GÜNDEM

Bahçeli: DEM Parti yetkililerinin 'Halep' açıklamaları çok üzücü ve sorunlu bir dildir

MHP Lideri Bahçeli, DEM Parti’nin Halep'te Kürt mahallelerine yönelik saldırılara ilişkin "Türkiye’yi uyarıyoruz" açıklamalarını eleştirerek, Halep gerekçesiyle sokağa çıkmanın ve Türkiye’ye parmak sallamanın kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Abone Ol

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında iç ve dış politikadaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yetkilileri tarafından yapılan ve "Türkiye'yi uyarıyoruz" ifadesiyle başlayan açıklamaların üzücü olduğunu ve sorunlu bir dil içerdiğini belirtti. Terörsüz bir Türkiye hedefiyle her türlü fedakarlığın yapıldığı bir süreçten geçildiğini ifade eden Bahçeli, Halep gerekçe gösterilerek sokağa dökülmenin ve sivri bir üslup benimsemenin kimseye fayda sağlamayacağını kaydetti. DEM Parti'nin eski siyasi yaklaşımlarının nüksetmesinin sorumluluk ahlakıyla çatıştığını vurgulayan Bahçeli, Türkiye'ye yönelik tehditkar bir tutum takınılmasının müsamaha gösterilemeyecek bir durum olduğunu söyledi.

Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"MHP'nin siyaseti doğrudur, mücadelesi doğrudur, ilkeleri doğrudur, ülküsü doğrudur. İçinde bulunduğumuz zaman tatbik ettiğimiz siyasetle uygundur. Türkiye'nin aleyhinde siyaset içinde olanlar, metruk tekne gibidir.

Basiret, siyaseti ve hayatı doğru okumaktır. Basiret yoksunu siyaset zihniyeti birçok badireye çanak tutacaktır. Dikkat edilmesi gereken önemli tehlike de budur. Hiçbir şey aşikar şekilde görüldüğü gibi değildir. Gösterime sokulan ne varsa, ardına saklanan gerçekleri görmek mümkündür. MHP ve Cumhur İttifakı'nın da yapacağı budur.

İnsan muhabbet üzere yaşamalıdır. Sevgi ve saygının şart olduğunu bilmelidir. MHP'nin gayesi "ben"lerden oluşan muazzam çokluğu "biz"de birleştirmek. Biz de şapkamızı önümüze koyup gelişmeleri doğru şekilde ele almak, fincancı katırlarını ürkütmek amacındayız. Eğmeden, bükmeden karşımızdaki meseleleri dürüstçe okumalıyız.

"TRUMP'IN SAVUNDUĞU KÜRESEL ÇETELEŞMEDİR"

İnsanlık iki müessir sorunu çözememiştir; birincisi birlikte yaşama sorunu, diğeri de temel değer ve kurallara dayalı uluslararası düzen kurma sorunudur. Dünya genelinde çatışmaların sayısı 185'e tırmanmıştır. Yaklaşık 5 milyar insan huzursuzluk sarmalındadır.

ABD Başkanı Trump'ın söylediği sözler, kaosa düşen dünyanın hali pürmealinden başka bir şey değildir. Devlet mi hukukun ürünü, hukuk mu devletin sonucudur. Hukuku yapanlarla siyaseti yapanlar, hukuku yapanlarla hayatın rotasını çizenler aynıdır. Hukuk devlet olma halinin mahsulü, devlet de adaletin mütemmim cüzüdür. Devlet hukuku çiğnerse çeteden hiçbir farkı kalmayacaktır.

Mevcut haliyle, uluslararası hukukun aldığı darbeler çeteleşmeyi yaygınlaştıracak, korkunç bir durumu yıkıcı bir normal olarak tescilleyecektir. ABD Başkanı'nın savunduğu vandallıktır, çeteleşmedir.

Bugünkü dünya tablosunda siyaset hepten kayıp, hepten yok hükmündedir. Özgürlükler, insan hakları emparyalizmin hücumuna uğramıştır. Dizginlenemeyen hızlar, freni tutmayan ihtiraslar insan aklının önüne geçmiştir.

İnsanlığın topyekun yeni bir savaşa girmesi, bunun nükleer silahlarla tahkiminin yapılması, mikrodalga ve lazerle hedeflerini etkisizleştiren silahların kullanılmasıyla olabilecekleri düşünmek bile korkunçtur. Venezuela komplosu bir testtir.

Şimdi sırayı Grönland almıştır. Bir NATO üyesi ülkenin hakimiyetindeki topraklara bir başka NATO üyesi ülkenin çökme planı nasıl tevil edilecektir. Tek taraflı ve bağnaz şekilde "İstedim, alacağım, vuracağım" demek "Gelin savaşalım" anlamına gelmeyecek midir? 1946 yılında ABD Başkanı Truman'ın Danimarka'ya yaptığı ahlaksız teklif işin özünde bir değişiklik olmadığını göstermektedir.

Türkiye olarak her ihtimali sıfır hatayla ele almak, buna göre tahkimatı yapmak vatan, millet ve bekanın şerefidir. Osmanlı İmparatorluğu'na "hasta adam" damgası vurmuşlardır, bugünün dünyasında hasta adam ABD'dir. ABD'nin 50 parçaya ayrılacağı günler uzak değildir.

Dünya ABD ve İsrail'den müteşekkil değildir. 191 ülke meydanın boş olmadığını göstermelidir. Tek kutuplu dünya istisna bir dönemin ürünüdür. Başkalarının senaryolarında oyalanacak vaktimiz yoktur. İnsanlık umut aramaktadır. Devletimizin küresel güç olması yine hedefimizdir.

Selçuklu Devleti'nin bayrağında iki yöne bakan çift başlı kartal ve Osmanlı'dan kalan vizyon hepimize rehber olmalıdır. Dünyanın Türkçe okunacağı böylesi bir hakimiyet saldırgan, sömürücü olmayacaktır. Adil, hoşgörülü, paylaşımcı olacak; dostluğu da her zaman aranacaktır. Bu yüksek ülküler özel hasletler gerektirir.

İRAN'DAKİ PROTESTOLAR

İran'da Riyal'in değer kaybetmesinin ardından Tahran'daki kapalıçarşı esnafının başlattığı protestolar ülke geneline yayılmıştır. Bu madalyonun bir yüzüdür. Diğer yüzü ise İran'a yönelik emperyalist provokasyonlardır. İran'daki şiddet olaylarında çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir. İran'ın sancısı bölge ülkelerini tehdit etmektedir.

Hangi mihrakların devrede olduğunu, hangi planların uygulamaya geçtiğini çocuklar bile itiraf edecektir. İran'a neşter vuran, örtülü operasyon yapan mihrakların hüviyetleri bellidir. Tehdit son derece tanıdık ve yakındır. Gezi Parkı olayları ile İran'daki olayların benzerlikleri üzerine düşünmeye davet ediyorum. ABD ve İsrail'in İran'a karşı saldırı pozisyonuna geçmesi küresel konvansiyonel savaşa bir adım daha yaklaşmaktır.

İran'daki olaylara mutlaka karşı çıkılmalıdır. Gün bir ve beraber olma günüdür. İran halkı emperyalizmin köstebek lider projesine müsaade etmeyecektir.

Halep'in Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerini içine alan çatışmalar her açıdan düşündürücü. SDG, YPG yanlış üstüne yanlış yapmıştır. Halep oradaysa arşının Şam'da olduğu netleşmiştir. Trump ise ayaküstü bunları satmıştır. Şu gerçeği tekrar vurgulamakta yarar olacaktır, PKK'nın örgütsel varlığı feshedilmiş, silahlar bırakılmıştır. Bu terör örgütünün uzantısı olan SDG ve YPG'nin de akıbeti aynı olmalıdır. Bizim için yegane geçerli olan İmralı'nın 27 Şubat çağrısı, barışa ve kucaklaşmaya davettir. Üstelik terör örgütünün bütün yapılarını bağlamaktadır. SDG ve YPG bundan bağımsız değildir, olması da mümkün değildir. Görünen gerçek şöyledir; Özellikle Mazlum Abdi isimli terörist, siyonizmin yandaşıdır, İsrail'in kuklasıdır, PKK'nın kurucu önderliğine saygısızca sadakatsizdir.

Hiç kimse DEM Parti Halep'te Kürt kardeşlerimize saldırıldığını söylemez, söyleyemez. Kürt kardeşlerimizin kanı bizim kanımızdır, acısı bizim acımızdır. Sivilleri canlı kalkan yapan, onları ölüme sürükleyen SDG ve YPG'dir.

DEM PARTİ'YE TEPKİ

DEM Parti yetkililerinin 'Türkiye'yi uyarıyoruz' diye başlayan açıklamaları çok üzücü ve sorunlu bir dildir. Terörsüz Türkiye'nin gerçekleştiği süreçte her türlü fedakarlık yapılıyorken, Halep gerekçesiyle sokaklara dökülmek, sivri dile takılmak hiç kimseye bir şey kazandırmayacaktır.

İsrail'in güdümündeki terör örgütüyle pazarlık nasıl olacaktır? Türkiye Cumhuriyeti böyle bir zillete nasıl onay verecektir? Muhatap PKK'nın kurucu önderinden başkası değildir. DEM Parti'nin eski hastalıkların zaman zaman nüksetmesinin sorumluluk ahlakıyla çatışacağını düşünüyorum. Bu haliyle Türkiye'ye parmak sallaması mahzur görülemeyecektir.

MHP milletimizin her evladına kapısını açıyor. MHP ve Cumhur İttifakı bu ülke benim diyen herkese gönlünü açıyor. Önümüzdeki süreç dikkat, sağduyu ve akıl gerektirmektedir. Türk milleti müsterih olsun. MHP ve Cumhur İttifakı kardeşlik için vardır. Milli varlık tehlikeye düşerse gereğini yapmaya hazır olduğumuz unutulmamalıdır. Bu vatan sahipsiz değildir, millet çaresiz değildir.

En düşük emekli maaşı alan kardeşlerimizin sosyal ve ekonomik durumunu iyileştirmek için gerekirse gövdemizi taşın altına koymalıyız. Onlar üzülürken bizler rahat olamayız. Onlar sefalet ücretine değil, en azından insanca yaşayacakları bir seviyeye taşımalıyız. Emeklilerimizin sonuna kadar yanındayız. "