Aralarında Diyarbakır Barosu, Tabip Odası, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası ve İnsan Hakları Derneği (İHD) gibi 116 kuruluşun yer aldığı Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, Suriye’nin Halep kentinde Kürt nüfusun yoğun olduğu mahallelere yönelik askeri saldırılara ilişkin basın açıklaması yaptı. Diyarbakır Barosu’nda gerçekleştirilen açıklamayı Platform Eş Sözcüsü Yıldız Ok Orak okudu. Açıklamaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili İbrahim Akın ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı.

Aralarında Diyarbakır Barosu, Tabip Odası, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, İnsan Hakları Derneği gibi 116 kuruluşun yer aldığı Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu üyeleri tarafından Suriye geçici yönetimine bağlı silahlı grupların Halep’nin Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerine yönelik saldırılarına ilişkin açıklama yapıldı.

Diyarbakır Barosu’nda yapılan açıklamayı Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu Eş Sözcüsü Yıldız Ok Orak yaptı.

Suriye’de yıllardır süregelen iç savaşın büyük insani acılara, geniş çaplı yıkımlara ve ağır insan hakları ihlallerine sebebiyet verdiğini söyleyen Orak, “Çatışmaların en yoğun yaşandığı dönemlerde Kürtler, DAİŞ ve benzeri radikal yapılara karşı yürütülen mücadelede sivil nüfusun korunmasında kritik rol üstlenmiştir. Bu süreçte Kürt halkı, yalnızca kendi varlık mücadelesini vermekle kalmamış, aynı zamanda Suriye'de bulunan tüm etnik ve dini gruplara yönelik tehdit oluşturan yapılara karşı bölge halklarının geleceğini savunmuştur” dedi.

“Barışı tesis etmekle mükellef siyasi bir yapının, saldırıları organize etmesi kabul edilemez”

Baas rejiminin ardından kurulan Geçici Suriye Hükümeti’nin temel sorumluluğunun yeni çatışma alanları yaratmak değil, ülkenin içinden geçtiği bu sancılı süreçte tüm kimlik, inanç ve fikir ayrılıklarını kapsayan, çoğulcu ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla kalıcı barışı tesis etmek olduğunu dile getiren Orak, şöyle devam etti:

“Ne var ki Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik askeri saldırılar bu sorumlulukla taban tabana zıt bir tablo ortaya koymaktadır. Barışı tesis etmekle mükellef siyasi bir yapının, toplumun belirli bir kesimini hedef alan saldırıları organize etmesi kabul edilemez. Geçici Suriye Hükümeti’ne bağlı güçlerin Halep’in Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerine yönelik saldırıları salt bir güvenlik meselesi olarak görülemez. Bu saldırılar hem yaşam hakkı başta olmak üzere ağır insan hakları ihlallerine yol açmakta hem de Suriye genelinde bir süredir kısmen azalan çatışma riskini yeniden tırmandırmaktadır. Özellikle basın yayın organlarının kamuoyu ile paylaştığı bilgi ve görüntülerde, hastanelerin ağır silahlarla hedef alınması ve çatışmalarda yaşamını yitiren yerel asayiş grubu üyelerinin naaşlarına yapılan insanlık dışı muamelelerin savaş hukukunun açık ihlalini oluşturmakla birlikte çatışmaların büyümesine neden olabilecek eylemler olduğunu belirtmek isteriz.”

“Suriye’de kapsayıcı bir siyasi sürecin önünü açacak ve Türkiye’de yürütülmekte olan sürece de olumlu katkı sunacaktır”

Bu noktada Türkiye'ye de tarihsel ve stratejik bir sorumluluk düştüğünü anlatan Orak, “Suriye Geçici Hükümeti ile derin askeri ve diplomatik ilişkileri bulunan Türkiye’nin, Halep’teki çatışmaların sonlandırılması için çatışmanın tarafı pozisyonundan ziyade, yapıcı bir arabulucu rolü üstlenmesi bölgesel istikrar açısından elzemdir. Türkiye’nin Kürtlerin meşru siyasal taleplerini dışlamayan bir yaklaşım benimsemesi sahadaki gerilimi düşüreceği gibi Suriye’de kapsayıcı bir siyasi sürecin önünü açacak ve Türkiye’de yürütülmekte olan sürece de olumlu katkı sunacaktır. Türkiye Cumhuriyeti tarafından Kürt aktörleri de kapsayan çok taraflı bir diyalog mekanizmasının teşvik edilmesi, bölgesel barış adına atılacak en somut adımlardan biri olacaktır” ifadelerini kullandı.

"Kürtlerin siyasal statüsünü ve temsilini dışlayan hiçbir çözüm girişimi, kalıcı barış üretme kabiliyetine sahip olamaz"

“Gelinen aşamada Kürt meselesi askeri ve güvenlikçi politikaların dar çerçevesinden çıkarılmalı, insan hakları, yerel demokrasi ve kapsayıcı siyasal katılım temelinde ele alınmalıdır” diyen Orak, “Halep’te ve Suriye genelinde sürdürülebilir barış, Kürtlerin meşru siyasal aktörler olarak tanınması ve çözüm süreçlerine etkin katılımıyla mümkündür. Aksi takdirde bu çatışmalar, Orta Doğu’daki Kürt meselesinin daha yıkıcı bir halkası olarak tarihe geçecektir. Uluslararası toplumun, özellikle Birleşmiş Milletler ve ilgili insan hakları mekanizmalarının, Halep’teki gelişmelere yalnızca insani yardım ekseninden yaklaşması da yeterli değildir. Kürtlerin siyasal statüsünü ve temsilini dışlayan hiçbir çözüm girişimi, kalıcı barış üretme kabiliyetine sahip olamaz. Kürt aktörlerin dönemsel jeopolitik çıkarlar doğrultusunda desteklenip ardından dışlanması, çatışma döngüsünü derinleştirmekten başka bir sonuç vermemektedir” diye konuştu.

“Halep’te Kürtlere yönelik askeri baskı ve saldırıların derhal durdurulmalı”

Orak, Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu’nun yaşanan gelişmelere ilişkin çağrısını şu sözlerle aktardı:

“Kalıcı barışın yolu baskı ve askeri yöntemlerden değil, diyalog ve hukuki güvenceden geçmektedir. Bu bağlamda, açıklamada imzası bulunan kurumlar olarak Halep’te Kürtlere yönelik askeri baskı ve saldırıların derhal durdurulmasını, yeni Suriye’nin inşasında, Kürt halkının kimlik, dil ve kültürel varlığı başta olmak üzere tüm ulusal ve demokratik haklarının anayasal güvence altına alınmasını, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası toplumun, sivil halkın güvenliğinin sağlanması ve saldırıların sona erdirilmesi adına daha aktif rol üstlenmesini talep ediyoruz. Suriye’deki sorunların çözümü savaş ve şiddetle değil, eşit yurttaşlık ve adil paylaşım temelinde mümkündür. Tüm demokratik kamuoyunu ve insan hakları savunucularını, Kürtlere dönük yükselen saldırılara karşı durmaya ve Kürt halkının meşru haklarının tanındığı demokratik bir Suriye için sorumluluk almaya çağırıyoruz.”