AKP-MHP, spor yasası ile 3 büyük takımın Katarlılara satılmasının önünü açtı

Abone Ol

AKP-MHP'nin getirdiği spor yasası ile birlikte kulüpler şirketleşmeye gidecek ve kulüplerde başkan yönetici olanlar kendi dönemlerinin borçları ve mali durumlarından sorumlu olacak. AKP ile MHP bunun çok demokratik ve işlevsel olduğunu düşünüyorsa siyasi partiler ve ülke yönetimi için de aynı yasayı getirsinler. Ülkede hangi parti iktidardaysa bulunduğu dönemdeki borçlardan ve mali tablodan sorumlu olsun.

Uzun süredir konuşulan ve 61 maddeden oluşan “Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanun Teklifi” TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nda kabul edildi.

Spor Yasası Türkiye'de sporun altına kocaman bir dinamit koymanın alt yapısını oluşturuyor. Muhalefet için şuan çok önemli görünmese de ileride büyük sorunlar oluşturacak. AKP'den Alpay Özalan, MHP'den Saffet Sancaklı, Limak Başkanı Nihat Özdemir, Demirören Grubu Başkanı Yıldırım Demirören, AKP içerisindeki Trabzonlu bakanlar ve Berat Albayrak bu yasanın alt yapısını oluşturuyor. Türkiye sporunu yöneten '61 plakası' 61 madde ile 10 yıllık geleceğini de ipotek altına almak istiyor.

Peki bu spor yasasında neler var ve hangi riskleri var?

- Spor kulüpleri dernek statüsünden çıkarılacak, spor anonim şirketi vasfı kazanacak. Bu da kulüplerin satılabilmesinin önünü açacak.

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi köklü kulüpler birkaç yıl sonra Katarlı milyarderlere satılabilir. Bunun yasal alt zemini de oluşuyor.

- Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri için denk bütçe sistemi getirilecek. Kulüpler en çok bir önceki yılın brüt gelirinin yüzde 10 fazlasına kadar ilave harcama yapabilecek. Spor kulübü ve spor anonim şirketi başkanı, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticileri mali yükümlülüklerine aykırı hareket etmeleri halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

Bu iki madde bile başlı başına büyük bir faciayı beraberinde getiriyor. Şirketleşen kulüpler, sahiplik ilişkileri spor dünyasını da ihalelerle yönetilen bir alana dönüştürür.

- Spor kulübü ve spor anonim şirketi başkan ve yönetim kurulu üyeleri ile yöneticileri, mevzuat, tüzük ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kasıt veya ihmalle ihlal ettikleri takdirde kulüp, şirket, pay sahipleri ve alacaklılara karşı verdikleri zararlardan müteselsilen sorumlu olacak. Buna bağlı ağır yaptırımlar ve hapis cezası da gündeme gelecek.

Bu yasa ile birlikte kulüpler başkan ve yönetici bulmakta zorlanacak. Hiç kimse elini böylesi büyük ekonomik ilişkilerin altına sokmaz. Bu durum medeniyetin olduğu, yolsuzlukların çok az olduğu Avrupa ülkelerinde olsa işleyebilirdi. Ama söz konusu Türkiye olunca kimse elini böylesi bir borcun altına sokmaz. Türkiye'de federasyon yöneticilerinin nasıl belirlendiğini hepimiz biliyoruz. Birazdan federasyonların yapısına ilişkin değişikliğe de geleceğim. Türkiye'de liglerin yapısı zaten demokratik değil. Türkiye'de yıllardır şampiyonlukların hepsi zaten şaibeli. TFF ve MHK'nin yapısından kaynaklı şaibeli liglerde kim gelip bir kulübün borcuna girip risk alabilir? Aklı başında ve arkasında siyasi iktidar olmayan hiç kimse gelmez. En basitinden birkaç örnek vereyim:

Birinci örneğimiz Fenerbahçe olsun. Fenerbahçe'ye AKP iktidarı döneminde yapılanları herkes bilir. Şike kumpas operasyonları, başkan ve yöneticilerinin cezaevine girmesi, Avrupa kupalarından men edilmesi, otobüsünün kurşunlanması ve medyada siyasi iktidar aracılığıyla aleyhinde oluşturulan algılar. 2008 yılında Türkiye'nin en az borçlu takımı ve en güçlü kadrosunu oluşturarak Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan bir Fenerbahçe ve hemen arkasında yapılan operasyonlarla düştüğü büyük bunalım ve bataklık. Fenerbahçe, kendisine yapılan siyasi operasyonlarla ekonomik ve sportif olarak 20 yıl geriye gitti. Şimdi Fenerbahçe şirketleştiğinde bu yaşananların bir daha yaşanmayacağına dair güvenceyi kim verebilir. Aynı durumun 1 sene sonra yaşanmayacağı ne malum. Türkiye'nin ekonomik olarak en güçlü isimlerinden biri olan Ali Koç bile bu yaşananların altından kalkamıyorsa şirketleştiğinde Koç ailesi niye risk alsın. Koç ailesi de risk almaz, başka hiçbir aile de risk almaz. Ama eğer hükümet içerisinde 5 tane bakanın varsa, bütün ihaleleri dolaylı olarak kulüp üzerinden alabiliyorsan ancak alırsın.

İkinci örneğimiz Başakşehir olsun. Başakşehir AKP'liler tarafından satın alınıp yönetimi de AKP tarafından belirlenen bir kulüp. Başkanlığına da AKP Büyükşehir Belediyesi meclis üyelerinden Göksel Gümüşdağ getirildi. Çok modern bir stad yapıldı, en iyi oyuncular transfer edildi. Ardından da her sene neredeyse şampiyonluğa oynadı. Şampiyon olduğunda ise AKP'nin bütün yönetimi şampiyonluk kutlamalarında yer aldı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan da şampiyonluk kutlamalarının en önündeydi. Başakşehir'e yönelik yapılan siyasi kıyaklar olduğu sürece kim gelip bir kulübün başkanı olup riskleri alır. Örneğin kuruluşları yüz yıla yaklaşan birçok kulüp var onlar niye her sene şampiyonluğa oynayamıyor. Örneğin muhalefetin kalelerinden biri olan İzmir'in takımları Göztepe, Altay, Karşıyaka neden süper ligde mücadele etmekte bile zorlanıyor. Neden istedikleri transferleri yapamıyor. Bu durumun siyasetten bağımsız olduğunu düşünen varsa ya aptaldır ya da büyük bir algı operasyonunun içindedir.

Sadece İzmir takımları da değil. Örneğin Eskişehir niye yok, örneğin Mersin İdmanyurdu niye yok, örneğin Antalyaspor niye şampiyonluğa oynamıyor da Çavuşoğlu ailesinin çok yakın olduğu Alanyaspor ve Sancak'ların başkan olduğu Adanademirspor şampiyonluğa oynuyor. Son yıllarda Kulüpler Birliği Başkanı kim oluyorsa onun takımı nasıl oluyor da şampiyon oluyor. Örneğin Göksel Gümüşdağ Kulüpler Birliği Başkanı iken Başakşehir şampiyon oldu, Ahmet Nur Çebi Kulüpler Birliği başkanı iken Beşiktaş şampiyon oldu. Bu sene de Ahmet Ağaoğlu Kulüpler Birliği Başkanı iken Trabzonspor şampiyon oluyor.

Trabzonspor aleyhine karar veren hakemlerin hakemlikleri bitirilirken Trabzonspor lehine karar veren hakemler ödüllendiriliyor. Ali Şansalan bunun örneklerinden biri. Yine İstanbul'un 3 büyük takımı Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş aleyhine karar veren hakemler ödüllendirilirken (Mete Kalkavan, Ali Şansalan) bu takımlar lehine karar veren hakemler bir daha maç almadan cezalandırılıyor. Galatasaray lehine bir karar verdi diye Ali Palabıyık'ın uzun süre maç alamaması gibi. Karadeniz'in 3 takımı Trabzonspor, Rizespor ve Giresunspor başkanları istedikleri gibi konuşurken istedikleri sponsor ve reklamları alırken, istedikleri transferleri yaparken diğer takımların bunlardan mahrum kalması. AKP'nin İstanbul seçimlerini kaybetmesinin ardından 3 büyük takım aleyhine her şeyin gelişmesi de tesadüftür diyen varsa o da Türkiye'yi hiç tanımıyordur.

Şimdi bu verdiğim örneklerden sonra kim gelip de bir kulübün başkanı veya yöneticisi olabilir. Böylesi büyük bir riski nasıl alabilir. Elbette ki alamayacak ve birkaç yıl sonra hükümete ve arkasındaki bakanlara güvenen bazı kent takımları kalacak onun dışındaki bütün köklü takımlar ya küme düşecek ya da Katarlı milyarderlere satılacak. Taraftarlar 3-4 ay itiraz edip bağırır çağrırır sonra ise kabul eder. İngiltere'de benzer durumlar yıllar önce gelişti.

- Kişiler, üst üste veya aralıklı olarak aynı spor federasyonunda en fazla üç dönem federasyon başkanlığı yapabilecek. Federasyon yönetimindeki iki yönetim kurulu üyesinin bundan böyle milli sporcu olması zorunlu olacak.

Federasyonların yapısı da değiştiriliyor. Bazı kişilere 3 dönem federasyon başkanlığı yapmalarının yolu açılıyor. Bu da sadece Futbol Federasyonu değil bütün federasyonları ilgilendiren bir durum. Bazı federasyonlarda aynı aileden 17 kişinin görev aldığını geçtiğimiz yıl öğrenmiştik. Benzer durumlar yine gelişecek. Federasyon yönetiminde 2 milli sporcu yer alacak. Bu niye var. Yönetim ile futbolcu olmak arasında nasıl bir bağlantı var. Burada da milli takıma seçilen futbolcular konusunda politik tercihler olacak. Hamit Altıntop, Burak Yılmaz gibi hükümete yakın isimler federasyon yönetiminde yer alacak. Sadece bu da değil alınan kararlar yasanın çıkmasından itibaren geçerli olacak yani geçmişi kapsamayacak.

AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, "Hem cezai hem de hukuki sorumluluk açısından kulüp başkanlarının daha evvelki iş ve eylemlerinden dolayı bir yükümlülük getirmiyoruz. Çünkü hem Anayasa hem de taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler açısından bu mümkün değil" diye konuştu. Ama nedense işlerine geldiğinde hem Anayasa'ya hem de Uluslararası sözleşmere çok rahat karşı çıkabiliyorlar. Bu koruma da Yıldırım Demirören, Nihat Özdemir gibi hükümete yakın kişilerin geçmişini temizlemek.

Ben de buradan yasayı hazırlayan AKP-MHP'ye bir çağrıda bulunmak istiyorum. Şimdi spor yasası meclise gelecek. Birkaç gün önce de seçim kanuna ilişkin yasa geçti meclisten. Madem yeni yasa ile spor kulüplerinde başkan ve yönetici olanlar kendi dönemlerindeki mali durumdan sorumlu oluyorlar o zaman siyasi partiler için de bu geçerli olsun. Yani bir siyasi parti ülke yönetimine geldiğinde kendi dönemindeki mali yükümlülüklerden sorumlu olsun. AKP ve MHP, Türkiye'nin düştüğü bu ağır ekonomik tablodan sorumlu olsun ve faturayı onlar ödesin. İktidara geldiklerinde enflasyon oranları, döviz kurları, açlık ve yoksulluk sınırları neyse gittiklerinde bundan daha kötü olmasın. Eğer daha kötüyse siyasi parti yönetimleri olarak bunu ödesinler. Eğer çok demokratik bir tablo istiyorlarsa bunu sadece sporda değil ülke yönetimi için de getirsinler.

Bu çizmeye çalıştığım tablo Türkiye için çok ağır bir tabloyu beraberinde getirecek. Bunları muhalefet görüyor mu peki? Hayır muhalefet bunları görmüyor. Muhalefetten bazı isimler bu yasanın 'devrim' değil de 'darbe' olduğunu söylüyor ama içi boş. Muhalefetin bu yasaya karşı çok net muhalefet etmesi gerekiyor. Eğer vakıf değillerse gelsinler bize sorsunlar burada yazdıklarımdan çok daha detaylı en az bin sayfalık bir raporu çıkarıp önlerine koyarım.