Dünyanın en büyük onuncu, Avrupa’nın da altıncı entegre demir-çelik tesisine sahip olan Zonguldak’ın Ereğli ilçesi, çeşitli sebeplerin de etkisiyle hem tarımdan uzaklaştı hem de köylerinde önlenemeyen bir göç dalgasının içine düştü. Ereğli artık tarımdan umudunu kesen; insanların çocuklarını ekmek parası için gurbete gönderdiği bir ilçe havasına büründü.

Haber: Altan Akçakese

Günümüz Türkiye’sinin en önemli sanayi ve liman kentlerinden biri olmasıyla ön plana çıkan Zonguldak’ın Ereğli ilçesi, son yıllarda göç sorunu ile karşı karşıya kalan kentler arasına girdi.

1965 yılında işletmeye alınan Ereğli Demir-Çelik Fabrikaları T.A.Ş (ERDEMİR) ile birlikte yeni bir kimlik kazanan, o yıldan günümüze kadar gelen zaman içinde de ekonomik ve sosyal kimliklerini ERDEMİR’e bağlı kalarak elde eden Ereğli, uzun yıllar boyunca kendisine güç veren ve nüfusunu geçindiren tarımsal faaliyetlerden de uzaklaştı.

ERDEMİR öncesi dönemde ağırlıklı olarak tarım, hayvancılık ve Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) maden ocaklarında sağlanan istihdam ile ekonomik gelirini elde eden Ereğli insanı, 2000’li yılların başıyla birlikte tarımsal faaliyetlere olan bağımlılığından sıyrıldı. Başta çilek yetiştiriciliği olmak üzere hayatını yetiştirdiği tarımsal ürünlerin satışı ile elde ettiği gelire bağlayan Ereğli’de, 94 köyün büyük çoğunluğunda tarım bitme noktasına geldi.

ereğli1-altan-akçakese

1994-99 yılları arasında Sami Seçkin’in Zonguldak Valiliği görevini yaptığı dönemde devletten birçok tarımsal faaliyet için ödenek ve hibe desteği alan; koyun yetiştiriciliği, kivi üreticiliği ve arıcılık gibi alanlarda da isminden bahsettiren Ereğli, 2000’li yıllarla birlikte, Alan Bazlı Fındık Destekleri’nin artırılmasına bağlı olarak tamamen fındık üretimine yöneldi. Bereketli topraklarının büyük bir kısmında bugün sadece fındık üretimi yapılan Ereğli köylerinde, neredeyse, insanların bahçelerinde yetiştirmelerine alışılan fasulye, domates, biber, patlıcan, kabak gibi ürünleri eken üretici kalmadı. Bir dönemler hemen her köyde görülebilen seraların yerlerini bile fındık ağaçları aldı.

ereğli2-altan-akçakese

Bütün bunların yanı sıra, 2020 yılı ile birlikte sosyal ve ekonomik yaşamı derinden etkileyen Covid-19 salgını da Ereğli tarımının içine düştüğü aczi daha da belirgin hale getirdi. 2022 yılı itibarıyla da global ekonomik krizin ülkedeki etkileri, tarım ürünlerinin geçtiğimiz yıllara nazaran yok denecek seviyeye geldiği kentte hayat pahalılığının birçok yerleşim birimine oranla daha da yüksek boyutlarda hissedilmesinin baş faktörü olarak gösteriliyor.

Ereğli’de tarımın neden bitme noktasına geldiği sorusuna verilen yanıtlar, belli noktalarda benzerlikler gösteriyor. Yıllarca geçimini tarımdan temin eden üretici Halil Demircan, Ereğli köylerinin tarım açısından 20 yıl öncesini arar hale geldiğini ifade ederken şunları söylüyor:

“Yirmi sene önce bu ilçenin bazı köylerinde buğday ekimi, yulaf ekimi vardı; arpa ekimi vardı… Meselâ her evin altındaki ahırda en az üç-dört büyükbaş hayvan vardı. Bu saydıklarımın hepsi de eksildi. Şu an köylümüzün yapabildiği tek iş fındıkçılık. Artık köylerimizde az önce saydığım tarım ürünleri yetişmiyor. Köylümüz yetiştirmiyor. Bana göre bu azalmanın temel sebebi şehir hayatına özenti. İkinci sebebi de mevcut hükûmetin hibe destek olarak fındık üreticilerine yönelmesi. Üretici arpa gibi yulaf gibi ürünlerden vazgeçti; çünkü bunun biçmesi var, harmanı var, harcanması gereken mazotu var… Fındıkta ise hibe destek dönüm bazında daha fazla olduğu için vatandaş da fındığa yöneldi. Yirmi sene önce buğday ve mısır ektiğimiz bahçelerde bugün fındık var. Buğday ve yulaf ekilmeyince, doğal olarak hayvancılık da olmuyor. Samanın bir balyası olmuş 25-30 lira. Vatandaş bu giderleri nasıl karşılayacak? Bugün yaşadığımız hayat pahalılığının aslında üreticiye vurmaması lâzım. Üreticilerin bu hayat pahalılığının altından kalkması lâzım.”

Üretimdeki maliyetlerin artmasının, tarımın geriye gitmesinde önemli bir neden olarak kabul edildiği günümüz Ereğli’sinde Demircan’ın da vurguladığı gibi, daha az maliyet gerektiren marul üreticiliği gibi basit işler bile fındık üretiminin gölgesinde kalıyor. Dahası, İstanbul gibi kentlerde yaşayan Ereğlililer için de yılın sadece iki-üç haftası köylerine gelerek fındıklarını toplatabileceği gerçeği, verimli tarım topraklarının fındık için ayrılması kararının verilmesi için yeterli oluyor.

Diğer önemli bir neden de elbette ekonomik sorunlar. Üretim için üreticiye gerekli olan tohum, gübre, tarım ilacı ve mazot gibi ihtiyaç maddelerinin fiyatları, son iki-üç ay içinde gelen zamlarla daha da yükseldi. Geçen yıl 100 liradan alınan gübrenin çuvalı bugün 250 lira. Bu fiyatın daha da artacağı söyleniyor. Zaten üretici de gübreyi sadece fındığa veriyor; diğer mahsullerde pek kullanmıyor. Eğer durum böyle giderse, üretici bu işten de elini çekecek gibi görünüyor. Köylerden köylü pazarına gidenlerin de sattıkları ürünlerde, gelecek yıllarda eksiklikler olabileceği ihtimali hayli yüksek. Zaten üretici pazarlarındaki çoğu kişi gerçek üretici değil, al-satçı. Pazara gitmeden bir liraya aldıkları ürünü pazarda üç liradan satıyorlar. Ereğli köylüsünün geneli, artık kendi yiyeceği kadar tarım ürünü yetiştiriyor. Fiyat artışları sürerse bu durum devam edecek. Ekonomik durumu iyi olan köylüler ise her şeye rağmen kivi yetiştiriciliği veya arıcılık gibi alanlarda çalışmalarına devam ediyor.

Ereğli’de tarımın bitme noktasına gelmesinin üçüncü nedeni de arazi koşulları. Ereğli köylerinin tarım arazileri engebeli. Çapalamak için patpattan başka, temizlemek için de tırpan motorundan başka makine ve araç kullanılamıyor. Eskiden kivi üretimi teşvik edildi; onu da çok fazla yapan yok.

AKP Karadeniz Ereğli İlçe Başkanı Saffet Bozkurt 5 Kasım 2021 tarihinde yaptığı bir açıklamada, Tarım Bakanlığı'nın 74 araçlık bir liste ve proje ile üreticiye %50 hibe desteği verileceğini ve AKP iktidarının tarımsal kalkınma hamlelerini sürdürdüğünü belirtmişti. Bu hibe desteği Ereğli üreticisini pek mutlu etmedi; çünkü Ereğli köylüsü fındıktan başka bir şey üretemez durumda. Sırtını fındığa yaslayan köylünün başka bir tarım ürünü yetiştirebilmesi artık çok zor. Zira diğer tarım ürünlerini yetiştirebilecekleri alanlarını da fındık bahçesi yaptılar. Geri kalan yerler de engebeli araziler. Dolayısıyla da devletin hibe edeceği araçlardan hiçbirini Ereğli köylüsünün kullanma olasılığı yok. Traktör alsa, fındık bahçesinde traktör kullanamayacak.

Eskiden köylü, yumurtasını kendi tavuğundan elde ederdi. Yetmez; her evin altındaki ahırda üç-dört büyükbaş hayvan beslenirdi. Herkes ekip biçtiğinden kalanı da kendi hayvanlarına veriyordu. Bugün o insanlar, bir çuval yeme 210 lira ödeyip hayvanına vermek zorunda kaldı. Samanın balyasına 30-35 lira veremeyecek durumda olan köylüler var. Eskiden birçok evde öküze bakılıyordu. Tarla o öküzle sürülüyor, onunla hasat taşınıyordu. O öküz kendi yiyeceğini kendi kazanıyordu. Günümüzde ise o hayvanın yiyecek masrafı cepten gidiyor. Bazı üreticiler ise tavuk besiciliğini sürdürmeye gayret ediyor; elde ettikleri yumurtaların tanesini 1 liraya satıyor ama yemin çuvalına en az 210-220 lira para veriyorlar. Yeme yüzde yüzden fazla zam geliyor; ama köylü yumurtasını aynı oranda fazla fiyata satamıyor.

ereğli3-altan-akçakese

Ereğli tarımının geldiği üzücü boyut hakkında düşüncelerine başvurduğumuz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Arslan Keleş ise konuyu başka bir açıdan ele alıyor. Tarımsal ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’ndan destek alan iller arasında Zonguldak’ın olmadığını hatırlatan Keleş; “42 il var; ortada 100 binlik bir fon var. Bu fonun da sadece yüzde ellisi kullanılıyor. Zonguldak ise bu iller içerisinde değil. Zonguldak bu iller içerisine girerse şunlar olacak: Zonguldak keten kenevir ekimine izin verilen illerden biri. Örtü altı tarıma uygun illerden birisi. Kestane balımız en az Anzer balı kadar kaliteli. Hayvancılık ve balıkçılık var… Ciddi bir potansiyel sağlanabilir. Bunlar bir müsaade ile olabilecek işler. Bunun için devlet bir yatırım yapmayacak. Bu 42 il içinde Ankara var, ama senin ilin yok. Bunun sebebi kim? Biz bunu topyekûn Zonguldak için istiyoruz, ama Ereğli de bundan nasibini alacak. Burası bir tarım kenti değil, ama endüstriyel tarıma uygun bir bölgeyiz. Bu yatırım da ciddi bir işgücü istiyor. O potansiyel de bizde var. Çok avantajlı bir bölgedeyiz” diyor.

Özetle ifade etmek gerekirse; Ereğli tarımının kurtuluşunun tek reçetesi var; o da endüstriyel tarıma geçmek.

Ereğli köyleri ve tarım eksenindeki haberimiz için görüşlerine başvurduğumuz bir başka isim de Hikmet Erlat. Ruşanlar Köyü’nde uzun süredir muhtarlık görevini yürüten Erlat da özetle Ereğli köylerinin geçmişini aradığını ifade ediyor ve şu görüşleri paylaşıyor:

“Biz tarımdan uzaklaştık ya da uzaklaştırıldık. Topraktan kesinlikle uzaklaştırıldık. Belki de çalışmak istemiyoruz. Tarımla uğraşmak istemiyoruz ya da ekonomik şartlardan dolayı tarım yapamıyoruz. 40 kilo karışık tavuk yemi 190 lira. Süt yemi, besi yemi 200 lira-230 lira arası. Bugün bir kilo süt bir kilo yem etmiyor. Hayvana bir kilo yem verdiğin zaman bir kilo fazla süt alamıyorsun. Bir kilo besi yemi verdiğin zaman bir kilo fazla et de alamıyorsun hayvandan. Bunlar etken ve zurnanın zırt dediği yer de burası.

Toprakla ilgili olaya gelince…

Geçtiğimiz yıl tonu 2 bin 100 olan üre gübresi dediğimiz gübrenin tonu bu yıl 5 bin 500 lira. Yine 2020 yılında buğday tohumunun tonu 3 bin lirayken bu yıl 5 bin lira oldu. Mazot fiyatlarına bakalım… Gerçi bizde makine tarımı yapılmıyor; fındık üreticiliği yaygın; ama üretici olarak fındığa biz de gübre veriyoruz. Sadece gübreyle bitmiyor ki. Tırpanı var, bakımı var, ilacı var… Yâni bence topraktan uzaklaşılmasının ana sebebi, artan maliyetler ve ürünün satış bedelinin maliyet bedelleriyle aynı çıkması ya da mâliyet bedellerini karşılayamaması. Tarımda işgücü kendinden olmadığı müddetçe tarımda para kazanmak zor.”

ereğli4-altan-akçakese

İnsanlar zaman geçtikçe kentlerden köylere kaçmaya başladı. Pandemi sürecinde bunu çok net biçimde gördük. Pandemi döneminde, köyleri olup da şehirlerde yaşayan insanların hepsi zamanlarının büyük bölümünü köylerde geçirdiler. Bağda, bahçede zaman geçirdiler. ‘Üretimi, kalkınmayı sağlayabilir miyiz?’ sorusuna cevap düşünürken bu gerçeği de hatırlamak gerekir. Ama bunun için de tarımın teşvik edilmesi önemli. Bugün alan bazlı gelir desteği var. Buna kısaca fındık desteği diyoruz. Dönüm başına 160 lira dolayındadır bu destek. Peki teşvik kime verilir? Bence teşvik, biri bir buçuk yapana verilmeli. Herkese verilmemeli. Meselâ bugün on dönüm fındık tarlasından iki ton fındık üretilmeliyse, yani bunun ortalaması buysa, on dönüm fındık tarlasından her sene aşağı-yukarı iki ton fındık üretebilen üreticiye bu teşviki vermeliyiz. O zaman vereceğin teşvik 160 değil 300 lira olabilir. Böyle yapılmayınca, sen devlet olarak, babadan kalma bahçesi olan ama o bahçeye doğru dürüst hiç bakım bile yapmayan kişiye de teşvik vermiş oluyorsun. İnanın bana, kentlerde yaşayan ve senede bir-iki kez geldikleri köylerinde, sahibi oldukları bahçelerin yerlerini bilmeyen insanlar bile var. Bu insanların üretime, ekonomiye hiçbir katkısı yok.”

Gözden kaçırmayın

Rekabet Kurulu, 3 şirkete ‘özel jetlere yakıt tedariki’ soruşturması başlattı Rekabet Kurulu, 3 şirkete ‘özel jetlere yakıt tedariki’ soruşturması başlattı

Bu düşünceler ışığında Ereğli tarımının kurtuluşu için söylenebilecek en doğru ifadeler şöyle sıralanabilir.

Ülkede ekonomik olarak sıkıntı var. Bugün 1 liraya alınan bir ürünü yarın kaç liraya alacağımızı bilemiyoruz. Köylüye; ‘Üretin!’, diyorlar. Köylü de devlete sesleniyor: ‘Haydi gelin, üretelim! Hodri meydan! Verin, üretelim! Ama biz neyle üreteceğiz? Köylü bir ton gübreye 5 bin 500 lira vermesi gerekirken neyi, nasıl üretebilecek? Dolayısıyla Ereğli köylüsü şöyle haykırıyor: “Bu parayı ya da gübreyi verin bize, biz üretelim! Destek olun bize, biz üretelim. Çiftçilerin traktörlerine bile haciz getirilen bir ülkede yaşıyoruz. Çoğu üretici bankalara borçlu. O çiftçiler bile üretmek istiyorlar. O zaman el verin; beraber üretelim!”

* Bu haber Medya Araştırmaları Derneği'nin yürüttüğü Yerel Medya ve Yurttaş Habercileri İçin Hak Temelli Yeni Medya Eğitimi Karadeniz Eğitim Programı kapsamında hazırlanmıştır.