Uluslararası Af Örgütü, Gezi Parkı davası kapsamında tutuklananları ‘düşünce mahkumu’ ilan etti. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “7 kişinin maruz kaldığı adaletsizlik, Türkiye’de insan haklarına yönelik aşırı sert baskılar kapsamında çok sayıda kişinin yaşadığı adaletsizliğin bir örneğidir” dedi.

Haber: ÇAĞATAN AKYOL/ANKA

Uluslararası Af Örgütü, Gezi Parkı davası kapsamında tutuklananları ‘düşünce mahkumu’ ilan etti. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “7 kişinin maruz kaldığı adaletsizlik, Türkiye’de insan haklarına yönelik aşırı sert baskılar kapsamında çok sayıda kişinin yaşadığı adaletsizliğin bir örneğidir” dedi. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Kerem Dikmen de Gezi tutuklularını dün cezaevinde ziyaret ettiğini ve düşünce mahkumu ilan edildiklerini kendilerine ilettiğini söyledi.

Uluslararası Af Örgütü, Gezi Parkı davası kapsamında tutuklanan iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala, avukat Can Atalay, film yapımcısı Çiğdem Mater, yüksek eğitim direktörü Hakan Altınay, belgesel yönetmeni Mine Özerden, mimar Mücella Yapıcı ve şehir plancısı Tayfun Kahraman için bugün İstanbul’da basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Uluslararası Af Örgütü'nün Türkiye Kampanya ve İletişim Direktörü Tarık Beyhan, Vekil Direktörü Ruhat Sena Akşener ve Yönetim Kurulu Başkanı Kerem Dikmen ile tutuklu yakınları da katıldı. Toplantıda, Uluslararası Af Örgütü’nün, Gezi tutuklularını ‘düşünce mahkumu’ ilan ettiği açıklandı.

Mansur Yavaş görevdeki 3 yılını anlattı, onlarca proje tanıttı Mansur Yavaş görevdeki 3 yılını anlattı, onlarca proje tanıttı

CALLAMARD: BU ADALETSİZLİK, TÜRKİYE’DE SERT BASKILARIN BİR ÖRNEĞİDİR

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard da toplantıya video mesaj gönderdi. Callamard, mesajında, “Bu 7 kişinin düşünce mahkumu ilan edilmesi, keyfi tutukluluk ve siyasi güdümlü yargılamalarla başlayıp şov niteliğinde bir dava ve mahkumiyet kararlarıyla biten adaletsizlik güncesinin teşhis edilmesidir. 7 kişinin maruz kaldığı adaletsizlik, Türkiye’de insan haklarına yönelik aşırı sert baskılar kapsamında çok sayıda kişinin yaşadığı adaletsizliğin bir örneğidir. Eksiksiz desteğimi ve tüm iyi dileklerimi, Uluslararası Af Örgütü’nün tüm üyeleri adına Gezi tutuklularına, yakınlarına, arkadaşlarına, meslektaşlarına, Türkiye’deki insan hakları topluluğunu oluşturan hepinize iletiyorum” dedi.

RUHAT SUNA AKŞENER: ANA TALEBİMİZ TUTUKLULARIN DERHAL SERBEST BIRAKILMASI OLACAK

Ruhat Suna Akşener de konuşmasında, Uluslararası Af Örgütü için ‘düşünce mahkumu’ kararının oldukça detaya ve bir araştırmaya dayanan bir süreç olduğunu söyledi. Akşener, şöyle konuştu: “Bu karar verildikten sonra dünyanın en büyük insan hakları örgütü olarak, 10 milyon destekçimizle aslında Gezi tutuklularının serbest bırakılması için bir kampanya da sürdüreceğiz. Bu noktada şunu da vurgulamam gerekiyor. Türkiye’deki sivil toplumun, insan hakları aktivistlerinin, insan hakları savunucularının, ifade özgürlüğünün mevcut durumunun geldiği noktada elbette Gezi davası bizler için son derece önemli ve jenerik de bir dava. Oldukça geniş kapsamlı biçimde insan hakları savunucularının ya da toplumun üzerine yöneltilen, ifade özgürlüğü açısından yöneltilen baskıların bir göstergesi, bizler için Gezi davasındaki tutuklamalar. Dolayısıyla son derece önemli bir süreçte de bu açıklamayı yapıyor olduğumuzun farkındayız. Davada oldukça temelsiz suçlamalarla bu kişilerin tutuklandığını görüyoruz. Hemen hemen hiçbir konuda iddianamede ortaya konan somut bir delil olmadan, temelsiz biçimde yapılan suçlamalarla Gezi tutukluları şu anda cezaevindeler, yaklaşık bir aydan biraz fazla bir süredir. Dolayısıyla aslında ana talebimiz, bu süreçten sonra da Gezi tutuklularının derhal serbest bırakılması olacak.”

Gezi tutuklularını dün Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde ziyaret eden Kerem Dikmen, Uluslararası Af Örgütü’nün kendilerini düşünce mahkumu ilan etmesine ilişkin tutukluların yorumlarını aktardı.

CAN ATALAY: HİÇBİR DELİL OLMAYAN BİR DAVA

Dikmen'in aktardığına göre Can Atalay, bu davayı Dreyfus davasına benzetti. Davaya ilişkin hiçbir delil olmadığını vurgulayan Atalay, Uluslararası Af Örgütü’nün geçmişte yazar Aziz Nesin ve eski Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran için kullanılmış bir kavramın kendisini özne kılan bir kampanyada kullanılmasından mutluluk duyduğunu söyledi. 

ÇİĞDEM MATER: HUKUKSUZLUKLARIN SONA ERDİĞİNİ GÖRMEYİ ÜMİT EDİYORUM

Dikmen, Çiğdem Mater’in, geçmişte Uluslararası Af Örgütü’nün yaptığı kampanyalara bir aktivist, bir destekçi olarak destek verdiğini anımsattı. Dikmen'in verdiği bilgiye göre Mater, bugün kendisinin bir kampanyanın öznesi olarak duyurulmasının şaşkınlığını aktardı. Mater, bunun fantastik bir durum olduğunu dile getirdi, örgüte teşekkür ederek, hukuksuzlukların sona erdiğini görmeyi ümit ettiğini belirtti.

HAKAN ALTINAY: DÜŞÜNCE MAHKUMU İÇİN BİRAZ UTANDIM, BİRAZ DA ŞÜKRAN DUYDUM

Hakan Altınay’ın, yalnızca Uluslararası Af Örgütü’ne değil, bütün kamuoyuna ve bu davayı kamuoyunda gündemde tutan bütün öznelere teşekkür ettiğini belirten Dikmen, düşünce mahkumuna ilişkin de Altınay’ın, biraz utandığını ve biraz da şükran duyduğunu söylediğini iletti. Dikmen'in aktardığına göre Altınay, “Bu kadar izansız, vicdansız, adaletsiz işler yapılabiliyorsa buna itiraz edebilen bir dünya kamuoyu, Türkiye kamuoyu olduğunu dosta düşmana gösterebilmek çok önemli. Bu kavgaları kazanamayacaksak bile ben bunu yapmaya devam edeceğim. Uğraşmasam belki daha kötü olurdu dünya bizler için” dedi.

OSMAN KAVALA: DÜŞÜNCE MAHKUMU TANIMI ÇOK YERİNDE

Kerem Dikmen, Osman Kavala’nın, daha eskiye dayanan bir tutukluluk sürecinin içerisinde olduğunu hatırlattığını söyledi. Dikmen, Kavala’nın, düşünce mahkumu tespitinin de doğru olduğunu belirttiğini aktardı. Dikmen'in söylediğine göre Kavala, “Benim, bizim cezaevinde olmamızın nedeni herhangi bir suç eylemi değil. Tam tersine Anayasa’da var olan bir hakkımızı kullanmak. O anlamda düşünce mahkumu tanımı çok yerinde" dedi. Dikmen, Osman Kavala'nın ayrıca yapılacak genel seçimlerin önemli bir köşe taşı olacağını belirttiğini de aktardı.

MİNE ÖZERDEN: DAYANIŞMA ÇOK ÖNEMLİ

Uluslararası Af Örgütü'nün Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Dikmen, Mine Özerden'in babasının, o cezaevindeyken hayatını kaybettiğini anımsattı. Dikmen, Özerden’in, “Burada hapsedildim ama düşünmeye devam ediyorum, düşünerek var olmaya devam ediyorum” dediğini aktardı. Dikmen'in anlatımına göre Özerden, babasının cenazesine kötü koşullar içinde götürüldüğünü ve baskı altında hissettiğini, ama camide o kadar insanla karşılaşınca kendisine kötü hissettiren jandarmaların tavrının da o kitleyle birlikte nasıl farklılaştığını da gördüğünü dile getirdi. Özerden, “O yüzden bizler için çıkartılan sesin, bu küresel dayanışmanın ya da Türkiye ölçeğinde bu kamuoyu dayanışmasının ne kadar önemli olduğunu orada çok net bir şekilde fark ettim” dedi.

MÜCELLA YAPICI: ASLA ŞİDDETE BAŞVURMADIM

Dikmen, Mücella Yapıcı’nın, “Savunduklarımız, refleks olarak gösterdiğimiz temel bir insan hakkı savunmasıydı. Bunu mimar olarak da savundum, birey olarak da savundum ve bunu yaparken asla şiddete de başvurmadım” dediğini aktardı.

TAYFUN KAHRAMAN: DÜŞÜNCE MAHKUMU, ONUR KIRICI BİR SIFAT

Kerem Dikmen, Tayfun Kahraman’ın, düşünce mahkumu ilan edilmesine karşı şaşırdığını söyledi. Dikmen'in verdiği bilgiye göre, bunun büyük bir onur olduğunu da söyleyen Kahraman, dünyada kimsenin düşünce suçlusu ilan edilmemesi gerektiğini, bu sıfatın dahi onur kırıcı olduğunu vurguladı.

CANSU YAPICI: MORALLERİ YERİNDE

Toplantıda konuşan Mücella Yapıcı’nın kızı Cansu Yapıcı, annesinin ve diğer tutukluların delilsiz ve herhangi bir yargılama süreci olmadan şu anda cezaevinde olduklarını söyledi. Cezaevi şartlarından ve dava sürecinden de bahseden Yapıcı, şöyle konuştu:

“Haftada bir kapalı görüşümüz var. Ayda bir açık görüşümüz var. Görüş konusunda bir problem yaşamıyoruz ama bir yandan da bunu hepimiz öğrenmeye çalıştık. İnfaz memurlarının bize herhangi bir zorluk çıkarttığını söyleyemem. Mesela annemle ilk görüşmemizde, oradaki ceza infaz memurlarının koşullarıyla ilgili görüşlerini iletmeye başlamıştı ve aslında cezaevi koşulları nasıl iyileştirilebilir konusunda şu anda kafa yoruyorlar diyebilirim. Avukat görüşleri konusunda da herhangi bir problemimiz yok. Bir yandan da bu süreçte gerçekten hiç yalnız bırakılmadılar. Milletvekilleri, avukatları olsun, çok yoğun bir dayanışmayla sarıldılar. Bu konuda da çok aslında mutlular. Annem, Mine, Çiğdem, onları görebildiğimiz için, uzaktan da olsa, kapalı görüşlerde ya da açık görüşlerde bir el sallayabildiğimiz için mutluyuz. Moralleri yerinde, sağlıklarına çok iyi bakıyorlar.” Cansu Yapıcı, annesinin tedavi için hastaneye de kelepçeyle götürüldüğünü söyledi.