Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Medenî Kanunu (TMK) kapsamında yer alan ve boşanma davası reddinin kesinleşmesinden sonra ortak yaşamın yeniden tesis edilememesi halinde bir yıl beklenmesini öngören düzenlemeye dair itirazı inceleyerek karara bağladı.
Yüksek Mahkeme tarafından yayımlanan kararda, söz konusu bir yıllık bekleme şartının Anayasa’ya aykırılık teşkil etmediğine hükmedilerek iptal talebinin reddedildiği bildirildi. Kararda, boşanma davasının reddedilmesinden itibaren bir yıl içinde ortak hayatın yeniden kurulamaması durumunda evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılacağı ve eşlerden birinin talebi üzerine boşanma kararı verilebileceği kaydedildi.
AİLE KURUMUNUN KORUNMASI VE ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ
İnceleme sonucunda düzenlenen gerekçeli kararda, mevcut düzenlemenin özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirdiği, ancak bu kısıtlamanın aile kurumunun korunması amacıyla makul ve ölçülü olduğu ifade edildi. Anayasa’nın 41. maddesinde ailenin Türk toplumunun temeli olduğunun vurgulandığı kararda, devlete ailenin korunmasına yönelik ödevler yüklendiği hatırlatıldı.
AYM kararında şu ifadeler yer aldı:
"İtiraz konusu kuralda evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasına ilişkin bir karine öngörülmüştür. Buna göre boşanma davasının reddine dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren itiraz konusu kural uyarınca bir yıl içinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı ortaya konulduğunda evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilecek ve eşlerden birinin talebi üzerine boşanma kararı verilecektir. Bu itibarla anılan kural kapsamında evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasına ilişkin karinenin işlerlik kazanmasına yönelik bir şart olarak önceki boşanma davasının reddine dair kararın kesinleşmesinden itibaren geçmesi gereken bir yıllık süreyi düzenleyen kural, özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir."
Kararın devamında, boşanma davası reddinin kesinleşmesinden sonra geçmesi gereken bir yıllık sürenin, aile kurumunun mümkün olduğu ölçüde ayakta tutulması amacına yönelik olduğu belirtildi. Kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralın, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile aileyi koruma amacı arasında makul bir denge sağladığı vurgulandı.
Daha önce verilen iptal kararına da değinilen metinde, üç yıllık bekleme süresinin makul olmayan bir süre olduğu gerekçesiyle iptal edildiği anımsatıldı. Yapılan yasal değişiklikle bu sürenin bir yıla indirilmesinin, ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklemediği ve ölçülülük ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşıldığı belirtildi.