GÜNDEM

Av. Deniz-Atalar: "Sosyal medya düzenlemesi ile ifade özgürlüğü kısıtlanmak isteniyor"

Abone Ol

dokuz8GÜNDEM Özel Programı'nda Gürkan Özturan'ın konuğu olan Avukat Gülşah Deniz-Atalar, sosyal medya düzenlemesinin ifade hürriyeti ve haber alma hakkına engel olma amacını taşıdığını aktardı. Av. Deniz-Atalar, düzenleme ile dijital alanda birçok sorun yaşanabileceğine de dikkat çekti.

Avukat Gülşah Deniz-Atalar, dokuz8GÜNDEM Özel Programı'nda Gürkan Özturan'ın konuğu oldu. Av. Deniz-Atalar, Meclis'e getirilmesi planlanan sosyal medyaya dair kısıtlayıcı tedbirler içerdiği söylenen Veri Yerelleştirme düzenlemesine ilişkin soruları yanıtladı. Veri yerelleştirme düzenlemesi ile yaşanabilecek sorunlara dikkat çeken Av. Deniz-Atalar, "Veri yerelleştirmede güvenlik nasıl sağlanacak?" sorusunu sorarak, Türkiye'de kişisel verilerin korunurluluğunun olmadığına dikkat çekti.

"BANT DARALTMASI UYGULAMASI GETİRİLİYOR"

Av. Gülşah Deniz-Atalar, düzenlemeye dair bilinen birkaç ayrıntıya değindi: "Nisan ayında Covid-19 tedbirleri ile ilgili yayınlanacak bir tasarısının içerisinde, kimin koyduğunu bilmediğimiz bir şekilde iki tane madde vardı. Bu değişiklikler iki tane kanunla ilgili. İlki Elektronik Haberleşme Kanunu, diğeri de bizim meşhur 5651 Sayılı İnternetten Yapılan Yayınların Düzenlenmesine ilişkin Kanun. 5651 Sayılı Kanun'daki değişiklikte, 'sosyal ağ sağlayıcısı' diye bir tanım getiriyor. O tanımda da sosyal etkileşim amacıyla bu platformlarda bulunan bütün Facebook, Twitter, TikTok, Instagram gibi ve bunun dışında sosyal etkileşim sağladığımız her türlü web sitesini de (Ekşi Sözlük benzeri forum siteleri) bunun içerisine koyarak, sosyal ağ sağlayıcıların Türkiye'de bir temsilcilik ofisi açmalarını ve bir temsilci belirlemelerini istiyorlar. Bu temsilcilik belirlenmezse, ilk aşamda yüzde 50, ikinci aşamada yüzde 90 bant daraltması (temsilcilik açmayan platformlara erişememek) yapıyorlar. Elektronik Haberleşme Kanunu'na, 'şebeke üstü hizmet' dediğimiz yani bizim kendi GSM operatörlerimiz dışında internet aracılığı ile şebekeler üstü hizmet aldığımız ve haberleşme amacıyla kullandığımız Whatsapp, Telegram ve Signal gibi uygulamaları ekliyor. Bu şekilde onlar için de bir engelleme ya da verilerin Türkiye'de tutulması ile ilgili bir takım hazırlıkları yapıyorlar."

"SOSYAL AĞ SAĞLAYICILARINA AĞIR SORUMLULUKLAR YÜKLENİYOR"

Düzenleme ile sosyal ağ temsilciliklerine ağır sorumluluklar getirildiğini ve onların da temsilcilik açmak istemediğini ifade eden Avukat Deniz-Atalar, şu ifadeleri kullandı: "Sosyal ağ sağlayıcılarından vergi alamadıklarını ve vergi almak için Türkiye'de temsilcilik açmasını aslında şirket kurmalarını istediklerini belirtiyorlar. Öyle olunca da kurumlar vergisi adı altında vergi tahsil edeceklerini söylüyorlar. Ama temsilciler açısından belirlenen yükümlülükler o kadar ağır ki, sosyal ağ sağlayıcıları temsilcilik açmak istemiyorlar. Hem internet bant daraltması onların yaptıkları yayınlar ve işlemler açısından tehlikeli, bizim açımızdan da hem haber alma hakkımızı hem haber verme hakkımızı hem de ifade hürriyetimizi engelleyecek şekilde internete giremememize sebebiyet verecek. Aynı zamanda Instagram ve Youtube'da para kazanılan bir takım yayınların da yapılmamasına neden olacak bir düzenleme olduğu için sosyal ağ sağlayıcıları da temsilcilik açmak istemiyor. Çünkü temsilcisine işlemler yerine getirilmediğinde hapis cezasına varacak kadar büyük sorumluluklar yükleyen bir durum söz konusu."

"TEMSİLCİLİK AÇILIRSA TÜM TALEPLERİN UYGULANMASINI İSTEYECEKLER"

Düzenlemenin hayata geçmesi halinde yaşanabilecek sorunlara da değinen Av. Gülşah Deniz-Atalar, şöyle devam etti: "Sosyal medya platformlarının ara ara yayınladıkları bazı şeffaflık raporları var. Özellikle Twitter’da Türkiye her zaman çok üst sıralarda. Hem içerik kaldırma hem erişim engelleme konularında Türkiye'den sürekli yasal talep olduğunu biz zaten bu istatistiklerde görüyoruz. Aslında sanki bu uygulanmıyormuş gibi bir iddia da var. Ama burada erişim engelleme kararlarını mahkemeler veriyor. Aynı zamanda Türkiye'de bir de 5156 Sayılı Kanun’daki maddeler sebebiyle idari işlem olarak da veriliyor. Yani Bilgi Teknolojileri Kurulu ve neredeyse 15-16 tane bakanlık, kurum, kuruluş tarafından da bu tip engellemeler yapılabiliyor. O yüzden de talepler çok fazla oluyor. Eğer Türkiye'de temsilcilik açarlarsa; evet Türkiye'den gelen bütün taleplerin uygulanmasını isteyecekler. Hatta yani 72 saat içerisinde bunlara cevap verilmesini gerektiren bir maddeyi de eklemek istiyorlar. Ama bu kadar çok kullanıcının olduğunu, bu kadar çok içerik engelleme ve içerik kaldırma talebinin yapıldığı Türkiye'de içerik kaldırılması ya da erişimin engellenmesi taleplerine 72 saat içerisinde cevap verilmesi de aslında çok mümkün görünmüyor. Bu 'cevap' verme zorunluluğu ile neyin kast edildiğini de bilmiyoruz. Bu sosyal medya ağ sağlayıcıları bir bot yazacaklar da, bir yazılımla mı cevap verilecek; yoksa canlı bir şekilde bir cevap mı isteniyor. Kişisel cevap istiyorlarsa, bunun için de bir sürü istihdam yapmak zorunda kalacaklar." https://www.youtube.com/watch?v=f23cV1GVYYY

"ALMANYA'DA BÖYLE BİR KANUN VAR, AMA..."

Bu düzenlemeye benzer bir kanunun Almanya'da olduğunu, ancak içerik yönüyle tamamen ayrıldığını belirten Deniz-Atalar, "Dünyada bununla ilgili örnek gösterilen bir Almanya kanunu var. Nazilerin sosyal medyada çok fazla nefret söyleminde bulundukları ve hızlıca bir araya geldikleri ile ilgili şikayetler üzerine böyle bir kanun getirildi. Ama, Almanya’daki temsilcilere şöyle bir hak verildi: ‘Biz size içerik engellemeyi gönderelim, ama siz de eğer itiraz etmenizi gerektirecek bir nokta varsa itiraz edin. Türkiye’deki bizim gördüğümüz taslakta böyle bir hak da yok. Türkiye’den gelen, tüm taleplerin uygulanmasını zorunlu kılacak şekilde. Bu da aslında kullanıcıların ifade hürriyetini ya da haber alma hakkını engelleyecek durumlara yol açabilir" ifadelerini kullandı.

"5156 SAYILI KANUN, YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERLE AĞIRLAŞTIRILDI"

Avukat Deniz-Atalar, 5156 Sayılı Kanun'a ilişkin ise, şu bilgiler paylaştı: "5651 Sayılı Kanun zaten çok ağır bir kanun. Her geçen gün 5156 Sayılı Kanun daha da sansüre yol açacak ve kişilerin ifade özgürlüğünü engelleyecek bir hal almaya başladı. Bu kanun, 2007 yılında sadece bazı katolog suçlarla ilgili getirilmişti. Uyuşturucu, fuhuş ve çocukların istimarı ile mücadele ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar gibi. Ama 2014 yılında 17-25 Aralık sürecinden sonra öyle değişiklikler oldu ki; çok daha fazla kuruma, çok daha fazla yetki verilir, erişim engellenir ve vatandaşın haber almak hakkını engeller şekilde değişiklik yapıldı."

"BİZ URL ENGELLEMİYORUZ, TOPYEKÜN ENGELLEME YAPIYORUZ"

Avukat Gülşah Deniz-Atalar, engellemelere ilişkin şöyle konuştu: "Bizim mahkemelerimizin verdiği her kararı hukuka uygun olduğunu kabul etsek ya da Türkiye Almanya gibi demokratik, kurumları güçlü ve bağımsız yargısı olan bir ülke olsa, ‘Tamam getirelim’ diyebilirdik belki. Ama ‘Yargımız gereksiz bir erişim engelleme kararı vermeyecektir’ güveni bizde yok. Kaldı ki biz URL engellemiyoruz, kanun çok açık bir biçimde hakimlere yetki veriyor. Bir tane haberle ilgili bir durum söz konusu ise, topyekün bir şekilde engelleme yapıyor. Bu da doğal olarak halkın haber hakkını engellemek anlamına geliyor."

"'VERİ YERELLEŞTİRME'DE GÜVENLİK NASIL SAĞLANACAK?"

Deniz-Atalar, veri yerelleştirmede yaşanabilecek güvenlik sorunlarına dikkat çekti: "Veri yerelleştirme denilen şey bir kere; bir firmanın yatırımı da değil. Şimdi siz bütün bu firmalara söyleyin; olur Türkiye'de herkes verisini getirsin, kursun. Yani hiçbir zaman ona geri dönüşü olmayacak bir şekilde milyar dolarlar harcatıp burada bir veri merkezi kurdurmak. Bir de onun güvenliğinin nasıl sağlanacağı ile ilgili soru işaretleri var. Yani burada sadece şu yok ki; tamam veriyi yerelleştirdik, getirdiler, Türkiye'de bulunuyor. Bu şirketin veri merkezinde kimler çalışacak? Türkiye'de zaten kimse kimsenin verisini korumuyor ki. Türkiye’de bu bilinç yeterince yokken, ‘veri yerelleştirme’ adı altında bütün insanların verilerini bir merkezde toplayıp o merkezde de buradaki insanları çalıştıracaksak; o insanlara güvenimizi nasıl sağlayacağız? Hiç kimse sosyal medya düzenlemesinin ekonomik olarak da nasıl bir etkisi olacağının farkında değil. Öte yandan 'veri yerelleştirme', uluslararası sözleşmelerde yükümlülüklerimizi yerine getirememize sebebiyet verebilir."

"İNTERNETTE ANONİM OLMAK HAK"

Avukat Deniz-Atalar, MHP'nin sosyal medyaya TC kimlik numarası ile girilmesi önerisini de Avrupa Konseyi'nce güvence altında bulunan anonimlik hakkı çerçevesinde değerlendirdi: "İnternette anonim olmak bir hak. Bunun önüne geçmek isteyen geçsin. Sadece Türkiye'den giren kullanıcılar TC kimlik numaralarını kullanarak girsinler, geri kalan herkes anonim kalsın. Türkiye yurttaşları TC kimlik numaralarını yurt dışındaki bir firmaya neden versinler?"

"AMAÇ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLAMAK"

Düzenleme ile gerçekçi bir kontrol mekanizması kurulmadığını vurgulayan Gülşah Deniz-Atalar, şöyle devam etti: "Teknik olarak da sansasyonel ve yalan haberler daha hızlı yayılıyor. İnsanlar sansasyonel şeyleri paylaşmayı çok seviyorlar. Siz onu doğruluyorsunuz, kimse onu paylaşmıyor. Geçen günkü Wayfair olayında ilk tweeti atan ve çocuk ticareti ile bağlantıyı kuran kişinin tweeti 30 bin kere retweet edilmiş, Wayfair'in 'Bu böyle değildir' dediği tweet 3600 kere retweet edilmiş. Zaten sansasyonel olaylar bu şekildeyken, bir de üzerine bunu kontrol etmeyen, başka şekilde kontrol edecek mekanizmaları getirmek de çok doğru değil. Amaç, teknik olarak bir şeye engel olmak değil. Amaç, ifade özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını kısıtlamak."

"Z KUŞAĞI BU ÜLKEDE KENDİLERİNE GELECEK GÖRMÜYOR"

Av. Deniz-Atalar, son dönemde sıkça konuşulan Z Kuşağı'na dair ise şu ifadeleri kullandı: "Z Kuşağı Türkiye'de yaşamaktan memnun değil. Başka ülkelerde yaşamak istiyorlar. Z Kuşağı bu ülkede kendine gelecek görmüyor."

"BİZ KENDİMİZİ SANSÜRLEMEYE BAŞLADIK"

İktidarın baskı tutumunun halkta bir otokontrol mekanizmasına yol açtığını aktaran Deniz-Atalar, "Her şeyi engellemekle ilgili ellerinde çok yetki var. Avrupa Konseyi'nin yayınladığı metinlerde 'chilling effect' denen bir durum vardır. Bir süre sonra insanlar kendi kendilerini engeller. Biz de kendimizi otokontrol uygulayarak sansürlemeye başladık" diye konuştu.