Daha söyleyecek çok sözümüz, gidecek çok yolumuz var

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan devlet hastanelerindeki koşulları beğenmediklerini iddia ettiği doktorlara seslenerek “Gidenler varsın gitsin biz asistanlarla devam ederiz” demişti. Ülkenin en önemli işkollarından biri olan sağlık sektörüne bakış açısı tam da buydu. Doğru tabiri kullanmak gerekirse “Giden gitsin kalan sağlar bizimdir.” Aslında Erdoğan’ın bu mottosu uzun yıllardır turizm sektöründe yaşanıyor. Patronlar/yöneticiler, nitelikli personele karşı tutumları tam da bahsi geçen şekilde tezahür ediyor.

Önceden emekçiler, sürekli yeni açılan tesisler-şirketler olduğu için hak ettiği ve değerli hissettiği yeri bulana kadar iş değiştiriyordu. Bu sebepledir ki turizm sektöründe turnover (çalışanların işten ayrılma oranı) yüksektir. Sektörün içindekiler gayet iyi bilir ki bazen görüştüğünüz bir kişi ile yakın zamanda bir daha görüşemeyebilirsiniz.  

Turizm, dünyada hızla gelişmekte olan, kültürlerarası etkileşimi sağlayan ve dünya barışının sağlanmasında etkisi olan; istihdamı arttıran ve ülkelere döviz girdisi sağlayan önemli bir sektördür. Global bir sektör olması sebebiyle de rekabet yoğundur. Rekabet ortamında öne çıkmak ise ancak sunulan kaliteli hizmet, tesisler ve turistik ürünlerle mümkündür.

Kaliteli hizmeti de ancak tesislerde, turizm acentelerinde, turistik destinasyonlarda ve diğer tüm paydaşlarda nitelikli personelin çalışması ile sunmak mümkündür. Turizm sektöründe nitelikli personelin sektörde ve ülkemizde durmamasının iki önemli sebebi olduğunu söyleyebiliriz;

·        Yukarıda bahsi geçen Cumhurbaşkanının açıklamasındaki tavıra sahip yönetici ve patronların emekçileri değersiz görmeleri, özlük haklarını piyasanın altında tutmaları ve çalışma koşullarının ağırlığı (uzun mesai saatleri, kılık-kıyafet zorunluluğu olmasına karşın bunu sağlayacak bir bütçe verilmemesi, çalışanların hafta tatili günlerinde ve günlük mesai sonrasında çalışmaları gibi)

·        Türkiye turizminin hacmi, kendi içinde ve dışında birçok değişkene bağlı olarak yükselip düşebiliyor. Sektörün etkilendiği bu dönemlerde patronlar kendilerini ve şirketlerini düşündükleri için personelden vazgeçiyorlar. Kamu, bu dönemlerde yaşanacak daralmalarda şirketlerin ve sektörün küçülmemesi adına destekler sağlamaması (Sigorta primlerinin devlet tarafından karşılanması, vergi ödemelerinin ötelenmesi, uzun vadeli faizsiz kredi veya hibe, kısa çalışma ödeneği gibi kismi maaş ödemesi vb)

Hal böyleyken turizm eğitimi veren okullardan yeni mezunları veya mezun olacakları sektöre nasıl yönlendireceğiz? Bunu sağlayabilmek için naçizane birkaç öneri sunarak yazımı bitirmek istiyorum:

·        Turizmin bir meslek olarak kabul edilmesi ve gerekli tüm yasal düzenlemelerin yapılması gerekir,

·        Otel, seyahat acentesi vb. turizm sektör paydaşlarına turizm bölümü mezunu çalıştırma zorunluluğunun getirilmesi,

·        İlkokuldan başlayarak Türkiye’nin turistik destinasyonlarının tanıtılmaya başlanması ve turizm üzerine farkındalık yaratacak şekilde bir müfredat oluşturulması,

·        Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda belli bir asgari kontenjanla turizm mezunu çalıştırılması,

·        Yurtdışından Türkiye’ye turist getiren acentelerin lokal partner kullanmasının zorunlu hale getirilmesi,

Belirtilen öneriler yapıldığında örneğin, şantiye şefi otele genel müdür olmayacak, acentenin operasyonuna nepotik ilişkiler dolayısıyla aile üyeleri bakmayacak, kendi kendine dil öğrenmiş kişiler rehberlik yapamayacak, kısa-orta ve uzun vadeli planlar, turizmin ruhunu anlayan ve turizmin değerini bilenler tarafından yapılacaktır.

Ne turizm sektörünün emekçileri ne doktorlar ne avukatlar-hakimler, diğer meslek grupları bu ülkeden gitmek istemiyoruz. Biz bu ülkenin her karışını seviyor ve mücadele etmek istiyoruz. Tek isteğimiz var; hayatta kalmak değil yaşamak istiyoruz!