Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Atatürk Havaalanı hangarlarına taşınması kararlaştırılan tarihi eserler için yakın zamanda ihaleye çıkacağı öğrenildi. İddiaya göre konuşulan fiyat 60 milyon TL.

Cumhuriyet'ten Öznur Oğraş Çolak'ın haberine göre son zamanlarda kültür dünyasında tartışılan en önemli konulardan biri, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin depolarında yer alan eserlerin Atatürk Havalimanı’na taşınmak istenmesinin yeniden gündeme getirilmesi.

İlk kez 2010 yılında ortaya atılan bu projenin sakıncaları konuşulmuş ve itirazlar dikkate alınarak vazgeçilmişti.

UZMANLAR VE AKADEMİSYENLER KARŞI ÇIKIYOR

Yeniden gündeme gelen projeye uzmanlar ve akademisyenler karşı çıkıyor.

Ancak bakanlığın bu ayın sonunda ihale açacağı, konuşulan rakamın da yaklaşık 60 milyon TL olduğu kulağımıza gelen bilgiler arasında.

İstanbul içinde yapılan kazılardan gelenlerin yanı sıra Yenikapı kazılarında bulunan ve su içinde korunan eserlerin uzak bir depoya taşınması riskini göze almak ne kadar doğru? Eserlerin nasıl taşınacağı konusunda ise bir bilgi yok. Eserlerin korunduğu depolar tüm müzeler için önemli bir konu.

Dokuz yıldır İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü görevini yürüten Zeynep S. Kızıltan ile müzeyi ve taşınma projesini konuştuk.

Gözden kaçırmayın

Aynur Doğan: Bizler kum torbası değiliz Aynur Doğan: Bizler kum torbası değiliz

 Dünyada bu müzedeki eser sayısına sahip başka bir müze yok diye biliyorum. Bu da depo sorununu mu ortaya çıkarıyor?

Arkeoloji Müzeleri, Türkiye müzelerindeki toplam eser sayısının üçte birine sahip. Yıllık yaklaşık 15 - 20 bin eser girişi olan bir müzenin depo sorunu olmaması imkânsız. Müzenin depo sorunlarını çözmek için eserlerin müzeden kilometrelerce uzak noktalara taşınarak depolanması ne kadar doğru olabilir?

Arkeolojik buluntular donanımlı müze ortamlarında saklanmalı ve sergilenmelidir. Müzeler, topluma hizmet veren sergi salonları ile birlikte, sergilenmeyen eserlerin korunduğu depolara sahip. Dokümantasyon çalışması tamamlanmış veya sürdürülen eserler bu depolarda teknik donanıma sahip bilimsel sistematik içinde yeni sergiler ve bilimsel çalışmalar için korunur. Eserlerin korunduğu depolar ısı, ışık, nem ve biyolojik zararlılar açısından kontrol altında tutulur; güvenlikleri, teknolojik sistemlerle birlikte güvenlik görevlilerince de sağlanır. Eserlerin yangına, depreme ve su baskınlarına karşı da etkili korunması gerekir. Eserlerle ilgili tüm veriler, envanter bilgileri müze arşivlerinde korunur ve kullanılır. 

Çalışılan depo eserleriyle ilgili ihtiyaç duyulduğunda ayniyat birimine, kütüphaneye, fotoğraf arşivine başvurulur. Bu nedenle müze depolarının müze bütününden koparılıp uzak noktalara taşınması sakıncalıdır. 

"MÜZE DIŞINA ÇIKARILMASI AĞIR PROSEDÜRLERE TABİDİR"

Aslında bunlar depo değil, müzenin bir parçası mı?

Müze depoları herhangi bir firmanın malzeme deposu değil. Sayımını yapıp dökümünü alıp kapatalım diyemezsiniz. Ayrıca eserlerin çok uzun zamandır korundukları ve uyum sağladıkları bu depolardan yeni bir ortama taşınmaları da eserler üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Müzelerde korunan eserlerin hareketi, müze dışına çıkarılması ağır prosedürlere tabidir. 

Depoları şehrin dışına taşımak yeni bir girişim gibi lanse edildi. Ama bu sizin müze müdürü olduğunuz döneme dayanıyor, ne olmuştu?

İstanbul Arkeoloji Müzeleri depolarının şehrin dışına taşınarak yeni müze depoları oluşturma girişimi yeni bir proje değildir. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü tarafından Tarihi Yarımada’da bulunan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı müze depolarının şehir dışında yapılacak donanımlı depolara taşınma projesi, önemle üstünde durulan ve tartışılan bir proje idi ancak uygun olmayacağı görüşü dönemin yöneticileri tarafından ısrarla belirtildi ve proje gerçekleşemedi. Uygun şartlarda donanmalı depolara sahip olmak tüm müzecilerin içtenlikle istedikleri bir konudur. Ancak bu depolar müzenin bütünü içinde yer alırsa verimli olur.

Dünyadaki müzeler örnek gösterildi

Avrupa ülkelerinde bazı müze depolarının müze merkezlerinden uzak noktalarda olması uygun olabilir. Bu tür müzeler yakın zamanlara ait koleksiyonlarıyla ilgili tüm çalışmalarını tamamlamış, verilerini dijital ortamlarda erişime açmış, eserler üzerinde çalışma ihtiyacı kalmamış müzeler olmaları nedeniyle eserlerin müze dışında uygun ortamlarda depolanması kendi şartları içinde uygun olabilir. 

Ancak İstanbul Arkeoloji Müzeleri gibi yaklaşık on bin yıllık sürece tanıklık etmiş ve çeşitli malzemeden yapılmış binlerce taşınabilir eser üzerindeki çalışmalar devam ederken ve günlük eser girişi olan, sınırlı sayıdaki uzmanla müzecilik ve kent arkeolojisi gibi ağır sorumluluklar taşıyan işler yürüten bir müzenin uzmanları, Maltepe ve Atatürk Havaalanı gibi kentin iki ayrı yakasında kilometrelerce uzak alanlarda bulunan depolardaki eserler üzerinde ne zaman çalışacak, ayrıca araştırmacılar eserlerin günümüze taşıdığı bilgiye nasıl ulaşacak? Bilimsel çalışmaları nasıl ve ne zaman yürütecek, eserlerin kontrolü, güvenliği, araştırılması, çalışılması, erişimi müze açısından ciddi sorunlar yaratacaktır. Temel sorun nedir ve nasıl çözülecek? 

"BİNALAR AMACINA UYGUN KULLANILMALI"

Çözümü sizden dinleyelim.

 Geçmiş yıllarda, Arkeoloji Müzeleri’nin depo sorunlarını çözülmek üzere müzenin yanında yer alan Darphane binaları bakanlık tarafından müzenin genişleme alanı olarak uygun görülüp müzeye tahsis edilmişti. Darphane binalarıyla ilgili yapılan proje çalışmalarında gezilebilen depo alanları ve sergi salonları olarak projelendirilen binalardan ikisinin restorasyon projeleri teşhir projesine uygun olarak tamamlandı. Binaların amacına uygun kullanılmasıyla sorun kısmen çözülecektir. 

Geçmiş yaşamların kültür belgesi olan eserlerin, yıllardır korundukları müze depolarından alınarak müze bütünlüğü taşımayan mekânlarda depolanması, eserlerin sağlığı ve güvenliği açısından doğru bir yöntem olmayacaktır.

YAKLAŞIK BİR MİLYON ESERE SAHİP

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin temelleri 1846’da Aya İrini’de atıldı; 1868’de Müzeyi Hümayun olarak resmi kayıtlara geçti. 1872-1875 yılları arasında 600 eserle Çinili Köşk’e taşınarak ziyarete açılan müzenin başına 1881’de Osman Hamdi Bey müdür olarak atandı. Sayda kazılarında bulunup İstanbul’a nakledilen ünlü lahitlerle ismini dünyaya duyuran ve müze olarak planlanıp inşa edilen ilk müze binasıyla köklü bir geçmişe sahip İstanbul Arkeoloji Müzeleri, mevcut eserlerine eklenen proje kazılarından gelen yeni eserlerle birlikte dünyada az bulunur bir rakama, yaklaşık bir milyon esere sahip.