Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol grubunun haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmada; Orta Doğu'daki gelişmelerden Türkiye’nin dış politikasına, ekonomiden iç siyasete kadar pek çok konuda değerlendirmelerde bulundu.
Babacan sözlerine Katar’daki askeri helikopterin düşmesi sonucunda hayatını kaybedenlerden olan biri TSK, ikisi ASELSAN personeli olmak üzere toplam 7 kişiyi anarak başladı.
Orta Doğu’daki gelişmelere değinen Babacan, Mescid-i Aksa’da bayram namazının kılınamamasını hatırlatarak Filistin meselesinde Türkiye’nin daha etkin bir politika izlemesi gerektiğini söyledi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiren Babacan, "Bu saldırının hiçbir meşruiyeti yoktur. Özellikle İran savaşıyla beraber iktidar tarafından başta ABD olmak üzere İsrail ile ilgili tutumda da bir tutam zayıflık, çekince görüyoruz" dedi.
Nükleer teknoloji ve balistik füze teknolojisinin egemen her ülkenin hakkı olduğunun altını çizen Babacan, "Burada kırmızı çizgi nükleer silahlardır, nükleer teknolojinin silah olarak kullanılmasıdır. İnsanoğlunun nasıl vahşileşebileceğinin en önemli sembollerinden biri nükleer silahlardır. Topyekün imha aracıdır. Tüm dünyada yasaklanması gerekir" ifadelerini kullandı.
İran’ın Türkiye için "kadim bir komşu" olduğunu vurgulayan Babacan, dış müdahalelerle bir ülkeye demokrasi getirilemeyeceğini belirterek, Irak ve Afganistan örneklerini hatırlattı. ABD’nin demokrasi ve insan hakları söylemlerinin inandırıcılığını yitirdiğini vurgulayan Babacan, şunları kaydetti:
"Bölgemizdeki yeni bitme, şımarıklar da, okyanus ötesinden gelip buralarda ahkam kesmeye çalışanlar da şunu iyi bilmeli: İran’da değişim, ancak İran halkının kendi iradesiyle, talebiyle olur. Dış müdahalelerle bir ülkeye demokrasi gelmez. Dışişleri Bakanlığı’nın içinde bir ‘değerler birimi’ vardı. Yani insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi değerlerin dünyaya bir bakıma anlatılması, yaygınlaşması gibi birimleri vardı. Trump’ın ikinci döneminde yaptığı ilk işlerden birisi bu birimi kapatmak oldu. Savunma Bakanlığı'nın adını Savaş Bakanlığı diye değiştirdiler. Bunlar iyi niyet ifadesi mi Allah aşkına? Sen bu yüzyılın en büyük soykırımcısına destek veriyorsun, İran’a Lübnan’a açılan savaşları destekliyorsun bir de Nobel Barış ödülünü niye bana vermediler diyorsun. İnanılır gibi değil."
"Türkiye’den beklenen daha aktif olmaktır"
Lübnan’daki saldırılara da değinen Babacan, bölgede artan çatışmaların tehlikeli bir boyuta ulaştığını belirterek, Türkiye’nin diplomasi ve arabuluculuk rolünü güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Mezhep temelli söylemlere karşı da uyarıda bulunan Babacan, “Bu mesele insanlık meselesidir. ABD - İsrail saldırıları büyük bir hatadır, onlara destek veren, onlarla işbirliği içinde olan, onlara askeri tesislerini kullandırtan, istifade ettiren bütün ülkeler de yanlışlık içindedir. İran’ın da bölge ülkelerini neredeyse hedef gözetmeksizin gittikçe yaygınlaşan bir biçimde yaptığı saldırılar da yanlıştır. Savaşları başlatmak, bitirmekten daha kolaydır. Bir kıvılcımla başlatırsınız ama bitirmek zordur, emek ister. Süre uzadıkça bitirmek daha da zorlaşır" diye konuştu.
Türkiye’nin İran-İsrail savaşının dışında kalma çabasını olumlu bulduklarını belirten Babacan, "Ancak, yetmez diyoruz. Türkiye’den beklenen daha aktif olmaktır. Türkiye’den beklenen çok daha etkin bir şekilde bu ateşi söndürmek, bu savaşı durdurmada daha faal rol oynamaktır” dedi.
"Maceralara değil, diplomasiye, sağduyuya ve uluslararası hukuka dayanan bir duruşa ihtiyacı vardır"
Riyad’da 19 Mart'ta imzalanan bildiriyi eleştiren Babacan, "Tamamen İran’a yüklenen İsrail'de sadece Lübnan’a yaptığı saldırılar konusunda uyaran bir bildiri gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışmamıştır. Böyle bir bildirinin altında bizim Dışişleri Bakanımızın imzasının olması Türkiye’nin duruşuyla çelişen bir durumdur. Türkiye’nin soğukkanlı, güçlü ve ilkeli bir devlet duruşuna her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Maceralara değil diplomasiye, sağduyuya ve uluslararası hukuka dayanan bir duruşa ihtiyacı vardır. Hamasetle değil, aklı selimle hareket etmek zorundayız. Biz her zaman zorbalığın değil hukukun, silahların değil diyaloğun, savaşın değil barışın yanında olmalıyız" ifadesini kullandı.
Savaşın ekonomik sonuçlarına da dikkati çeken Babacan, şunları kaydetti:
"Burada Türkiye’yi etkileyecek en önemli iki konu enerji fiyatları ve tarımsal girdilerin fiyatlarıdır. Tam da böylesine sıkıntılı bir dönemde Merkez Bankası, Maliye, Hazine açık, şeffaf ve çok sağlam bir ekonomik politika, ekonomik paket açıklaması yapmalıdır. Kur, faiz, enerji fiyatları konusunda sağlam bir çerçeve oluşturulmalıdır. Acilen Merkez Bankası, Hazine ve Maliye’nin ne yapacağını, nasıl tedbir alacağını ortaya koyması ve insanlara güven veren bir duruş sergilemesi gerek. Acilen bir enerji masası kurulmalıdır. Acilen bir tarım masası kurulmalıdır. Gübre tedariği çeşitlendirilmelidir. Şimdi diyecekler ki savaş çıktı. E Ukrayna, uzun bir süredir savaşın içinde değil mi? Orada yıllık enflasyon yüzde 8’lerde. Bizde ilk 2 ayda yüzde 8’i buldu."
"Şu anda ekonomiyi yönetenlerin reel sektörle irtibatları yok, alakaları yok"
Ramazan ayı boyunca vatandaşla bir araya geldiklerini ifade eden Babacan, şöyle devam etti:
"Kendi içimizde büyük bir yaşam savaşı var. Herkes feryat ediyor. Rekabet ortamında, üreten, istihdam oluşturan ihracat yapan kim var kim yoksa çok büyük sıkıntılar içerisinde şu an. Tekstil, hazır giyim, deri-ayakkabı,mobilya, beyaz eşya, elektronik ve daha pek çok sektörde alarm zilleri çalıyor ve acil tedbir alınmazsa birkaç sene içerisinde Türkiye çok büyük bir çöküş yaşayabilir. Sadece tekstil ve hazır giyim sektöründe 9 bin 936 şirket kapandı. Son üç yılda çalışan sayısı 1 milyon 177 binden 846 bine düştü. 331 bin kişi tek bir sektörde işsiz kaldı. Şu ana kadar hükümetten herhangi bir politika, yardım paketi, destek açıklaması duydunuz mu? Yok. Büyük bir vurdumduymazlık var. Çünkü şu anda ekonomiyi yönetenlerin reel sektörle irtibatları yok, alakaları yok.
"Öncelikle SGK borcu, vergi borcunu hemen yapılandırmak gerekiyor"
Öncelikle SGK borcu, vergi borcunu hemen yapılandırmak gerekiyor. En az 6 ay-1 yıl ödemesiz ve 3 yıl vadeye de bu borcu yaymak lazım. Yayarken de sadece ve sadece enflasyonla güncellenecek bir matematikle bunu yapmak lazım. Bu yüksek faizlerle değil. Sektörel politika çalışmaları yapmak lazım. İstihdamı koruyan işletmeye teşvik vermek lazım. Peki iktidar ne yapıyor? Tabloyu ya inkar ediyor, ya seyrediyor, ya da pansuman tedbirlerle günü kurtarmaya çalışıyor. Zayıflayan iç ve dış talep sorunları daha da ağırlaştırdı, daha da ağırlaştıracak. Siz eğer üretimi desteklemezseniz, yüksek katma değere geçişi planlamaz, sanayiciyi dönüşüme hazırlamaz, sadece enflasyonu makyajlayıp ekonomiyi yönettiğinizi sanırsanız işte bu ülkede fabrikalar kapanır, vardiyalar azalır, işçiler işten çıkarılır.
"Şu anda hamaset zamanı değil, akılcı sanayi politikasını uygulama zanadı"
İktidarı uyarıyorum: Acilen tedbir almazsanız ülkeyi çok büyük bir çöküş bekliyor. Savaş olmasa, savaş çıkmasa bile bu çöküş geliyor zaten. Savaşın olası etkileri hele hele uzun sürerse getireceği etkilerden Türkiye'nin altından kalkmasının çok çok zorlaşacağı bir ekonomik felaketi getirir.
Yapılacak iş çok. Şu anda hamaset zamanı değil, akılcı sanayi politikasını uygulama zanadı. Şu anda inkar değil gerçeklerle yüzleşme zamanı. Günü kurtarmak değil, cesur dönüşüm zamanıdır. Biz Türkiye’yi yeniden üreten bir ülke yapmaya hazırız. Sanayiciye yeniden nefes aldırmaya hazırız. İhracatçıyı yeniden rekabetçi hale getirmeye hazırız. Ekmeğimizi büyütüp, hakça paylaştırmaya hazırız.
Bekleyecek durumumuz yok, biz Türkiye için buradayız, gençlerimiz, emeklilerimiz için buradayız. Üreten, çalışan, emek veren, alın teriyle, bileğinin gücüyle, helalinden kazanmak isteyen herkes için buradayız. Biz yolsuzlukların, hırsızlıkların, menfaat şebekesinin karşısındayız."