî ve manevi değerler’ perdesi arkasında dogmatik bir çerçeve sunarak öğrencinin analitik muhakeme yeteneğini ezbere dayalı bir sisteme hapsetmektedir.

Eğitimde laiklik, devletin tüm inanç grupları karşısında tarafsızlığının ve demokratik kamu hizmetinin en temel güvencesidir. Ancak ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’, ‘tek din, tek mezhep’ anlayışını tüm müfredata yayarak bu tarafsızlığı fiilen ortadan kaldırmaktadır. ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) gibi projelerin müfredatın temel bir parçası hâline getirilmesi, okulların Diyanet İşleri Başkanlığı ve çeşitli dini tarikat ve cemaatlerin faaliyet alanına dönüşmesine yol açmaktadır. Bu durum, eğitim kurumlarını kamusal bir hizmet alanı olmaktan çıkarıp iktidarın ideolojik kalıplarının üretildiği merkezlere dönüştürmektedir.

"Eğitim politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliği, demokratik bir toplum açısından vazgeçilmezdir"

Maarif modelinin oluşturduğu ideolojik kuşatma, eğitim biliminin temel ilkelerinden biri olan ‘anadilinde eğitim’ hakkını yok saydığı gibi, farklı inançlara sahip ya da inançsız bireyler üzerinde ciddi bir dışlanma ve ‘ötekileştirme’ riski doğurmaktadır. Toplumsal çoğulculuğu tehdit eden bu ırkçı ve mezhepçi yaklaşım, toplumsal barışı zedeleyerek yeni bir kutuplaşma zemini yaratmaktadır. Eğitim politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliği, demokratik bir toplum açısından vazgeçilmezdir. Maarif modeli ise bu kavramı bilinçli biçimde dışlayarak kız çocuklarının haklarını ve kadınların toplumsal statüsünü ‘millî ve manevi değerler’ söylemi altında aile kavramına hapsetmekte ve geleneksel rolleri dayatmaktadır.

"Millî güvenlik kaygılarının pedagojik süreçlere bu denli nüfuz etmesi, itaati yücelten bir nesil hedeflendiğinin göstergesidir"

Müfredata eklenen savunma sanayii ve millî güvenlik vurgulu militarist içerikler, barış ve insan hakları gibi evrensel değerlerin sistematik olarak geri plana itilmesine neden olmaktadır. Millî güvenlik kaygılarının pedagojik süreçlere bu denli nüfuz etmesi, eleştirel düşüncenin bastırıldığı ve itaati yücelten bir nesil hedeflendiğinin göstergesidir. Bu yönelimler, eğitim emekçilerinin mesleki özerkliği üzerindeki baskılarla eş zamanlı olarak ilerlemektedir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, öğretmeni özgür bir eğitimci profilinden kopararak siyasal iktidarın programını sınıf içinde uygulayan bir ‘ideolojik taşıyıcı’ konumuna indirgemiştir. Yeni oluşturulan Eğitim Akademileri, öğretmenlerin mesleki gelişiminden çok, ideolojik bir ‘siyasal sadakat’ projesi ve kurumsal denetim mekanizması olarak işleyecektir.

İktidar tarafından ‘öğretmenlerin mesleki gelişimini desteklemek’ iddiasıyla sunulan Eğitim Akademileri, bu söylemin aksine; öğretmenliğe girişten başlayarak atama, değerlendirme, sözleşme ve kariyer basamakları süreçlerine kadar uzanan öğretmen istihdam rejimini siyasal iktidarın ideolojik denetimi altına almayı hedefleyen bir yapı olarak kurgulanmaktadır. Öğretmen adaylarının mesleğe kabulü, meslekte kalıcılığı ve yükselmesi; pedagojik yeterlilikten çok belirlenen ideolojik çerçeveye uyum kriterleri üzerinden şekillendirilmektedir."

Eğitim ve bilim emekçilerine seslenen Irmak, "Gelin yan yana gelelim; Eğitim Sen çatısı altında örgütlü mücadeleyi birlikte büyütelim. Sessiz kalmak, dayatılan karanlık tabloyu kabullenmek demektir. Oysa öğrencilerimize ve topluma karşı sorumluluğumuz vardır. Bu sorumluluğu ancak omuz omuza vererek yerine getirebiliriz. Eğitim Sen olarak; mesleği, unvanı ve çalışma alanı ne olursa olsun tüm eğitim ve bilim emekçilerini birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Emeğimizin çalınmasına, mesleğimizin itibarsızlaştırılmasına ve çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına birlikte dur diyelim" çağrısında bulundu.