Deprem felaketi Türkiye’nin dış politikasını nasıl etkiler?

Abone Ol

Deprem felaketi insanların yaşamlarında önemli bir değişiklik yaratmaya başladı. Bu değişim sadece bugünün gündelik yaşamını değil esasen gelecekteki ilişkileri de ciddi oranda etkileyecek. Depremin yıkıcı sonuçları, insanların zihinsel dünyalarında beklenilenden çok daha hızlı bir farklılaşma yaratması kaçınılmaz görünüyor.

Böyle dönemlerde rekabet, çatışma, politik-diplomatik ilişkiler kendisini revize eder. Düşmanlıklar yerini bazen uzlaşıya bırakır. Politik yönelimlerde esneklikler oluşur. Bunlar iradi olarak ortaya çıkan kararlar olmayıp, toplumsal atmosferin yarattığı durumlardır. Hiç şüphesiz ki bu gelişmeler dış politikaya yön vermez, strateji değişikliğine yol açmaz ama politik-psikolojik bir etkileşim yaratır.

Deprem felaketinin dünyanın hemen her ülkesinde manevi sarsıcı etkileri oldu. Dünya, Türkiye’nin yardımına koştu. Ülkeler dostluk elini uzattılar. 10 binden fazla kişi kurtarma çalışmalarına katılmak için geldi. Farklı ülkelerden binlerce ton yardım malzemesi gönderildi. Toplumlar arasında duygusal etkileşimler ön plana çıktı. Halklar dayanışma örneklerini gösterdiler.  

Türkiye’nin dış politikasındaki başarısızlığı son yıllarda çok daha net olarak hissediliyordu. İktidar, özellikle son 12 yıldır uyguladığı ve bütünüyle başarısız olan  agresif, çatışmacı ve yayılmacı dış politikasını körfez bölgesi için zorunlu ve kaçınılmaz olarak revize etmeye yöneldi.  Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır gibi ülkelerle yeniden diplomatik ilişkileri bir üst boyuta çıkartmak için çok önemli tavizler verdi. Geçmişte ileri sürülen bütün iddialardan ve eleştirilerden vazgeçildi.

İç politikada kullanmak amacıyla Yunanistan, Ermenistan ve Kuzey-Doğu Suriye stratejisinde ciddi bir değişikliğe gidilmedi ve tersine gerilim politikası süreklileştirdi. Atina’ya seslenen cumhurbaşkanı üst perdeden ‘bir gece ansızın geliriz’ dedi. Ermenistan ile 35 yıldır devam eden diplomatik ilişki yok, sınır kapısı kapalı. Esad rejimiyle barışma çabası istenilen şekilde yürümedi. PYD merkezli Suriye Demokratik Güçlerinin bulunduğu alanlara askeri operasyon yapmayı sürekli gündemde tuttu.

İktidarın ABD ve NOTA ile ilişkilerindeki gerginlik devam etti. ABD yönetimi, AKP iktidarıyla yakın bir ilişki kurmak istemedi. Biden, Erdoğan ile görüşmelerini üçüncü ülkelerde yapmayı tercih etti.  AB ile beklenilen ilerleme sağlanamadı.  İsveç’in ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olması fiilen bloke edildi. Böylelikle uluslararası ilişkilerde ve dış politikada çözümsüzlük ve kriz kendisini açıktan hissettiriyordu.

Türkiye’nin yaşamış olduğu deprem felaketi, dış politika ilişkilerini hangi yönde etkiler?

Bu soruya doğrudan ‘evet’ veya ‘hayır’ diye cevaplamak son derece zordur. Özgün süreçler ülkelerin toplumsal dinamiklerini etkilemesi kadar ülkelerin dış politikalarında da bir kısım değişimlere yol açabilir. Örneğin Ağustos 1999’daki Kocaeli/Gölcük depreminden sonra Yunanistan, Türkiye’nin AB üyelik müzakeresine başlamasını engelleyen blokajı kaldırdı. Türkiye ile Yunanistan arasında politik ve toplumsal bir yumuşama süreci başladı.

Deprem felaketine ilk tepki veren Yunanistan, Ermenistan, İsrail ve Irak Kürdistan Bölge Yönetimi oldu. İlk yardım ekiplerini gönderen ülkeler olarak ön plana çıktılar. Hemen ardından yardım konvoyları geldi. Yunanistan, Ermenistan, ABD, Almanya Dışişleri Bakanları,  Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani, Türkiye’ye gelip geçmiş olsun ziyaretinde bulundular. Yunanistan Televizyonları, oldukça duygu yüklü Türkçe ezgilerle deprem bölgelerindeki felaketi yayınladılar. Ermenistan sınır kapısı 35 yıl sonra ilk kez deprem zadelere yardım getiren Tırlar için açıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan’a yönelik agresif çıkışlarla iç politikada etkili olmak istiyordu. Yunanistan ise tersine örnek bir davranış göstererek yardım elini uzatan ilk ülke oldu. Yunanistan’ın deprem nedeniyle gösterdiği pozitif reaksiyon Ankara’nın izlediği agresif politikayı en azından bugünkü süreçte işlevsizleştirdi. Yunanistan ile yeniden bir gerilim politikası bir süreliğine rafa kalktı denebilir. Ankara’nın iç politika nedeniyle oluşturmaya çalıştığı gerilim politikasının yeniden ‘yumuşama’ eğilimine dönüşmesi olasılık olarak mümkündür.

Ermenistan ile sıfırlanan ilişkinin en somut hali sınır kapısının yaklaşık 35 yıldır kapalı olmasıydı. Ermenistan’ın da deprem nedeniyle ilk yardıma koşan ülke olması dikkat çekti. Aynı zamanda sınır kapısının yardım nedeniyle açılmış olması da önemli bir gelişme olarak değerlendirildi. Ermenistan ile ilişkilerde Azerbaycan faktörü hiç şüphesiz ki önemlidir ama yardım gelsin diye açılan kapının yeniden kapatılması uluslararası ilişkilerde etik görülmez. Bu nedenle depremin yarattığı pozitif hava Ermenistan ile yeni bir başlangıç oluşturabilir.

Deprem felaketinde, Ankara’nın yardım çağrısına hemen cevap veren birkaç ülkeden biri İsrail oldu. İsrail yardım ekibi güvenlik nedeniyle erken dönmesine rağmen politik ilişkilerin daha üst boyuta çıkmasının önü açıldı.

ABD hem yardım ekibini hem de 60 ton ihtiyaç  malzemesi ve 100 milyon dolar nakit para gönderdi. ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Türkiye’ye geldi ve Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile birlikte deprem bölgelerini ziyaret etti.  

ABD Dışişleri Bakanı’nın gelişinin esas nedeni; Ankara’nın Moskova ile çok yönlü devam eden ekonomik ve politik ilişkilerinin yarattığı sorunlar, Türkiye kökenli şirketlerin ABD ve AB’nin ambargosunu ihlal etme iddiaları, F-16’ların modernizasyonu, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik sürecinin onaylanması gibi konular oluşturdu.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg,15 Şubat’ta Türkiye’yi ziyaret ederek hem geçmiş olsun dileğini iletti hem de NATO’nun askeri savaş stratejisinde son derece önemli olan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin en kısa sürede onaylanmasına dair gerekli uyarıları yaptı.

Deprem felaketinin gölgesinde uluslararası diplomasinin uyarıları devam etti. Ankara önümüzdeki kısa bir sürede NATO’nun talimatları doğrultusunda İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini koşulsuz onaylayacaktır. Deprem felaketi, Ankara’nın politik ve diplomatik ilişkilerini Rusya ile değil Batı ile geliştirmesi gerektiğine algı ön plana çıkmaya başladı denebilir.

Deprem sonrasında özellikle Birleşmiş Milletler tarafından gönderilen yardımların Suriye’ye gitmesi için Şam yönetiminin denetiminde olan sınır bölgesinde iki gümrük kapısının açılmasına karar verilmesi aynı zamanda Esad ile diplomatik-politik ilişkilerin geliştirilmesinin bir aracı haline getirileceği belirtilmektedir.

İktidarın uzun bir süredir gündeminde tuttuğu ve iç politikada seçimlerin bir aracı haline getirmek istediği Suriye Demokratik Güçlerinin denetiminde olan bölgelere yönelik askeri operasyon fiilen  rafa kalktı. ABD’nin önümüzdeki süreçte Ankara’nın mevcut politikasını aşamalı olarak terk edip, politik-diplomatik ilişkilere ağırlık vermesini tavsiye edeceği de belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem nedeniyle ortaya çıkan krizin seçim sürecini çok ciddi oranda etkileyeceğini görebilen bir politikacıdır. Bu nedenle yeni bir başarı öyküsüne ihtiyaç duyacak. Bunu da uluslararası alanda çözüm gücü olan lider imajını ön plana çıkartarak yapmaya çalışacak. Ukrayna-Rusya arasında arabulucu olma rolünü tekrar ön plana çıkartma yönünde bir eğilim ön plana çıkmaya başladı.

Barzani Vakfının Şanlıurfa’da işbirliği yaptığı Miran İnsani Yardım Derneği Başkanı Süleyman Şeyhnebi ise  “Depremden 9 saat sonra ekiplerimiz Türkiye’ye giriş yaptı. 40 araçlık ekip ilk etapta geldi. Şu an ise 70 iş makinesini taşıyan konvoy Türkiye’ye girmiş durumda. Adıyaman’da çalışmalara başlayacağız…” İktidar, Türkiye’ye doğrudan veya dolaylı destek veren onlarca ülkeye teşekkür mesajı yayınlarken, Irak Kürt Bölge Yönetiminden bahsetmemesi de bir tesadüf olmayıp devletin Kürt politikasını yansıtıyor.

Sonuç; Ankara’nın dış politikasında zorunlu olarak bir kısım değişikliklerin gündeme gelmesi kaçınılmaz görünüyor. Deprem felaketi nedeniyle ortaya çıkan toplumsal, ekonomik ve politik durum AKP iktidarının aleyhine işliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan özellikle uluslararası ilişkilerde bu kısa dönem içerisinde kendisine pozitif bir alan açmak için dış politikada bir kısım değişikliklere gidebilir. Yani dış politikada esnek ve daha uyumlu bir çizgi oluşturabilir.

Ancak iç politik oldukça sıkışmış olan iktidar, dış politikada oluşturacağı manevralarla seçimleri lehine çevirmesi oldukça zor görünüyor. Çünkü küresel güçler artık AKP’siz bir Türkiye’ye kendilerini hazırlıyorlar. Bu yönelim çok olağan üstü bir gelişme olmadığı takdirde değişmeyecek. Ama burası Türkiye, sürprizlere her zaman hazır olmak gerek.