<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>dokuz8HABER</title>
    <link>https://www.dokuz8haber.net</link>
    <description>Son dakika haberleri, güncel haberler, siyaset, toplum, yaşam haberleri, ekonomideki gelişmeler, emek dünyasından ekoloji mücadelesine ve kadın hareketine yerel ve dünya haberleri dokuz8haber.net'de</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dokuz8haber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 12 May 2026 17:28:04 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Besim Dutlulu’dan Demirhan Gözaçan’ın gözaltına alınmasına tepki]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/besim-dutluludan-demirhan-gozacanin-gozaltina-alinmasina-tepki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/besim-dutluludan-demirhan-gozacanin-gozaltina-alinmasina-tepki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, MBB bünyesinde danışmanlık yapan Demirhan Gözaçan’ın İstanbul merkezli bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Dutlulu, söz konusu işlemin belediye çalışmalarıyla bir ilgisi bulunmadığını ve bilgi edinme amaçlı olduğunu ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Haber: Ahmet Ünsan / Manisa</strong></p>

<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi (MBB) bünyesinde danışmanlık görevini üstlenen ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) önceki dönem il yönetiminde görev alan Demirhan Gözaçan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı.</p>

<p>Gözaltı işleminin ardından yazılı bir açıklama yapan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, sürecin belediye faaliyetleriyle bir ilgisi bulunmadığını vurguladı. Dutlulu, Gözaçan'ın ifadesine başvurulmak üzere gözaltına alındığını belirterek, konuya ilişkin kamuoyunu bilgilendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>BELEDİYE FAALİYETLERİ DIŞINDA BİR SORUŞTURMA</h2>

<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, belediye hakkında yanlış kanaatlerin oluşmasını engellemek amacıyla yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>“Büyükşehir Belediyemizde Başkan Danışmanı olarak görev yapmakta olan Sayın Demirhan GÖZAÇAN, belediyemiz faaliyetleri dışında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında ifade ve bilgisine başvurulmak üzere gözaltına alınmış olup Belediyemiz hakkında kamuoyu nezdinde oluşabilecek yanlış kanaatlerin engellenmesi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına Manisa halkımızın bilgisine sunarız.”</p>

<p>Soruşturmanın içeriğine dair detaylı bir bilgi paylaşılmazken, Gözaçan’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü tahkikat çerçevesinde işlemlerinin devam ettiği kaydedildi. Manisa Büyükşehir Belediyesi, sürecin kurum faaliyetlerinden bağımsız yürüdüğünü yineledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MANİSA, YEREL MEDYA KOORDİNASYONU</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/besim-dutluludan-demirhan-gozacanin-gozaltina-alinmasina-tepki</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/06/besim-dutlulu-1.png" type="image/jpeg" length="91475"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mehmet Türkmen beraat etti]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/mehmet-turkmen-beraat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/mehmet-turkmen-beraat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sırma Halı işçilerine destek vermek amacıyla katıldığı basın açıklamasındaki ifadeleri nedeniyle 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasıyla tutuklu yargılanan BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen beraat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sırma Halı işçilerine destek vermek amacıyla katıldığı basın açıklamasındaki ifadeleri nedeniyle 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasıyla tutuklu yargılanan Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Başkanı Mehmet Türkmen, Gaziantep 38. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmasında beraat etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duruşmaya, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, CHP, DEM Parti, Türkiye İşçi Partisi ve Emek Partisi milletvekilleri, KESK, Birleşik Kamu-İş, uluslararası sendika temsilcileri ile çok sayıda sendika temsilcisi katıldı.</p>

<p>Gaziantep 38. Asliye Ceza Mahkemesi salonunun yetersiz kalması nedeniyle duruşma, Ticaret Mahkemesi salonunda görüldü.</p>

<h2><strong>'HANGİ KONUŞMAMDA HALKI YANILTICI BİLGİ VERDİĞİMİ ANLAYAMADIM'</strong></h2>

<p>Mahkeme heyeti, Mehmet Türkmen'e savunması için söz verdi. Türkmen, savunmasında şunları söyledi:</p>

<p>'Ben tutuklandığım günden bu yana anlamadığım bir şey var: Hangi konuşmamda halkı yanıltıcı bilgi vermişim, bir türlü anlayamadım. Tutuklu olduğum gün avukatlarımdan konuşma metnini istedim, defalarca okudum ama bir türlü nasıl yanıltıcı bilgi verdiğime, şaşırdım.</p>

<p>Ben iş cinayetlerinden bahsediyorum. Gaziantep'te yaşanan iş cinayetlerinden bir tanesinde bile bir patronun ceza aldığını görmedim. Ben konuşmamda bundan bahsediyorum. Bu konuşmadan dolayı önce halkı kin ve nefrete tahrik suçundan alındım. Buradan bir şey çıkmayacağı anlaşılınca bu defa halkı yanıltıcı bilgi suçundan yargılanıyorum. Bir iş kazasından bahsediyorum. İşçi şikâyetçi olmadığından dava kapatılmış. Bundan dolayı halkı yanıltıcı bilgi suçundan yargılanıyorum.</p>

<p>İş cinayetleriyle ilgili hazırlanan bir raporu avukatlarım dosyaya sundu. 13 yılda 555 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş. Hepsi dosyada var. Bu iş cinayetlerinden tek bir patron yargılanmamış. Ben bunu söyledim.</p>

<p>Gaziantep'te iş kazalarıyla ilgili saha araştırması yapıyoruz. Siz de bu raporda iş kazalarında cinayetlerin boyutunu göreceksiniz.</p>

<p>Ben patronların telefonuyla bir sendika başkanı olarak tutuklanıyorum. Bir sendika başkanı olarak en az 30 kez patronların telefonuyla gözaltına alındım. Nasıl olur da bir sendika başkanı bir telefonla tutuklanır?</p>

<p>Benim katıldığım hiçbir işçi eyleminde bir kez bile olay çıkmadı. Bu kentin Güvenlik Şubesine sorabilirsiniz. Söylediklerim, yasaya göre suç teşkil etmiyor.'</p>

<h2><strong>TANIKLARIN DİNLENMESİ TALEBİ REDDEDİLDİ</strong></h2>

<p>Mahkemeye bir tanık listesi sunuldu. İddia makamı, tanıkların dinlenmesinin dosyanın geldiği aşama itibarıyla yargılamanın seyrine yeni bir katkı sunmayacağını belirterek talebin reddini istedi.</p>

<h2><strong>AVUKATLAR BERAAT TALEP ETTİ</strong></h2>

<p>Mahkeme heyeti, taraf avukatlarına esasa ilişkin savunmaları için söz verdi. Avukatlar, Mehmet Türkmen'in konuşmasının sendikal faaliyet ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, yasalara göre suç unsuru oluşmadığını savundu.</p>

<p>İddia makamı mütalaasında, Mehmet Türkmen'in açıklamalarının halk arasında endişe yaratacak şekilde halkı yanıltıcı nitelikte olduğu, işçi, işveren ve devlet arasında kopuş yarattığı, kamu barışını ve düzenini bozduğu değerlendirmesinde bulundu. Savcı, sanığın tutukluluk süresi, sabit ikametgâh sahibi olması ve kaçma şüphesinin bulunmamasını dikkate alarak tahliyesini talep etti.</p>

<p>Taraf avukatları ise müvekkillerinin beraatini talep ederek iddia makamının mütalaasına karşı savunma yaptı.</p>

<h2><strong>MAHKEMEDEN BERAAT KARARI</strong></h2>

<p>Mahkeme heyeti, karar için duruşmaya ara verdi. Aranın ardından kararını açıklayan heyet, Mehmet Türkmen'in beraatine karar verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>ANKA</span>
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/mehmet-turkmen-beraat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/mehmet-turkmen-beraat-etti.jpeg" type="image/jpeg" length="87936"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Manisa Medya Akademisi’nde dezenformasyon ve yerel gazetecilik konuşuldu]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/manisa-medya-akademisinde-dezenformasyon-ve-yerel-gazetecilik-konusuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/manisa-medya-akademisinde-dezenformasyon-ve-yerel-gazetecilik-konusuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ahmet Ünsal / Manisa</strong></p>

<p>Manisa Gazeteciler Cemiyeti tarafından yürütülen Manisa Medya Akademisi kapsamında düzenlenen medya söyleşilerinde yerel gazeteciliğin dönüşümü, basın mevzuatı, dijital habercilik ve dezenformasyonla mücadele konuları ele alındı.</p>

<p>Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen programa Manisalı gazeteciler ve medya temsilcileri katıldı. Programda Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel, “Dezenformasyon ve Algı Yönetimi Bağlamında Haber Yansımaları” başlıklı söyleşi gerçekleştirirken, Basın İlan Kurumu İzmir Bölge Müdürü Osman Başeğmez ise “Yerel Gazetecilik ve Şehir” konusunda değerlendirmelerde bulundu. Programın açılış konuşmasını yapan Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Önder Aydın, Manisa Medya Akademisi’nin geçtiğimiz yıl Kasım ayında, gelişen dijital medya sektörüne uyum sağlamak amacıyla başlatıldığını söyledi. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi ve İletişim Fakültesi’nin katkılarıyla yapay zeka, sosyal medya haberciliği, haber yazım teknikleri ve hukuksal haklar gibi farklı alanlarda eğitimler düzenlediklerini belirten Aydın, eğitimlerin ardından katılımcılara sertifika verildiğini ifade etti.</p>

<p>Proje kapsamında gazetecilere drone ehliyeti desteği de sağladıklarını kaydeden Aydın, “Bugün drone ehliyeti, maliyet açısından yüksek rakamlara ulaşmış durumda. Biz de eğitimlere katılan 25 arkadaşımıza bu imkânı ücretsiz olarak sunduk” dedi. Dezenformasyonun günümüzde ciddi bir sorun haline geldiğini vurgulayan Aydın, “Ben dezenformasyonu zehirli bir oka benzetiyorum. Yaydan çıktıktan sonra geri dönüşü olmayan yalan ya da bilinçli şekilde üretilmiş yanlış haberler toplum üzerinde ciddi etkiler oluşturuyor. Özellikle sosyal medya çağında yanlış bilgiler doğru haberlere göre çok daha hızlı yayılıyor” diye konuştu.</p>

<p>Basın İlan Kurumu İzmir Bölge Müdürü Osman Başeğmez ise yerel gazeteciliğin şehir hafızası açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Gazeteciliğin yalnızca kurum bültenlerinden ibaret olmadığını ifade eden Başeğmez, “Bir şehir medyada yer aldığı kadar vardır. Şehri ne kadar anlatırsanız o kadar görünür hale gelir. Yerel gazetecilik sahada yapılır. Genç gazetecilerin yeniden sokağa dönmesi gerekiyor” dedi.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel de konuşmasında dezenformasyonun medya üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Dijitalleşmeyle birlikte gazeteciliğin büyük bir dönüşüm yaşadığını belirten Yüksel, sosyal medya kullanımının bilgi kirliliğini artırdığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yerel medyanın ekonomik sorunlarına da değinen Yüksel, dijital dönüşüme uyum sağlanmasının artık zorunlu hale geldiğini belirterek mobil habercilik, video içerik üretimi ve interaktif yayıncılığın ön plana çıktığını söyledi. Yerel medyanın yeni nesil habercilik anlayışına yönelmesi gerektiğini ifade eden Yüksel, Manisa basınının tarım, çevre, sanayi dönüşümü, istihdam ve deprem haberciliği alanlarında daha fazla içerik üretmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Program sonunda konuşmacılar, yerel basının toplum açısından kritik bir görev üstlendiğini belirterek gazetecilerin yanında olmaya devam edeceklerini ifade etti.</p>

<p>Söyleşinin ardından Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Önder Aydın tarafından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel, Basın İlan Kurumu İzmir Bölge Müdürü Osman Başeğmez, Türk Kızılay Manisa Şube Başkanı Öner Gürsel ve Proje Danışmanı Tolga Yıldız’a katkılarından dolayı plaket takdim edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MANİSA, YEREL MEDYA KOORDİNASYONU</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/manisa-medya-akademisinde-dezenformasyon-ve-yerel-gazetecilik-konusuldu</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/manisa-medya-akademisi.jpeg" type="image/jpeg" length="23895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tanju Özcan'ın tutukluluğuna konu olan BOLSEV Vakfı şirketine kayyım atandı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/tanju-ozcanin-tutukluluguna-konu-olan-bolsev-vakfi-sirketine-kayyim-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/tanju-ozcanin-tutukluluguna-konu-olan-bolsev-vakfi-sirketine-kayyim-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın tutuklandığı soruşturmaya konu olan BOLSEV Vakfı bünyesindeki BOLSEV A.Ş.'ye kayyım atandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ile Belediye Başkan Yardımcısı Süleyman Can'ın tutuklanmasına gerekçe gösterilen "irtikap" soruşturması çerçevesinde, BOLSEV Vakfı'na bağlı olarak faaliyetlerini yürüten Bolu’yu Seviyorum Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma A.Ş.'ye (BOLSEV A.Ş.) kayyım ataması gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Belediye Başkan Yardımcısı Süleyman Can, BOLSEV Vakfı aracılığıyla zorla bağış topladıkları yönündeki suçlamalarla yürütülen soruşturma kapsamında 2 Mart tarihinde tutuklanmıştı. Yargı sürecine konu olan vakıf bünyesinde faaliyet gösteren BOLSEV A.Ş. hakkında da bu kapsamda idari bir tasarrufa gidildi.</p>

<p>Söz konusu şirketin yönetimi için oluşturulan kayyım heyetinde avukat Zuhal Demirci ile muhasebeci Nursel Bozkan Koç’un görevlendirildiği kaydedildi. Atanan heyet üyelerinin 8 Mayıs tarihinde şirketteki görevlerine resmen başladıkları belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, BOLU</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/tanju-ozcanin-tutukluluguna-konu-olan-bolsev-vakfi-sirketine-kayyim-atandi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2023/07/tanju-ozcan-chpden-ihrac-edildi.jpg" type="image/jpeg" length="46456"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hatimoğulları'ndan Kurtulmuş'a 'süreç' çağrısı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/hatimogullarindan-kurtulmusa-surec-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/hatimogullarindan-kurtulmusa-surec-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sürecin bir müddettir durağan olduğunu belirterek bayram sonrası denmesine rağmen ikinci bayramın geldiğini söyledi ve zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini ifade etti. Hatimoğulları, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a seslenerek programlarını bir kenara bırakıp Meclis'in başında durmasını ve yasalaşma sürecinde itici güç olmasını istedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Grup Toplantısı'na geçen yıl yaşamını yitiren TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder'in ağabeyi Ali Fuat Önder de katıldı. Hatimoğulları konuşmasının başında Sırrı Süreyya Önder'i andı.</p>

<h2>'MEHMET TÜRKMEN'İN SUÇU SENDİKAL OLMAK'</h2>

<p>Hatimoğulları, tutuklu BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen'in bugün duruşması olduğunu hatırlatarak, “58 gündür tutuklu Mehmet Türkmen. Mehmet Türkmen'in suçu ne? Sendikalı olmak, sendikal mücadeleyi örgütlemek, işçinin, emekçinin, yoksulun hakkını örgütlemek. Bundan dolayı yargılanıyor, suçu buymuş. Sendikal faaliyet asla suç değildir. İşçinin, emekçinin hakkını savunmak suç değil, bir onurdur ve bir görevdir. Hak arama mücadelesi yargı eliyle bastırılamaz” dedi. Mehmet Türkmen'in bugün acilen serbest bırakılması gerektiğinin altını çizen Hatimoğulları, dayanışmalarının süreceğini belirtti.</p>

<h2>'İŞÇİNİN HAKKINI SAVUNAN KOZAĞAÇLI VE ATALAY HAPİSHANEDE'</h2>

<p>Hatimoğulları, Soma maden faciasının yarın 12. yılı olduğuna işaret ederek, hayatını kaybeden 301 madenciyi andı. 301 madencinin ölümünün kader ya da fıtrat olmadığını vurgulayan Hatimoğulları, “Soma'da 301 yurttaşımızın, 301 madencinin ölümü bir iş cinayetidir, ihmaldir. Acımasızca o işçilerin denetimsiz bir şekilde çalışmalarına göz yummaktır. Şirketlerin ruhsatları tam mı, değil mi bakmadan, koşullar tam mı, değil mi bakmadan o ruhsatları gelişi güzel imzalamaktır. Bunun sorumlusu ve gerçek sorumlular ne yazık ki korunuyor. Soma maden katliamında doğru düzgün hiç kimse yargılanmadı ve buna karşın işçinin haklarını savunan sevgili avukat Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay neredeler? Hapishanede. Neden? Bu işçilerin haklarını savundukları için onlar hapishanede ama esas suçlular, esas yargılanması gerekenler terfi üstüne terfi alıyorlar” diye konuştu.</p>

<p>Hatimoğulları, Akbelen protestolarında tutuklanan Esra Işık'ın tahliye edilmesine değinerek, “Esra Işık hava, su, doğa için ve bütün canlılar için mücadele etti. Onların sesi, sözü oldu. Bu nedenle tutukluydu ve dün Esra Işık serbest bırakıldı. Kendisiyle ve değerli annesiyle dün telefonla görüştüm. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettim. Onun da buradan selamlarını iletmek isterim ve gördüğü dayanışmadan dolayı da teşekkür ettiğini, duygu ve düşüncelerini bizimle paylaştı. Bizler de buradan Esra Işık'a bir kez daha aramıza hoşgeldin diyoruz. Mücadeleye de kaldığımız yerden hep beraber devam edeceğiz” dedi.</p>

<h2>'AİLE YILI İLAN ETTİKLERİNDE 99 KADIN KATLEDİLDİ'</h2>

<p>Kadın cinayetlerine dikkati çeken Hatimoğulları, faillerin korunduğunu söyledi. Hatimoğulları, “Sadece geçen ay, nisan ayında 24 kadın katledildi. 14 kadının ölümü şüpheli diye açıklandı. Erkekler tarafından bu yılın ilk dört ayında 99 kadın katledildi. Neredeyse her gün en az bir kadın katlediliyor. Peki bu iktidar ne yapıyor? Bu iktidar bu katliamı, katliamları durdurmak için hangi somut adımı atıyor? Şiddet failleri için caydırıcı bir yasa mı çıkardı ya da mevcut olan yasaları etkin bir şekilde mi kullandı? Hayır. Hepsine hayır ama aile ve nüfus 10 yılı ilan etti. Geçen yıl da aile yılı ilan etmişlerdi. Sonucu ne oldu? Aile yılı ilan ettiklerinde 99 kadın katledildi” diyerek tepki gösterdi.</p>

<p>Hatimoğulları, iktidarın kadınların katledilmesinin önüne geçmek için tek bir somut eylem planının olmadığını ifade ederek, “Alınan tek bir acil tedbir de yok. Bakanlığın adı, kadının adı bakanlıktan silindi. Onun yerine aile getirildi. Kadının onlardaki algısı ne biliyor musunuz? Doğuran bir makine, bir robot. Kadın insan ve eşit yurttaş değil onların algılarına göre ve kadının adı yok diyenler, kadının adını silenler, kadını öldüren zihniyetle aynıdır. Kadınlar şaşalı kampanyalar istemiyor. Yaşam güvencesi istiyor. Slogan değil, bütçe istiyor. Söz değil, koruma istiyor. Bir kadın daha katledilmeden önce herkes harekete geçsin. Yeter artık. Biz kadınlar güven içinde yaşamak istiyoruz” diye konuştu.</p>

<h2>'ASGARİ ÜCRET YILBAŞINDAN BU YANA 3 BİN 585 LİRA ERİDİ'</h2>

<p>Zengine sınırsız kaynak verildiğini, yoksulun ise sonsuz açlığa mahkum bırakıldığını söyleyen Hatimoğulları, “Yılın ilk dört ayında enflasyon ve vergiler nedeniyle işçi ücretleri eridi. Rakamları çarpıtan TÜİK verilerine göre bile asgari ücret yılbaşından bu yana 3 bin 585 lira erimiş durumda. Emekli maaşıysa 2 bin 554 lira değer kaybetti” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hatimoğulları, TÜİK Başkanının buzdağının sadece bir kısmını gösterince bile hemen görevden alındığını ifade ederek “Ey AKP, TÜİK Başkanı'nı görevden aldığınız da tamam mı oldu yani? Bütün sorunlar hal mi oldu yani? Enflasyon sorununu çözdünüz mü TÜİK başkanını görevden aldığınızda? Bu mu yoksullukla mücadele planınız? Gerçekten bu yurttaşla düpedüz alay etmektir, sorumluluktan kaçmaktır. Enflasyonda Avrupa'da Türkiye birinci sırada, dünyada beşinci sırada. Bu korkunç bir şey, yoksulluk tanımı artık lüks kalıyor” dedi.</p>

<h2>SÜRECİN DURAĞANLIĞI VE YASAL DÜZENLEME ÇAĞRISI</h2>

<p>Sürecin bir müddettir durağan olduğunu belirten Hatimoğulları, “Bu yavaşlama halinden mutlaka ama mutlaka çıkılmalı, bunun bir yolu bulunmalıdır. İvmenin artması için bizler DEM Parti olarak yoğun bir çaba içindeyiz ve somut önerilerimizi ortaya koyuyoruz. Geçen hafta sürecin ilerletilmesi için bazı mekanizmaların kurulması ile ilgili çeşitli açıklamalar yaptık. İsim tartışılabilir, içerik tartışılabilir ama bir gerçek var ki o tartışılamaz, siyaset kurumu taraflar, aktörler ve sivil toplum arasında köprü kuracak, mekik dokuyacak bir mekanizma ihtiyaçtır ve bu hızla oluşturulmalıdır. Hem bugünkü tıkanıklığı giderecek, hem de süreç içerisinde, ileride oluşma ihtimali olabilecek sorunları da çözmek, o sorunlardan da başarıyla çıkabilmek için de bu tür mekanizmalara ihtiyaç var” dedi.</p>

<p>Hatimoğulları, kurulacak mekanizmaya dair tartışmaların komisyon raporunun yasalaşma sürecini asla geciktirmemesi gerektiğine dikkati çekerek, “Bu iki mesele eş güdüm içerisinde birbirini tamamlayarak pekala ilerleyebilir. Birini diğerinin bekletilmesi için bir gerekçe haline getirmemek lazım. Bakın komisyonun yayınladığı sonuç raporunda altıncı bölümde komisyonun bir diğer önemli görevi örgütün silah bırakma süreci ile birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal bir çerçevenin belirlenmesidir. Yani açık bir şekilde adımların birlikte ifa edilmesi belirtilmiştir. Özellikle buradan yetkililere bu sürecin muhataplarına seslenmek istiyorum. Bu süreç benim ihtiyacım, senin ihtiyacın diye sürüncemede bırakılamaz. Süreç barışın ihtiyacına göre şekillenmek durumunda. Barış adına adım atılmayan her gün, bu ülkeden çalınıyor. Bu ülkenin ekonomisinden, barış umudundan, özgürlük ve demokrasi umudundan çalınıyor. Allah muhafaza bizler bu tarihi fırsatı kaçıracak olursak, bu tarihi eşiği başarıyla atlayamazsak, bunun hesabını kim, nasıl verecek? Bunu hiç düşünüyor musunuz? Bayram sonrası dendi. Bir dönem döndü, ikinci bayram geldi Kurban Bayramı. Zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemeler gündeme alınmalı” diye konuştu.</p>

<h2>HATİMOĞULLARI'NDAN KURTULMUŞ'A ÇAĞRI</h2>

<p>Hatimoğulları, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a seslenerek, “Sayın Kurtulmuş'a önerimiz lütfen bütün programlarınızı bir süreliğine bir kenara bırakın. Meclis'in başında durun. Yasallaşması için itici güç olun. Meclis'te istişare edelim hep birlikte, olmazları sonraya bırakalım, olurları öne alalım ve buradan ilerleyelim. Bu tıkanıklığı aşalım. Yaz mevsimine barışın güçlü umuduyla girelim hep beraber” dedi.</p>

<p>Zaman kaybetmeden bu hafta sürece ilişkin somut adımların atılmasıyla ilgili mutlaka bir pratiğin gerçekleşmesi gerektiğini söyleyen Hatimoğulları, “Bir yol haritası çıkarılmalıdır. Bu konuda sorumluluk alalım. Hep birlikte sorumluluk alalım ki memleket rahatlasın. DEM Parti olarak 16 Mayıs'ta Türkiye genelinde 'Barış İçin Adım At' şiarıyla Türkiye'nin dört bir yanında alanlarda olacağız, meydanlarda olacağız. Buradan bütün halkımıza barışın sesini daha güçlü kılabilmek için, barışın toplumsallaşmasına katkı sağlayabilmek için bu sürecin en sağlıklı şekilde ileriye adım atmasını sağlamak için 16 Mayıs'ta alanlara, meydanlara davet ediyorum” dedi.</p>

<h2>'SAKIN PROVOKASYONLARA GELMEYİN'</h2>

<p>Hatimoğulları, ODTÜ'de yaşananlara ilişkin şunları söyledi:</p>

<p>“İktidar durdukça süreç karşıtı karanlık odaklar provokasyonlarına hız veriyor. Geçen hafta ODTÜ'deki bahar şenliklerinde karanlık bir provokasyon senaryosu devreye girdi. Bu öyle milliyetçi hassasiyeti olan birkaç gencin yaptığı bir şey değil. Bayram üzerinden provokasyon gerçekleştirerek barış sürecinin ortaya çıkardığı siyasi iklimi zehirlemek istiyor. Buradan barışa gönül veren bu ülkenin aydınlık yüzü olan gençlere sesleniyoruz. Sakın provokasyonlara gelmeyin. Unutmayın, karşınızda milliyetçi akranlarımız yok. Karşınızda karanlık güçlerin kurduğu tuzaklar var. İktidara ve istihbarat başta olmak üzere güvenlik bürokrasisine sesleniyorum. Üniversitelerde, medyada, tribünlerden mahkemelerin ceza yağdıran kararlarına kadar geniş bir yelpazede sürecin zehirlenmesi ile ilgili çok sayıda provokasyonla karşı karşıyayız. Hem kendi içimizdeki karşıt güçlere bakın hem de bu provokasyonları önleyin. Barışa giden yolun temizlenmesi için bu çok önemli bir pratik adım olacaktır. Bakın bu sorumluluk iktidardadır. Bu sorumluluk devlettedir ve güvenlik güçlerindedir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/hatimogullarindan-kurtulmusa-surec-cagrisi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/05/tulay-hatimogullari-4.png" type="image/jpeg" length="15523"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[57 gün tutuklu kalan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen beraat etti]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/57-gun-tutuklu-kalan-birtek-sen-genel-baskani-mehmet-turkmen-beraat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/57-gun-tutuklu-kalan-birtek-sen-genel-baskani-mehmet-turkmen-beraat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[57 gündür tutuklu olan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen beraat etti. Mahkemede savunma yapan Türkmen, işçi haklarını savunduğu için yargılandığını vurguladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in 57 gündür tutuklu yargılandığı davanın duruşması bugün Gaziantep Adliyesinde görüldü.</p>

<p>Evrensel’de yer alan habere göre, işçilerin hak arama mücadelesinde yanlarında durduğu için hedef alınan Türkmen’e destek vermek amacıyla Türkiye’nin pek çok kentinden ve Avrupa’dan çok sayıda temsilci duruşma öncesi adliye önünde bir araya geldi. “Mehmet Türkmen yalnız değildir” ve “Sendikal haklar yargılanamaz” sloganlarının atıldığı açıklamada, Türkmen'in derhal serbest bırakılması yönünde çağrılar dile getirildi.</p>

<p>Duruşmanın gerçekleştirileceği salonun sadece 30 kişilik olması nedeniyle adliye koridorlarında gerginlik yaşandı. Avukatların dahi dışarıda kalmasına tepki gösterilirken, mahkeme salonuna getirilen Mehmet Türkmen katılımcılar tarafından alkışlarla karşılandı.</p>

<h2>ADALET GÜVENİNİ DAHA FAZLA SARSMAYIN</h2>

<p>Gaziantep Adliyesi 38. Asliye Ceza Mahkemesi heyeti huzurunda savunma yapan Mehmet Türkmen, karşı karşıya kaldığı hukuki süreci detaylandırdı. Önce "halkı kin ve nefrete sevk etmek" suçundan gözaltına alındığını, ardından bu suçlamanın aniden "halkı yanıltıcı bilgiyi yayma" suçuna dönüştürüldüğünü belirten Türkmen, savcının bile suçlama konusunda emin olmadığını ifade etti. Türkmen, "Adım gibi biliyorum ki bu soruşturma Şireci patronunun şikayeti üzerine açıldı. Son 6 yılda 30 kez gözaltına alındım ve hepsi bir patronun telefonuyla oldu. Bir sendika genel başkanını gözaltına almak neden bu kadar kolay?" dedi.</p>

<p>Türkmen savunmasında, Şireci Tekstil’de kolu kopan bir işçiye dair süreci de gündeme getirdi. Patronun işçiye ev alarak şikayetini geri çektirdiğini söyleyen Türkmen, "Ahmet Şireci, işçilerin tazminatına çökmekle ünlüdür. O işçiye iyilik olsun diye değil, soruşturma kapansın diye ev aldı. İşçi şikayetçi olmadı diye delillerin karartıldığı, kan lekelerinin temizlendiği bir dosyada patron aklandı; ama ben o kopan kolun hesabını sorduğum için suçlu oldum" diye konuştu.</p>

<p>Cezaevinde kaldığı iki aylık süredeki gözlemlerini aktaran Türkmen, koğuşların Başpınar işçileriyle dolu olduğunu kaydetti. 300 kişiyle tanıştığını ve bunların yarısından fazlasının işçi olduğunu belirten Türkmen, yoksulluk nedeniyle suça itilen insanların hikayelerini paylaştı. Gaziantep’te son 13 yılda en az 555 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini hatırlatan Türkmen, "Bir tek patron hapis yatmadı, bir tek patron gözaltına alınmadı. Tekstil iş kolu en az riskli olanlardan biri olmasına rağmen neden her gün birinin eli, kolu kopuyor? Çünkü patronların kâr hırsı, işçinin canından kıymetli" değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Savunmasını sonlandırırken mahkeme heyetine seslenen Türkmen, iki aydır sendikal görevinden ve ailesinden uzak olduğunu hatırlatarak, "Patronlara ‘İstediğiniz kadar sömürün, konuşanı biz içeri atarız’ mesajı veriyorsunuz. Bu haksızlık bir an önce son bulmalı; zaten can çekişen adalete güven daha fazla sarsılmamalıdır" çağrısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duruşma esnasında avukatlar, iş kazası geçiren işçilerin tanık olarak dinlenmesini talep etti ancak mahkeme heyeti bu talebi reddetti. Esas hakkındaki mütalaasını sunan savcılık, 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçundan Mehmet Türkmen hakkında hapis cezası ve siyasi yasak talep ederken, aynı zamanda tahliyesini istedi.</p>

<p>Mahkeme heyeti, yapılan yargılama sonucunda Mehmet Türkmen hakkında beraat kararı verdi. Kararın ardından adliye koridorlarında "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz", "Mehmet Türkmen onurumuzdur", "Yaşasın örgütlü mücadelemiz", "Birleşe birleşe kazanacağız", "İş, ekmek, özgürlük", "Asla yalnız yürümeyeceksin", "Başpınar işçisi yalnız değildir" ve "Şıkmakas işçisi yalnız değildir" sloganları atıldı.</p>

<p>Duruşma sonrası adliye önünde yapılan açıklamada konuşan Avukat Tugay Bek, demokratik güçlerin bir araya gelerek Türkmen'i geri aldığını belirtti. Anne Ayşe Türkmen ise oğlunun işçilerin hakkını savunduğu için tutuklandığını ifade ederek, "O Şireci, benim oğluma ev teklif etti, araba teklif etti, müdürlük teklif etti. Benim oğlum 'Ben işçileri satmam, satılık değilim' dedi. Gurur duyuyorum oğlumla" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EMEK DÜNYASI, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/57-gun-tutuklu-kalan-birtek-sen-genel-baskani-mehmet-turkmen-beraat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/04/sendikaci-mehmet-turkmenin-serbest-birakilmasi-icin-bin-imza.jpg" type="image/jpeg" length="72863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özgür Özel: Türkiye siyaseti, AK Parti siyaseti ve Erdoğan’ı bilmem ama ailesi tehdit altındadır]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozgur-ozel-turkiye-siyaseti-ak-parti-siyaseti-ve-erdogani-bilmem-ama-ailesi-tehdit-altindadir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozgur-ozel-turkiye-siyaseti-ak-parti-siyaseti-ve-erdogani-bilmem-ama-ailesi-tehdit-altindadir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, kendisine yönelik tehdit iddialarına yanıt verdi. Özel, "Bu tehditse daniskasını ediyorum" dedi ve  Adalet Bakanı Akın Gürlek ile ilgili, “Türkiye siyaseti, AK Parti siyaseti ve Erdoğan’ı bilmem ama ailesi tehdit altındadır; ‘ben kaçmam, uğraşanı pişman ederim’ diyen bir hadsiz başınızın belasıdır” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu. Özel, konuşmasında iktidarın yargı üzerinden muhalefete yönelik operasyonlarını eleştirerek, açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Özel, şunları söyledi:</p>

<p><strong>“YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE, KAHROLSUN EMPERYALİZM”</strong></p>

<p>“Bayram öncesi, Kurban Bayramı öncesi son grup toplantısı. Hep birlikte 81 ilimizde yoğun bir haftayı geride bıraktık. Şimdi yine dirençle, mücadeleyle, inançla geçecek yeni bir haftaya başlıyoruz. Hem Meclis’te önemli görevlerimiz var. Hem yine Meclis’in kapandığı gün 81 ilde, 973 ilçede saha çalışmalarımız var. Geçtiğimiz hafta ben arkadaşlarımızla ve arkadaşlarıyla birlikte Deniz Gezmiş’in, Yusuf Aslan’ın, Hüseyin İnan’ın kabirleri başındaydım. 54’üncü kez onları, idamlarının 54’üncü yılında şehitlerimizi mezarları başında andık. Buradan onlara söyleyeceğimiz tek şey, onlardan bize ve tarihe kalan o muhteşem bir cümle; ‘Yaşasın tam bağımsız türkiye, kahrolsun emperyalizm.’ Pazar günü bu ülkede sadece evlat değil vicdanı, dayanışmayı, umudu büyüten annelerimizin Anneler Günü’nü hep birlikte kutladık. Bir kez daha tüm annelerin ellerinden öpüyoruz.”</p>

<p><strong>“SAHA FUARINDA İKİ - ÜÇ STANTTA BİR KARŞILAŞMALAR OLDU”</strong></p>

<p>“Perşembe günü SAHA 2026 - Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii Fuarı’nı ziyaret ettik. Orada yerli teknolojilerimizi inceledik, firma ve kurumlarımızı ziyaret ettik. ASELSAN’dan HAVELSAN’a, TUSAŞ’ımızından TÜBİTAK’ımıza kadar tüm kurumlarımızı ve bu ekosisteme katkı sağlayan, çok önemli görevler yapan şirketleri, pırıl pırıl mühendisleri, gözleri pırıl pırıl gencecik insanları gördük. Çok önemli saatler geçirdik orada. Elbette savunma sanayiini bir partiye, bir döneme mal edenlere rağmen 1973’te kurulan TUSAŞ’ı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında gökleri işaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten başlayarak TUSAŞ’taki büyük atılımla birlikte bugünlere kadar nasıl geldiğimizi konuştuk. Kimin emeği, katkısı varsa ayırmadan, sakınmadan hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Orada da kimseyi ayırmadan ziyaretlerde bulunduk. Şöyle karşılaşmalar oldu, iki - üç stantta bir; ‘Beni tanıdın mı?’ ‘Tanıyor gibiyim.’ ‘Ben Balyoz’dan içeride yattım. Siz ziyaretimize gelmiştiniz.’ ‘Beni tanıdın mı?’ ‘Tanıyor gibiyim.’ ‘İzmir Askeri Casusluk siz olmasaydınız ortaya çıkmazdı. Bizi o iftirada Meclis’te siz anlattınız, Veli Ağbaba anlattı, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri anlattı.’ ‘Ergenekon’da siz yanımızdaydınız. O dönemler pırıl pırıl, Türkiye için çalışan, Cumhuriyetçi, Atatürkçü, milliyetçi subayları birileri özellikle bir başsavcının, Zekeriya Öz’ün patronajında ve ‘Arkada ben varım’ diyen Tayyip Erdoğan’ın haberi ve bilgisi dahilinde… Övüne övüne, ‘Bağırsakları temizliyoruz, darbecileri temizliyoruz’ diye. O gün biz bu taraftaydık, doğrusunu söylüyorduk. Sayın Erdoğan öbür taraftaydı, cellatları savunuyordu. Biz cellatların elinden Ergenekon, Balyoz ve çeşitli kumpaslarla katledilmeye çalışanları savunduk ve kurtardık. Gün oldu, o cellatlar Erdoğan’ın karşısına çıkıp darbeye karıştılar. Orada bile parlamentoyu savunduk. Yapılan zulümleri gördük ama sandığa sahip çıktık. Bugün yeni cellatlar, yine Erdoğan arkasında. Yine bu ülkenin yarınları için çalışmak isteyen pırıl pırıl insanlar…”</p>

<p><strong>“KİN DEĞİL SORUMLULUKLA; ‘ASKERİ HASTANELERİ AÇSINLAR’ DEDİLER”</strong></p>

<p>“O gün nasıl o günkü Genelkurmay Başkanı’na da Ahmet Tatar’a da Askeri Casusluk’taki pırıl pırıl subaylara da sahip çıkarken ne kadar eminsek, aynı inançla, aynı kararlılıkla; o gün FETÖ’nün saldırısında doğru tarafta duranlar olarak, bugün 19 Mart darbesi ve Akın Gürlek’in yargı çetesine karşı dimdik aynı yerde ve aynı tarafta duruyoruz. Biz o gün doğruları savunurken, ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ diye bağıranlar, sonra önlerine baktılar ve gözlerini kaçırdılar bizden o kürsülerde. Biz ‘Bir gün gelecek ve haklılığımız ortaya çıkacak’ demiştik. Bugün bir daha söylüyorum. Bu kürsünden değil. Çünkü o günkü bu kürsüde olmayacağız. Muhalefet kürsüsünden değil ama iktidar kürsüsünden. Bir kez daha sizlerin ve milletimizin karşısına çıkıp, ‘Biz yine doğru tarafta durduk, dürüst insanları savunduk, suçsuzları savunduk. İftiracılara karşı baş eğmedik, gerekirse baş verdik ama eğilmedik’ diyeceğimiz güne kadar buradan tarihin önüne şerh düşüyorum. Bir daha çıkacağım ve bugünü hatırlatacağım. Yine iyi insanlar, iyi insanlar… Cezaevinde evladından ayrılmış Onursal’ı, tarihin en büyük iftirasına kurban gitmiş Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret edersin. Ta Balyoz’dakiler gibi o dönemde. Kendi dertlerine yanmayıp, bizimkiler ‘İnfaz koruma memurlarının sorunlarını söyleyin’ der. İçeride yatmışlar, çıkmışlar. Fuarda gezdik. En çok şu mesajı verdiler; ‘Özgür Bey siz söyleyince etkili oluyor. Aman söyleyin. Aman tekrar edin. Askeri sağlık sistemini lağvettiler. Askeriyeleri kaldırdılar. Asker vuruluyor, harp cerrahisi bilen kimse yok. Boşu boşuna uzuvlar kaybediliyor, evlatlar kaybediliyor. Yarın bir savaş olur, bedelini ağır öderiz. Aman ha askeri hastaneleri açsınlar. Askeri sağlık sistemini kursunlar.’ Ne diyeyim? Öylesi iyi insanlar ki içlerinde kin değil, yine bu ülke için sorumluluk biriktirmişler. Hepsine selam olsun. Önlerinde saygı ile eğiliyorum.”</p>

<p><strong>“CEVABI RİZE’DE ERDOĞAN’IN DOLDURAMADIĞI MEYDAN VERDİ”</strong></p>

<p>“Cumartesi Rize tarihinin en büyük mitinglerinden birini gerçekleştirdik. Adalet ve demokrasi için 108’inci eylemde Rize’de bulunduk. Partimize yönelik saldırılara en güzel cevabı, Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’de yıllardır o boyutta dolduramadığı meydanı dolduran kendi hemşerileri verdi. Teşekkür ediyorum Rizelilere, Karadeniz’in yiğit insanlarına. Şunu söyleyeyim. Bugünkü bu karşılamanız, her hafta sonu bir başka şehirde, eski deyimiyle ‘AK Parti’nin’ ama yeni haliyle ‘milletin kalelerinde’ meydan meydan demokrasi büyütenlere, dosta güven ve olmayana kaygı verenlere, Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan sandığa, seçme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkanlara helal olsun, selam olsun. Şimdi ben ne yaptığımı anlattım bir haftada. Siz ne yaptınız, Cumhuriyet Halk Partisi grubu? Gittiniz, gördünüz, gezdiniz. Ne gördünüz? Bir bakalım ne görmüşsünüz, biraz da sizi ağırlayanlar ne anlattı, bir onlar anlatsın bakalım. Helal olsun canım grubuma. Hepinizin emeklerine sağlık. 81 ilden görüntüler var, arkadaşlar sosyal medyada diğer illerimizle ilgili görüntüleri paylaşacaklar. Sizler sahaya gittikçe, milleti dinledikçe, millet söyledikçe onların sesini Türkiye’ye duyurmak ve onların derdini bildiğimiz gibi çözümlerini söylemek, onlar için iktidara yürümek, iktidar olup bu haksızlıkları sona erdirmek boynumuzun borcudur. Görev bizdedir, sorumluluğumuzun farkındayız.”</p>

<p><strong>“TÜRKİYE’DE GIDA ENFLASYONU DÜNYANIN 17 KATI”</strong></p>

<p>“‘Bugün Kurban Bayramı öncesi son toplantı’ demiştim. Artık ne yazık ki vatandaşlarımız bayramı umutla karşılamıyor. Hatta ‘Bayram gelmiş neyime?’ sözü, bayramla ilgili umut söyleyen cümlelerin yerine geçmiş durumda. Yıllık enflasyon yüzde 32,4’e yükseldi. Dört ay önce 30’un biraz altındayken, ‘Yıl sonunda yüzde 16’ya düşecek’ demişlerdi. Yüzde 30’dan 16’ya doğru düşeceğini iddia ettikleri enflasyonu dört ayın sonunda yıllık yüzde 32,4’e getirdiler. Son dört aydaki enflasyon yüzde 14,6. Geçen sene bir miktar enflasyonda bu sene ile kıyaslandığında, daha fazla düşüş olduğu için bir yıllık enflasyona yüzde 2,5 olarak yansıdı. Ancak bu sene her ay üst üste binen enflasyonlar büyük bir tehlikeye dikkat çekiyor. Yüzde 14,6 ile bir yılda hedeflenen yüzde 16’lık enflasyonu dört ayda tüketmiş, dört ayda oraya ulaşmış noktadayız. Bundan sonra enflasyondaki her artış kar topu gibi büyüyerek fiyatları daha yüksek, maaşları daha yetersiz bir hale getirecek. Bir aylık enflasyonumuz, nisan ayı enflasyonumuz yüzde 4,2 olarak gerçekleşti. Yani dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazla. Hani diyorlar ya ‘Enflasyon bütün dünyada sorun’, dünyadaki 100 ülke bir yılda bizim bir ayda yaşadığımız enflasyondan azını yaşıyor. O yüzden dünyanın gelişmiş ülkelerinde böyle bir sorun yok. Kaldı ki işsizlikte Avrupa birincisiyiz, yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz, yüksek faizde Avrupa birincisiyiz, yoksullukta Avrupa birincisiyiz, gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının 113 bin lira olduğu bir ülkede 28 bin liraya ev geçindirmeye çalışan emekçilerin, 20 bin liraya hayatta kalmaya çalışan emeklilerin ülkesindeyiz. Bu enflasyon dört ay önce verilen emekli aylığından, 20 bin liradan 3 bin lirayı aldı götürdü bile. Bu enflasyon 28 bin lira olarak ilan edilen asgari ücretten 4 bin lirayı aldı götürdü bile. Ve iğneden ipliğe her şeye zam geliyor, gelmeye de devam ediyor. En önemli sorunlardan bir tanesi de birazdan çiftçilerimizden bahsederken bahsedeceğim. Gıda enflasyonu. Dünyanın 17 katı bir gıda enflasyonu ile boğuşmak durumundayız.”</p>

<p><strong>“HERKESİN EVLADI KENDİNDEN DAHA FAKİR”</strong></p>

<p>“Bunu Rize’de söyledim, gençler hem beğendiler, hem hak verdiler, hem de çok tekrar ettiler. Bu ülkede eğer anneden ve babadan miras kalmıyorsa, artık kendi emeğiyle çalışan bir gencin mesleği ne olursa olsun çok istisnai durumlar ya da yurtdışına gidenler hariç, mesleği ne olursa olsun; öğretmen olsun, memur olsun, asgari ücretli olsun, uzman çavuş olsun, özel sektörde çalışan biri olsun, mavi yakalı, beyaz yakalı olsun. Çalışan birinin çalışarak bir araba alması, bir ev alması mümkün değil. Onların anneleri babaları ikisi de çalışıyorsa beş yılda arabayı alıyorlardı. 10 yılda bir ev bir araba sahibi oluyorlardı. Hiç olamayan emekli ikramiyesiyle alamadığı evi alıyordu, başını sokuyordu. Öyle bir dönemdeyiz ki; anneden babadan miras değilse ev hayal, araba hayal. Öyle bir dönemdeyiz ki; hepimizin bu salondaki herkesin, evlatları kendinden daha uzun boylu, babalardan daha yakışıklı, annelerden daha güzel. Ama ilk kez yaşıyoruz ki herkesin evladı kendinden daha fakir. Herkesin evladının geleceği kendi geleceğinden daha karanlık. İşte bu karanlığı yırtıp atmak, bu umutsuzluktan gençleri kurtarmak, dünyadaki gençler nasıl umutla bakıyorsa yarınlarına öyle bir Türkiye inşa etmek, evlatlarına dünyanın öbür ucunda değil, öz vatanında hayal kurdurmak için bir kez daha iktidara talibiz. 47 yıl sonra bir kez daha ve 100 yıl önce olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisi.”</p>

<p><strong>“‘SEPETE EKLE’ DEYİNCE, AKPDEN.COM ‘DUR BAKALIM’ DİYOR” </strong></p>

<p>“Bu kara düzende en büyük haksızlıklardan biri, vergi sistemi. Geçen hafta tanıtmıştım. Bayağı da alkış almıştı. İlgi vardı. ‘akpden.com.’ Bizim ‘akpden.com’da geçen hafta biliyorsunuz 1,2 milyon liralık bir araç her şeyiyle, yurtdışında üretilmiş, bir sürü masrafı, maliyeti var. Firmanın acayip kârı var, üretildiği ülkenin o işten aldığı vergi var, Türkiye’ye satılıyor ve 1 milyon 200 bin liralık bir araç, Türkiye’ye gelişi 1 milyon 200 bin, ama vatandaş almasına giderken 2 milyon 750 bin lira alıyor. Araç 1,5, vergisi 1 milyon 550 bin lira, her çeşit vergisi. KDV’si, ÖTV’si, bandrolü. Bu sefer gençler, bu renk hem AK Parti’nin rengi, hem o meşhur telefonun lansman rengi. Bu telefon 65 bin 400 liraya Türkiye’ye geliyor. Bu telefon dünyanın en büyük teknoloji firması tarafından, dünyanın altı kıtasında çalışan on binlerce çalışanının katkılarıyla, emekleriyle, yüksek teknolojiyle, içinde kullanılan değerli metallerle, onunla, bununla ve şirketin ilan ettiğine göre yaklaşık 15 bin lira da karıyla bu fiyata geliyor. 65 bin lira. Sepete eklemeye kalkıyor bizim gençlerimiz. Sepete ekle deyince ‘akpden.com’da, ‘Dur bakalım’ diyorlar. ‘Öyle hemen sepete ekleyemezsiniz. Bu telefonu kullanacaksın bunda Kültür Bakanlığı’nın payı var, yüzde 1, 654 lira ona. Yüzde 12 TRT bandrol ücreti var. 7 bin 900 lira. ‘Ne alaka?’ deme. Belki açacaksın oradan TRT’yi izleyeceksin. O yüzden TRT android ücretini vereceksin ondan sonra telefonuna ereceksin. Yüzde 20 KDV, 22 bin 194 lira. Bunların hepsine birden yüzde 50 ÖTV daha, 36 bin 990 lira. Vergiler toplamı 67 bin 764 lira. Telefon 65 bin lira, vergisi 67 bin lira. Ya var ya, dünya devi o şirketin, hepinizin bildiği o yarım elmalı şirketin, her şeyi yapıp kârını da edip yüksek teknoloji dediği yerde 65 bin liraya gelen telefona, bizimkiler oturdukları yerden 67 bin lira vergi koyuyorlar. Genç arkadaşım bu telefonu almaya kalksa 133 bin 164 lira ödüyor. ‘akpden.com’. Telefon 65 bin lira, AKP’den aldığında 133 bin lira. Gönder AKP’yi, alırsın bu fiyata.”</p>

<p><strong>“SİTEYE ERİŞİM ENGELİ GETİRDİLER”</strong></p>

<p>“Tabii akıl almaz bir şey, Allah onlardan razı olsun. Bu siteye erişim engeli getirdiler. Birazdan aynısı hangi sitelere erişim engeli getirmediklerini söyleyeceğim. Bu siteye erişim engeli geldi. Saatler içinde, bir gün içinde. Halen daha girilebilen bilgisayarlar var, birçok başka başka numaraları varmış bu işin. Girilemeyenler var. Giren için ‘akpden.com’ giremeyen için ‘akp2den.com.’ Onu kapatırlarsa, inadına ‘akp3ten.com, akp4ten.com.’ Hadi engelle bakalım. Ama bu siteye erişim engeli geldi. Şimdi girseniz 10 kişiden dokuzu giremiyor, yarın 10’uncu da giremez. Erişim engelinin gerekçesi: Milli güvenliğe tehdit. Ulusal çıkarlara ve milli güvenliğe tehdit. Bu ne biliyor musunuz arkadaşlar? Erişim engelini burada savunuyorlar. Diyorsun ki ‘Partizanlık yaparsınız. AK Parti’nin işine gelmeyen siteyi kapatırsınız, işine gelen sitede ne haysiyetsizlik olsa ellemezsiniz. ‘Yok, bak gerekçe yazalım’ diyorlar. ‘Milli güvenlik, milli menfaatler ve milli güvenliğin tehdit altında olduğu durumlarda biz bu kadar hızlı davranacağız’ diyor. O yüzden ancak o gerekçeyle kapatabiliyor. Cep telefonundaki vergiye isyanı, milli güvenliğe tehdit görüyorlar. Yazıklar olsun sizin gibilerin milliyetçiliğine de, olmaz olsun sizin getireceğiniz güvenlik de. Bir devlet, bir partinin bu kadar organı haline getirilirse, daha biz buna ne söyleyelim.”</p>

<p><strong>“60 BİN LİRALIK ÜCRETTEN 138 BİN LİRA VERGİ KESİLİYOR”</strong></p>

<p>“Ayrıca biraz önce söyledim bugün Türkiye’de bizi izleyen, dinleyen, beyaz yakalı, mavi yakalı, mühendisler, teknisyenler var. 60 bin - 70 bin - 80 bin lira maaş. Bir asgari ücretliye baktığınızda çok büyük maaş gibi görünüyor. Ama bu kişilerin dünyada emsallerinin, bu kişilerin dünyadaki mevkidaşlarının, meslektaşlarının aldıkları maaşlarına bakınca dörtte bir maaşlara çalışıyorlar ve üç katı fazla çalışıyorlar. Üç katı da pahalı bir ülkede yaşıyorlar. 60 bin lira ücret alan bir işçiden, 138 bin lira yıllık vergi kesiliyor. İki maaş oraya gidiyor. 70 bin lira maaş alan bir teknisyenden, 180 bin lira, 2,5 maaş yılda vergi kesiliyor. 80 bin lira maaş alan bir mühendisin, 235 bin lirası, yılda üç maaşı vergiye gidiyor. Ama AK Parti ne yapıyor? AK Parti, yeni bir vergi barışı getiriyor. Yeni bir varlık barışı getiriyor. Nedir? Dışarıda paran varsa, nasıl kazandığını sormadan uyuşturucu mu, insan kaçakçılığı mı, silah kaçakçılığı mı, tehdit mi? Nasıl kazandıysa kazan, yüzde 5’inden biraz azını verirsen bize, parayı getirirsin Türkiye’de istediğini yaparsın. Geçen hafta söyledim. Uyuşturucu baronunu yakalamışlar, ‘Varlık barışından yararlandım geldim’ diyor. Öbür uyuşturucu baronu, ‘Daire aldım, geldim. Çünkü varlık barışı Türk vatandaşlarına aitmiş’ diyor. Türkçe bilmiyor. ‘250 bin liraya daire aldım, daire verdiler. Yararlandım, parayı buraya getirdim’ diyor. Sonra o baron torbacıları, torbacıların üstündeki dağıtıcıları o paralarla finanse ediyor, evlatlar zehirleniyor. Öbürünün kurduğu motosikletli suç çetesi, 14 - 15 yaşındaki yoksul çocuğu TikTok’tan, oradan buradan yakalayıp ailesine bakmayı taahhüt edip, kendine içeride bakmayı taahhüt edip, ona bir kimlik, silah verip örneğin Adana’nın iş adamlarını sıradan tehdit ettiriyor. Sonra birer kurşun ettiriyor. Parayı ödemeyeni infaz ettiriyor. Sonra 14 yaşında o çocuk diyor ki, ‘Benim yaşıtlarım babasının eline bakarken, bana abiler -yani çete- içeride bana, dışarıda babama bakıyorlardı’ diyor. İşte AK Parti’nin Türkiye’ye dayattığı kara düzen budur. O dışarıdan hesapsız gelen uyuşturucu parasının ya da çetelerin paralarının nereleri finanse ettiği buradadır. O Ahmet Minguzzi’yi bıçaklayıp da, içeride anasına diklenenlerin, anasını - babasını tehdit edenlerin aldığı cesaret, kirli paradandır, AK Parti’nin onların önüne açtığı kara düzendendir. AK Parti’nin kara düzeni yıkılmadan hiçbir sorun çözülmez.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“DİYANET, KURBAN KESİM BEDELİNİ 21 KAT ARTIRMIŞ”</strong></p>

<p>“Gelelim Kurban Bayramı’na. AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 257 liraydı. En düşük emekli maaşı. Ve iyi bir koç, 150 liraydı. Böyle tuttuğunda ele gelecek koçu 150 liraya alıyordun, emekli maaşı 1,5 koç alıyordu. Bugün aynı iyi koç 45 bin lira, en düşük emekli maaşı 20 bin lira. 1,5 koç alan emekli, yarım koç alamayan, iki emekli birleşse bir kurbanlık alamayan duruma geldiler. AK Parti iktidara geldiğinde asgari ücret emekli maaşından düşüktü ve 187 liraydı. İyi bir koç, 150 liraydı. Bir asgari ücret, bir kurbanlığın fazlasını alıyordu. Bugün asgari ücretli kurban almaya gittiğinde, elinde 28 bin lira var, kurbanlık 45 bin lira. Ve gelelim emekli ikramiyesine. Niye? Çünkü şöyle; 2015 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ‘Her emekliye bir maaş ikramiye’ demişti. AK Parti ‘Veremezsiniz’ dedi, MHP ve o günkü BDP bugünkü DEM, ‘Biz de vereceğiz’ dedi. 7 Haziran’da emekliler AK Parti’yi iktidardan ettiler. 1 Kasım’a giderken o kaotik süreçte ‘Biz de vereceğiz’ dediler. 2015’te verilen söz, seçim yok ya, 15’te unutuldu, 16 - 17 unutuldu. 2018’in seçimden önceki Kurban Bayramı’nda ilk kez tutuldu. Ve biz itiraz ettik, ‘Bir maaş verin’ dedik. Bir maaş vermediler ama bin lira verdiler. O zaman maaşın yüzde 66. Ama bugün işte o gün. Hani dedim ya iyi bir koç. Emekli ikramiyesi bin liraydı ve bir koç alıyordu. O gün bin lira olan emekli ikramiyesini, geçen hafta duydunuz Bakan ‘Bu bayramda da artış yok’ dedi, Ramazan’da da vermedikleri gibi. 4 bin lira olarak verecekler. 2018’de bin liraydı, şimdi 4 bin lira ve ‘Artmayacak’ dediler. 2018’de bir koç alan bin lira, 2026’da bir but alıyor, emekliler alabilirse. Bu emekli ikramiyesiyle sadece sekiz yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi sayesinde, AK Parti’nin zorla verdiği, bir koç parası verdiği ikramiye, bin liraydı ikisi de. Şimdi koç 45 bin lira, ikramiye 4 bin lira. Ve buradaki hesap, en basit hesap 21 kat ararken kesim bedeli, yani koçu gidip de buradan almazsan, Diyanet İşleri’nin sitesine girersen, onlar da kesim bedeli kabul ediyorlar. Ve kurbanı onları bırakıyorsun. 2018’de Diyanet İşleri’ndeki kurban kesim bedeli 850 lira. İkramiye bin lira. Gidip koçu alıyor ya, Diyanet İşleri’nde de 850 liraya kesiyorlar sana. Bu sene Diyanet İşleri kesim bedeline 18 bin lira demiş. 21 kat artırmış. O Diyanet İşleri Başkanı’nı atayan bu hükümet, ikramiyeyi sadece dört kat artırmış. Sekiz yılda 21 kat artan Diyanet İşleri’nin hesabı, dört kat artan emeklinin ikramiye hesabı. Bu duruma getirdiler.”</p>

<p><strong>“ER VE SÜT KURUMU UCUZ ET-SÜT SAĞLAYACAĞINA, 14 MİLYAR KAR ETMİŞ”</strong></p>

<p>“Kırmızı ette elbette bir krizin içindeyiz. Son beş yılda enflasyon yüzde 653 artarken, et fiyatları yüzde 1124 artmış. Burada ne geliyor akla? Akla hemen Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin protein destekleri, mandıraları, halk etleri ve orada eti yüzde 30 - 40 ucuza sattığı yerler geliyor. Ama yetişebilir mi? Yetişemez. Bir kilo veriyor ayda, bilemedin iki kilo veriyor. Kimseye yetişemez. Bitti mi, bitiyor. Onun için ne var devlette? Et ve Süt Kurumu var. Güya ucuz satacak. Ama biliyorsunuz, et ithalatıyla uğraşan başında genel müdürleri var. Ve 2024 yılı verileri açıklandı. 14,3 milyar lira kar elde etmiş Et ve Süt Kurumu. Biraz ucuz etin, sütün peşine koşan vatandaştan 14 milyar lira kar elde ederek kurumlar vergisinde 15’nci olmuşlar. Türkiye’nin en çok vergi veren 15’nci şirketi haline gelmişler. Millet ucuz et alacak diye. Senin işin kar etmek değil, senin işin et ithal edip bilmem ne yapmak değil. Senin işin Türkiye’de ucuza et ürettirmek, ucuza kesmek, ucuza ulaştırmak. Türkiye’nin 15’nci para kazanan kurumu haline gelenler, bugün görevlerini yapmayanlardır. Bugün iktidarın liyakatsiz atamaları sonucunda o kurumun başında olanlardır.”</p>

<p><strong>“GENÇLER BİR ASGARİ ÜCRETE TARLADAN KAÇACAKLAR”</strong></p>

<p>“14 Mayıs biraz önce söyledim, Çiftçiler Günü. Dünyanın en bereketli topraklarında yaşıyoruz. Ama gıda enflasyonunda Avrupa’da birinciyiz, dünyada beşinciyiz. Bizden kötü dört ülkenin biri işgal altında, biri Amerikan bombardımanında, bir tanesi yıllardır iç savaşla uğraşıyor. Bir tanesi de Arjantin. Arjantin, Güney Sudan, İran dışında gıda enflasyonu bizden yüksek olan ülke yok. Son 20 yılda, 23 milyon dönüm tarım arazisini kaybetmiş durumdayız. Tam Trakya kadar. Trakya’yı kaybettik tarımda biz. Trakya kadar tarım arazisini kaybettik. Ortalama çiftçi yaşı 58. AK Parti geldiğinde 37’lerdeydi. Yani gençler topraktan koptular, üç gençten ikisi ‘Asgari ücretli bir iş bulursam seneye tarlada çalışmam’ diyor. Bu hale geldik. Tehdidin boyutu burada. Öyle bir nokta ki ortalama çiftçi gelirdi 19 bin lira. En düşük emekli maaşından da düşük. 19 bin lira bir çiftçinin ortalama geliri. O yüzden 28 bin liraya sanayide çalışmaya razı, toprakta, işte Manisa’da, Adana’da, pamuk eken, Trabzon’da çay bahçesinde çalışan, Gaziantep’te fıstıktan ekmeğini çıkarmaya çalışan, Antalya’da güneyde narenciye ile uğraşanlar bir asgari ücrete koşa koşa tarladan kaçacaklar. Bir beka sorunundan bahsediliyorsa tam da burada var.”</p>

<p><strong>“BİZİM GARANTİMİZ SÜT ÜRETİCİSİNE VE TÜM ÇİFTÇİLEREDİR”</strong></p>

<p>“Diğer taraftan süt, yem meselesi. Bütün süt hayvanlarını kesime götürecek seviyelere gitti. Büyük kayıplar yaşadık. Öyle bir noktaya geldik ki artık çiftçi bu işin içinden nasıl çıkacağını bilemediği için ekmeyi - dikmeyi, hayvancılığı bırakıp kendini bir büyükşehirde bulabildiği ilk işe atmaya çalışıyor. Oysa bu olursa hem hepimiz gıda sorununu daha da derinden yaşayacağız. Hem fiyatlar artacak ve bu işleri asla normale döndüremeyeceğiz. Yılın ilk üç ayında bu iktidar faize 876 milyar lira ödedi, çiftçisine 60 milyar lira destekleme verdi. Çiftçiye 60 milyar lira veriyor. Faize 876 milyar lira veriyor. İşte AK Parti’nin kara düzeninin, AK Parti’nin Türkiye gemisini karaya oturtmasının ve daha da bu kafayla yüzdüremeyecek olmasının en temel sebeplerinden biri bu. Kendi çıkardıkları kanun ‘Yüzde 1 destekleme’ der, gayri safi milli hasıladan ama bunlar bütçeye binde iki, beşte birini koyuyorlar. Vermeyi bırak, niyetine bile girmiyorlar. Parayı bütçeye koymuyorlar. Kendi kanunlarına aykırı bütçe yapıyorlar. Biz elbette öncelikle bu yüzde 1’i hemen sağlamayı, ayrıca çiftçi mazotunu ÖTV ve KDV’siz hale kanunla derhal getirmeyi, çiftçi borçlarının faizlerini silmeyi, anaparayı yapılandırmayı, planlı bir tarıma geçmeyi, çiftçinin ne ekip dikeceğini ve kaça satacağını bildiği bir düzeni kurmayı, elektrik ücretlerini aylık değil hasattan hasada eskiden olduğu gibi, AKP öncesi olduğu gibi tahsilatını mümkün kılmayı, çiftçinin üretimine ve hayvancının süt üretimine alım garantisi vermeyi partimizin programına koyduk; şimdiden taahhüt ediyoruz. AK Parti, ‘Parayı İngiltere’den bul ve getir. 25 yıllık gelirini sana bırakacağım. Her geçen arabanın parasını alacaksın. Geçmeyeninkini benden alacaksın’ diyen bir düzen kurdu. Otoyollara geçiş garantisi, köprülere geçiş garantisi, havaalanına uçuş garantisi, şehir hastanesine hasta garantisi veriyor. Yandaşı beşli çeteye, bilemedin sekiz - 10 zengine, kendi zengin ettiklerine. Onlara hiçbir garantimiz yok. Garantim o dur ki bizim garantimiz süt üreticisine, bizim garantimiz Türkiye’nin bütün çiftçilerinedir.”</p>

<p><strong>“SİYASİ HİKAYEMİZ İKTİDAR DEĞİŞİMİ UMUDUYLA GÜÇ BULUYOR” </strong></p>

<p>“Değerli arkadaşlar, bizim bu yeni siyasi hikayemiz; yani partinin Genel Başkanı’nın şahsında partinin kurumsal kimliğine, enerjisine, direncine, iktidar yürüyüşüne yaptığınız o bitmeyen alkışlar var ya, o bizden güç alan ve bize güç veren enerjiniz var ya, o Rize meydanına sığmayıp taşanlar, Rize’den ‘Artık iktidar değişsin’ isyanını yükseltenler var ya, işte bu yeni bir hikaye bu iktidarın değişim umuduyla kendine enerji buluyor. 2023’teki büyük üzüntüden sonra büyük silkiniş, değişim, onun yarattığı enerji ve dört ay sonra gittiğimiz yerel seçimlerde elde edilen büyük zafer... Ege’nin bir tane ilini bile bir başka partiye bırakmadan kazanılan bir zafer. Türkiye’de nüfusun yüzde 65’ini kazanan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir siyasi partiye, AK Parti dahil, nasip olmamış bir zafer. Nüfusun yüzde 65’i ve ekonominin yüzde 85’ine Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin hizmet etme imkanı. 47 yıl sonra gelen birincilik ve buradan iktidara doğru çıkılan yürüyüş… Birinci yıl dönümü daha gelmeden bütün ölçümlerde yüzde 45 ile seçilen ortalama belediye başkanlarının yüzde 58 - 59’luk beğenileri. Kimi illerde; Ankara’da, Mersin’de, Denizli’de, Manisa’da yüzde 70’e varan vatandaş memnuniyetleri… İstanbul’da ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’ diyenin İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazanacağını görmesi ve bu noktada başlayan Cumhuriyet’in bir sonraki hükümetine mevcut hükümetince, Cumhuriyet’in bir sonraki Cumhurbaşkanı’na mevcut Cumhurbaşkanınca girişilen darbe girişimi… Bir yıldan fazladır her gün saldırı altındayız, her gün. Sonrasında saldırılar adayımızdan, başkanlarımızdan, bürokratlarımızdan yani Türkiye’yi yönetecek kadrolardan partimizin kurumsal kimliğine döndü. Partimize kapatma davası açacak hadsizliğe kadar, İBB davasının iddianamesiyle bir CHP’ye kapatma davası yollama ya da üstüne yapılan üç kurultaya, sıfırdan yapılan bir kurultaya rağmen açılan bir butlan davasına, mahkemenin kale almamasına rağmen istinafta diri tutulmaya çalışılan bir tehditle birlikte partiye yöneltilen bir büyük taarruzla karşı karşıyayız.”</p>

<p><strong>“‘NE YAPTIYSAM EKREM’E DEĞİL, AK PARTİ’YE YAPTIM’ DEDİ”</strong></p>

<p>“Bunlar daha önce yaşanmamış şeyler. Ama öyle bir noktada ki yaşananlar; ‘Ne için bunlar yaşanıyor, nasıl yaşanıyor, neler planlanmıştı da buralara gelinmişti?’ O açıdan birazdan başka yerlerde, başka şeyler söyleyeceğim. Ama bugün ortaya öyle bir şey çıktı ki… Ankara’dan yeniden yollanan, hakimken bütün siyasi kararları veren ve Anayasa Mahkemesi’nde bir çoğu oybirliği ile bozulan birisinin İstanbul’a gittiğindeki planı. ‘Kişi kendinden bilir işi.’ Ona demişler ki ‘Billboard varsa yolsuzluk yapıyorlar’, ‘Hafriyat varsa yolsuzluk yapıyorlar’, ‘Reklam varsa yolsuzluk yapıyorlar.’ ‘Nereden bildin?’ ‘Bilirim ben o işi.’ Kişi kendinden bilir işi. O yüzden ‘Para alıyorlar, bu paraları kasalara koyuyorlar, kasaları akrabalarının bahçelerine gömüyorlar.’ ‘Nereden bildin sen bu işi?’ Kişi kendinden bilir işi. Geldiler, bahçeleri kazdılar, kuyulara indiler, evleri bastılar. Hiçbir yerde hiçbir şey bulamadılar. Kör kuruş bulamadılar ama ilk başladıklarında, ‘560 milyar lira yolsuzluk’ diye anlattıklarında, ‘En büyük kısmı hafriyat ve bu işi yaptıkları yer Cebeci Hafriyat’ dediler. Allah Allah… İlk duyduğunda Ekrem Başkan dedi ki ‘Oranın bizimle ne ilgisi varmış?’ ‘Bizimle ne ilgisi var?’ diyor. Orası Enerji Bakanlığı’nın yeri. Döküm muvafakatnamesini o veriyor. Ayrıca denetimi onun sınırları içinde olan AK Partili belediye yapıyor; Sultangazi. Ayrıca bir protokol var. Bizim büyükşehir olarak hakkımız var. Dökülen hafriyattan bir şey alacağız; yüzde 10 bize. Enerji Bakanlığı, yüzde 20 bize olacakken yüzde 10’u valiliğe vermiş. Yüzde 10 da Cebeci Hafriyat’tan valilik alıyor. ‘Ben anlamadım neler oluyor? diyordu, ‘Hele bir iddianame çıksın. Hele bir çıksın.’ İddianame çıktı. Durdu, durdu bugüne geldi. Bu arada Cebeci Hafriyat’ın ortağı, daha doğrusu Cebeci Hafriyat alanına döküm yapan kişi Murat Gülibrahimoğlu, AK Parti’nin önceki il başkanının, seçim günü il başkanı olan kişinin ortağı. Yani buz gibi AK Partili bir arkadaş. Buna bir plan kurmuşlar. ‘Bu işten bir iftira atacaksın, etkin pişmanlıktan yararlanacaksın. Sana mallarını öbür türlü çökeriz ve vermeyiz. Ama sen Ekrem’e bir yalan uyduracaksın. Biz buraya kaçak döküm yapıyorduk…’ Rakam şöyle çıkıyor; iddia etmeye çalıştıkları vaktiyle, şimdi yapamadıkları: Günde beş bin fazladan kamyon. İstanbul’dan Kocaeli’ne kadar. Uydudan görünür. Adam bu sırada yurtdışında oluyor ve bu iftiraları atmak yerine doğruları söylemeye başlıyor. ‘Benim CHP ile ne işim var? Benim ortağım AK Parti il başkanı. Benim her sahip çıktığım şey AK Partili. Ben AK Partiliyim. Ne yaptıysam Ekrem’e değil, AK Parti’ye yaptım’ diyor.”</p>

<p><strong>“BUNU DA İÇİŞLERİ BAKANIMIZA EMANET EDİYORUM”</strong></p>

<p>“Bugün bu kıymetli Murat Gülibrahimoğlu, Kuzey İstanbul Modern İnşaat, Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin sahibi. Cezaevine sokulamadığı, canıyla, malıyla, evladıyla tehdit edilemediği ve yurt dışında olduğu için itirafçı yapılamamış. Ama kendisinin şirketindeki birisini alıp, itirafçı yapmaya çalışmışlar. Ama bakın bugün ne çıktı ortaya? Ekrem İmamoğlu, Sayın Toruner’e soruyor. O şirkette çalışan bir muhasebeciye. Şirketin dökümleri çıkmış. Güya oradan bize atılacakken, Ekrem Başkan yakalamış ve soruyor. ‘Vergi inceleme raporunuzda 44 milyon liraya yakın market kartı alışverişi görüyorum’ diyor. Var ya BİM, işte ŞOK, o - bu, A101; üç harfliler. ‘Savcı bizim arkadaşlarımızı market kartı dağıtıyoruz diye ağır suçluyor. Tutuklu tutuyor. Birçok arkadaşım savunma yapmak zorunda kalıyor. Siz bu 44 milyon liralık market kartlarını nerede kullandınız?’ Çünkü bizi suçluyorlar ya ‘Rüşvet olarak aldınız’ diye. Yener Toruner: ‘Kamu kurumlarına, AK Partili belediyelere, AK Parti teşkilatına verdik.’ Soru: ‘AK Parti teşkilatı derken, tam kurum söyleyebilir misiniz?’ Cevap: ‘AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’na teslim ettik.’ Soru: ‘CHP’ye verdiniz mi?’ Ekrem Başkan soruyor. Cevap:... Kendi Cumhuriyet Halk Partili herhalde. ‘Gönlümden geçmedi değil ama keşke verseydik, hepsini AK Parti’ye verdik.’ Bitti sanmayın. Ayrıca elimde bir şey var. Ne zaman gitmişti Akın Gürlek? Ekim 2024’te. Kasım 2024’te Kuzey İstanbul Modern İnşaat Sanayi, yani bu firma dört araç tahsis etmiş. Kime? 34 MIU 211, 212, 230 ve 209 plakalı araçlar. Skoda SuperB. Nereye? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na. Soruyorlar; ‘Bu araçları kime verdiniz?’ ‘Akın Gürlek’e verdik.’ Hani denir ya. Yahu savcılıklar alır, belediyeden alsa alır da. 19 Mart operasyonunda yakalama çıkardığı, hafriyat işinden Ekrem Başkan’ı iftira attırmayı planladığı firmadan, ‘Dört araç getir bakayım’ diyor. Getiriyor. ‘Araçların ikisini İstanbul’da kullanıyordu Akın Bey, ikisini Ankara’da’ diyor. Ha derler ki ‘Nereden bileceğiz?’ Denemesi bedava. İçişleri Bakanı’nın bir talimatıyla yapılır. Bu plakalı araçlar, plaka tanımadan, EDS’den nerede? Ama benim elimde kolayı var. Bu plakalı araçların Ankara’da yediği cezalar var Akın Bey’i taşırken. Ceza tutanağı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı diye verilmiş, Ankara’ya zırt pırt gelindiğinde binilmiş. Akın Bey içindeyken ceza yenilmiş. Bunu da İçişleri Bakanımıza emanet ediyorum.”</p>

<p><strong>“BİR ARAÇTAN BAŞKANIMIZ İÇERİDE, KURUM’UN AJANSINA 50 MİLYON LİRA YATMIŞ” </strong></p>

<p>“Yanlış anlamayın, Bu firma Ekrem Başkan’a iftira atacaktı. Ondan arabalar alınmış, kartlar alınmış, AK Parti’ye verilmiş. Ayrıca bu firmada kişi ifade verirken, böyle kayıyor ya MASAK raporu ya da vergi inceleme raporu ya da banka ekstresi. Savcı gösteriyor. Orada bir yere daha geliyorlar böyle, tık. 41 milyon 666 bin lira. ‘Bunu da söyleyeyim’. ‘Onu geç, onu biliyoruz’ diyor savcı. Neyi geçmişler? 41 milyon 666 bin lira nedir? Üstüne KDV konunca 50 milyon lira olan bir tutardır. KDV tarhiyatından dolayı o düşülür. KDV alacağı var ya firmanın, ödediği paradan düşülüyor. 50 milyon lira. Kime ödemiş? Orada yazıyor. ‘Geç onu’ diyor savcı, ‘Biliyoruz.’ Neyi biliyor biliyor musunuz? Kalyon Ajans’a ödendiğini biliyor. Ne zaman? 16 ve 23 Mart; seçimlere iki hafta ve bir hafta kala. Murat Gülibrahimoğlu’ndan, bu firmadan Kalyon Ajans’a. Kim Kalyon Ajans? Murat Kurum’un İstanbul’daki büyükşehir kampanyasını yapan ajansı. Şimdi bizim bir belediye başkanımıza, aday gösterilmeden önce ilçeye verilmiş bir sesli aracı bir ay kullandı diye, bunu aday olduğu, memur olmadığı günden rüşvete sokup; arkadaşımızı sekiz - dokuz aydır iddianamesiz içeride tutuyorlar. Koca bir seçim kampanyası, 50 milyon lira Murat Kurum lehine Kalyon Ajans’a yatıyor. Bir tweet attı ‘İftiradır.’ ‘Biz ‘İftiradır dediğinizde, kanıtını çakacaksınız alnımıza’ diyoruz, gösteremiyorsun. Oysa mahkeme kayıtlarında var Kalyon Ajans’a ödenen para. İşte o yüzden ben Murat Kurum’a soruyorum ya, Akın Gürlek’in 16 tane tapusu var. Aha da burada ID numaralar var. Dördü aktif, üstünde dördü, 12’sini elden çıkarmış, aktifini açıp gösteriyor. Oysaki Murat Kurum bu ID’leri girince hangi tarihler arasında Akın Gürlek’te olduğu belli. Ama susuyor ya söyleyemiyor ya. Çünkü kampanyaya paranın nereden yattığını Akın Bey biliyor. Ekrana gelince ‘Geç onu, biz biliyoruz’ diyor. AK Parti olunca dokunmuyorlar. Eğer ilçeye verilmiş bir sesli araçtan rüşvet çıkaranlar, buradan tarihin en büyük rüşvetini, en büyük zimmetini örtbas etmeye çalışıyorlarsa; daha çok çok iki yıl edersiniz. İki yıl sonra bu millet çatır çatır soracak bunların hesabını. Çatır çatır. Ayrıca buradan söyleyeyim. Daha önce söyledim, bir de buradan söyleyeyim. Bu tapuların, bu ID’deki tapuların 16’sını da Murat Kurum bildirmiş zaten. Nereye biliyor musunuz? Yanlışlıkla. Maliye Bakanlığı’nın bir genelgesi var. Gelir, vergi kaçakçılığını önleme, kamu kurumlarının vergilerini artırmak için. Orada diyor ki ‘Birisi tapuda işlem yapar belediyeye gidip başvurmaz. Belediye de ondan vergisini alamaz. Sonra da satar bilmem ne yapar. O yüzden siz mutat aralıklarla, üç ay, altı ay, tapudaki değişiklikleri resmi yazıyla ilgili belediyelere bildirin.’ Çevre Şehircilik Bakanlığı genelgeye uygun şekilde, Sayın Akın Gürlek’in 16 tapusunu da Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki belediyelere bildirmiş zaten. Aha buradan söylüyorum. Murat Kurum çık ve ‘Bu tapular hiçbir zaman Akın Gürlek’in üzerinde olmadı’ de. Ben de sana şunu söylüyorum. Üzerinde oldu, 19 yıllık hakim savcı, ki başka şeyden gelir elde etmesi yasak. 190 yıl maaş alsa biriktirse alamayacaklarını ve fazlasını Senfoni’den, 98 milyon duruyor, yalanlamadılar. Öbür taraftan Emlak Konut yalanlamadı, duruyor. Onlar da tapusu alınmak üzere sözleşmesi yapılmışlar. Cumhuriyet tarihinde değil, Anadolu’da devlet kurduğumuz günden bugüne, kurduğumuz bütün Türk devletlerinin en büyük zimmet, irtikap ve yolsuzluğunun üstünü kapatamazsınız, eninde sonunda hesabını vereceksiniz. Eninde sonunda.”</p>

<p><strong>“FERDİ’YE İFTİRA ATACAKLARDI”</strong></p>

<p>“Şimdi gelelim beylerin nasıl iş gördüğüne, bir örnek vaka üzerinden. Ne yapıyorlar ya? Ekrem Başkan’a attılar iftira, bugün işte Cebeci Hafriyat’ta çıktığı gibi. Her iftiracının böyle koltuğun altına kaçtığı gibi ya da vazgeçip, beyanından vazgeçtiği gibi. Ona da yalan atıyor, ‘Vazgeçen yok’ diyor. Tıkır tıkır çıktı vazgeçenlerin listesi. Şimdi gelelim örnek bir vaka üzerinden, bir kişi nasıl alınır, tehdit edilir, zorlanır ve itirafçı yapılır. Bunu bir görelim. Örnek, maalesef Muhittin Böcek ve Böcek ailesi. Biz bu 16 tapuyu açıkladığımız gün, kendisine ertesi gün ‘Bir şey söyle’ dediler. Cep telefonuyla, titreyen elleriyle, göz içine bakamayan ruh haliyle dört tane aktif tapuyu, o an üzerinde olan aktif tapuyu, öbürlerini filtrelemiş. Gösteriyor. Üçünün de yanında üçgen var, o şu demek. Son üç ayda edinilmiş. Nereden? Şimdi laf lafı açıyor. Son üç ayda nereden edinilmiş? Mahall’den. Bir tanesi İzmir’de, ikisi Ankara’da. İzmir’dekilerden bir tanesinden bir topuklayan efenin izi çıkarsa şaşırmam. Bunu da bir kenara yazayım. O söylediğimi anladı. Son üç ayda denilmiş. Bunu bana söyleyen o kadar emindi ki; İzmir’deki Mahall’in kim tarafından kime verildiğine. O gözle oraya da bakacağız. Dört tapuyu gösteriyor. Göze bakamadan, basına bakamadan, yere bakarak. Dört tapuyu gösteriyor. Ve sonra diyor ki ‘Özgür Özel bu tapuları açıklarken iki şeyi var. Bir; asrın yolsuzluğunu örtmeye çalışıyor. Bir de kendisinin bir işi var. Muhittin Böcek itirafçı olacak, daha vakti var.’ 15 Ocak tarihinde. Tarihi veriyor ağzıyla, videosu var. ‘Manisa’da bir benzin istasyonunda baz çakışması var. Muhittin Böcek onu itiraf edecek. Özgür Özel o yüzden bunu yapmaya çalışıyor’ diyor. Sonra ne oldu? Tam bunu söyledikten sonra. Muhittin Böcek’in şoförleri, korumaları ve o gün yanında olanlar ifadeye alındı. Beklenmedik bir şey oldu. Beklediği şu. Muhittin Böcek orada baz vermiş, orada biri daha bizden biri baz verir Manisa’da. O kişiye yüklenirler, ‘Bu kişiye para verdi’ derler. Muhittin Böcek’in şoförleri, bulunulan mekanın kamera kaydı, her şey Muhittin Böcek’in oraya gittiğini, sonra Manisa’ya doğru tek başına hareket ettiğini gösteriyor. Bir şey gösteremiyor. O gün söylediği tutar 50 milyon Euro. Yani bir kamyonet para. Çantayla taşınacak gibi anlatılıyor, öyle ifade vermişler. Muhittin Böcek’in de önüne bu ifadeyi altı ay önce ben getirdiklerinde söylemişim, otobüsün üstünden. Koyup, ‘Özgür Özel’e verilmek üzere 50 milyon Euro.’ Sonra o gün 20 milyona düşürüyorlar. ‘‘Benzinlikte verdim’ diye imza at, çık kurtul’ diyorlar. Muhittin Böcek atmıyor. Bana, Cavit Arı’ya, kendisini ziyaret eden bütün milletvekillerimize bu belgeyi gösterdi. Altında İstanbul’daki bir savcının ifade imzasıyla getirmişler. ‘Bunu imzala kurtul’ diyorlar. Atmadı. Bakın ne oldu biliyor musunuz? Oradaki koruma polisinin cep telefonuna bir adres atıldığı ortaya çıktı. O adresi açıp kendileri gittikleri, kimseyle buluşmadıkları çıktı. Adresi atanın rahmetli Ferdi Zeyrek olduğu ortaya çıktı. Ferdi Zeyrek’in Muhittin Bey’e konum atıp, ‘Burada bekliyorum abi’ deyip kendi proje ekibiyle yedi kişi, onu getiren ve yanında projeyi anlatacak kişilerle bir, danışmanı ve proje anlatacak mimarlık ofisinde oturdukları, Manisa’nın aday ya Ferdi, Antalya deneyimlerinden toplu taşıma, hafif raylı sistem, ucuz su, halk ekmek çalıştıkları, sonra hep beraber Manisa kebabı yiyip vedalaştıkları, o kadar şahidin önünde hiçbir yalnız kalma olmadığı gitti. Oluverse, oraya Ferdi gidiverse, Ferdi’nin şoförü bunları almaya gidiverse… Manisa’nın hiçbirimizin dolduramadığı meydanları, sokakları cenazesi dolduran Ferdi kardeşimin ölmüş ya, Ferdi’ye iftira atarak, ‘Muhittin Böcek Ferdi'ye verdi paraları.’ Nasılsa Ferdi bir şey diyemez, Ferdi de o paraları Özgür’e verdi, ya da şurada kullandı burada kullandı deyip, Ferdi’ye iftira atacak zihniyet, tak diye kaldı.”</p>

<p><strong>“KAYITLARA BAKILACAĞINI BİLİYOR, 15 GÜNLÜK SÜRE VERİYOR”</strong></p>

<p>“Sonra ne oldu biliyor musunuz? Devlete emanet cep telefonundan Muhittin Böcek’in oğlunun ve gelinin, gelininin kaydettiği, eşiyle mahrem görüntülerinden bir tanesini kamuoyuna verdiler. Hatta dilim varmıyor ama bu iftirayı atan siteyi hâlâ engellemiyorlar. Ele geçirilmiş bir delinin bir sitesi var. Oradan gelininin aslında Muhittin Böcek’in sevgilisi olduğu, çocuğun Muhittin Böcek’ten olduğu, oğluyla evlendirdiği gibi iğrenç iftirayla bir video servis ettiler. ‘Devamı gelecek’ dediler. Biz de basından okuduk, Gökhan Böcek’in sinir krizi geçirdiği, ‘Tamam getirin ne istiyorsanız imzalayacağım’ dediği ortaya çıktı. O gün gittiler, avukatların tutanağı var. Savcıya demiş ki ‘Getir ne istiyorsan imzalayacağım.’ Savcı demiş ki, bu tabi Antalya Cumhuriyet Başsavcısı. ‘Bizim böyle bir usulümüz yok, biliyorsan anlatırsın.’ Sonra ‘Git sen bir düşün.’ Gitmiş. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Gökhan Böcek‘e itirafcılık için bir şans verilmesine, ertesi gün. Antalya’da yargılanıyorlar, İstanbul’da bir şey yok daha. Zuhal’i ama İstanbul’a götürmüşler. Orada bir ifade. Ama Allah şaşırtacak ya, Allah şaşırtacak ya, bunu namuslu bütün savcılar, hakimler hem dinlesin hem onlara minnetimi bilsin. Uzaktan bağlanıp da operasyon savcıları değil, bağlanamayınca bağlantı olmayınca, soruları yanlışlıkla hesap edilmedik bir şekilde Gökhan Böcek’e Antalya’dan bir normal savcı soruyor. Diyor ki, bakın Manisa’daydı ya 15’inde. 15 günlük bir tarih aralığı verip, yine 15’ini hedefleyen. ‘Ben gittim, bu paraları Cumhuriyet Halk Partisi'nin altıncı katında birinin söylediği birine verdim’ diyor. Şimdi bu kadar ifade verse yetecek. İstanbul’a yeter. Onlar siyaseten kullanacaklar. CHP’yi kirletecek, milletvekili kirletecek, partiyi, Genel Başkanı kirletecek. Savcı şunu soruyor. ‘Parayı nereden çektin? Bu kadar para çektin ya.’ Önce 50 milyondu, 20 milyondu, 1 milyona inmişler. Sırt çantasına sığacak tutar 1 milyon Euro arkadaşlar. Diyor ki ‘Ankara’ya nasıl gittin?’ ‘Uçakla gittim.’ ‘Parayı nereden çekti?’ ‘Para çekmedim. Eşten, dosttan topladım.’ ‘Sonra ne yaptın?’ ‘Uçakla gittim.’ ‘Seni uçağa kim bindirdi? Normal savcı soruları bunlar. Doğrulatacak ya, ya yalan atıyorsa. ‘Hatırlamıyorum.’ ‘Ankara’da uçaktan kim aldı?’ ‘Hatırlamıyorum.’ ‘Genel merkeze ne zaman gittin? Gününü söyle.’ ‘Bilmiyorum.’ Uçağı biliyor, gününü bilmiyor. Çünkü o tarihteki kamera kaydına ya da kayıtlara bakılacağını biliyor. 15 günlük bir süre veriyor. O sürede gelmiştir, gitmiştir diye hesap ediyor Ankara’ya. Baz vermiştir diye hesap ediyor. ‘Nasıl gittin altıncı kata?’ ‘Kapıya girdim, adını söyledim. ‘Altıncı katta dediler’.’ Bu yazıyor arkadaşlar ilk ifadede. ‘Çıktım.’ ‘Kime verdin?’ ‘Ben o ismi unuttum. 170 boylarında, erkekti.’ Bu kadar. ‘Peki senden parayı isteyenle konuştun mu?’ ‘Ben konuşmadım, o konuştu.’ ‘Bu kadar parayı verdiğin kişinin adını bilmiyor musun, teyit almadın mı?’ ‘Almadım. Uzaklaştım.’”</p>

<p><strong>“BİZ BUNLARI İSPATLAMAZSAK, O ÇOCUK İFTİRALARLA BÜYÜYECEK”</strong></p>

<p>“Sonra Muhittin Böcek’in ifadesi alınıyor. Muhittin Böcek’i okudunuz. ‘Adaylığımla ilgisi yok, partiye her zaman olan bağışlardı. Oğluma geniş zamanlı, ‘Parti bir şey isterse ver, demiştim. Genel Başkan, ‘Partimize sahip çıkın, maddi manevi arkasında olun kampanyanın’ demişti. Geniş zamanlı talimatım vardı geniş zamanlı aldı. Almış, götürmüş benim haberim yok.’ Çünkü Muhittin Bey’e mal varlığına el konulana kadar, kamyon muavinliği, otobüs şoförlüğü ile başlamış. Kendi çalışmasıyla dünya kadar servet yapmış, malına çöktüler. Torununa iftira attılar. Büyüyecek o çocuk, büyüyecek. Tarih önünde biz bunları ispatlamazsak o çocuk bu iftiralarla büyüyecek. AK Parti’nin kara düzenin bunlara iftira attırmak için yapmasıyla büyüyecek. Devletin kayıtlarına sokuyorlar bunları. Ve mal varlığına çökünce diyorlar ki Muhittin Bey’e, ‘Oğlunun ifadesini doğrula, mallarını geri al.’ Oğlunun ifadesini doğrulayacak ama ben Akın Gürlek’in tapularını açıklayıp da Akın Gürlek, ‘Muhittin Böcek iftiracı olacak’ dediğinde kendi el yazısı ile yazıp kendi web sayfasından yayınlamıştı. ‘Bakanı kandırıyorlar, 1 kuruş verdiysem adi, şerefsizim, ispatlamayan namussuz şerefsizdir’ diye. O zaman da bunları söylese çıkardı ama mal varlığına da çöküp çocuklarını bilmem ne yapıp, oğlunu çıldırtıp gelini alınca gördüğünüz gibi bir şey söylemiş. Muhittin Böcek’ten, Gökhan’ın dediklerinin, ‘İşte babamın talimatı ile değil ama geniş zamanlı söylemişti’ falan, günü çakıştıramıyorlar ya. Zuhal Böcek’ten ifade alıyorlar, ‘Kocamı uçaktan ben aldım.’ Ya karısı Ankara’da kendisi Antalya’da, nedense. Eşi onu alır, Genel Merkeze götürür de bunu hatırlamaz mı? ‘Tanımıyorum, hatırlamıyorum kimin aldığını. Biri aldı, hatırlamıyorum…’”</p>

<p><strong>“ANKET YAPTIRDIK, ERTESİ GÜN ADAY GÖSTERDİK”</strong></p>

<p>“Zuhal Böcek’in ifadesiyle Antalya’daki alınan normal ifadenin eksiklikleri giderilmeye çalışılıyor. Bunun üzerinden çıkmışlar utanmadan, sıkılmadan şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine, ‘Efendim aday olmadan önce, aday gösterilmemiş tam gösterilecekken para istenmiş.’ Muhittin Böcek de bugünkü ifadesinde dahi demiş. O gün DEM’e bir salon vermedi diye infial oldu. Adaylık açıklamasından çekildi. Çünkü Kürt seçmen kırıldıysa seçilemez diye. Yeni anket yapıldı. Anket gelmiş, 3,5 puan önde çıkmış, ertesi gün aday gösterilmiş. Elimizde. Ama o kadar salağız ki Muhittin Böcek’ten aldığımız parayı onun için anket yaptırmaya harcamış olabilir miyiz? Böyle bir çirkinlikle karşı karşıyayız. Bu bir örnek. Kişinin nasıl iftiracılığa zorlandığına ilişkin. Diğer taraftan büyük bir haysiyet cellatlığı… Özkan Yalım’ı, ilk gün dedik ki ‘Affetmeyiz, üstümüze sorumluluk ne düşerse, ne gerekiyorsa yaparız’, ilk toplantıda disipline verdik. Her parti gibi savunma süresinden sonra partiden attık. Kimi attıysan, ‘Atamıyorlar, Özkan Yalım’dan korkuyorlar’, attık. Özkan Yalım’a ‘Haydi itiraf.’ Onun yurt dışında 300 TIR, burada 300 TIR, firmasına çöktüler. ‘İtirafçı olursan vereceğiz’ dediler. Atılan laflara baksanız utanır insan. 14 yıl önce dayısını gece ameliyat ettirince annesi ‘Özgür’e hediye yapalım’ deyince Kıbrıs’tan çakma saat almış. ‘Takmam ben bunu’ demişim, ifadesinde var. Yok, Uşak’ta birisi yapıyor fason. ‘Al sana bunu getirdim’ demiş. Bunları söylüyor. ‘Ben Özgür Özel’e dokuz yıl önce kadın çantası verdim eşi için. Arkadaş arkadaşa. Bak bunu Türkiye’de benim arkadaş yapıyor, eşine’ demiş. Ondan iftira çıkarmaya çalışıyorlar. Dönüyor, dönüyor, en son; partiye araç alırken ‘Ben çok kamyon alıyorum, indirim yaptırırım.’ Normal bir filo indirimi. Parti arabanın parasını ödemiş. Önce ‘Araba aldı’ dediler. Aksesuarların parasını ödemiş. ‘Aksesuarları karşılandı’ dediler. O iç dizaynında ‘En iyi yeri ben biliyorum, ben yaptıracağım’ demiş. Bizi de ‘Ben hediye ettim partimin içine. Genel Başkan’ın aracını yapıyorum’ diye kandırmış. Ne zaman öğrendik? Yazışma yaptık. Kaç paraysa parti koca arabayı alacak da için bilmem neyini yaptıracak. Belediyenin üç aracıyla bir faturayı tek faturaymış gibi de söylüyorlar. İş ki bizim Özkan Yalım’dan almışız, almışız, arabanın iç dizaynını almışız. Onu da parti ödeyecek. Sanki kendi arabamızı almışız gibi de bir şey söylüyorlar.”</p>

<p><strong>“YAĞMA HASAN’IN BÖREĞİ GİBİ YAĞMALAYAN AK PARTİ’DİR”</strong></p>

<p>“Bakın şimdi bunları en çirkin video çıktığında ‘Nasıl anlatacağım bilemiyorum’ deyip yazan gazeteci var. Bugün de diyor ki… Kendinden bahsettiğimi biliyor, gazeteci ismi ifşa etmek istemediğim için söylemiyorum. Ailene yazık. Yoksa Devlet Bahçeli soy isminle neler söyledi sana buradan. Hiçbir şey yapmazsınız. Diyor ki ‘Özkan Yalım’ın iftiralarını yalanlamadılar.’ Her birisini teker teker söyledik, doğru olmadığının, ne olduğunu. Şu kadar ar varsa, şu kadar namus ve şeref kaldıysa birinizde. Bu Adalet Bakanlığı’ndan muhabirlere ayrı, haber müdürlerine ayrı, Ankara temsilcilerine ayrı gruptan ayrı kişilerden atılan, tek elden yönetilen, fosforlanan mosmorlanan, baskı yapılan ‘Haberimizi girmedi’ diye yapılanlara buradan söylüyorum bak. Bir arabanın içi haberimiz olmadan tek fatura firmaya biz yazdık. Kardeşim eğer bunu belediyeden ödedilerse söyle, ‘Biz Özkan Yalım ödedi biliyorduk’ diye. Şimdi burada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden AK Parti İstanbul İl Başkanlığı ve AK Parti Genel Merkezi’ne. Bakın birinci şahidim bu yüce çatının başındaki kişidir; Sayın Numan Kurtulmuş. ‘Opel Insignia, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ertan Kandemir.’ Burada teker teker yazıyor. Sayın Numan Kurtulmuş’a… Örneğin Belma Satır’a, örneğin gençlik kollarına… 56 tane araç sadece AK Parti’nin İl Başkanlığına ve genel merkezine. Numan Bey Genel Başkan Vekili iken. Bakın burada yazıyor; ‘Genel Başkan Yardımcısı.’ Burada yazıyor; ‘Vito, Mustafa Ataç, Genel Başkan Yardımcısı. Insignia, Ebubekir Demirkan, Genel Başkan Yardımcısı.’ Nakil verilen, kalıcı verilen, geçici verilen… Hepsini yazmışlar. Bu arabaları arabanın kendiyle, lastiğiyle, benziniyle, şoförünün maaşıyla. Bırak için dizaynını, her şeyiyle 56 tane arabayı. Sonra da seçim zamanında verilen makama ‘yeni başkanlık’ yazıyorlar. Yani ne biliyor musun? Sayın Başbakan aday oldu ya. Kim? Erzincan milletvekili. Binali Yıldırım. Binali Yıldırım’a tahsis edilen 20 araca da makam olarak ‘yeni başkanlık.’ Kesin seçim kazanıyorlar ya araç tahsis etmişler. Selvi boylum al yazmalım. Hani içinin bilmem nesine diyorsun ya. Bunların hepsine bir gün bir şey dedin mi? Bir şey diyecek misin, yarın yazacak mısın? Cumhuriyet Halk Partisi olarak belediyelerin kör kuruşuna tenezzül etmedik ve etmeyiz. Belediyeleri yağma Hasan’ın böreği gibi yağmalayan AK Parti’den beslenenlere söylüyorum. Eyy… Bununla, oradan bir yalan, oradan adamın malına mülküne çök, oğluna bir yalan, eşine bir bilmem ne ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin moralini bozacaklar, susturacaklar, bilmem ne yapacaklar. Hiç.”</p>

<p><strong>“ERDOĞAN O KIRMIZI IŞIĞI FARK ETMEMİŞ”</strong></p>

<p>“Sadece ve sadece günün güncel Zekeriya Öz’üne diyorum ki… Bunu da o yazarın bir öndeki sayfasında yazana. Şimdi itiraf etti, ‘Devletimizin başıyla makamımızın iletişimini şey yapıyor.’ Dediği şu; başsavcı iken Cumhurbaşkanı ile arasında kriptolu hat var. Kriptolu. Her bir operasyonu kendine söylüyor. Kriptolu telefonun bir özelliği var. Dinleyemiyorsun, kaydedemiyorsun ama bir özelliği daha var. Küçük bir şeyle kişi isterse, karşı tarafta da kırmızı ışık yanarak belirirse bu taraf kaydediyor diye, kendi kaydedebiliyor. O küçük küçük stickleri toplamış, bir banka kasasına istiflenmiş. Bu kadar iş ortaya çıkınca ‘Bana bir şey olmaz’ diyormuş. ‘Görüşmeleri hep kaydettim.’ Şimdiki telefonundan da her birinden, şimdi kriptolu kullanmıyor, her birinden kaydediyormuş. Sayın Erdoğan o kırmızı ışığı fark etmemiş. ‘Şunu yapayım mı?’ ‘Yap.’ ‘Bunu yapayım mı?’ ‘Yap’ diye. Öyle kayıtlar var ki Ekrem Başkanın bahçesinden 20 kasa altın bulduğu yalanını atmış ve Erdoğan’ı inandırmış. Çünkü ‘Bu iş sakata gidiyor’ diyorlar. Bu işte Türkiye siyaseti tehdit altındadır. Normal bir parti olarak devam edilecekse AK Parti siyaseti tehdit altındadır. Erdoğan ne durumdadır bilmem, Erdoğan’ın ailesi tehdit altındadır. Geçen seferki Zekeriya Öz kaçtı. ‘Kaçmam, uğraşanı pişman ederim’ diyen bir hadsiz başınızın belasıdır. Size bunu buradan söyleyeyim.”</p>

<p><strong>“NUMAN BEY BU MİLLETVEKİLLERİNİN NAMUSU SİZE AİTTİR”</strong></p>

<p>“Bu aziz milletin vicdanına sesleniyorum. Olmayacak işler yapıyorlar. Ölmüş insanların namuslarına; Ferdi’nin para alabileceğini söyleyecek, Gülşahımızın namusuna laf edecek kadar şuurunu kaybetmişler. O videoları yayınlayan o kişi, Akın Gürlek’in sosyal medya ekran yüzüdür arkadaşlar. Her şey oradan gitmektedir. Bugün görev, Meclis Başkanı’ndadır. Hepsi, bizim namusumuz, arkadaşların namusuna, benim çalışma arkadaşlarımın namusuna, benim aile hayatıma ilişkin bir deli karıyı çıkarıp o videoları çektirmektedirler. Akpden.com. Cep telefonunun vergisi milli güvenlik sorunu diye siteyi kapatanlar o siteleri kapatmamaktadır. AK Partili bütün milletvekillerine söylüyorum. Kendi grubunuzdaki kadın milletvekillerine yapılsa, namusu size emanet çalışma arkadaşlarınıza yapılsa, bunlar yayılsa ve öyle karşıdan ‘kıh, kıh’ bakılsa, AK Parti’de ‘Bunlar normaldir’ diyenler varsa onlar zaten ne AK Parti’de olsun, ne bu Meclis’te olsun, ne bu dünyada olsun, Allah onların belasını versin. Ama ben içinde vicdan kırıntısı olanları söylüyorum. Öyle bazı şeyleri duyunca ‘Ört ki ölem’ diyen Numan Bey’e söylüyorum. Bu milletvekillerinin namusu, haysiyeti size emanet. AK Parti siyasetine söylüyorum. ‘Kadınlar siyasette olsun’ diyenlere söylüyorum. Bu mu yapılır? Engelleme vermediğiniz sitelere konuşturduğunuz, her akşam Akın Gürlek’ten övgüyle bahseden, hepimize haysiyet cellatlığı yapanlara söylüyorum bunu.”</p>

<p><strong>“BU TEHDİTSE, DANİSKASINI EDİYORUM”</strong></p>

<p>“Şimdi sözün sonu. Saat 15 olur, gong çalar. Grup başkanvekili gider. Atatürk’ün partisini temsile geçer orada. O işi yaptım, ömrümde yaptığım en onur verici görevlerinden biriydi. Dokuz sene yaptım, tık demeden yaptım. Şu kadar partime laf getirmeden yaptım. Arkadaşlar o görevleri layıkıyla, bütün gayretleriyle yapıyorlar. O koltukta oturmuş bir isim ve benim bazen, ben o koltukta otururken yanımda yıllarca oturmuş birisi. Her televizyonda ‘Beni ustam yetiştirdi’ diyen birisi. AK Parti’ye ‘Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz, siz Trikopis’in askerleriniz’ deyince, benim ‘Dur Burcu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir partisine tamam rakip olabiliriz, düşmanlık görüyor olabiliriz. Ama ‘Yunan ordusunun partisi’ denmez’ diye susturmaya çalıştım. Her fırsatta ‘Siz Fesli Deli Kadir’in cenazesine gidenlerin partisisiniz, alçaklar.’ ‘Yapma Burcu’ dedim. İzmir kadın milletvekiline ‘Bunu öldürmezsem içime sinmeyecek’ deyince, ya da AK Parti grup başkanvekillerine küfürlerle saldırınca zor durdurduğumuz. ‘İskilipli Atıf’ın Partisi’ mi dememiş, oraya bir teğmen katılırken, ‘Sen Atatürk düşmanlarını seçtin, İskilipli Atıf’ı seçtin, Fesli Deli Kadir’i seçtin, Trikopisçileri seçtin. Sana sahip çıkan partini bırakıyorsun’ demiş. Şimdi daha önceki topuklayan efedeki gibi, ‘Ya AK Parti’ye katılacaksın, ya diğerleri gibi içeri atılacaksın da’ bir günde burada belediye başkanlarımızı ziyaret edip en güzel şeyler söylerken. Arıyorum ‘Dün size gelmiş’ diyorum. ‘O kadar mutluydu ki seni öve öve bitiremedi’ diyor. Çıkmış diyor ki, ‘Partide siyaset imkanım kalmadı.’ Seni bu koltuğa oturttum. Oralara oturttuk, buralara oturttuk. Miting yaptık, üç kere Afyon’da miting yapmışım. Seçimi kazanmış, ilk tebrike gitmişiz. Yeter ki Afyon’u tutsun diye. Diyor ki, ‘Geçmişi unutmadılar, beni koltuğumdan etmek için aday yaptılar.’ Aday yaparken ‘Afyon’u kazanamam, grup başkanvekilliğini bırakmayayım’ demiş. ‘Bırakma, kaybedersen yerin hazır ama sen kazanacaksın’ demişim. Önce ben inanmışım. Önce ben, sonra o. Geçenlerde annesi hastalanmış, annesi şimdi beni izliyordur. Takılıyorum teyzeye, ‘Kumandanın pilleri altı yıldır bitmiyordur’ diye. Sadece Halk TV açık. Her grubu ağlayarak izleyen, o 2 yaşındayken beri MS hastası olan, geçen sefer AK Parti’ye geçiyor söylentilerinde kaskatı kalan, sinir krizi geçiren teyzemi ben iki ay önce evinde ziyarete gittim. Elini öptüm, defalarca öptü beni. O anne ve oradan sonra beni yemeğe götürdü. Her seferinde övgüler, övgüler, övgüler. Şimdi diyor ki ‘Orada siyasi imkanım kalmadı.’ Son konuşmasında AK Parti grubuna diyor ki; ‘MS hastası anneme küfrettiniz, alkışladı bu AK Parti grubu’ diyor. Bekliyor ki yarın Afyon’a gidince onu Mustafa Kemal’in kurduğu partinin grubu değil, o annesine küfredeni alkışlayanların, bunun da ‘Gelin alın beni be. Yolsuz dediniz, rüşvetçi dediniz, dolandırıcı dediniz, teslim olmayacağım. Alın beni içeri be diye meydan okuduğu gruba gidiyor. Ve diyor ki ‘Özgür Özel beni tehdit etti.’ Ona sadece şunu dedim. Altı ay önceki gidişinde demiştim. ‘Şüphen kocandansa ayrılırsın, bu parti ailen olur sana sahip çıkar. Senin hırsız olduğuna inanmıyorum.’ O laf o. Bu sefer de dedim ki ‘Ey Burcu Hanım, iki yıl kolay geçmez ama çabuk geçer. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olunca, sakın gelip kapımızda yalvarma.’ Bu tehditse daniskasını ediyorum, daniskasını. Bu tehditse, daniskasını ediyorum. Hadi bakalım Cumhuriyet Halk Partisi tehditten yılanların, teslim olanların değil; hep birlikte ayağa kalkanların, iktidarlara yürüyenlerin partisidir. Bu partinin iktidar yürüyüşü süngünün üstüne yürüyerek başladı. Düşman kurşununa, açık yüreğiyle, göğsüyle yürüyenlerle başladı. Yürüyelim arkadaşlar. Kalanlar, arkada kalsınlar. İktidara yürüyoruz arkadaşlar.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozgur-ozel-turkiye-siyaseti-ak-parti-siyaseti-ve-erdogani-bilmem-ama-ailesi-tehdit-altindadir</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/ozgur-ozel-grup-toplantisi.png" type="image/jpeg" length="61567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çanakkale’de emekliler taleplerini yineledi: İnsanca yaşam hakkımızı istiyoruz]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/canakkalede-emekliler-taleplerini-yineledi-insanca-yasam-hakkimizi-istiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/canakkalede-emekliler-taleplerini-yineledi-insanca-yasam-hakkimizi-istiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Devrimci Emekliler Sendikası Çanakkale Şubesi, gerçekleştirdiği basın açıklamasında emeklilerin ekonomik ve sosyal taleplerini bir kez daha güçlü şekilde dile getirdi. Bayram ikramiyelerinin yetersizliği ve artan yaşam maliyetleri nedeniyle emeklilerin giderek daha zor koşullarda yaşam mücadelesi verdiği vurgulanan açıklamada, Çanakkale’den yükselen sesle “insanca yaşam” ve “adil gelir dağılımı” çağrısı yapıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Haber: Gizem Ay Okay / Çanakkale</strong></p>

<p>Devrimci Emekliler Sendikası Genel Merkezi tarafından ülke genelinde eş zamanlı olarak düzenlenen basın açıklamaları kapsamında, emeklilerin ekonomik ve sosyal haklarına dikkat çekildi. Çanakkale’deki açıklama ise sendikanın Çanakkale Şubesi tarafından Cuma Pazarı girişinde gerçekleştirildi. Basın açıklamasında, emeklilerin uzun süredir çözüm bekleyen temel talepleri bir kez daha kamuoyunun gündemine taşındı. Katılımcılar, bayram ikramiyelerinin artırılması, 8077 TL seyyanen ödeme alacaklarının ödenmesi, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunların giderilmesi ve intibak düzenlemesinin hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. Cuma Pazarı girişinde toplanan sendika üyeleri ve vatandaşlar, açıklama boyunca “Sermayeye değil emekliye bütçe” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları atarak taleplerine dikkat çekti.</p>

<p><img alt="Çanakkale’de Emekliler Taleplerini Yineledi" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/canakkalede-emekliler-taleplerini-yineledi.jpeg" width="1600" /></p>

<h2>“Emekliler açlık sınırının altındaki asgari ücrete bile ulaşamamaktadır”</h2>

<p>Sendika tarafından yapılan açıklamada, 2026 yılı başında verilen maaş artışlarının “tarihin en büyük yoksulluk reçetesi” olduğu vurgulanarak, “Kamu mallarının yağmalanması ülke kaynaklarının emeklilere emekçilere pay edilmemesi, her gün daha fazla açlık, sefalet yoksulluk penceresi demektir. Bu çürümüş düzeni topluma kader diye ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Ne yazık ki bayram ikramiyelerine yapılmayan zamlarda da sonuç aynı. Siyasi iktidar, sermayenin karlarını korumak ve bütçe açıklarını emekçilerin sırtından finanse ederek, ülkede yoksulluğun mimarı unvanına ulaşmış ve halkın sorunlarına kulağını çoktan tıkamıştır. Milyonlarca emeklilerin, yıllarca üreterek çalışarak vergi ödeyerek ülkenin kalkınmasına katkıda bulunduklarını devamlı aralıklarla dile getirmekteyiz. Emeklilerin insanca yaşam olanakları neredeyse hiç kalmamıştır. Bu koşulların yaratılmasın da yıllardan bu yana iktidarlar tarafından ülkenin gelir kaynakları sermayeye peşkeş çekilmiş, vergide ve gelirde adaletten, gelir dağılımında eşitlik ilkesine uyulmayarak hiçbir koşulda ülkenin emekçileri ve emeklileri haklarını alamamış, sıra gelmemiş ve harcamalarda önceliğe de alınmamıştır. Bugün emekli açlık sınırının altındaki asgari ücrete bile ulaşamamaktadır. Bayram ikramiyeleri yıllar içinde ciddi değer kaybına uğramış, bugün alınacak olan 4000 TL emekli ikramiyesi alım gücünü korumaktan uzaklaşmış ve anlamını yitirmiştir. 2018 yılında ki oranlara göre asgari ücret 1.603 TL iken emekli ikramiyesinin 1000 TL olarak belirlenmişti. Bu tutar 2026 yılı asgari ücretine uygulanması durumunda emekli bayram ikramiyesinin bugün 17.bin 514 TL olması zorunludur. Emekli ikramiyesinin yeniden düzenlenmesi ve asgari ücretin altında kalmayacak şekilde belirlenmesi, mevcut tutarın bugünkü ekonomik koşulların gerçeklerine uygun yeni bir düzenleme yapılması zorunluluğu doğmuştur. Her maaş artışlarında, bayram ikramiyeleri döneminde yeni bahaneler, mazeretler, ertelemelerle önümüze komik rakamlar çıkarılmıştır. Ekonomiyi kötü yönetilmesinin bedelini emekliye çalışana, emekçiye halka yoksullukla ödetilmiştir” ifadelerine yer verildi.</p>

<p></p>

<h2>“Haklarımız için her koşulda mücadele etmeye devam edeceğiz”</h2>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamanın devamında ise ekonomik politikaların emeklileri giderek daha fazla borçlanmaya sürüklediği belirtilerek, kredi kartı ve banka kredilerine bağımlı bir yaşamın dayatıldığı savunuldu. “Yıllarca değişik iş kollarında emek vermiş. Değer katmış. Ülkenin gelişmesi için elinden gelen imkanları iyi bir şekilde kullanmış emeklilere sefalet reva görülmüştür. Emekli olarak hayatımızı güzel yaşamak, milli gelirden payımızı almak, torunlarımızla daha güzel zaman geçirmek ve harçlık verebilmek, evimize gelen misafirlere bir çay bir tatlı ikram etmek istiyoruz. Maalesef çoğunluk emekli bu bayramda da en temel gıda sorunlarından yoksun bırakılmıştır. Ülkeyi iflasa sürüklemiş bir iktidar emekli hakları konusunda insanca onurlu bir yaşamla bağdaşmayan söylemler dile getirmeyi ne acı ki sürdürmektedir. Memur emeklilerinin maaşlarına yansıtılması gereken 2023 yılından buyana 8.077 seyyanen zammın bugün için kat sayı artışıyla 23.000.000 TL ulaştığı halde bu ödemenin emekli maaşlarına yansıtılmaması nedeniyle her ay eksik maaş almaktadır. Emeklileri kredi kartlarına, kredi borçlanmalarına mahkum ederek perişan bir duruma getirilmiştir. Ve artık kendi ağızlarıyla itiraf da etmektedirler. Emekli ikramiyelerinin 17.500 ve yılda en az üç kez verilmelidir. Haklarımız için her koşulda mücadele etmeye devam edeceğiz” denildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EMEK DÜNYASI, ÇANAKKALE, YEREL MEDYA KOORDİNASYONU</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/canakkalede-emekliler-taleplerini-yineledi-insanca-yasam-hakkimizi-istiyoruz</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/canakkalede-emekliler-taleplerini-yineledi-insanca-yasam-hakkimizi-istiyoruz.jpeg" type="image/jpeg" length="34285"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Beyoğlu Özel İtalyan Lisesi'nde grev devam ediyor]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/istanbul-beyoglu-ozel-italyan-lisesinde-grev-devam-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/istanbul-beyoglu-ozel-italyan-lisesinde-grev-devam-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özel İtalyan Lisesi’nde 100 gündür grev yapan öğretmenler, İtalyan Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. Tez-Kop-İş Sendikası’nın destek verdiği eylemde, toplu iş sözleşmesi imzalanana kadar direnişin süreceği belirtildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’daki Özel İtalyan Lisesi’nde ayrımcılık ve mobbing iddialarıyla başlatılan grev, 100. gününe ulaştı. Grevdeki 14 öğretmen adına konuşan Sabri Ergül ile Tez-Koop İş Sendikası İstanbul 5 No’lu Şube Başkanı Selahattin Karakurt, İtalya Başkonsolosluğu önünde açıklamalarda bulundu.<br />
<br />
Özel İtalyan Lisesi’nde görev yapan 14 Türk öğretmenin 100 gündür sürdürdüğü grev, İstanbul İtalya Başkonsolosluğu önünde düzenlenen basın açıklamasıyla yeniden gündeme geldi. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Sabri Ergül ile Tez-Koop İş Sendikası İstanbul 5 No’lu Şube Başkanı Selahattin Karakurt, ayrı ayrı yaptıkları konuşmalarda taleplerini ve direniş gerekçelerini kamuoyuyla paylaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Özel İtalyan Lisesi'nde Grev Devam Ediyor" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/ozel-italyan-lisesinde-grev-devam-ediyor.jpeg" width="1600" /><br />
<br />
<strong>GREVDEKİ ÖĞRETMENLERİN YERİNE YAPILAN GÖREVLENDİRMELER MAHKEMECE DURDURULDU</strong><br />
<br />
Sabri Ergül, açıklamasında öğrencilerini özlediklerini ancak verdikleri mücadelenin sadece kendi hakları için olmadığını belirtti. Ergül, “Eğer bugün bu ayrımcılığa, bu haksızlığa boyun eğseydik, yarın sınıfa girdiğimizde öğrencilerimizin yüzüne nasıl bakabilirdik?” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Ergül, okul yönetiminin grev etkisini kırmak için giriştiği geçici öğretmen görevlendirmelerinin mahkeme kararlarıyla durdurulduğunu hatırlatarak, “Türk yargısı, 'Öğretmenin emeği ve grev hakkı kutsaldır' diyerek yanımızda durdu. Bu karar, sadece bizim değil, emeğiyle yaşayan her insanın zaferidir” dedi.<br />
<br />
<strong>SÖZLÜ ANLAŞMAYA VARILDI AMA İMZA ÇIKMADI</strong><br />
<br />
Ergül, 26 Mart’ta İtalya’dan gelen heyetle yapılan görüşmelerde tüm şartlarda sözlü anlaşmaya varıldığını ve el sıkışıldığını söyledi. Ancak ertesi gün kendilerine hukuki bağlayıcılığı olmayan bir “niyet mektubu” sunulduğunu aktardı. Ergül, “Bizler, hayatını bilimin ışığında kuran insanlarız. Haklarımızı, birilerinin iyi niyetine veya vaatlerine emanet edemeyiz. Biz sadece, öğrencilerimize kavuşmak için masada verilen sözlerin altına atılacak o resmi imzayı, toplu iş sözleşmesini bekliyoruz” diye konuştu.<br />
<br />
Ergül, İtalyan yetkililere seslenerek, kurulan köprünün hukuki bir zemine oturtulmasını talep etti ve imza atılana kadar direnişin süreceğini vurguladı.<br />
<br />
<strong>“TÜRK HUKUKUNUN TANINMASI MÜCADELESİ”</strong><br />
<br />
Tez-Koop İş Sendikası İstanbul 5 No’lu Şube Başkanı Selahattin Karakurt ise grevin yalnızca 14 öğretmenin değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türk hukukunun tanınması mücadelesi olduğunu söyledi.<br />
<br />
Karakurt, okul yönetiminin Milli Eğitim Bakanlığı’ndan grevdeki öğretmenlerin yerine geçici öğretmen görevlendirilmesini talep ettiğini, ancak mahkeme kararlarıyla bu uygulamanın durdurulduğunu belirtti. Karakurt, “Bu karar; emeğin kutsallığını, grev hakkının dokunulmazlığını ve Türk hukukunun egemenliğini tescil etmiştir. Hak yerini bulmuş, 'grev kırıcılığı' suçu tescillenmiştir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“NİYET DEĞİL, TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İSTİYORUZ”</strong><br />
<br />
Karakurt, 26 Mart’taki görüşmelerde sözlü anlaşma sağlanmasına rağmen İtalyan yönetiminin imzadan kaçtığını öne sürdü. Kendilerine sunulan metnin, Türk hukukunu yok sayan ve bağlayıcılığı olmayan bir niyet beyanı olduğunu aktardı. Karakurt, “Çocuklarımıza adaletin ve bilimin ışığında eğitim veren öğretmenlerimizin onuru, hakları ucu açık niyet mektuplarına veya birilerinin lütfuna emanet edilemez. Biz 'niyet' değil, 'Toplu İş Sözleşmesi' istiyoruz” dedi.<br />
<br />
Karakurt, sözlerini şöyle tamamladı: “İmza atılana kadar grev sona ermeyecek. Hukuk teslim edilene kadar biz buradayız. Özel sektörde çalışan öğretmenlerimizin haklarını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EMEK DÜNYASI</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/istanbul-beyoglu-ozel-italyan-lisesinde-grev-devam-ediyor</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/beyoglu-ozel-italyan-lisesinde-grev-devam-ediyor.jpeg" type="image/jpeg" length="39091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suriye'de Şam yönetimine bağlı güçlere saldırı: Üç ölü, çok sayıda yaralı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/suriyede-sam-yonetimine-bagli-guclere-saldiri-uc-olu-cok-sayida-yarali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/suriyede-sam-yonetimine-bagli-guclere-saldiri-uc-olu-cok-sayida-yarali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kırsalında, Şam yönetimine bağlı Savunma Bakanlığı'nın 64'üncü Tümenine ait askerleri taşıyan bir otobüse düzenlenen silahlı saldırıda üç asker hayatını kaybetti, çok sayıda asker yaralandı. Saldırının faili henüz belirlenemezken, gözler IŞİD'e çevrildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Haseke kırsalındaki El-Aliya silolarının batısında asker taşıyan bir askeri otobüse düzenlenen silahlı saldırıda, Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakanlığı'na bağlı çok sayıda askeri personel yaralandı.</p>

<p>Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ve merkezi Şam yönetiminin resmi yayın organı SANA Ajansı'nın haberine göre, Savunma Bakanlığı'na bağlı 64. Tümen'e ait bir otobüs, Haseke kırsalındaki El-Aliya silolarının batısında kimliği belirsiz kişiler tarafından ateş altına alındı. Saldırıda ilk belirlemelere göre üç asker yaşamını yitirirken, sayısı henüz belirlenemeyen çok sayıda asker yaralandı.</p>

<h2>SALDIRIYI KİMLERİN YAPTIĞI HENÜZ BİLİNMİYOR</h2>

<p>Saldırının kimler tarafından yapıldığı henüz bilinmezken, yetkili makamlarca henüz bir açıklama yapılmadı. Saldırının yapıldığı bölgede yoğun güvenlik önlemleri alınırken, saldırıya katılanların yakalanması için bölgede operasyon başlatıldı. Saldırının faillerine yönelik merkezi Şam yönetimi tarafından kapsamlı soruşturma başlatılırken gözler IŞİD'e çevrildi.</p>

<p>Başta Şam, Rakka ve Deyrizor olmak üzere ülke genelinde IŞİD'e bağlı silahlı grupların zaman zaman merkezi Şam yönetimine bağlı askeri güçlere yönelik saldırılar yapması dikkat çekiyordu. Son saldırının da IŞİD'e bağlı hareketli silahlı gruplar tarafından yapılmış olabileceği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son olarak 29 Nisan'da, Suriye-Türkiye sınırındaki El-Rai (Çobanbey) kasabasında kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından düzenlenen bir saldırıda Suriye Arap Ordusu'na bağlı bir asker yaşamını yitirmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/suriyede-sam-yonetimine-bagli-guclere-saldiri-uc-olu-cok-sayida-yarali</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/04/abd-asker-suriye.png" type="image/jpeg" length="55878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Merdan Yanardağ: Silivri’den bu ülkeye bir Cumhurbaşkanı çıkacak]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/merdan-yanardag-silivriden-bu-ulkeye-bir-cumhurbaskani-cikacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/merdan-yanardag-silivriden-bu-ulkeye-bir-cumhurbaskani-cikacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Casusluk" davasında savunma yapan gazeteci Merdan Yanardağ, duruşmada yaptığı konuşmada, davanın siyasi olduğunu belirterek sürecin sonunda Silivri’den Türkiye’ye bir Cumhurbaşkanı çıkacağını söyledi. Yanardağ, iddianamede imzası bulunan savcının bakan yardımcısı yapıldığını belirterek, "Yumurtasız omlet yapılacağını iddia eden bir savcılık makamı var. Ben onlara iddianame yazmak yerine MasterChef programına katılmalarını öneriyorum" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün "Siyasal casusluk" iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması Silivri’de devam ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duruşmada savunma yapan Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasından da görüldüğü gibi bu davanın esas olarak siyasal nitelikte olduğunu belirterek, “Umuyorum ve bekliyorum ki bu sürecin sonunda Silivri’den Türkiye’ye bir Cumhurbaşkanı çıkacak. Çünkü ben kendisine de söyledim. Bana, 'Merdan Bey, biz makam mevki peşinde değiliz' dedi. Biliyorum, makam mevki peşinde değiliz ama bu artık bu ülkenin bir haysiyet sorunu haline geldi” diye konuştu.</p>

<h2>'RAKİPLERİNİ DEVLETİN ZOR AYGITLARIYLA PARALİZE ETMEYE ÇALIŞAN İKTİDAR'</h2>

<p>Rakiplerini adliye ve kolluk üzerinden, devletin zor aygıtlarını kullanarak siyaset alanını düzenlemeye çalışan bir iktidarla karşı karşıya olduklarını söyleyen Yanardağ, “Kendi rakiplerini devletin zor aygıtlarıyla paralize etmeye, imha etmeye, etkisizleştirmeye çalışan; zorlayarak siyasi transferler yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. 15,5 milyon insanın Cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği bir kişinin tutuklanması, tek başına bile bunu kanıtlamaya yetecek maddi bir delil olarak önümüzde duruyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Seçimlere katılmayı, seçimleri kazanmayı, televizyon yayını yapmayı, siyasal eleştiride bulunmayı suç saymaya çalışan bir iddianame ile karşı karşıya bulunduklarını söyleyen Yanardağ, iddianamenin altında İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Can Tuncay’ın imzasının bulunduğunu belirtti. Yanardağ, şöyle devam etti:</p>

<p>“Nerede şu anda? Bakan yardımcısı. Bakan yardımcılığı nedir? Siyasal bir makamdır. Yani AKP’ye iltica etmiş bir başsavcıvekiliyle karşı karşıyayız ve bu iddianamenin altında imzası bulunmaya devam ediyor. Peki Sayın Can Tuncay ne yazmış? Son iki paragrafı okuyorum: ‘Şu hâle göre casusluk suçları yönünden madde gerekçesi de nazara alındığında, niteliği gereği gizli olan bilginin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zararına, yabancı bir devlet yararına temin edilmesi ya da açıklanması gerekmekte ise de casus ile casusluğu talep eden arasında bu bilgi ve belgenin karşı tarafa aktarılmasına yönelik bir anlaşmanın bulunması şart değildir.’ Yani spor olsun diye casusluk yapmışız. Ben yayıncılık yaparken bir ara canım sıkılmış, '40 yıllık gazeteciyim, gazetecilik yapıyorum ama işim gücüm yok; biraz da casusluk yapayım' demişim. Hobi olsun diye casusluk yapmışız.”</p>

<h2>'SAVCILARA MASTERCHEF'E KATILMALARINI ÖNERİYORUM'</h2>

<p>Casusluk suçunu isnat eden savcılara göre, yabancı bir ülkeye, yabancı bir istihbarat örgütüne de gerek olmadığını söyleyen Merdan Yanardağ, “Çünkü bulamadılar; böyle bir örgüt yok. Yani yumurtasız omlet yapılacağını iddia eden bir savcılık makamı var. Ben onlara iddianame yazmak yerine MasterChef programına katılmalarını öneriyorum” diye konuştu.</p>

<p>Bu operasyonun iki temel amacı bulunduğunu, birincisinin Tele1’e el koymak, bağımsız gazetecileri susturmaya çalışmak olduğunu söyleyen Merdan Yanardağ, “Tele1’in farkı şuydu: Bağımsız, yurtsever, solda yer alan, Cumhuriyetçi bir grup gazeteci çıktı ve başarılı oldu. Büyük medya kartelleriyle rekabet edecek bir güce ulaştık. Arkasında milyonlarca dolarlık sermaye olan grupların, holdinglerin desteklediği ya da doğrudan işletmesi konumundaki televizyon kanallarını reytinglerde geçtik. Bir avuç gazeteci, arkadaşlarıyla birlikte bir televizyon kurdu ve bu televizyon etkili oldu. Bizi sadece CHP’liler, solcular, sosyalistler izlemiyor; ülkücüler de izliyor, muhafazakârlar da izliyor. Bizim samimiyetimiz topluma geçti” dedi.</p>

<h2>'TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLMAYI SUÇ SAYAN İDDİANAME'</h2>

<p>Operasyonların bir başka amacının da 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek olduğunu söyleyen Yanardağ, şöyle konuştu:</p>

<p>“Bu operasyonun bir ayağı, İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandığı ve CHP’nin Türkiye’de yerel seçimleri kazandığı iki seçimi lekelemektir. Çünkü iddianame seçimleri suç sayıyor. 160. sayfada deniliyor ki: ‘Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında siyasal casusluk suçunun özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etmek suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanmasını sağlayarak başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.' Anlaşılmıştır diyorlar; yani eminler. Burada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı suç sayan bir iddianameyle karşı karşıyayız.”</p>

<p>İddianamenin, iktidara karşı siyaset yapmayı yasakladığını ifade eden Yanardağ, “Bu davalar üzerinden fiilen bir dikta hukuku yaratılmaya çalışılıyor. Mahkemeleri de kötüye kullanarak, buradan bir hüküm ve ceza çıkarırlarsa bunu içtihat haline getirmeyi amaçlıyorlar. Buna göre iktidara karşı muhalefet etmek, demokratik bir hakkı kullanmak ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan kaynaklanan siyasal hakları kullanmak suç sayılmak isteniyor” dedi.</p>

<h2>'AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET KOŞULLARINDA TUTULUYORUZ'</h2>

<p>Tutukluluk koşullarını da anlatan Yanardağ, “Ağırlaştırılmış müebbet hapis koşullarında tutuluyoruz. Haftada 10 dakika telefon görüşme hakkımız var. Uyuşturucu kaçakçıları haftada 60 dakika görüntülü konuşabiliyor ve haftanın her günü bu hakka sahipler. Kadın cinayetinden gelseniz, tecavüzden gelseniz, uyuşturucu kaçakçısı olsanız bu haklardan yararlanıyorsunuz. Ama Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve diğerleri bundan yararlanamıyor. 12 metrekarelik bir hücredesiniz” dedi.</p>

<h2>'DEVLET YA BENDEN ÖZÜR DİLEMELİ YA DA DEVLET BAHÇELİ’Yİ TUTUKLAMALIDIR'</h2>

<p>Merdan Yanardağ, "terör örgütü propagandası yapmak" suçundan ceza aldığını belirterek, şunları anlattı:</p>

<p>“Türkiye’de bir çözüm sürecinin hazırlanmak istendiğini bir yıl önceden gördüm, 'İmralı’daki tecrit kaldırılmalıdır. Abdullah Öcalan ne söylüyor, bunu Türk halkı duymalıdır. Avukatlarıyla ve ailesiyle görüşmelidir' dediğim için tutuklandım. Sonra serbest bırakıldım. Bir yıl sonra çözüm süreci başladı. Yapılması gereken şey şu: Devlet ya benden özür dilemeli ya da Devlet Bahçeli’yi tutuklamalıdır. Çünkü Bahçeli, 'Öcalan Meclis’e gelsin konuşsun, umut hakkından yararlansın, serbest bırakılsın' dedi. Ben o programda biraz da ironiyle, 'Abdullah Öcalan’ı kandırmak kolay değil, içeride sürekli kitap okuduğu için neredeyse filozof oldu' demiştim. Bu da 'övme' sayıldı.”</p>

<h2>'SAVCILIĞIN KEMAL KILIÇDAROĞLU AŞKINI ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİM'</h2>

<p>Başka kanıt bulamadıkları için önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı programın iddianamede “casusluk örgütünün yönlendirmesiyle gerçekleştirilmiş bir televizyon etkinliği” olarak gösterildiğini ifade eden Yanardağ, şöyle konuştu:</p>

<p>“Vallahi ben savcılığın Kemal Kılıçdaroğlu aşkını anlayabilmiş değilim. Aralarından su sızmıyor; bütün güçleriyle Kemal Bey’i korumaya çalışıyorlar. Kemal Bey’le uzun yıllara dayanan bir ilişkimiz, hatta dostluğumuz olduğunu söyleyebiliriz. Peki bunu nasıl yapmışız? Kemal Bey’i sorularımızla sıkıştırmışız. Yahu gazetecinin görevi sıkıştırmaktır. Ama Ekrem İmamoğlu lehine algı yaratmışız. Niye? Ne demişiz?”</p>

<p>Programlarındaki yorumlarında, seçim sonuçlarıyla ilgili CHP’ye eleştiriler yönelttiğini, Kılıçdaroğlu yönetimine olduğu kadar Ekrem İmamoğlu’na yönelik de eleştirilerini dile getirdiğini anlatan Merdan Yanardağ, “Peki savcılık ne yapmış? 20-30 sayfa bant çözümünü yayımlamış. Nasıl işse, bu da casusluk belgesiymiş. Hadi oradan. Böyle bir casusluk iddianamesi olabilir mi?” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/merdan-yanardag-silivriden-bu-ulkeye-bir-cumhurbaskani-cikacak</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/03/silivri-durusma-salonu.png" type="image/jpeg" length="52767"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Soma faciası 12. yılında: Evlatlarımızı değil, adaleti de kaybettik]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/soma-faciasi-12-yilinda-evlatlarimizi-degil-adaleti-de-kaybettik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/soma-faciasi-12-yilinda-evlatlarimizi-degil-adaleti-de-kaybettik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soma'da 13 Mayıs 2014'te 301 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasının 12. yılında, madenci aileleri adalet talebini yineledi. Oğlunu kaybeden Soma 301 Madenciler Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı İsmail Çolak, yargı sürecini eleştirerek Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı'nın tahliyesini istedi. Anne Gülsüm Çolak ise Anneler Günü'nü kutlamak istemediğini söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Soma'da 13 Mayıs 2014'te 301 işçinin hayatını kaybettiği maden faciasının 12'nci yılında, Soma 301 Madenciler Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı İsmail Çolak'tan "adalet çağrısı" geldi.</p>

<p>ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, aradan geçen 12 yılda adaletin tesis edilemediğini ifade eden Çolak, acılarının devam ettiğini dile getirerek bunun bir nedeninin "arayıp da bulamadıkları adalet" olduğunu söyledi. Adalete güvenlerinin kalmadığını belirten Çolak, "Adil yargılama sürecinin olmadığı, hâkimlerin, savcıların ve mahkeme başkanlarının değiştirildiği bu süreçte çıkan kararlar biz aileleri asla tatmin etmedi" dedi.</p>

<h2>'CEZALAR ÇOK GÜLÜNÇTÜ, DOSYA ZAMAN AŞIMINA UĞRATILDI'</h2>

<p>Yargıtay'ın kararı üzerine "formaliteden" de olsa Soma Asliye Ceza Mahkemesi'nde kamu görevlilerinin yargılandığını anlatan Çolak, "Ama burada verilen cezalar da çok gülünç cezalardı. Bunu da zaman aşımına uğratarak Soma dosyasını kapatmış oldular. Bundan dolayı bizim adalete asla ama asla güvenimiz kalmadı. Adalet bizim çocuklarımızdan biri gibi 13 Mayıs 2014’te göçük altında kaldı" diye konuştu.</p>

<p>"İşçi katliamlarının artık olmaması gerektiğini vurgulayan" Çolak, "Öyle bir yüzyılda yaşıyoruz ki teknolojinin had safhada olduğu bir dönemde ilkel şartlarda madencilik ve çalışma hayatının olmaması gerektiğini biliyoruz. Övünüyorlar, falanca ülkede bir maden kazası olsa 'Biz olsaydık 24 saatte çıkarırdık' diyenler, bizim çocuklarımızın cenazelerini bir hafta içinde zor çıkarıp teslim ettiler. Onu da zaten devlet kanadından değil, yakın maden komşumuz İmbat Madencilik’ten Gökalp Bey’in uğraşları sonucunda alabildik. Çocuklarımızın cenazelerini Kırkağaç’taki soğuk hava depolarında adeta balık istifi yapılmış vaziyette teslim aldık. Çocukların birçoğunu tanıyamadık. Çünkü çıkan metan gazı patlaması sonucu birçoğu tanınmayacak durumdaydı. Ben kendi oğlumu dahi elindeki dövmesinden zor tanıdım" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ailelerin sadece yakınlarını değil, sağlıklarını da kaybettiğini belirten Çolak, "Gerek siyasal iktidarın baskısı, gerek çevre baskısı, gerek tarikat ve mürit baskıları insanları çok etkiledi. Sokağa çıkamadığımız zamanlar oldu ama biz her şeye rağmen örgütlü bir şekilde sokağa çıkmayı bildik, hak ve adalet aramayı bildik. Gerçekten çok zor bir 12 yıl geçti bizim için" dedi.</p>

<h2>'TAZMİNATLARINI ALAMAYAN AİLELER VAR'</h2>

<p>Başkan Çolak, hâlâ tazminatlarını alamayan aileler bulunduğunu ve bazı ailelerin tazminatlarının avukatlar tarafından zimmetlerine geçirildiğini öne sürdü. Şu anda Soma maden faciasına ilişkin kazada tutuklu kimse kalmadığını vurgulayan Çolak, mağdur ailelerin tazminat davalarının istinafta bekletildiğini aktardı. Ailelerin zor koşullar altında yaşamlarını sürdürmeye çalıştıklarını, ölüm aylıklarıyla geçinmeye çalıştıklarını ve çocuklarını okutmak için tarım işçiliği yaptıklarını vurguladı.</p>

<h2>'MAHKEME BAŞKANI DEĞİŞTİRİLDİ, TUTUKLU KALMADI'</h2>

<p>Adaleti kaybetme sebeplerinden birinin yargılama sürecinin son aşamasına gelinmesine rağmen mahkeme başkanının değiştirilmesi olduğunu belirten Çolak, "Özellikle bu davaya özel olarak atanan bir isim vardı. 2011 yılında Elbistan Çöllolar Maden Ocağı’nda meydana gelen toprak kaymasında 11 kişi hayatını kaybetmişti ve 9 kişi hâlâ toprak altında. O dosyaya bakan dönemin Mahkeme Başkanı Salih Pehlivan bizim dosyaya atandı. Şaibeli kararlar vermiş bir mahkeme başkanının bizim dosyaya atanmasıyla bugün artık hiçbir tutuklunun kalmadığı bir süreç yaşandı" dedi.</p>

<h2>'CAN ATALAY VE SELÇUK KOZAĞAÇLI TUTUKLU'</h2>

<p>Bugün hâlâ 301 madencinin hak ve adalet mücadelesini veren, halkın oylarıyla milletvekili seçilmiş avukatlar Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay’ın tutuklu olmasına akıl sır erdiremediklerini söyleyen Çolak, "Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı Soma dosyasının en önemli avukatlarından biriydi. Çünkü dosyanın en ağır yükünü onlar taşıyordu. Bugün Hatay halkının oylarıyla seçilmiş bir milletvekilinin milletvekilliğini düşürdüler. Yetmediği gibi 4 yıldır da tutuklu tutuyorlar. Çünkü Can Atalay’ın yeri tecrit altında Silivri Cezaevi değil, halkın hakkını ve adaleti savunacağı yer olmalıydı" diye konuştu.</p>

<h2>'MÜCADELEMİZ SOMALARIN, ERMENEKLERİN, İLİÇLERİN BİR DAHA YAŞANMAMASI İÇİN'</h2>

<p>Madenci ailelerinin mikrofon uzatıldığında konuşmamasını bazı kesimlerin baskısına bağlayan Çolak, "Bu insanlara mikrofon uzatıldığında şu korku vardı, 'Ben konuşursam işimden olur muyum? Devlet kurumları ya da işveren beni dışlar mı? Çocuğum okulda dışlanır mı?' Maalesef birçok aile bu korkularla sustu ve hala da bu sıkıntıları yaşıyor" dedi.</p>

<p>12 yıldır verdikleri adalet mücadelesinin 301 madencinin geri getirilmesi olmadığını belirten Çolak, "Bizim mücadelemiz, bir daha 301’lerin, Ermeneklerin, Şirvanların, Amasraların, İliçlerin olmaması, insanlar çalışırken iş yerinde öldürülmemesi içindir. İnsanların çalışırken ölmediği, insan hayatının çıkarılan madenlerden daha değerli olduğu bir düzenin kurulması umuduyla" ifadelerini kullandı.</p>

<h2>'ANNELER GÜNÜ'NÜN KUTLANMASINI İSTEMİYORUM'</h2>

<p>Madende yaşamını yitiren Uğur Çolak’ın annesi Gülsüm Çolak da oğlunun ölümünün 12. yılı dolarken adalet mücadelesini sürdürdüklerini belirtti. Çolak, 301 işçinin hayatını kaybettiği maden kazasının davalarında kanun ve yasaların aileleri rahatlatmadığını, bazı adalet savunucularının hâlâ içeride olduğunu söyledi. Oğlunun iki çocuğunun şimdi büyüdüğünü ve adalet arayışlarının devam ettiğini vurgulayan Çolak, şunları söyledi:</p>

<p>"Ben Anneler Günü’nün kutlanmasını istemiyorum. Çünkü anne olsaydık, çocuklarımızın bir nebze olsun adaletini yerine getirtebilirdik. Ama biz bunu yapamadık. Dünyaya getirdik, büyüttük ama onlara güzel bir gelecek hazırlayamadık diye sanki kendimizi suçluyoruz. Ben Anneler Günü’nü sevmiyorum. Buradan Cumhurbaşkanı’na da sesleniyorum, 301’in anneleri 12 yıldır hep ağlıyor. Cumhurbaşkanı’ndan temennim şu; Can Atalay’ın da, Selçuk Kozağaçlı’nın da anneleri ağlamasın. Masum yere yatan tutukluların anneleri ağlamasın diyorum. Eğer onları çıkarırlarsa, bizler için Anneler Günü işte o zaman olacak."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EMEK DÜNYASI, İŞ CİNAYETLERİ</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/soma-faciasi-12-yilinda-evlatlarimizi-degil-adaleti-de-kaybettik</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/soma-katliami-1.jpg" type="image/jpeg" length="21949"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Burcu Köksal: AK Parti'ye katılıyorum, içim çok rahat]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/burcu-koksal-ak-partiye-katiliyorum-icim-cok-rahat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/burcu-koksal-ak-partiye-katiliyorum-icim-cok-rahat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, AKP'ye katılacağını söyledi. CHP'den istifa eden Köksal, "İçim çok rahat. CHP'de siyaset yapma imkanı kalmamıştı" dedi ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından tehdit edildiğini iddia etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, bugün resmen AKP'ye katılacağını açıkladı. TV100 yayınında konuşan Köksal, dün yaptığı açıklamada CHP Genel Başkanı Özgür Özel'i suçladı ve kurultay sürecinden bu yana kendisine yönelik tavrın değiştiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Köksal, “AK Parti'ye yarın katılıyorum, içim çok rahat. CHP'de siyaset yapma imkanı kalmamıştı” dedi ve tehdit edilmediğini söyledi. Köksal, “Kim tehdit etmiş beni önce bunu söylesinler. Ben tehdit edildim evet ama beni Özgür Özel tehdit etti. 5-6 ay önce AK Parti’ye geçme tartışmaları başlayınca bana Özgür Özel ‘5-6 ay sonra iktidara geleceğim ve seni affetmeyeceğim’ yazdı. ‘Seni affetmem için bana yalvaracaksın’ dedi” şeklinde konuştu.</p>

<p>Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, daha önce CHP'den istifa etmişti. Bu gelişmeyi takiben Köksal, CHP tarafından kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmişti. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, “İktidar, şimdi duyduk ki bizim Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal'ı ve beraberindeki bir kısmı yarın rozet takmaya hazırlanıyor” ifadelerini kullanmıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/burcu-koksal-ak-partiye-katiliyorum-icim-cok-rahat</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/burcu-koksal-3.jpg" type="image/jpeg" length="46479"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Minik canlara Adıyaman İtfaiyesinin eli uzandı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/minik-canlara-adiyaman-itfaiyesinin-eli-uzandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/minik-canlara-adiyaman-itfaiyesinin-eli-uzandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adıyaman Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri, iki ayrı olayda mahsur kalan yavru kedileri titiz bir çalışmayla kurtardı. Şire Pazarı civarında sıkıştıkları yerden çıkarılan 4 yavru kedi annelerine kavuşturulurken, bir aracın motor bölümüne giren yavru kedi de sağ salim kurtarıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adıyaman Belediyesi, yalnızca insan hayatına değil, doğadaki tüm canlılara dokunan hizmet anlayışıyla çalışmalarını sürdürüyor. Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin “can dostlara duyarlı belediyecilik” anlayışı doğrultusunda görev yapan Adıyaman Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri, iki ayrı kurtarma operasyonuyla takdir topladı.</p>

<p></p>

<h2>YENİ DOĞAN YAVRULAR İÇİN SEFERBER OLDULAR</h2>

<p></p>

<p>İlk olay, Şire Pazarı civarında meydana geldi. Çıkardıkları seslerle çevredeki vatandaşların dikkatini çeken ve yeni doğdukları anlaşılan 4 yavru kedinin sıkıştıkları yerde mahsur kaldığı fark edildi.</p>

<p></p>

<p>Vatandaşların Adıyaman Belediyesi Alo 153 hattına yaptığı ihbar üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi. Kısa sürede olay yerine ulaşan ekipler, yavru kedilere zarar vermeden ulaşabilmek için dikkatli ve sabırlı bir çalışma yürüttü.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Operasyon sırasında yavru kedilerden birinin bulunduğu yerden kendi çabasıyla tırmanarak kurtulmaya çalışması dikkat çekti.</p>

<p></p>

<h2>YAVRULAR ANNE KEDİYE TESLİM EDİLDİ</h2>

<p></p>

<p>İtfaiye ekiplerinin titiz çalışması sonucunda 4 yavru kedi mahsur kaldıkları yerden sağ salim çıkarıldı. Kurtarılan yavrular, operasyonu bir süre çevreden takip eden anne kediye teslim edildi.</p>

<p></p>

<p>Anne kedinin yavrularına kavuştuğu anlar çevrede bulunan vatandaşlara duygusal anlar yaşattı. Yorgun ve aç oldukları anlaşılan yavru kediler için itfaiye personeli tarafından bölgeye mama olarak et bırakıldı.</p>

<p></p>

<p>MOTOR BÖLÜMÜNE GİREN YAVRU KEDİ KURTARILDI</p>

<p></p>

<p>Bir diğer olayda ise seyir halindeyken aracından kedi sesi geldiğini fark eden bir sürücü, yavru kediyi kendi imkânlarıyla bulunduğu yerden çıkaramayınca oto tamir sanayi sitesine başvurdu.</p>

<p></p>

<p>Araç, sanayi sitesinde kanala alınarak motor bölümü dikkatle kontrol edildi. Yapılan çalışma sonucunda motor kısmına giren yavru kedi bulunduğu yerden çıkarılarak sağ salim kurtarıldı.</p>

<p></p>

<p>ARAÇ SAHİPLERİNE “KAPUTU KONTROL EDİN” UYARISI</p>

<p></p>

<p>Adıyaman Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri, özellikle yavru kedilerin merak, korku ya da korunma içgüdüsüyle park halindeki araçların motor bölümüne girebildiğine dikkat çekerek araç sahiplerine uyarıda bulundu. Ekipler, araç çalıştırılmadan önce kaputa hafifçe vurulması, kısa süre beklenmesi ve mümkünse motor bölümünün kontrol edilmesinin can dostların hayatını kurtarabileceğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>ADIYAMAN, YEREL MEDYA KOORDİNASYONU</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/minik-canlara-adiyaman-itfaiyesinin-eli-uzandi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/adiyaman-kedi-kurtarma.jpeg" type="image/jpeg" length="41746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHP Genel Başkanı Özel'in yol arkadaşı Gözaçan gözaltında]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/chp-genel-baskani-ozelin-yol-arkadasi-gozacan-gozaltinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/chp-genel-baskani-ozelin-yol-arkadasi-gozacan-gozaltinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper, partilerinin eski il yöneticisi Demirhan Gözaçan'ın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Haber: Ahmet Ünsal/Manisa</strong></p>

<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in yol arkadaşı ve Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Dutlulu'nun danışmanı Demirhan Gözaçan'ın gözaltına alınmasıyla ilgili CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper'den yazılı açıklama yapıldı.</p>

<p>CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>“Cumhuriyet Halk Partisi önceki dönem il yöneticimiz Sayın Demirhan Gözaçan, son günlerde şahsına yöneltilen iftiralar ve karalama kampanyaları neticesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında bu sabaha karşı şafak operasyonuyla yetkisiz bir şekilde gözaltına alınmış, evi ve arabası aranmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde uzun zamandır yaşanan ve yetkisiz bir şekilde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen operasyonlardan dolayı Demirhan Gözaçan, Manisa İl Emniyet Müdürlüğü’nden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmektedir.</p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi Manisa İl Başkanlığı olarak sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, MANİSA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/chp-genel-baskani-ozelin-yol-arkadasi-gozacan-gozaltinda</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/04/ilksen-ozalper-8.jpg" type="image/jpeg" length="67866"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜİK: Türkiye'de geniş ailelerden oluşan hanehalklarının yüzde 27,1'i yoksulluk sınırının altında]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/tuik-turkiyede-genis-ailelerden-olusan-hanehalklarinin-yuzde-271i-yoksulluk-sinirinin-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/tuik-turkiyede-genis-ailelerden-olusan-hanehalklarinin-yuzde-271i-yoksulluk-sinirinin-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de ortalama hanehalkı büyüklüğü 2025 yılında 3,08 kişiye düştü. Geniş ailelerden oluşan hanehalklarının yüzde 27,1'i yoksulluk sınırının altında yaşarken, tek kişilik hanehalklarının oranı yüzde 20,5'e yükseldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı İstatistiklerle Aile raporunu yayımladı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, Türkiye'de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğü geçen yıl itibarıyla 3,08 kişiye düştü.</p>

<h2>ORTALAMA HANEHALKI BÜYÜKLÜĞÜNÜN EN YÜKSEK OLDUĞU İL ŞIRNAK</h2>

<p>Türkiye'de 2025 yılında ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il, 4,84 kişi ile Şırnak oldu. Şırnak'ı 4,63 kişi ile Şanlıurfa ve 4,43 kişi ile Batman izledi. Ortalama hanehalkı büyüklüğünün en düşük olduğu iller ise 2,49 kişi ile Tunceli, 2,50 kişi ile Giresun ve 2,51 kişi ile Çanakkale oldu.</p>

<h2>TEK KİŞİLİK HANEHALKLARININ ORANI ARTTI</h2>

<p>ADNKS sonuçlarına göre, 2014 yılında yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanehalklarının oranının 2025 yılında yüzde 20,5'e yükseldiği görüldü. Tek çekirdek aile olarak ifade edilen, yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan hanehalklarının oranı, 2014 yılında yüzde 67,4 iken 2025 yılında yüzde 62,7'ye geriledi.</p>

<p>Geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının oranı 2014 yılında yüzde 16,7 iken 2025 yılında yüzde 13,5'e düştü. Aralarında eş, anne-çocuk veya baba-çocuk ilişkisi olmayan fertleri içeren, diğer bir ifadeyle çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının oranı 2014 yılında yüzde 2,1 iken 2025 yılında yüzde 3,3'e yükseldi.</p>

<h2>TEK KİŞİLİK HANEHALKI ORANININ EN YÜKSEK OLDUĞU İL GÜMÜŞHANE</h2>

<p>İllere göre hanehalkı tipleri incelendiğinde, 2025 yılında tek kişilik hanehalkı oranı en yüksek il yüzde 32,7 ile Gümüşhane oldu. Gümüşhane'yi yüzde 30,8 ile Tunceli ve yüzde 30,5 ile Giresun izledi. Tek kişilik hanehalklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 11,5 ile Batman oldu. Bu ili yüzde 12,4 ile Van ve Diyarbakır izledi.</p>

<p>Tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il, 2025'te yüzde 70,5 ile Gaziantep olurken, Gaziantep'i yüzde 69,8 ile Diyarbakır ve yüzde 69,6 ile Şanlıurfa takip etti. Tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 49,9 ile Tunceli, yüzde 51,5 ile Gümüşhane ve yüzde 53,1 ile Artvin oldu.</p>

<h2>TEK EBEVEYN VE ÇOCUKLARDAN OLUŞAN HANEHALKLARININ EN YÜKSEK OLDUĞU İL BİNGÖL</h2>

<p>Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu iller sırasıyla yüzde 13,8 ile Bingöl, yüzde 13,7 ile Elazığ ve yüzde 13,4 ile Adana oldu. Bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 8,3 ile Ardahan, yüzde 8,9 ile Burdur ve yüzde 9,1 ile Yozgat olarak gerçekleşti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplam hanehalkları içinde anne ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu iller yüzde 10,7 ile Bingöl, yüzde 10,4 ile Elazığ ve yüzde 10,2 ile Adana olurken, bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 5,6 ile Ardahan, yüzde 6,5 ile Yozgat ve Burdur oldu. Baba ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu iller yüzde 4,3 ile Kilis, yüzde 3,7 ile Batman ve yüzde 3,6 ile Malatya olurken, bu oranın en düşük olduğu iller ise sırasıyla yüzde 2,2 ile Sinop, yüzde 2,3 ile Nevşehir ve Kastamonu oldu.</p>

<h2>GENİŞ AİLEDEN OLUŞAN HANEHALKLARININ EN YÜKSEK OLDUĞU İL HAKKARİ</h2>

<p>Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il, yüzde 21,2 ile Hakkari oldu. Hakkari'yi yüzde 19,2 ile Batman, yüzde 18,6 ile Şırnak izledi. Bu oranın en düşük olduğu il ise yüzde 9,2 ile Eskişehir oldu. Eskişehir'i yüzde 10,3 ile Ankara ve Çanakkale izledi.</p>

<h2>TÜRKİYE'DE 0-17 YAŞ GRUBUNDA EN AZ BİR ÇOCUK BULUNAN HANEHALKI ORANI YÜZDE 41,9</h2>

<p>ADNKS sonuçlarına göre, 2025'te toplam hanehalkı sayısı 26 milyon 977 bin 795 oldu. Hanelerin yüzde 41,9'unda 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin yüzde 27,3 ile Tunceli olduğu dikkati çekti.</p>

<p>Hanelerin yüzde 19,1'inde 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 14,1'inde iki çocuk, yüzde 5,7'sinde üç çocuk, yüzde 1,9'unda dört çocuk, yüzde 1,1'inde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görüldü.</p>

<h2>YAKLAŞIK HER 4 HANEDEN BİRİNDE EN AZ BİR YAŞLI FERT VAR</h2>

<p>Türkiye'de 2025 yılında toplam 26 milyon 977 bin 795 haneden 7 milyon 46 bin 560'sında yaşlı nüfus olarak tanımlanan, 65 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunduğu görüldü. Diğer bir ifadeyle, hanelerin yüzde 26,1'inde en az bir yaşlı fert yaşadığı görüldü. Türkiye'de 2014 yılında en az bir yaşlı fert bulunan hanelerin 1 milyon 73 bin 367'sini tek başına yaşayan yaşlı fertler oluştururken, 2025 yılında 1 milyon 836 bin 496'sını tek başına yaşayan yaşlı fertler oluşturdu.</p>

<h2>25-29 YAŞ GRUBUNDA HİÇ EVLENMEYENLERİN YÜZDE 70'İ EBVEYNİYLE YAŞIYOR</h2>

<p>ADNKS sonuçlarına göre, 2025 yılında, 25-29 yaş grubunda ve hiç evlenmemiş olan 3 milyon 502 bin 33 kişiden 2 milyon 452 bin 909 kişinin anne ve/veya babası ile birlikte yaşadığı görüldü. Diğer bir ifadeyle, 25-29 yaş grubunda hiç evlenmemiş olup ebeveynleri ile yaşayanların oranı toplamda yüzde 70 oldu. Bu oranın yüzde 42,6'sını erkekler, yüzde 27,4'ünü ise kadınlar oluşturdu.</p>

<h2>TOPLAM RESMİ EVLİLİKLER İÇİNDE AKRABA EVLİLİĞİ YAPANLARIN ORANI YÜZDE 8</h2>

<p>ADNKS sonuçlarına göre, 2025 yılında toplam resmi evlilikler içinde, son evliliğinde birinci dereceden kuzenleri ile akraba evliliği yapmış bireylerin oranı yüzde 8 oldu. Akraba evlilikleri akrabalık türüne göre incelendiğinde, akraba evliliği yapmış bireylerin yüzde 46,4'ünün hala/dayı çocukları ile yüzde 27,2'sinin amca çocukları ile ve yüzde 27,2'sinin ise teyze çocukları ile evli olduğu görüldü.</p>

<h2>AKRABASIYLA EVLİ OLAN BİREYLERİN EN FAZLA OLDUĞU İL MARDİN</h2>

<p>Toplam resmi evlenmeler içindeki akraba evlilikleri illere göre incelendiğinde, 2025'te toplam evli bireyler içinde son evliliğinde akraba evliliği yapmış bireylerin oranının en fazla olduğu il yüzde 19,7 ile Mardin oldu. Bu ili yüzde 18,8 ile Şanlıurfa ve yüzde 16,7 ile Siirt izledi. Akraba evliliği yapmış bireylerin oranının en az olduğu il ise yüzde 1,2 ile Edirne oldu. Bu ili yüzde 1,5 ile Kırklareli ve yüzde 2 ile Çanakkale izledi.</p>

<p>Evlenme istatistikleri sonuçlarına göre, 2010 yılında gerçekleşen resmi evlenmelerin yüzde 5,9'unun akraba evliliği olduğu ve bu oranın sonraki yıllarda sürekli düşüş göstererek 2020 yılında yüzde 3,8, 2025 yılında ise yüzde 3 olduğu görüldü. Akraba evliliği oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 16,9 ile Şanlıurfa olduğu görüldü. Bu ili, yüzde 11 ile Mardin ve yüzde 10,8 ile Siirt izledi. Akraba evliliği oranının en düşük olduğu il yüzde 0,4 ile Kütahya ve Edirne oldu. Bu illeri yüzde 0,5 ile Çanakkale izledi.</p>

<h2>BİREYLERİN MUTLULUK KAYNAĞI AİLELERİ OLDU</h2>

<p>Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2025 sonuçlarına göre bireylerin mutluluk kaynağı kişiler incelendiğinde, kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı yüzde 69 olurken, bunu sırasıyla yüzde 15,6 ile çocukları, yüzde 4,8 ile kendisi, yüzde 3,9 ile eşi, yüzde 3,3 ile anne/babası ve yüzde 1,9 ile torunları takip etti.</p>

<h2>BABASI VEFAT ETMİŞ ÇOCUK SAYISI 251 BİN 929</h2>

<p>ADNKS sonuçlarına göre, 2025 yılında Türkiye'de toplam 21 milyon 375 bin 930 çocuk içinde, hem annesi hem babası vefat etmiş çocuk sayısının 4 bin 907, babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, annesi vefat etmiş çocuk sayısının ise 79 bin 214 olduğu görüldü. Cinsiyete göre incelendiğinde, hem annesi hem babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 2 bin 552, kız çocuk sayısının 2 bin 355, babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 128 bin 983, kız çocuk sayısının 122 bin 946, annesi vefat etmiş erkek çocuk sayısının 40 bin 478, kız çocuk sayısının 38 bin 736 olduğu görüldü.</p>

<h2>KORUYUCU AİLE YANINDA BAKIMI SAĞLANAN ÇOCUK SAYISI 10 BİN 841</h2>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın verilerine göre 2025'te Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 15 bin 508 olduğu görüldü. Mevcut koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 10 bin 841 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı 2025 yılında 681 oldu.</p>

<h2>SON BİR YIL İÇİNDEKİ BOŞANMA OLAYLARINDAN 191 BİN 371 ÇOCUK ETKİLENDİ</h2>

<p>Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 2025 yılında 193 bin 793 çift boşanırken, 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu çocukların velayetinin yüzde 74,6'sı anneye, yüzde 25,4'ü babaya verildi.</p>

<h2>KENDİLERİNE AİT BİR KONUTTA YAŞAYANLARIN ORANI YÜZDE 57,1</h2>

<p>Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60'ı dikkate alınarak belirlenen sınıra göre yoksulluk oranı 2025 yılında yüzde 20,6 olarak gerçekleşti. Hanehalkı tipine göre yoksulluk oranı incelendiğinde ise tek kişilik hanehalklarının yüzde 9,8'inin, tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının yüzde 20,4'ünün, geniş ailelerden oluşan hanehalklarının yüzde 27,1'inin, çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının ise yüzde 14,3'ünün yoksulluk sınırının altında yaşadığı gözlendi.</p>

<p>2025 yılında konutun mülkiyet durumları incelendiğinde, fertlerin yüzde 57,1'inin oturduğu konutun sahibi olduğu, yüzde 27'sinin ise kiracı olduğu görüldü. Lojmanda oturanların oranı yüzde 0,9 olurken, kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 15 olarak kaydedildi.</p>

<h2>SIZDIRAN ÇATI, NEMLİ DUVAR, ÇÜRÜMÜŞ PENCERE ÇERÇEVESİ EN ÖNEMLİ KONUT SORUNU</h2>

<p>Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, 2025 yılında nüfusun yüzde 28,8'i konutunda sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi vb. sorunla karşılaştı. Nüfusun yüzde 27,9'u izolasyondan dolayı ısınma sorunu yaşarken, yüzde 22,1'i trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlar yaşadı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>TOPLUM &amp; YAŞAM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/tuik-turkiyede-genis-ailelerden-olusan-hanehalklarinin-yuzde-271i-yoksulluk-sinirinin-altinda</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2023/05/tuik-2022-yilinda-yoksulluk-oraninda-iyilesme-olmadi-goreli-yoksulluk-orani-yuzde-144-oldu.jpg" type="image/jpeg" length="90314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mehmet Türkmen'in duruşması başlıyor]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/mehmet-turkmenin-durusmasi-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/mehmet-turkmenin-durusmasi-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen'in, Başpınar’da yaptığı konuşma nedeniyle yargılandığı davanın ilk duruşması bugün Gaziantep'te görülüyor. Duruşma öncesi adliye önünde basın açıklaması düzenlenirken, Türkmen'in annesi Ayşe Türkmen, “Oğlumu almaya geldim, boş gitmem” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen'in, Başpınar’da yaptığı konuşmadan dolayı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması bugün Gaziantep'te yapılıyor. Duruşma öncesi Gaziantep Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklama sırasında “Mehmet Türkmen yalnız değildir”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşasın sınıf dayanışması”, “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganları atıldı.</p>

<p>Açıklamayı okuyan BİRTEK-SEN Genel Sekreteri Mikail Kılıçalp, şunları kaydetti:</p>

<p>“BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen 2 aydır tutsak durumda. Yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamasıyla tutuklandı. Mehmet Türkmen tıpkı İsmail Arı, Alican Uludağ, Esra Işık gibi haktan ve haklıdan yana olduğu için tutuklandı. Türkmen'in suçu maaşlarını isteyen işçilerle yan yana durmak, tazminatına sahip çıkan işçilerle birlikte mücadele etmek, krizin, savaşın, daralmanın faturasının işçilere kesilmesine karşı durmak, Mehmet Türkmen'in suçu makinenin dişlilerine parmağını, elini, kolunu, canını kaptıran işçilerinin hesabını sormak.</p>

<h2>'KAÇ PATRON YARGILANDI'</h2>

<p>Yanıltıcı bilgi de ‘Bu memlekette yasalar zenginler için geçerli değil’ sözü. Biz de soralım o halde: Yanıltıcı olmayan, gerçek, doğru bilgileri kim verecek? Devlet teşvikiyle aldığı makineleri hileli şekilde iflas gösterip dışarı kaçıran, işçilerin tazminatına çöken kaç patron bu kapıdan içeri girdi. İşçilerin üzerinden kazandığı milyarlarca liraya rağmen; aylarca işçilerin aylıklarını yatırmayan, açık şekilde işçilerin emeğini gasp eden kaç patron hakim karşısına çıktı? Anayasal güvence altında olmasına rağmen sendikaya üye olduğu için işçileri işten atan kaç patron, üstelik tanıklara ve delillere rağmen, kaç patron yargılandı? Bırakalım yargılanmayı, sendikal işçi işten atıldığında kaç patronun sendikal tazminat ödemesine hükmedildi.</p>

<h2>'BU DÜZENİN İŞLEMESİ İÇİN YAPMAYACAKLARI ŞEY YOK'</h2>

<p>Patronların daha fazla kar, daha fazla kazanç hırsı yüzünden almadığı önlemler işçilerin kanına, canına mal oluyor. İşçilerin sakat kalmasına hatta ölmesine neden olan kaç patron bu koridorlardan geçip hesap verdi. Varsa bizi yanıltmayacak, doğru cevabı verecek bir yetkili gelsin versin. Ancak biz gerçeği biliyoruz. Bu bir şebeke. İşçileri ölüme sürükleyen, yaşam hakkını elinden alan bir şebeke. Sermaye sahipleri ve siyasal iktidarın ortak olduğu bu şebeke bir düğmeye basarak sendikacıyı, gazeteciyi, siyasetçiyi tutukluyor. İş cinayetinin üstünü örtüyor. Sendikal özgürlüklerin önünü kesiyor. Her yıl 2 bin işçinin canını alan bu şebeke bir düzene hükmediyor. Bu düzenin tıkır tıkır işlemesi için, düzenin dişlileri zarar görmesin diye yapmayacağı şey yok. İşçilerin kazanılmış haklarına çöker, sakat da bırakır, öldürür de. Yasaları zenginler için ayaklar altına alır.</p>

<h2>'BU MEMLEKETTE YASALAR ZENGİNLER İÇİN DE GEÇERLİ HALE GELECEK'</h2>

<p>Mehmet Türkmen bu gerçekleri yüksek sesle söyledi. Ancak yalnız değil. Türkiye'nin dört bir yanında işçiler insanca yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Gerçekleri yüksek sesle her gün daha güçlü şekilde gür sesle söylemeye devam ediyor. İş, ekmek, özgürlük diyorlar. Sendikal özgürlüklere yönelik saldırılara ve bürokratik patron iş birlikçisi sendikalara karşı mücadele yükseliyor. Bu mücadelenin önünü kesmeye çalışan bu cinayet şebekesi yargılanacak, hesabını verecekler. Bu memlekette yasalar zenginler için de geçerli hale gelecek. Mehmet Türkmen serbest bırakılacak, omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>'OĞLUMU ALMADAN GİTMEM'</h2>

<p>Tutuklu BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen'in annesi Ayşe Türkmen de “Oğlumu almaya geldim. Oğlumun suçu ne? Oğlum; eli kolu kopanın hakkını savunduğu için mi tutuklandı? Ben oğlumu almaya geldim, boş gitmem. Oğlumu bırakmazlarsa Ankara'ya giderim. Bayramı orada geçiririm. Ben oğlumu istiyorum. Mehmet Türkmen hiç kötü bir şey yapmadı, yapmaz. 10 yaşından beri bu yolda; işçi, fakir, fukaranın peşinde. Benim oğlumun evi, arabası yok, paragöz değildir, hırsız değildir. Hırsızlar kendinden utansın. Allah'tan korkun. Fakirin, fukaranın hakkını yersiniz ama öbür dünyada cehennem cehennem gezersiniz inşallah. Bırakın oğlumu, bırakın” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EMEK DÜNYASI, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/mehmet-turkmenin-durusmasi-basliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/mehmet-turkmen-davasi.jpg" type="image/jpeg" length="86362"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SES Antalya Şubesi: Hemşireleri güçlendirmek, sağlığı güçlendirmektir]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ses-antalya-subesi-hemsireleri-guclendirmek-sagligi-guclendirmektir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ses-antalya-subesi-hemsireleri-guclendirmek-sagligi-guclendirmektir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Haber: Sabri Kırdar</strong></p>

<p>12 Mayıs Hemşireler Günü kapsamında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Antalya Şubesi tarafından bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamayı SES Antalya Şubesi Eş Başkanı Şükran İçöz yaptı.</p>

<p>Basın açıklamasında 12 Mayıs’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığı vurgulanarak, hemşirelerin sağlık sisteminin temel ve vazgeçilmez bir unsuru olmasına rağmen yıllardır ağır çalışma koşulları, personel yetersizliği ve hak kayıplarıyla karşı karşıya bırakıldığı ifade edildi.</p>

<p>Uluslararası Hemşireler Konseyi’nin (ICN) bu yılki “Hemşireleri güçlendirin, hayatları kurtarın” temasına dikkat çekilen açıklamada, güçlü hemşireler olmadan güçlü bir sağlık sistemi kurulamayacağı belirtildi.</p>

<p>Şükran İçöz açıklamasında, Türkiye’de hemşirelerin artan iş yükü, uzun nöbetler, yetersiz personel ve düşük ücret politikaları nedeniyle tükenmişliğe sürüklendiğini ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>“Sağlık hizmetinin merkezinde yer almalarına rağmen hemşireler karar mekanizmalarından dışlanmakta, mesleki saygınlıkları zedelenmekte ve sağlıkta şiddetin en görünür mağdurlarından biri haline getirilmektedir.”</p>

<p>Açıklamada ayrıca hemşirelerin yalnızca hastalara bakım veren değil, aynı zamanda sağlık sistemindeki yapısal sorunların yükünü de taşımak zorunda bırakıldığı vurgulandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SES Antalya Şubesi tarafından dile getirilen talepler arasında; hemşire başına düşen hasta sayısının azaltılması, güvenceli istihdam sağlanması, insanca yaşamaya yetecek ücret düzenlemeleri, nöbet koşullarının iyileştirilmesi, sağlıkta şiddete karşı etkin politikalar uygulanması ve hemşirelerin sağlık politikalarında karar süreçlerine dahil edilmesi yer aldı.</p>

<p>Açıklama, “Hemşirelerin tükenmesi sağlık sisteminin çökmesidir” ifadeleriyle dikkat çekti.</p>

<p>SES Antalya Şubesi, hemşirelerin emeğini görünür kılmak ve daha güçlü bir sağlık sistemi için mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek açıklamayı “Örgütlü hemşireler kazanacak” sözleriyle sonlandırdı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EMEK DÜNYASI, ANTALYA, YEREL MEDYA KOORDİNASYONU</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ses-antalya-subesi-hemsireleri-guclendirmek-sagligi-guclendirmektir</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/ses-antalya-50.png" type="image/jpeg" length="11987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mahmut Arıkan: İktidar sonbaharda baskın seçime gidecek]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/mahmut-arikan-iktidar-sonbaharda-baskin-secime-gidecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/mahmut-arikan-iktidar-sonbaharda-baskin-secime-gidecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, iktidarın varlık barışı düzenlemeleriyle piyasada yapay bir rahatlama oluşturarak 2026 sonbaharında "baskın seçime" gitmeyi planladığını öne sürdü. Arıkan, yurt dışından gelecek kaynağın denetimsiz biçimde sisteme dahil edilmek istendiğini belirterek düzenlemeye tepki gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Ulusal Kanal'da gündeme dair açıklamalarda bulundu. Arıkan, Türkiye'nin 2026 yılının sonbaharında bir "baskın seçime" gideceğini söyledi, Meclis'e gelecek varlık barışı düzenlemelerinin de bu sürecin altyapısını oluşturduğunu ifade etti.</p>

<h2>'GİDİŞAT BASKIN SEÇİMİ GÖSTERİYOR'</h2>

<p>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilirken verilen "erken seçim tartışmalarının biteceği" vaadinin gerçekleşmediğini kaydeden Arıkan, Türkiye'de bir yönetim krizi yaşandığını vurguladı. Muhalefetin olası bir seçimden kaçmayacağını ve en güzel şekilde mücadelesini vereceğini belirten Arıkan, iktidarın ısrarla seçime ihtiyaç olmadığını söylemesine rağmen, merceği büyüterek bakıldığında gelişmelerin erken seçimden ziyade bir "baskın seçimi" işaret ettiğini söyledi.</p>

<h2>'KAYIT DIŞI SERMAYE İLE SEÇİM EKONOMİSİ HAZIRLIĞI'</h2>

<p>Arıkan, "Yurt dışından gelecek olan paranın, altının nerden aldın diye sorulmadan kayıt altına alınması ve uzun bir dönem gelir vergisinden muaf tutulması planlanıyor. Bu düzenlemeyle dışarıdan gelecek parayla Türkiye'de bir sıcak para bolluğu oluşacağı ve ülkenin paraya boğulacağı hesabı yapılıyor" değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Sürecin, işaret fişeğinin Larry Fink'in Türkiye ziyaretinde ateşlendiğini savunan Arıkan, Fink'in Cumhurbaşkanı ile gerçekleştirdiği görüşme sonrası başladığına dikkati çekti. Yıllardır esnafın, iş adamlarının ve çalışanların taleplerinin yerine getirilmediğini ifade eden Arıkan, Fink'in taleplerinin ise anında yerine getirilerek Meclis'e taşındığını ve çıkacak bu uygulamayla piyasada rahatlama sağlanacağını dile getirdi.</p>

<p>AK Parti'nin her seçim öncesi uyguladığı "pansuman tedavilerle" ekonomiyi rahatlattığına şahit olduklarını belirten Saadet Partisi lideri, 2018-2023 seçimleri öncesi yüzde 8,5'a düşürülen faizin, seçim sonrasında yüzde 50'lere, enflasyonun ise yüzde 31-32 bandına çıkıp düşürülemediğini hatırlattı.</p>

<p>Aynı senaryonun tekrarlandığını vurgulayan Arıkan, şunları kaydetti:</p>

<p>"Madencilerimiz sadece maaşlarını alabilmek için günlerce eylem yapıp Ankara'da gösteri yaptıktan sonra haklarına kavuşurken, kayıt dışı olan ve tırnak içinde 'kara para' girişinin önünü açacak uygulamaların TBMM'ye getirilmesini doğru bulmuyoruz. Yurt dışından para getirmenin kuralları ve uygulanması gereken maddeleri varken, bu maddelerin hepsi bypass edilerek yeni bir yol açılıyor. Önceki uygulamada gelmeyen paranın yeni yasayla Türkiye'ye girmesinin planlanması akıllarda soru işaretleri yaratıyor."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arıkan, söz konusu metotla piyasada yapay bir parasal rahatlama sağlanarak, Türkiye'nin 2026 senesinin sonbaharında bir baskın seçime hazırlandığını ileri sürdü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/mahmut-arikan-iktidar-sonbaharda-baskin-secime-gidecek</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/11/mahmut-arikan.png" type="image/jpeg" length="10649"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyarbakır Barosu’ndan Dicle Üniversitesi’ne suç duyurusu]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/diyarbakir-barosundan-dicle-universitesine-suc-duyurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/diyarbakir-barosundan-dicle-universitesine-suc-duyurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır Barosu, Dicle Üniversitesi’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Hevsel Bahçeleri’ne kimyasal atık bıraktığı iddiasıyla faillerin tespiti ve cezalandırılması istemiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda “görevi kötüye kullanma, çevrenin kasten kirletilmesi, zehirli madde katma, mala zarar verme” suçlamaları yöneltildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Komisyonu’nca Dicle Üniversitesi hakkında “görevi kötüye kullanma, çevrenin kasten kirletilmesi, zehirli madde katma, mala zarar verme” suçlamasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda kimyasal atıklara dair faillerin tespit edilmesi ve cezalandırılması talep edildi.</p>

<h2>SUÇ DUYURUSU DİLEKÇESİNDEKİ İFADELER</h2>

<p>Suç duyurusu dilekçesinde şu ifadelere yer verildi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“10 Mayıs 2026 tarihinde basından öğrendiğimiz Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin arka bahçe kısmına üniversite araçlarıyla insan sağlığını ciddi şekilde etkileyen ve hayvan yaşamını tehlikeye sokan tehlikeli tıbbi ve kimyasal madde atıkları bırakılmıştır. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan ve kentimizin oksijen kaynağı olan ve aynı zamanda yüzlerce canlıya ev sahipliği yapan Hevsel Bahçeleri’nin yaklaşık 1 kilometre yakınına bırakılması olayın ne kadar vahim bir boyuta gebe olduğunu göstermektedir. Dicle Üniversitesi’nin Dicle vadisini içine alan arazisi içinde daha önce buraya gömülen tıbbi ve kimyasal atıklar toprağın sürülmesiyle birlikte yüzeye çıkmış ve bu atıkların yağmur suları ve su kanalları ile Dicle nehrine karıştığı ve aynı zamanda bu atıkların tarım yapılan yerde bulunması sebebiyle mala zarar verme suçu işlenmiş olduğu kanaatindeyiz. Tıbbi atıkların neden olduğu çevresel kirlenme ve bozulmadan kaynaklanan zararlardan dolayı tıbbi atığın toplanması, taşınması, geçici depolanması ve bertarafı faaliyetlerinde bulunanlar müteselsilen sorumludurlar. Gereğince olaya konu eylemin yasal/anayasal suç oluşturduğu açıktır.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKOLOJİ-ÇEVRE, DİYARBAKIR</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/diyarbakir-barosundan-dicle-universitesine-suc-duyurusu</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/05/hevsel-1.jpg" type="image/jpeg" length="20553"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali başladı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/uluslararasi-hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/uluslararasi-hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’in Seferihisar ilçesinde Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali bugün başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İzmir’in Seferihisar ilçesinde düzenlenen festival, bilimi laboratuvarlardan çıkarıp toplumla buluşturmayı hedefliyor. Beş gün sürecek etkinliklerde oturumlar, atölyeler, film gösterimleri ve gökyüzü gözlemleri yer alacak. 3-7 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek festivalin açılışına Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin’in yanı sıra Türkiye ve dünyadan tanınmış bilim insanları katıldı. Açılışta yapılan konuşmalarda bilimin halka ulaşmasının önemine vurgu yapıldı.</p>

<p>Festival, bilimi günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline getirmeyi, bilimsel düşünceyi yaygınlaştırmayı ve bilgiye erişimi demokratikleştirmeyi amaçlıyor. Seferihisar Akarca Kamp Alanı’nda başlayan etkinlik, cumartesi akşamına kadar sürecek.</p>

<p><strong>Zengin içerikli program</strong></p>

<p><br />
Festivalin ilk günü “Türkiye ve Dünyada Bilim İletişimi” başlıklı oturumla başladı. Gün boyunca Çağan Türkan’ın “Empatik Beyin” sunumu, İren Dicle Aytaç’ın “Türkiye’de Bilim-Kurgu Sineması” oturumu ve akşam saatlerinde “Bir Zamanlar Gelecek 2121” film gösterimi gerçekleştirilecek. Ayrıca “Bilim İletişimi Hackathonu”, amatör telsizcilik atölyesi, gökyüzü tanıtımı ve çocuklara özel “Güneş Gözlemi” ile “Steam” etkinlikleri yapılacak.</p>

<p>Festival, yalnızca bilimsel içeriklerle sınırlı kalmayacak; belgesel gösterimleri, müzik etkinlikleri ve gökyüzü gözlemleriyle kültürel bir şenlik atmosferi sunacak. Çocuklara özel programlar da bilimin yeni nesillerle buluşmasını sağlayacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bilim ve sanat buluşuyor</strong><br />
Etkinliklerde Prof. Dr. Çiler Dursun, Prof. Dr. Ali Osman Karababa, Prof. Dr. Erkan Saka, NASA’dan Dr. Ayşegül Tümer ve Dr. Umut Yıldız gibi isimler yer alacak. Festival boyunca elliden fazla panel, atölye ve sunum yapılacak.</p>

<p>Programda ayrıca “Eko Eko Eko” belgesel gösterimi, “Bir Zamanlar Gelecek: 2121” filmi ve “Öz: Kuantumun Öyküsü” belgeselinin galası da bulunuyor.</p>

<p>Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali, 7 Eylül’e kadar bilimi sanatla buluşturmaya devam edecek.</p>

<p>Ayrıntılı bilgi ve kayıt için: <strong><a href="http://www.hypatiabilimfestivali.com/?utm_source=chatgpt.com" rel="dofollow" target="_new">www.hypatiabilimfestivali.com</a></strong><br />
Festival programı için: <strong><a href="https://www.hypatiabilimfestival.com/program?utm_source=chatgpt.com" rel="dofollow" target="_new">https://www.hypatiabilimfestival.com/program</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/uluslararasi-hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basladi</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Sep 2025 20:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/09/grup-fotografi.jpeg" type="image/jpeg" length="86056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ODTÜ'de mezuniyet yine bildiğiniz gibi: Direniş, mizah ve zeka]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/odtude-mezuniyet-yine-bildiginiz-gibi-direnis-mizah-ve-zeka</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/odtude-mezuniyet-yine-bildiginiz-gibi-direnis-mizah-ve-zeka" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'nin en prestijli üniversitelerinden ODTÜ'nün bu yılki mezuniyet töreni de geleneksel bir şekilde kutlandı. ODTÜ'lü öğrenciler hazırladıkları pankartlara ülkenin direniş gündemine mizahları ile ışık tuttular.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/odtude-mezuniyet-yine-bildiginiz-gibi-direnis-mizah-ve-zeka</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Jul 2025 21:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/07/i-m-g-20250713-w-a0016.jpg" type="image/jpeg" length="82539"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul'da muhasebeciler 14-15 Haziran'da sandığa gidiyor, 'Demokrat Muhasebeciler' ne vadediyor?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/istanbulda-muhasebeciler-14-15-haziranda-sandiga-gidiyor-demokrat-muhasebeciler-ne-vadediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/istanbulda-muhasebeciler-14-15-haziranda-sandiga-gidiyor-demokrat-muhasebeciler-ne-vadediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da muhasebeciler 14-15 Haziran'da sandığa gidiyor, 'Demokrat Muhasebeciler' ne vadediyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) 14-15 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek olan genel kurul seçimlerine sayılı günler kala, Demokrat Muhasebeciler Platformu adayları dokuz8 TV’nin konuğu oldu. Programda, başkan adayı Bülent Haberal ve Disiplin Kurulu Başkanı adayı Emine Funda Üçüncü mesleğin sorunlarını, platformun yaklaşımını ve vaatlerini detaylarıyla anlattı.</p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p><img alt="Demokrat Muhasebeciler Platformu İSMMMO Genel Kurulu'na çağırıyor" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/06/ekran-resmi-2025-06-13-164753.png" /><strong>35 Yıllık Bir Geleneğin Temsilcileri</strong></p>

<p>Demokrat Muhasebeciler Platformu, 1991 yılında kurulan köklü bir yapı. Meslek yasasının yürürlüğe girmesinin ardından mesleki demokratik örgütlenme arayışıyla ortaya çıkan platform, yıllar içinde farklı isimlerle de seçimlere katılmış olsa da, özünü ve ilkelerini koruyarak meslektaş mücadelesini sürdürüyor. Bülent Haberal, “Demokratik Türkiye ve bağımsız meslek” vurgularıyla yola çıktıklarını hatırlatıyor.</p>

<p><br />
<strong>Meslektaşlar Tekelleşme ve Angarya Kıskacında</strong></p>

<p>Adaylar, muhasebe mesleğinin son yıllarda artan dijitalleşme ve ekonomik dönüşümlerle birlikte daha da zorlaştığını ifade ediyor. Haberal, “Büyük denetim şirketleri piyasayı domine ederken, küçük ofis sahipleri ayakta kalmaya çalışıyor” diyerek sektördeki tekelleşmeye dikkat çekti. Funda Üçüncü ise İstanbul’daki 50 binin üzerindeki muhasebecinin yalnızca üçte birinin serbest çalıştığını, geri kalanının ise sözleşmeli bağımlı çalışanlar olduğunu belirtti.</p>

<p></p>

<p><strong>Vesayet Eleştirisi: “Gelir İdaresinin Uzantısı Gibi”</strong></p>

<p>Konuşmacılar, İSMMMO’nun ve çatı örgüt TÜRMOB’un yeterince bağımsız olmadığını savundu. Haberal, meslek yasasının vesayetçi bir anlayışla düzenlendiğini ve Gelir İdaresi’nin onayı olmadan hiçbir düzenlemenin yapılamadığını vurguladı. “Muhasebeciler sanki devletin ücretsiz memurları gibi çalışıyor” diyen Üçüncü, ağır iş yüküne rağmen sosyal hakların yetersizliğini dile getirdi.</p>

<p></p>

<p><strong>Kadınlar, Gençler ve Yaşlılar İçin Somut Vaatler</strong></p>

<p>Funda Üçüncü, kadın meslektaşlar için İstanbul’da üç bölgede kreş açılması, doğum yapan kadınlara maddi destek verilmesi ve yaşlı muhasebeciler için bir dayanışma fonu oluşturulması gerektiğini savundu. Ayrıca, genç meslek mensupları için aidat indirimi ve ücretsiz yazılım desteği sözü verildi.</p>

<p></p>

<p><strong>Mesleğe Girişte Adalet ve Erişilebilirlik</strong></p>

<p>Haberal, muhasebecilik mesleğine girişin hem maliyetli hem de zorlayıcı olduğuna dikkat çekti. Ruhsat harçları, yazılım ve eğitim masraflarıyla birlikte yeni başlayan bir muhasebecinin yaklaşık 30 bin TL’lik bir yükle karşılaştığını belirtti. “Bu yük azaltılmalı, Luka yazılımı gibi programlar ilk üç yıl ücretsiz sağlanmalı” dedi.</p>

<p><strong>Mesleğin Saygınlığı İçin Yapısal Reform Önerileri</strong></p>

<p>Demokrat Muhasebeciler Platformu’nun bir diğer önerisi ise meslek eğitiminin üniversite düzeyinde yeniden yapılandırılması. Haberal, “Muhasebe fakülteleri kurulmalı, mesleğe girişte asgari bilgi düzeyi sağlanmalı” derken, Üçüncü de branşlaşma ve uzmanlaşmanın önemine değindi.</p>

<p><strong>Sosyal Politikalar ve Dayanışma Talebi</strong></p>

<p>Programda öne çıkan bir diğer konu da sosyal güvenlik ve tahsilat sorunlarıydı. Üçüncü, tahsil edilemeyen ücretlerin gider olarak yazılamamasını eleştirerek, meslektaşların ciddi ekonomik risklerle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Ayrıca, tüm bu taleplerin bir plan ve program dahilinde hazırlandığını ve demokratmuhasebeciler.com.tr adresinden erişilebileceğini belirtti.</p>

<p><br />
<strong>TÜRMOB’un Emek Cephesinden Kopuşu Eleştirildi&nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bülent Haberal, TÜRMOB’un son yıllarda DİSK, KESK, TMMOB ve TTB gibi emek örgütlerinden uzaklaştığını ifade etti. “TÜRMOB’un toplumsal mücadeleye uzak kalması, vesayetin ve tabandan kopuşun bir sonucudur. Biz kazanırsak bu mücadele alanına yeniden döneceğiz” dedi.</p>

<p><strong>“Önce Meslektaş” Diyen Adaylar Sandık Çağrısı Yaptı</strong></p>

<p><br />
Adaylar, İSMMMO seçimlerine katılımın düşük olmasının temel nedeninin meslektaşların yoğun iş yükü ve sistematik angaryalar olduğunu belirtti. Ancak değişim için sandığa gitmenin önemine dikkat çekerek tüm muhasebecileri 14-15 Haziran’da Lütfü Kırdar Kongre Merkezi’ne davet ettiler.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>SİVİL TOPLUM SAATİ</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/istanbulda-muhasebeciler-14-15-haziranda-sandiga-gidiyor-demokrat-muhasebeciler-ne-vadediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Jun 2025 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zmJCPQyaOc4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6.2 büyüklüğündeki bu deprem birçok açıdan “harika” bir depremdi.]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/62-buyuklugundeki-bu-deprem-bircok-acidan-harika-bir-depremdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/62-buyuklugundeki-bu-deprem-bircok-acidan-harika-bir-depremdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da en büyüğü 6.2 olmak üzere art arda yaşanan depremler kamuoyunda yeniden “büyük İstanbul depremi” tartışmalarını alevlendirdi. 6.2 büyüklüğündeki son sarsıntının ardından farklı bilim insanlarının ortaya koyduğu senaryolar, toplumun kafasını karıştırırken, bilim iletişimcisi ve İTÜ öğretim üyesi Dr. Ömer Kamacı ile yaşananları, bilimsel modelleri, hazırlık seviyemizi ve depremle birlikte yaşama kültürünü konuştuk.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Röportaj: Nurcan Seven</p>

<p></p>

<h1><font face="SimSun">“Bu Deprem Harikaydı – Çünkü Hasar Yoktu”</font></h1>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Ömer Hocam,&nbsp;hoş geldiniz. Dilerseniz hemen dünkü depremle başlayalım. İstanbul’da oldukça hareketli bir gün yaşandı. Sizin değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?</p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Hoş bulduk, teşekkür ederim. Dün yaşanan deprem aslında oldukça öğretici bir örnek. Ana şoktan önce yaklaşık yarım saat önce dört büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Konumuna baktığımda açık söyleyeyim, içimden “eyvah” dedim. Çünkü tam da Kumurgaz Fayı üzerinde gerçekleşti. Bu bölge zaten uzun süredir beklenen bir alan. Ben bir sismolog değilim ama literatürü takip eden biri olarak söyleyebilirim ki, bu fay hattı İstanbul için ciddi risk barındırıyor.</p>

<p>Yaklaşık 6.2 büyüklüğündeki bu deprem birçok açıdan “harika” bir depremdi. Çünkü can kaybı yok, ciddi bir mal kaybı da olmadı. Ama aynı zamanda büyük bir enerji boşalttı. Yaklaşık 15 kilometrelik bir kırılma yaşandı. Yani biz aslında bu büyüklükte bir depremi, çok fazla acı çekmeden atlattık. Bu kıymetli bir şey.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Farklı Bilimsel Görüşler Toplumu Kutuplaştırmamalı”</font></h1>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Bu depremi farklı şekillerde yorumlayan bilim insanları var. Sosyal medyada da “geçti mi, daha kötüsü mü geliyor?” gibi sorular hızla yayılıyor. Toplum da kafa karışıklığı içinde. Siz bu senaryoları nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;İki ana bilimsel görüş var. Bunlardan ilki, kamuoyunun da yakından tanıdığı Naci Görür ve Celal Şengör gibi hocaların savunduğu model. Buna göre, Kumurgaz Fayı’ndan başlayıp Adalar Fayı’na kadar ilerleyecek büyük bir kırılma bekleniyor. Bu kırılmanın 7.4-7.5 büyüklüğünde bir deprem üretmesi bekleniyordu. Ama son depremle birlikte bu beklenti biraz azaldı; belki artık 7.2 gibi konuşabiliriz. Çünkü o bölgede bir stres boşalması yaşandı. Ancak bu tüm fay için geçerli değil.</p>

<p>İkinci görüş ise daha az kabul gören ama giderek önem kazanan bir model: Krip. Yani bazı faylar kilitlenmek yerine sürünerek hareket ediyor. Bu da daha küçük ama sık depremlerle enerjinin boşalması anlamına geliyor. Özellikle Almanların 2024’te yayımladığı bir çalışmada bu görüş desteklendi. Eğer bu model doğruysa, biz büyük bir deprem yerine, belirli aralıklarla 5-6 büyüklüğünde depremler yaşayabiliriz. Ama dediğim gibi, bu görüş henüz azınlıkta.</p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Toplum bu bilimsel ayrışmayı bazen kişisel bir kavgaymış gibi izliyor. Bu da güveni sarsıyor gibi. Ne dersiniz?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Çok haklısınız. Bilimi kişilerle özdeşleştirmek büyük bir hata. Bilim insanı şu kişilikteymiş, şöyle konuşuyormuş… Bunlar önemli değil. Bizim için önemli olan, ortaya konan verinin sağlamlığıdır. Bilimde ad hominem yani kişiye saldırı olmaz. Teoriler yarışır, kişiler değil. Sosyal medyada bu ayrımı yapmak zorlaşıyor ama biz bilim iletişimcileri olarak buna dikkat etmek zorundayız.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Depremi Tahmin Etmek Şimdilik İmkânsız”</font></h1>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Yani henüz depremin ne zaman olacağını söyleyemiyoruz, öyle mi?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Bugün dünyanın en ileri üniversitelerinde, MIT’te, Caltech’te, Oxford’da bu konu çalışılıyor. Yapay zekâ ile deprem tahmini üzerine modeller geliştiriliyor ama henüz hiçbir sistem son büyük depremleri önceden bilemedi. Yani “şu saatte şu büyüklükte deprem olacak” demek, şu anda mümkün değil. Elimizdeki veriler kısıtlı. Gökbilimle kıyaslarsak; evrenin 13 milyar yıl ötesini görebiliyoruz ama yerin 5 kilometre altını göremiyoruz. Bu da belirsizliği artırıyor.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Risk Yönetemeyen, Afeti Yönetmek Zorunda Kalır”</font></h1>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Peki bu bir uyarıydı diyorsak, ne yapmalıyız? 1999’dan bu yana neleri başardık, neleri eksik bıraktık?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Deprem bilimi açısından çok iyiyiz. 6 Şubat depremleri sonrası Nature ve Science gibi dergilerde yayımlanan makalelerimiz var. Bu çok önemli. Ancak sıkıntı bilimde değil, uygulamada. Kanunlarımız, yönetmeliklerimiz mevcut ama uygulanmıyor. Denetim mekanizmaları zayıf. Vatandaş da sorumluluk almıyor; “bir kat daha fazla çıkayım, ne olacak” diye düşünüyor. Halbuki bilinçli bir toplum olmalıyız. Çok net bir şey söyleyeyim, riski yönetemeyen, afeti yönetmek zorunda kalır. Şu an başlarsak hâlâ geç değil. Ama hemen, kararlı ve bütüncül adımlar atmak zorundayız.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Erken Uyarı Sistemleri Ne Kadar İşe Yarar?”</font></h1>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Google’ın erken uyarı sistemleri gibi teknolojiler İstanbul’da işe yarar mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Kısmen. Google, telefonlardaki sensörlerle P dalgasını algılayıp, S dalgası gelmeden önce uyarı veriyor. Ancak bu sistemin işe yarayabilmesi için deprem merkezinin yerleşim yerlerine uzak olması lazım. Japonya ve Meksika gibi ülkelerde bu mesafeler yüzlerce kilometreyi bulabiliyor. İstanbul’da ise Silivri Fayı 24 km, şehir merkezi ise yaklaşık 50 km uzakta. Bu yüzden erken uyarı süresi çok kısıtlı. Ancak yine de bu sistemlerin olması faydalı olabilir; birkaç saniyelik bile uyarı bazen hayat kurtarır.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Deprem İstanbul’un Kaderi Mi?”</font></h1>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;"Deprem İstanbul’un kaderi” dediniz. Bu cümleyi açar mısınız?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;İstanbul tarih boyunca 200-250 yılda bir büyük depremler yaşamış bir şehir. Bu bir coğrafi gerçeklik. Bunu değiştiremeyiz. Depremin kendisi kader olabilir ama yıkım kader değildir. Bugün adım atarsak, belki bir sonraki 250 yıla daha hazırlıklı oluruz. Ama bugünü de kurtarmak için acilen harekete geçmeliyiz.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Bilimi Kutsallaştırmadan Sahiplenmeliyiz”</font></h1>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Bilimsel düşünme toplumda yeterince yer bulabiliyor mu sizce?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Maalesef hayır. Bilimi bazen kutsallaştırıyoruz, bazen tamamen yok sayıyoruz. Oysa bilim bir yöntemdir, bir kişilik değil. Bilimsel otoriteyi sorgulamak esastır. Max Planck’ın dediği gibi, bazen bilimsel paradigmalar ancak onları savunanlar öldüğünde değişir. Ama bizim bu sorgulamayı akılla yapmamız gerekiyor. Akıl yoluyla ilerlemeliyiz. Aksi hâlde, doğru ile yanlışı ayırt edemez hâle geliriz.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Toplum Olarak Eğitimle Başlamalıyız”</font></h1>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Son olarak, okuyucularımıza/izleyecilerimize ne söylemek istersiniz?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Türkiye bir deprem ülkesidir. Biz bu topraklara sonradan geldik. Depremler bizden önce vardı, bizden sonra da olacak. Bu gerçekle yaşamayı öğrenmek zorundayız. Bilim elimizdeki en güçlü araç. Ama onu anlamak, içselleştirmek, eğitimle olur. Toplumun hem bilime hem de eğitime olan yaklaşımı değişmedikçe bu felaketleri aynı şekilde yaşamaya devam ederiz. Bilim insanı olarak tek amacımız, çocuklarımıza daha güvenli bir ülke bırakmak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>HYPATIABİLİM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/62-buyuklugundeki-bu-deprem-bircok-acidan-harika-bir-depremdi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/04/dr-omer-kamaci-nurcan-seven.png" type="image/jpeg" length="35318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maltepe'de tarihi mitingte buluşan yüz binler İmamoğlu'na özgürlük ve erken seçim istedi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/maltepede-tarihi-mitingte-bulusan-yuz-binler-imamogluna-ozgurluk-ve-erken-secim-istedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/maltepede-tarihi-mitingte-bulusan-yuz-binler-imamogluna-ozgurluk-ve-erken-secim-istedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/maltepede-tarihi-mitingte-bulusan-yuz-binler-imamogluna-ozgurluk-ve-erken-secim-istedi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Mar 2025 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/03/maltepe-mitingi-genel-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="59068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Öcalan'a meclis davetinden kayyım siyasetine dönüş mü?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/ocalana-meclis-davetinden-kayyim-siyasetine-donus-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/ocalana-meclis-davetinden-kayyim-siyasetine-donus-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni çözüm süreci başlamadan bitti mi?   Kayyım siyaseti geri mi dönüyor?    Esenyurt'a kayyım ne anlama geliyor?  CHP tarihinin ilk kayyumuna karşı ne yapacak?   dokuz8GÜNDEMSİYASET programında bu hafta ülkenin öne çıkan siyasi gelişmelerini Siyaset Yazarı Selim Akmen ve dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gündem Siyaset’in bu haftaki bölümünde Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ve belediyeye atanan kayyım’ın anlamı ele alındı.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Bahçeli’nin Öcalan’ı mecliste konuşmaya davet etmesinden sadece 2 hafta sonra Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e yapılan operasyonun bir çelişki mi yoksa bir devamlılık mı olduğunu tartışan Biçici, yaşananların devletin 2012-2015 dönemi ‘çözüm süreci’ deneyiminden çıkardığı sonuçla ilgili olduğunu ifade etti. Siyaset yazarı Selim Akmen ise "Hedef, Sünni İslam’la kapsanan, Alevi ve Kürt nüfusun siyasi temsilden dışlandığı bir ortam oluşturmak. Yani toplumun bazı kesimlerini sadece seyirci yapma çabası.” olarak değerlendirdi.&nbsp;</p>

<p>Gündem Siyaset’in yeni bölümü sizlerle.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:&nbsp;</strong>Evet, Gündem Siyaset programıyla yine birlikteyiz. Yoğun bir haftayı geride bıraktık.</p>

<p><strong>Selim Akmen:&nbsp;</strong>Fazlasıyla yoğun!</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:&nbsp;</strong>Belki de sürprizlerle dolu bir hafta oldu diyebiliriz. Geçen hafta, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a “Gel, Meclis’te konuş” diye seslenişini tartışıyorduk. Şimdi ise İstanbul’un en büyük ilçesi olan Esenyurt’a, Türkiye’nin en kalabalık ilçesine kayyum atanmasını konuşuyoruz.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, gerçekten öyle. Türkiye’nin en büyük ilçesi olmasının yanı sıra kent uzlaşısıyla kazanılmış bir ilçe olması nedeniyle de politik olarak oldukça kritik bir yer. Esenyurt Belediye Başkanı’nın tutuklanması ve yerine kayyum atanması, önemli bir gelişme.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu durum, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirtebilir, sence de öyle mi?</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Vallahi, şimdi bunu Meral Akşener’den itibaren devlet aklı kavramıyla ilişkilendirerek düşünebiliriz. Eskiden devlet aklı güçlüdür derdik; devlette çalışanlar, istihbarat birimleri, askeri unsurlar var ve devleti yönetenlerin bir bildiği vardır diye düşünürdük. Ancak AKP döneminde bu algı değişti. Devletin aklı var mı, yok mu, gerçekten belirsizleşti.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Geçen yıl yeniden “devlet aklı” kavramını konuşmaya başladık. Bahçeli’nin bu konuda attığı adımlar sonrasında, MHP’li sosyal medya hesapları, vekiller ve yetkililer bu hamlenin devletin büyük bir stratejisi olduğuna dair mesajlar paylaştı. Ancak aslında “devlet aklı” dediğimiz şeyin, Bahçeli’nin aklı olduğu anlaşılıyor. Bu da ifratla tefrit arasında gidip gelen bir süreç yaratıyor. Düşün bir; bir dönem terör örgütü liderini meydanlarda asan bir devlet, şimdi Meclis’e davet ediyor. Bu bir çelişki değil mi?</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Üstelik Bahçeli’nin bu hamlesinin, MHP’nin Esenyurt’a yönelik yaptığı operasyondan sonra gerçekleşmesi de dikkat çekici. Bu operasyondan sonra Esenyurt gibi kent uzlaşısıyla kazanılmış yerlerde kayyum atamalarının artacağı söylentileri dolaşıyor. Anladığım kadarıyla MHP, bu tür alanlarda halkın iradesini sınırlandırma eğiliminde.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, sanki iktidar, Öcalan’la bir pazarlık yapma niyetinde ama halkın diğer temsilcilerini sürece dahil etmek istemiyor. Hedef, Sünni İslam’la kapsanan, Alevi ve Kürt nüfusun siyasi temsilden dışlandığı bir ortam oluşturmak. Yani toplumun bazı kesimlerini sadece seyirci yapma çabası.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bir yandan da bu hamlelerin “çözüm süreci” adı altında değerlendirildiğini görüyoruz. Erdoğan ve Bahçeli’nin bu adımlarını anayasa değişikliği gibi iç politika manevraları olarak yorumlayanlar var. Ancak bence mesele bundan daha derin. Özellikle bölgedeki zorunluluklar ve Orta Doğu’daki yeniden yapılanma süreci, Türkiye’yi böyle adımlar atmaya itiyor. Erdoğan’ın Cumhuriyet’in 101. yılı etkinliğinde yaptığı “devlet aklı” vurgusunu da bu bağlamda değerlendirmek lazım.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Esenyurt’taki gelişmeler ve Bahçeli’nin açıklamaları, aslında birbiriyle çelişen değil, birbirini tamamlayan adımlar gibi duruyor.</p>

<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (35)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/11/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-35.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;2012-2015 döneminde yaşanan çözüm sürecini hatırlayalım. O süreçte AK Parti, Öcalan ve Kandil ile doğrudan müzakereler yürüttü ama Meclis’i, CHP’yi ve MHP’yi dışarıda bırakmıştı. Bahçeli o zaman sert bir muhalefet yapıyordu. Ancak sürecin sonunda, toplumsal muhalefet bu müzakere sürecinden faydalandı ve toplumsal dinamikler güç kazandı. Gezi olayları, Kobani eylemleri ve 7 Haziran seçimleri gibi tarihte eşi benzeri olmayan olaylar yaşandı. Toplum, müzakere sürecinin sunduğu olanakları değerlendirdi ve muhalefet güçlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, bu olaylar adeta bir parantezin içinde gelişti. Gezi olayları, toplumun birçok kesimini bir araya getirdi. İlk defa CHP ve HDP tabanları sahada yan yana geldi. Bu yakınlaşmanın ülkenin geleceğine etkisi büyük oldu ve bu etki, son yıllarda yapılan yerel seçimlerde de görüldü. 2018 ve 2019 seçimlerinde İstanbul’da yaşanan seçim başarısı bunun açık bir örneğidir.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Özellikle 2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığı etrafında toplanan ittifak, bu sürecin siyasi sonucuydu. 2024 yerel seçimlerine de bu ittifak ruhuyla gidileceği anlaşılıyor. “Türkiye İttifakı” fikrini öne çıkaran Özgür Özel gibi isimlerin Kılıçdaroğlu’nun temellerini attığı bu ittifakı sürdürme çabası dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Gezi olaylarının etkisini bugün bile görüyoruz. Kent uzlaşısı ve demokratik kazanımlar saldırı altında ve bu saldırılar, toplumsal dayanışmayı zayıflatmaya yönelik. Bir yandan terör örgütü lideriyle pazarlık yapılırken, diğer yandan halkın demokratik kazanımlarına yönelik baskılar artıyor. Türkiye’de sol, sosyalist, demokrat, Alevi ve Kürt kesimleri kapsayan güçlü bir ittifak var. Bu ittifak, iktidara talip en güçlü aday durumunda.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu süreçte de İmamoğlu, bu büyük ittifakın simgesi olarak öne çıkıyor. Cumhuriyet’in 101. yıl dönümünde yaptığı konuşma da bunu destekler nitelikteydi. O konuşmada, eski dönem aktörlerinden kurtulmanın, Türkiye’yi yeni bir döneme taşımanın önemini vurguladı. Yani, Cumhuriyet’in değerlerine dönerek demokrasiyi güçlendirme amacını ifade etti.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, İmamoğlu’nun konuşması gerçekten dikkat çekiciydi. Cumhuriyet’in 101. yıl dönümünde yaptığı konuşmada, eski dönem aktörlerinden kurtulmanın ve Türkiye’yi yeni bir döneme taşımanın önemini vurguladı. Cumhuriyet’in değerlerine dönerek demokrasiyi güçlendirme amacını ifade etti.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle. İmamoğlu’nun bu konuşması, toplumun geniş kesimlerinde yankı buldu. Özellikle gençler ve kadınlar arasında büyük bir heyecan yarattı. Bu da gösteriyor ki, toplum değişim ve yenilik arayışında.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu noktada, muhalefetin stratejisi de önemli. İmamoğlu’nun liderliğinde şekillenen bu yeni ittifak, yerel seçimlerde nasıl bir yol izleyecek? Özellikle Esenyurt gibi kritik bölgelerde nasıl bir strateji belirlenecek?</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Muhalefetin, Esenyurt gibi bölgelerde halkın taleplerine kulak vermesi ve yerel dinamikleri dikkate alması gerekiyor. Ayrıca, toplumun farklı kesimlerini kapsayan bir politika izlemeleri şart. Bu şekilde, iktidarın baskılarına karşı daha güçlü bir duruş sergileyebilirler.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, toplumsal dayanışma ve birliktelik, bu süreçte en önemli silah olacak. Özellikle gençlerin ve kadınların siyasete daha aktif katılımı, muhalefetin elini güçlendirecektir.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Gençler ve kadınlar, değişimin en büyük dinamiği. Onların enerjisi ve kararlılığı, Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:&nbsp;</strong>Bu noktada, muhalefetin gençlere ve kadınlara yönelik politikalarını güçlendirmesi gerekiyor. Onların taleplerine ve beklentilerine uygun politikalar geliştirmek, seçimlerde başarıyı getirecektir.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Ayrıca, muhalefetin kendi içinde de birlik ve beraberliği sağlaması şart. İç çekişmelerden uzak durarak, ortak bir hedef etrafında birleşmeleri gerekiyor.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, iç çekişmeler muhalefetin en büyük handikapı olabilir. Bu nedenle, liderlerin ve partilerin egolarını bir kenara bırakarak, ülkenin geleceği için birlikte hareket etmeleri şart.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu kritik dönemde, muhalefetin sorumluluğu büyük. Toplumun beklentilerine cevap vererek, demokratik değerleri savunarak ve birlik içinde hareket ederek, iktidara alternatif bir seçenek sunabilirler.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Umarız ki, muhalefet bu sorumluluğun farkında olur ve gereken adımları atar. Türkiye’nin geleceği için umutlu olmak istiyoruz.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, umut her zaman var. Yeter ki, doğru adımlar atılsın ve toplumun taleplerine kulak verilsin.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu haftalık programımızın sonuna geldik. Haftaya tekrar görüşmek üzere. Hoşça kalın.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM SİYASET</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/ocalana-meclis-davetinden-kayyim-siyasetine-donus-mu</guid>
      <pubDate>Sat, 02 Nov 2024 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/11/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-34.png" type="image/jpeg" length="40482"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bahçeli'den Öcalan'a tarihi çağrı ve yeni çözüm sürecinin şifreleri]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/bahceliden-ocalana-tarihi-cagri-ve-yeni-cozum-surecinin-sifreleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/bahceliden-ocalana-tarihi-cagri-ve-yeni-cozum-surecinin-sifreleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'a yönelik ezber bozan "Meclise gel konuş" çağrısı, bu çağrının nedenleri ve tetiklediği hızlı gelişmeler dokuz8TV Gündem Özel programına katılan Siyaset Bilimci ve Yazar Dr. Mustafa Peköz tarafından değerlendirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (33)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-33.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Evet, Türkiye siyasetini etkileyen olağanüstü gelişmelerle gündem özel programımızla yine birlikteyiz. Stüdyo konuğum Dr. Mustafa Peköz; siyaset bilimci, doktor ve yazar. Aynı zamanda hukukçu. Evet, 1 Ekim’de tokalaşmayla başlayan bir süreç yaşandı ki bu sürecin tesadüfi olmadığını Bahçeli özellikle vurgulamıştı. Başlangıçta şüpheyle yaklaşıldı ve ardından süreç inanılmaz bir hız kazandı. 22 Ekim’de Bahçeli’nin Öcalan’ın Meclis’te konuşmasını önerdiği o çağrısı gündemi altüst etti. Hemen ardından TUSAŞ’a yapılan saldırı ise yeni tartışmaları gündeme getirdi. Bugün, Ömer Öcalan’ın İmralı’da bulunduğu ve sürece dair Öcalan’ın ilk açıklamasının geldiği bilgisi kamuoyuna ulaştı. Peki Dr. Peköz, bu yaşananlar sizce yeni bir çözüm süreci anlamına mı geliyor?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> Bahçeli gibi bir ismin böylesine önemli açıklamalar yapması hiç şüphesiz çok dikkat çekici. Hatırlarsanız, daha önce Cumhur İttifakı içinde HDP’nin kapatılması gerektiğini söyleyen, HDP’yi terör örgütü ilan eden, hatta Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını dahi dile getiren biriydi. Bahçeli’nin parlamentoda HDP grubuna gidip tokalaşması ve ardından 22 Ekim’de Öcalan’ın TBMM’de konuşmasını önermesi herkesin kafasında soru işaretleri uyandırdı. Bu açıklamanın Bahçeli’nin kişisel bir düşüncesi olmadığını, devlet aklı ve Milli Güvenlik Kurulu’nun değerlendirmelerinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Açıklamayı Cumhurbaşkanı yapmış olsaydı, belki bu kadar etki yaratmazdı. Ancak Bahçeli’nin bunu söylemesi herkesin dikkatini çekti. Yeni bir çözüm süreci yaşanıyor diyebiliriz fakat bu, 2012-2015 yıllarındaki sürece pek benzemeyebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Peki ne değişti de bugün bu adımlar atılmaya başlandı? 2012-2015 yıllarında da büyük umutlarla bir çözüm süreci başlamıştı ancak ne yazık ki sonu çatışmalarla noktalandı.</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> O dönemde süreç, daha çok Türkiye’nin iç dinamikleriyle şekillenmişti. Ancak bugün, dış dinamiklerin etkisi oldukça belirgin. Bölgedeki dengeler tamamen değişti. İsrail’in Ortadoğu’daki politikaları, İran’la yaşanan gerginlikler, Hamas’ın zayıflatılması gibi gelişmeler Türkiye’yi de etkiliyor. Türkiye, bölgede yeni kurulan oyunun dışında kalma riskini görüyor ve bu yüzden Kürtlerle yeniden ilişki kurma gereği hissediyor. Türkiye’nin bu süreci uluslararası güçlerin gündemine girmeden kendi iç dinamikleriyle çözme çabası olduğunu düşünüyorum. Bahçeli’nin çağrısının ardında da bu yatıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Bu süreçte İYİ Parti’nin tutumu da dikkat çekici. Bahçeli’nin bu hamlesine İYİ Parti nasıl karşılık verdi?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> İYİ Parti beklenmedik bir şekilde bu hamleyi eleştirdi ancak Bahçeli, İYİ Parti’nin tepkisini dikkate almayarak çizgisini devam ettirdi. Bu süreç, milliyetçi kesimlerde tepkiye yol açabilir ama devletin uzun vadeli çıkarları doğrultusunda hareket ediliyor. İktidar kanadında ise Erdoğan’ın üçüncü kez seçilme planlarına Kürt oylarının katkısı konuşuluyor. Fakat bu süreci sadece seçimlerle açıklamak yetersiz kalır. Bahçeli’nin bu adımı, devletteki stratejik kodların bir yansımasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Bu süreçte Öcalan’ın rolü nasıl olacak sizce?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> Bahçeli’nin önerisiyle Öcalan’ın TBMM’de konuşması fikri elbette oldukça sıra dışı. Ancak Öcalan, bu süreci tek başına yürütmek istemeyecektir. Kandil ve Demirtaş gibi diğer aktörlerin de süreçte yer alması muhtemeldir. Öcalan’ın geçen süreçte çözüm sürecinin yürütülmesi adına önemli roller üstlendiğini biliyoruz. Bu kez de hem Kandil’in hem de Demirtaş’ın bu sürece dahil edilmesi gerektiğini düşünecektir.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> CHP ve muhalefetin tutumu ne olacak?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> CHP, özellikle son dönemde Kürt sorununun demokratik zeminde çözülmesi gerektiğini belirten açıklamalar yaptı. Özgür Özel’in son dönemdeki Demirtaş ziyaretinin de tam bu döneme denk gelmesi bilinçli bir tercih olabilir. Bu açıklamaların ardından CHP’nin pozisyonunun süreci destekleme yönünde olacağını düşünüyorum. Yöntem olarak HDP ile diyalog kurulması gerektiğini savunuyorlar, ancak Bahçeli daha doğrudan Öcalan’ı işaret etti.</p>

<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (32)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-32.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Bu süreçte güven arttırıcı adımlar nasıl atılabilir sizce?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> İlk olarak Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması önemlidir. Hukuki bir statü oluşturularak, Öcalan’ın avukatları ve yakınlarıyla görüşmesine izin verilebilir. Aynı zamanda Kobani davası, Gezi davası, Osman Kavala ve Demirtaş’ın durumu gibi konularda iyi niyet adımları atılabilir. Bunun karşılığında ise PKK tarafı tek taraflı bir ateşkes kararı alarak sürece katkı sunabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Dr. Peköz, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. Sürecin toplumsallaşması ve sivil toplumun da bu süreçte aktif rol alması gerektiğini vurguluyorsunuz. Önümüzdeki günlerde sürecin gidişatını birlikte takip etmeye devam edeceğiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/bahceliden-ocalana-tarihi-cagri-ve-yeni-cozum-surecinin-sifreleri</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Oct 2024 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-33.png" type="image/jpeg" length="16479"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeni çözüm sürecinde "ilk aşama" neler gösterdi?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/yeni-cozum-surecinde-ilk-asama-neler-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/yeni-cozum-surecinde-ilk-asama-neler-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[dokuz8GÜNDEMSİYASET programında bu hafta ülkenin ve dünyanın öne çıkan siyasi gelişmelerini Siyaset Yazarı Selim Akmen ve dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (29)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-29.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Merhaba, “Gündem Siyaset” programında bir kez daha Selim Akmen, namıdiğer Arnavut Selim ile birlikteyiz. Gündem gerçekten çok yoğun ve hemen her gün yeni gelişmeler yaşanıyor. Ancak artık temel bir çerçevenin oturduğu söylenebilir. Gelişmelerin yeni bir çözüm süreci, hatta “barış ve müzakere süreci” olarak tanımlanabileceğini söylemek yanlış olmaz. Örneğin son dönemde TUSAŞ’a yapılan saldırı, Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a “gel, mecliste konuşma yap” diyerek bir anlamda yeni bir sayfa açması oldukça dikkat çekici. 22 Ekim miladı olarak adlandırılan bu çağrı, gelişmelerin seyrini daha da hızlandırdı. Aynı dönemde Ömer Öcalan’ın 43 ay sonra İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmesi de çok önemli bir gelişme oldu. Öcalan’ın mesajı kamuoyuyla paylaşıldı ve bu açıklamalar toplumun farklı kesimlerinde ciddi yankı buldu. Bu süreçte özellikle tepkisi ve tavrı merak edilen Kürt hareketinin kurumları da sürece destek verdiklerini açıkladılar. Şimdi artık “yeni çözüm süreci var mı yok mu” sorusunu geride bıraktık. Artık mesele, bu sürecin derinliği, kapsamı, kimlerle nasıl yürütüleceği. Sen bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsun?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Gerçekten çok ilginç bir dönemdeyiz. Ekim ayından itibaren başlayan bu gelişmelerle birlikte, 1999’dan günümüze, yaklaşık çeyrek asırdır ülkemizde etkili olmuş üç şahsiyet var: Abdullah Öcalan, Fethullah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan. Bugün geldiğimiz noktada bir tanesi vefat etti, diğerinin tecridi kalktı ve bir diğeri Cumhurbaşkanı olarak görevine devam ediyor. Bu ilginç bir tesadüf olabilir mi, bilemiyorum ama gelişmeler oldukça dikkat çekici. Bizim uzun zamandır savunduğumuz bir şey vardı; bu çözüm süreci tazelenmeli ve barış sağlanmalı. Bu nedenle CHP’nin de bu sürece katılması gerektiğini sürekli dile getirdik. Bu seferki süreç gerçekten farklı bir bağlamda doğdu diyebiliriz. 2023 Mayıs seçimlerinde “helalleşme” ve “CHP’yi karalama” sloganları damga vurmuştu. O dönemde, helalleşmeden kastımız; mecliste dostça, barış içinde oturup sorunların kökenine inmek, ceza gerektiren konular varsa cezaların uygulanması ancak nihayetinde bu konunun kapanması gerektiğiydi. Yalnızca Kürt sorunu değil, aynı zamanda aşırı sağa dair meseleler de ele alınmalıydı. Ancak geçmişte olduğu gibi, bazı devlet aklına sahip kesimlerin talimatlarıyla dans edenler, plana sadık kalanlar ve masayı devirmeyi seçenler bu barış fırsatını erteledi. Geçen sefer halkın desteğiyle, halaylar çekerek barışa coşkuyla başlayacaktık. Ama şu an öyle olmadı; şimdi farklı bir resim var karşımızda.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bahçeli’nin çıkışı gerçekten çarpıcıydı. Selahattin Demirtaş’ın cezaevine ait olmadığını ifade ederken, dolaylı olarak Öcalan’ın serbest bırakılmasını da savunan bir çizgiye yaklaştı. Bu çıkışları nasıl değerlendirirsin?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, Bahçeli’nin ani tavır değişikliği toplumun farklı kesimlerinde şaşkınlık yarattı. Öyle ki, Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaretler savuran Bahçeli, aynı zamanda PKK’nın tek suikastına uğramış siyasetçi olan Kılıçdaroğlu’na da çok ağır sözler sarf etmişti. Ne hikmetse, şu an öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki, Kılıçdaroğlu üzerinden yürütülen karalama kampanyalarının yerini başka şeyler aldı. Bu süreci kendi başımıza, içtenlikle yönetebilmek adına geçtiğimiz dönemde çok çalıştık, çok dile getirdik. Ama şimdi Bahçeli’nin dahi Öcalan için meclise çağrı yapmasıyla barış süreci zoraki bir şekilde başlamış oldu.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:&nbsp;</strong>2023 Mayıs seçiminde Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı seçilebilseydi bu süreç belki de daha demokratik bir dönüşümle sağlanabilirdi. Bu sefer barış süreci, adeta dış baskılarla zorlanıyor gibi görünüyor. Buna katılıyor musunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Bu süreci “vali barışı” olarak tanımlamak yanlış olmaz. Amerika ve İsrail’in bölgedeki etkisi bu barış sürecinin itici gücü olarak devreye giriyor. Fakat gerçek bir barış sürecini kendi irademizle, halkın gönüllü katılımıyla hayata geçiremememiz üzücü. Türkler ve Kürtler bin yıldır birlikte bu topraklarda yaşıyor. Bu meseleyi kendi aramızda çözebilmeliydik. Ancak görünen o ki, içten bir barış süreci değil, dış baskılarla zorlanarak bir barış sürecine itiliyoruz.</p>

<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (30)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-30.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Daha önce de Kürt hareketi tarafında pek çok adım atıldı. Demirtaş’ın cezaevinde olduğu bir ortamda, anayasa değişikliklerine işaret eden girişimlere rağmen süreç tam anlamıyla sağlıklı bir şekilde yürütülemedi. Siyasi güvence talepleri karşılanmadı ve her şey kapalı kapılar ardında gelişti. Süreci bu açıdan değerlendirdiğimizde eksiklikleri neler olabilir?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu noktada çok doğru bir yere değindin. Eğer bu süreç fırsat olarak kullanılarak anayasa değişikliği, ekonomik çıkarlar veya siyasi oyunlar gibi unsurlar gölge düşürürse geçmişte yaşadığımız sıkıntıların aynısını yeniden yaşayacağız. Bu tür fırsatçılık toplumun hiçbir kesimine fayda getirmedi, getirmez. Ancak umudumuz bu sefer, sürecin ciddiyetle ele alınması. Aksi takdirde, geçmişte olduğu gibi birinin dediği gibi bu barış da “vali barışı” olarak kalır, içi boş olur.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile aslında Türkiye, demokratik bir restorasyon şansını yakalayabilirdi. Fakat bu fırsat kaçırıldı. Bu bağlamda, barış sürecinin tekrar gündeme gelmesi bir zorunluluk gibi görünüyor. Dünün sonunda, “Kemal Kılıçdaroğlu’na yaptırmadıkları ne varsa kendileri yapıyor” gibi bir tablo ortaya çıkmadı mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle öyle. Hatırlarsan, bu barış sürecini yürütmek için Kemal Kılıçdaroğlu gibi hem Türkler hem de Kürtler tarafından sevilen bir figür süreci başlatabilirdi. Devlet tarafından saygın bir kimliğe sahip olan Kılıçdaroğlu, içtenlikle süreci dostça yürütebilirdi. Ancak görünen o ki, bir yandan torba yasa kafasıyla sürecin içine başka çıkar hesapları eklenmeye çalışılıyor. Öte yandan, dış baskılardan ötürü yapmak zorunda kaldığımız bu sürecin yan ürünü olarak Demirtaş gibi güçlü siyasi figürlerin yeniden gündeme gelmesi, mevcut iktidar tarafından engellenmeye çalışılıyor. Bu tür fırsatçılıklar sürecin ciddiyetini zedeler.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu noktada Özgür Özel’in nitelendirdiği “siyasi yankesici” tanımını hatırlatmak istiyorum. Sinan Oğan veya Ümit Özdağ gibi isimlerin de seçim sürecinde Erdoğan’a kazandırmak adına muhalefeti hedef alması dikkat çekiciydi. Bu tür adımlar, ülkemizde iç siyaseti zayıflatan unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Diğer yandan, Kürt hareketini siyasi arenada güçlü bir temsilci olarak görmeye dahi tahammül edilmedi.</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, dediğin gibi Bahçeli, 1999’da erken seçim çağrısı yaptığında baraj altında kalmayı göze almış bir figür. Bugün de bu süreçte bir güvence sağlamış durumda. Şu anda MHP’nin oy oranı yüzde 8-10 seviyelerinde; bu oran azalsa bile Bahçeli’nin bu tür riskleri göze alabileceğini biliyoruz. Yani burada toplum adına bir adım atma sorumluluğunu devlete bağlı bir misyon gibi taşıyor. Meral Akşener’in “Bahçeli, devletin verdiği son görevi üstlenmiş bir figür” demesi bu noktada anlamlı. Türkiye’nin içine düştüğü bu karmaşa, devleti güçlü tutmak adına bazı radikal kararlar gerektiriyor ve Bahçeli de bunu en ağır şekilde ödemeyi göze almış durumda.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Peki, bu dış baskıların dayattığı barış sürecine muhalefetten kimse ses çıkarabilir mi? Özellikle Ümit Özdağ’ın milliyetçi tabanda önemli bir rol oynadığı biliniyor. Bu süreçte Özdağ gibi figürlerin tavrı ne olur?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu sürecin “vali barışı” diye tabir edilen bir otoriteyle dayatılması, milliyetçi kesim içinde de karşıt seslerin çıkmasını zorlaştırıyor. Özellikle Kamışlı’ya yönelik son harekât ve PKK’nın dağılma noktasına geldiğine dair iddialar, milliyetçi kesimi bir çeşit “barışa zorlanma” durumuyla karşı karşıya bırakıyor. Ben, Özdağ’ın da bu süreçte sesini giderek kısacağını, hatta belli bir sınır içinde kalmaya razı olacağını düşünüyorum. Bu noktada, devletin çizdiği sınırları gözetmek zorunda kalacaklar; belki de sadece belirli alanlarda eleştirilerini sürdürebilecekler.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu durum biraz da ilk çözüm sürecinde yaşananlara benziyor, değil mi? O dönemde de çözüm sürecine direnen kesimlerin bir kısmı süreç ilerledikçe fikir değiştirmişti. Abdullah Öcalan’a övgüler dizilen, PKK’ya sempati gösteren manşetler atılmıştı.</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Hatırlıyor musun, ilk çözüm sürecinde, daha bir ay önce PKK’ya, Öcalan’a, Selahattin Demirtaş’a lanetler okuyan bazı gazeteler, sürecin başlamasının ardından bir anda Abdullah Öcalan’ı “bölgedeki stratejik liderlerden biri” olarak övmeye başlamıştı. Çözüm süreci biter bitmez de aynı kesimler yeniden lanetler yağdırmaya başladı. Bu, Türkiye’nin içinde bulunduğu kısır döngüyü açıkça gösteriyor. Devletin bu barışı yürütme şekli, toplumda her defasında bir hayal kırıklığına yol açıyor. Öyle ki, “vali geldi, jandarmasıyla, özel harekatıyla ‘barışacaksınız’ dedi” şeklinde yürütülen bir barıştan daha fazlası bekleniyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bölgesel dengelere bakarsak, Ortadoğu’daki kargaşa Türkiye’yi de yakından etkiliyor. Özellikle Suriye’nin iç karışıklıkları, ABD’nin PYD ile ilişkisi ve İsrail’in rolü burada kritik faktörler. Amerika’nın, “Bölgedeki barışı sağlamak için artık oturun konuşun” demesi bize nasıl yansır?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu tamamen bir “vali barışı” olarak tezahür ediyor. Amerika, İsrail ve diğer bölgesel aktörlerin bu süreci zorlaması, Türkiye’yi “bu sefer barışacaksınız” diyerek masaya oturtuyor. Maalesef, bu bölgedeki aktörlerin ve küresel güçlerin çıkarları da barış sürecine zoraki bir hava katıyor. Türkiye’nin bu kadar büyük bir nüfus ve ekonomik büyüklükle, kendi inisiyatifiyle bir barış süreci başlatamamış olması da gerçekten düşündürücü.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu süreçte yapılacak barışın ekonomik yansımaları da kaçınılmaz. Türkiye’de ciddi bir enflasyon, artan geçim sıkıntısı var. Eğer süreç düzgün yürütülürse ekonomiye bir faydası olur mu?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, kesinlikle olur. Eğer bu barış süreci ciddi adımlarla yürütülür, siyasi hesaplardan arındırılarak samimi bir şekilde ilerletilirse, bunun ekonomiye de katkısı büyük olur. Bakın, şu anda borsa düşüşte, bütçe açıkları büyümüş durumda ve ekonomik denge neredeyse sarsılmak üzere. Ama eğer ülke içindeki barış sağlanırsa, bu ekonomiye de bir rahatlama getirir. Ülke içinde uzun süredir çatışmalar yaşanmazken, uluslararası yatırımcılar neden hala Türkiye’ye gelmiyor? Çünkü iç barışın sağlanmamış olması, güveni sarsıyor. Eğer iç barış sağlanırsa, ekonomi de yeniden canlanır. Ayrıca, emekli ve emekçinin geçim sıkıntısı konusunda da adımlar atılması gerekiyor; halkın refahına odaklanılmadan bu sürecin verimli olması zor.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Özellikle Demirtaş ve diğer siyasi figürlerin bu süreçte serbest kalma olasılığı var mı? Mevcut durumda, güçlü muhalefet figürlerinin sürece dahil edilmemesi bir handikap yaratır mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu gerçekten önemli bir soru. Eğer süreç ciddi bir barış amaçlı yürütülecekse, Selahattin Demirtaş gibi figürlerin serbest kalması lazım. Barış sürecine katkı sunan, çözüm öneren bir figürün cezaevinde tutulması kabul edilemez. Kaldı ki, “Abdullah Öcalan gelsin, mecliste konuşsun” diyen bir devlette, Demirtaş neden cezaevinde kalsın? Demirtaş’ın güçlü bir figür olarak serbest kalması, toplumsal barışa büyük katkı sağlar. Atalay, Kavala gibi isimler de aynı şekilde sürece dahil olmalı. Aksi halde, bu tür güçlü figürlerin süreç dışında tutulması, barışın temellerini zayıflatır. Herkesin geçmişten ders alıp birlikte hareket etmesi gerekiyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu süreçte, torba yasa gibi fırsatçı yaklaşımlar sergilenir ve süreç içinde başka çıkarlar gözetilirse neler olabilir?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu çok riskli bir durum. Eğer barış süreci torba yasa kafasıyla yürütülmeye çalışılırsa, toplumda çok büyük bir güven kaybı olur. Yani “mecliste barış konuşmaları yapıldı, ama aynı zamanda ekonomik reformlar geçti” gibi hamleler halkın gözünde süreci zedeler. Toplumun artık ciddiyet beklediği bir barış süreci yürütülmeli; sadece siyasi veya ekonomik hesapların gölgesinde kalmamalı.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Son olarak, bu süreci tüm riskleriyle birlikte değerlendirirsek, Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var. Ancak bu fırsatı kendi irademizle değerlendirmek yerine, dış baskılarla mı ilerleyeceğiz?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, tam da bu noktadayız. Dış baskılarla zorlanan bir barış sürecine gidiyoruz. Ancak, keşke bu süreç bizim inisiyatifimizde olsaydı. Binlerce yıllık tarihe sahip bir coğrafyada, Türkler ve Kürtler gibi köklü iki halk barışı kendi iradesiyle inşa etmeliydi. İsrail korkusuyla ya da Amerikan baskısıyla barış arayışına itilmek gerçekten üzücü. Ancak yine de barışın kötüsü olmaz; umarım bu süreci, tüm toplumun faydasına olacak şekilde yürütebiliriz. Türkiye’nin gerçek bir iç barışa kavuşması hem bizim hem de geleceğimiz için çok önemli.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Umarım dediklerin gerçekleşir ve bu süreci samimi bir barışa dönüştürebiliriz. Programımızın da sonuna geldik. Bugün oldukça yoğun ve önemli bir tartışma gerçekleştirdik. Haftaya tekrar gelişmeleri değerlendirmek üzere burada olacağız. Teşekkür ederim ve hoşça kalın!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM SİYASET</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/yeni-cozum-surecinde-ilk-asama-neler-gosterdi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Oct 2024 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-31.png" type="image/jpeg" length="55356"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Freedom House'un "İnternet Özgürlükleri Raporu 2024" yayınlandı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/freedom-houseun-internet-ozgurlukleri-raporu-2024-yayinlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/freedom-houseun-internet-ozgurlukleri-raporu-2024-yayinlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İletişimci Nurcan Seven'in moderasyonunda gerçekleşen dokuz8TV Gündem Özel programının bu bölümünde, Freedom House’un 14. yılına giren İnternet Özgürlükleri Raporu’nun 5 yıllık raportörü  ECPMF Medya Özgürlüğü İzleme Sorumlusu Gürkan Özturan ile bu yılın raporunun ayrıntılarına değinerek Türkiye’deki internet özgürlüğü durumunu, yaşanan gelişmeleri ve bu durumun toplumsal yansımaları ele alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (26)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-26.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;dokuz8TV ekranlarından bir Gündem Özel programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Freedom House'un "İnternet Özgürlükleri Raporu 2024" nu konuşacağız. Konuğumuz bu raporun 5 yıldır raportörlüğünü üstlenen Gürkan Özturan. Gürkan hocam, hoş geldiniz.</p>

<p>2022’deki raporu konuşmuştuk, internette özgürlüklerin durumunu. 2022’den 2023’e Türkiye’de çok şey yaşadık. Hem internet anlamında hem de toplumsal ve siyasal gelişmeler açısından. Biz kullanıcılar olarak internette birebir hatırlıyoruz, bir sürü şey yaşıyoruz aslında: erişim engelleri, kapatmalar, VPN kullanımı gibi. Ama bir yandan da toplumun bir kısmı bu durumu unutabiliyor. Şimdi yeni 2023-2024 verileri elinde. Bir yandan da diyoruz ki karnemiz nasıl? İnternette özgürlükler hem küresel çapta hem de ülkemiz çapında bize neler gösteriyor? Senden dinlemek istiyoruz. Hoş geldin tekrar.</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Elbette, hoş buldum. Tekrar dokuz8 ekranlarında olmak gerçekten büyük bir mutluluk. Geçtiğimiz yılın verilerine baktığımızda, Türkiye 10 yıl içerisinde en hızlı düşüş sergileyen ülkelerden biriydi. Bu yıl ise geçtiğimiz yıla kıyasla Türkiye’nin puanlamasında 1 puanlık bir artış görüyoruz. Türkiye bu yıl 31 puan aldı. Bu puanların ne anlama geldiğine bakacak olursak, Türkiye özgür olmayan ülkeler kategorisinden çıkamadı. 40 puanın altında yer alan ülkelerin tamamı özgür olmayan ülke olarak nitelendiriliyor. Türkiye’nin çeperine baktığımızda, Birleşik Arap Emirlikleri ve Venezuela’dan çok az daha iyi bir puan farkı var ve Türkiye’nin hemen üzerinde Ruanda, Kazakistan ve Azerbaycan bulunuyor. Bu ülkelerin tamamı özgür olmayan ülkeler arasında. Türkiye’deki gelişmelere baktığımızda, geçtiğimiz 10 yıl boyunca hepimizin adım adım kanıksadığı haberler oldu bunlar. Haberlere getirilen erişim engelleri, sosyal medyada yapılan yorumlar nedeniyle fiziksel ya da psikolojik saldırıya uğrayan kişiler, tehditler, mecraların kapatılması, engellenmesi, getirilen regülasyonlar sonucu erişimin zorlaştırılması gibi birçok olay bu raporu etkiliyor. Her gün gördüğümüz bu gelişmeleri raporda derli toplu bir şekilde bir araya getirdiğimizde içinde bulunduğumuz vahim tabloyu görmek çok daha kolay hale geliyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, özellikle gazeteciler çok fazla hedef gösteriliyor ve tabii ki ciddi tutuklamalarla da karşı karşıya kalıyorlar. Hâlâ daha birçok dava var; insanın aklına ve mantığına çok da uygun olmayan meselelerde. Ama bir yandan da seçim süreçlerinde görüyoruz: Sokak röportajları dahi erişim engelleriyle ya da sokak röportajlarında kişiler, gazeteciler doğrudan hedef alınıp tutuklanabiliyor. Bir yandan da raporda, tüm bu 14 yıllık birikimle, elimizde güncel veriler var ama seninle analiz etmeni de isteyeceğim. 14 yıldır biz ne yaşıyoruz, nereye gidiyoruz? İnternet denilen mecralarda, bunun toplumsal ve politik yansıması nedir? Kişisel olarak özgür müyüz?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Özgür değiliz. Türkiye’de özgür değiliz. Türkiye’de internet kısmen özgürdü. Bundan 10 yıl öncesine baktığımızda Türkiye’deki internet kısmen özgürdü ve en azından o kadar kötü değil, denebiliyordu. Ancak yıldan yıla kesintisiz bir erozyona uğradı. Az önce de bahsettiğim gibi, 10 yıllık süreç boyunca Türkiye en hızlı düşüşü yaşayan ülkelerden bir tanesi. Türkiye ile aynı kategoride yer alan ülkeler ise Rusya ve Myanmar. Bu ülkelerin ortak özelliklerine baktığımızda gitgide otoriterleşen bir yönetim ve haklara, hürriyetlere kesinlikle müsamaha göstermeyen idareler görüyoruz. Bu yönetimler internet ortamını gitgide kısıtlar hale geliyor. Fakat bu veriler yalnızca interneti ilgilendirmiyor. Dijital mecralardaki özgürlük yalnızca o alanla sınırlı kalmıyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu özgürlük karşıtı atmosfer, diğer tüm alanlara da yansıyor. İnternet özgürlükleri raporunda bu alanda bir iyileşme görmek için köklü değişiklikler gerekiyor. Yalnızca kozmetik düzeltmelerle olacak bir şey değil bu. Türkiye’nin bu yıl 1 puanlık bir artış aldığından bahsettik örneğin. Bu artışın sebebi altyapıya yapılan yatırımlar. Tam da bunu söyleyecektim.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Burada bir çelişki yok mu? Altyapıya yapılan yatırım çok güzel, desteklenmesi gerekiyor. Çünkü gerçekten Türkiye, belki dünya sıralamasında sen daha iyi bir veri verirsin, hem kötü bir altyapıyla hem de yüksek meblağlarda kullanıcıya hizmet sunuyor. Burada da bir dengesizlik var. Ama altyapıya yapılan yatırım bu kadar varken internet deneyimi bu kadar gerilerken... Nasıl bir çelişki görüyoruz?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Bu noktada gözetim cihazlarının ne sıklıkla ve yoğunlukla kullanıldığına bakmak gerekiyor. İnternet altyapısı, evet, bankacılık sektörü için olmazsa olmaz. Ekonominin birçok alanı için olmazsa olmaz. İnternet altyapısı, gerçekten de ekonominin işleyişinde çok önemli bir unsur. Yalnızca internet de değil, bütün iletişim altyapısı aslında. Fakat bu altyapıya yapılan yatırımlar, zaten yapılması gereken şeyler. Yani var olan ekonomik sistemin devamlılığını sürdürebilmek için bu devirde yapılması gerekiyor. Bu yatırımlar yapıldıkça Türkiye’nin puanı artmaya devam ediyor. Sadece altyapı alanında artış sağlanıyor. Geçtiğimiz yıl Kahramanmaraş merkezli depremlerin etkisiyle 11 ilde çöken iletişim altyapısı çok büyük bir krizi gözler önüne sermişti. Bu krizden kaynaklı olarak da altyapının yetersizlikleri bariz bir şekilde ortaya çıktı. Bu yıl bu alanda yapılan düzeltmeler, raporda bir yansıma buldu ve iki puanlık bir artış sağlandı. Ancak haklar ve hürriyetler alanındaki gerilemenin devam etmesi nedeniyle genel ortalamada sadece bir puanlık bir artış görüldü. Diğer puan kaybettiren olay ise HDP eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 20 Kürt siyasetçinin aldığı onlarca yıllık hapis cezasıydı. Bu cezaların gerekçelerinden biri de o zamanki adıyla Twitter’da yapılan açıklamalardı ve bu açıklamalar nedeniyle kendileri raporda yer aldı. Bu tür açıklamalar sonucunda karşılaşılan hukuki tacizler, davalar, soruşturmalar ve gözaltılar raporda karşılık buluyor. Elbette raporda yer veremediğimiz yüzlerce başka örnek de var. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde Türkiye’de yüzlerce gazetecinin başına gelen olaylar var. Tüm bu vakalara raporda yer vermek mümkün olmadı, fakat Mapping Media Freedom (Medya Özgürlüğü İzleme Ağı) üzerinde derlediğimiz raporlarda bunları görebilirsiniz. Freedom on the Net raporunda da bu ihlallere atıfta bulunuyoruz. En azından bir yerde bütün ihlallerin derli toplu görülebildiğini belirtmek isterim. Şu an ekranda görmüş olduğunuz 1998 yılına kadar uzanan arşivlere yönelik erişim engellerinden de bahsediyoruz raporda. Gerçekten yüzlerce örnekle dolu bir rapor oldu bu yıl.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Hem gazete arşivlerine kadar uzanan, aslında, tüm sözlerin ve düşüncelerin üzerinde bir kontrol kurma çabasını görüyoruz değil mi? Bir yandan bunu bir kontrol çabası olarak da okuyabiliriz. Ama bir yandan da kişisel verilerimiz her geçen gün 15 yaşındaki çocukların bile ulaşabileceği kadar yakınımızda duruyor. Dolayısıyla burada ciddi bir uçurum var. 14 yılda elimizde bir veri toplandı ve biz bu noktayı aslında her geçen sene 1-2 puan artış ya da düşüşten ziyade çok daha köklü bir yıpranma olduğunu gözlemliyoruz. Bunların arasında da bir uçurum olduğunu görüyoruz. Bunu nasıl değerlendirirsin?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Az önce bahsettiğim gibi, çok absürt örneklerle dolu bir yıl oldu bu yıl. 1998 yılına kadar giden arşivlerin engellenmesi, gazetecilere yönelik tehditler, bir habere yüzlerce erişim engeli getirilmesi, o haberin her türlü yansımasını karartma çabaları… Hepsinin aynı savcıdan, aynı hâkimin elinden çıkması veya sürgünde yaşayan gazeteci Metin Cihan’ın haberciliğine yönelik olarak sürekli mahkeme kararlarıyla içeriklerini kaldırtma girişimleri, içerik kaldırılmayınca “kırmızı bülten çıkarırız” tehditleri gibi gelişmeler yer aldı. Aynı zamanda bu yılki raporda daha önce yaşanmamış bir gelişmeyle karşılaştık: bir savcı, eski Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar’ın sosyal medya hesaplarını takip eden kişilerin terörist olup olmadığının araştırılmasını talep etti. Bu da raporda yer alan bir diğer gelişmeydi. Bütün bu absürtlüklerin ışığında, geçtiğimiz 10 yıla baktığımızda, haklar ve hürriyetler alanındaki genel erozyonun bir yansımasını görüyoruz. Eski raporlara baktığımızda, evet, her yıl benzer vakalarla karşılaşıyoruz; her yıl gitgide daha kötüleşen vakalarla karşı karşıya kalıyoruz. Ve bu durumun tersine dönmesi yakın gelecekte çok mümkün görünmüyor. Dünyada birkaç örneği var tabii. İlerleme kaydeden ülkeler de var. Türkiye’nin bölgesine baktığımızda, Ermenistan’da gitgide iyileşen bir internet özgürlüğü ortamından bahsetmek mümkün. Gürcistan, her ne kadar son sekiz ayda daha karanlık bir iklime bürünüyor olsa da, önceki yıllardaki sıralamasından kaynaklı olarak internetin hâlâ özgür olduğu ülkelerden biri. Böyle gelişmelerle Türkiye’yi kıyaslamak da mümkün. Ancak medya özgürlüğü, ifade hürriyeti ve internet özgürlükleri alanında, genel haklar ve hürriyetler alanında kuşatma altında olan bir sivil toplumdan bahsetmek mümkün. Sivil toplum dediğimde yalnızca aktivistler değil, toplumun tamamı hedef alınıyor.</p>

<p></p>

<p>Raporun özeti de aslında bu: her ne kadar altyapı geliştirilmiş, hızlandırılmış ve yaygınlaştırılmış bir internet olsa da, bu internet gözetim amacıyla kullanıldığı sürece haklar ve hürriyetler alanındaki gerileme devam edecektir. Bir puanlık bir artış yaşanmış olsa da bu, haklar ve hürriyetler alanındaki gerilemenin gölgesinde kalıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Bir yandan da biz seninle önceki yıllarda raporu konuştuğumuzda dezenformasyon yasası gündemdeydi ve şimdi iki yıla yakın bir süre geçti. Bu yasayla ilgili hem verileri hem de yasanın uygulamaları açısından nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz?</p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Dezenformasyon yasasıyla ilgili olarak, iki yıl önce yaptığımız görüşmeden bugüne çok fazla ilerleme yaşanmadı, hatta gerileme yaşandığını söyleyebiliriz. Bu yasanın çıkışı sırasında söylediğimiz şeyler gerçekleşti: Yasanın hiçbir zaman gerçekten toplumun yanlış bilgilendirilmesini önlemek amacıyla çıkarılmadığını düşünüyoruz ve geçen iki yıl içinde bu doğrulandı. Raporun kapsam sürecinde, dezenformasyon yasasının ilk 18 aylık sürecinde yaşananlara bakacak olursak, 41 gazeteci hakkında 27 farklı soruşturma açıldı, 10 gazeteci gözaltına alındı, 15 gazeteci hakkında dava açıldı ve 3 gazeteci hakkında mahkûmiyet kararı çıktı. Mayıs 2024 itibarıyla 18 gazeteci hakkında soruşturmalar hâlâ devam ediyordu. Gazetecilere açılan bu davaların gerekçeleri, çoğunlukla iktidarın söylemiyle çelişen ifadelerdi. Yasa, iktidarın dilediği gibi kullanabileceği bir araca dönüştü. Ancak dezenformasyon sorunu sadece Türkiye’ye özgü değil, küresel bir sorun. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık seçimlerine gidilirken, başkan adaylarından biri her gün yeni iddialarda bulunuyor ve bu iddialar toplumda karşılık buluyor. Dijital gereçlerin, özellikle üretken yapay zekânın kullanılmasıyla dezenformasyonun yayılması çok hızlandı. Bunun için bir düzenleme şart, ancak Türkiye’deki gibi bir dezenformasyon yasasıyla bu sorunun üstesinden gelmek mümkün değil. Burada asıl çözüm, medya ve dijital okuryazarlığı artırmak olacaktır. Eğer medya okuryazarlığı olmayan bir toplumda bu yasalar çıkarılmaya devam edilirse, yasalar her zaman iktidarın bir sopası gibi kullanılacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Bilgiye erişimin bu kadar kolaylaştığı bir çağda, politika üreticilerin de toplumu doğru bilgiye yönlendirmesi, toplumu bilgilendirmesi beklenirken, tam tersine bilgiyi kontrol altına alma çabalarını görüyoruz. İnternet özgürlükleri konusunda küresel çapta tablo nasıl? Türkiye’yi bir kenara koyarsak, dünya genelinde durum nedir?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Dünya çapında da durum çok parlak değil. Küresel çapta haklar ve hürriyetler alanındaki gerileme 14 yıldır kesintisiz bir şekilde devam ediyor. İyileşme gösteren ülkeler de var, ancak erozyon yaşayan ülke sayısı çok daha fazla. Bir ülkede yaşanan hak ihlali, diğer ülkeleri de etkiliyor. Türkiye’de yaşananlar da başka ülkelerde benzer gelişmelere zemin hazırlıyor. Gürcistan’da örneğin yabancı ajan yasası çıkarmaya çalışıldı ve ardından Türkiye’de de “etki ajanı yasası”ndan bahsedilmeye başlandı. Yani ülkeler birbirini etkiliyor. Ancak çıkış yolu, az önce de bahsettiğim gibi, dijital okuryazarlığı artırmak olacaktır. 2014 yılında İstanbul’da düzenlenen İnternet Yönetişim Forumu’nda çocukların korunmasıyla ilgili bir panel vardı. Hollanda’dan gelen üç çocuk temsilci vardı ve o çocuklardan birinin yaptığı konuşma beni çok etkiledi. “Bana korunaklı bir internet sunmayın, kötü içerikten nasıl korunacağımı bana öğretin” demişti. Aslında bu söz, dijital okuryazarlığın ne kadar önemli olduğunu gösteren bir açıklamaydı. Medya ve dijital okuryazarlık artırılmadığı sürece bu sorunların çözülmesi çok zor olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, oldukça olumsuz bir tablo çizdik. Peki, elimizde hiç mi iyi bir veri yok? Rapor içinde olumlu bir gelişme var mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Aslında raporlama döneminde bir tane iyi gelişmeden bahsedebiliriz. Anayasa Mahkemesi, 5651 sayılı kanunun kişilik hakları ihlali maddesini iptal etti. Ancak raporlama süreci içerisinde, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğulları ile ilgili haberlerin kaldırılması için bu yasa maddesi kullanılmaya devam etti. Yani, Anayasa Mahkemesi bu kararı verdi fakat bu maddenin kaldırılmasının etkilerini görmek için biraz daha zamana ihtiyacımız olacak. Elbette küresel anlamda internet özgürlükleri alanında gerileme var. Dünya çapında daha baskıcı iktidarlar dijital dünyada varlıklarını daha net bir şekilde hissettiriyorlar. Türkiye’de de durum çok farklı değil, maalesef. Türkiye, keyfi erişim engelleri, sosyal medyaya getirilen kısıtlamalar, haberlere erişim engeli ve kullanıcıların tutuklanması gibi örneklerle dünyada kötü bir örnek olarak öne çıkıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Bir yandan da güncel bir konuya değinmek istiyorum. Özellikle son dönemde kadın cinayetlerinin arttığını, incel gruplarının tartışıldığını görüyoruz. Hükümet de bununla mücadele etmenin yolunu Discord’u kapatmakta buldu. Bu ve benzeri çözüm yaklaşımları hakkında ne düşünüyorsun? Discord’un kapatılması gibi adımlar nereye kadar sürdürülebilir?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Platform kapatmalarla, erişim engellemeleriyle bu tür sorunların çözülmesi mümkün değil. Yıllar önce çocukları koruma gerekçesiyle erişim engellemeleri getiriliyordu. O dönemde de fiziksel dünyada çocukların korunamadığı bir ortamda, internet ortamında nasıl korunacaklarına dair ikna edici bir gerekçe sunulamıyordu. Discord’un kapatılması da benzer bir durum. İnsel gruplar, hayvana, çocuğa, kadına şiddet gibi sorunlar, toplumsal şiddet eğilimlerinin bir yansımasıdır. Bu sorunlar sadece internet ortamında değil, gerçek dünyada da var olan sorunlardır. Toplumda şiddet eğilimi varsa, bu internet ortamına da yansır. Discord’u kapatmak bu grupların varlığını sonlandırmaz, aksine onları daha gizli ve organize hale getirir. Şiddet eğilimi olan bu tür gruplarla mücadele etmek için toplumsal sorunları çözmek gerekir.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, bu tür patolojik düşünce yapıları, toplumsal şiddet eğilimleriyle bir araya gelerek daha da güçleniyor. Discord gibi platformları kapattığınızda bu gruplar internetin daha karanlık köşelerine çekiliyor. Gerçek dünya ile bağlarını koparmıyorlar. İnterneti kapatmak, bu düşünce yapısını yok etmez. 14 yıldır konuştuğumuz raporların sonucuna baktığımızda, kapatmalar, ihlaller ve kısıtlamalar hiçbir zaman daha fazla bilinçli bir toplumu beraberinde getirmedi. Bu seneki raporun en önemli başlıklarından biri de bu değil mi?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Evet, kapatmalar ve engellemeler toplumun bilgiye erişimini kolaylaştırmadı, aksine daha büyük bir tehlike yarattı. Raporun en çarpıcı gelişmelerinden biri de 2023 yılında mahkeme kararı olmadan 17 VPN uygulamasına erişim engeli getirilmesiydi. Bankacılık sisteminin işleyişinde kritik rol oynayan VPN’lerin bu şekilde engellenmesi, Türkiye’nin internet özgürlüğü konusunda ne kadar geri kaldığının bir göstergesi. Geçtiğimiz yıl yaşanan depremlerde iletişim altyapısının çökmesi gibi krizler bu konulara dair yapılan altyapı yatırımlarıyla kısmen düzeltildi, ama temel özgürlükler alanında büyük bir gerileme yaşanmaya devam ediyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Peki, tüm bu olumsuz tabloya rağmen bir umut var mı? Çözüm nedir? Bu karanlıktan çıkış yolu nedir?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Elbette umut var. İmkansız gibi görünen kriz ortamlarından çıkmak her zaman mümkün olmuştur. İnternet özgürlükleri ve ifade hürriyeti konusunda da bir çıkış yolu var. Bu baskıcı ve yasaklayıcı düzenlemelerin kaldırılması gerekiyor. Yerine çok paydaşlı, kişi odaklı, haklar ve hürriyetler temelinde hazırlanmış yeni yasalar getirilmesi gerekiyor. Eğer bu yasalar değişmezse, kalıcı bir çözüm sağlanamaz. Gazeteciler için de aynı durum geçerli. Her yıl yaptığımız medya özgürlüğü misyonlarında gazetecilere hep soruyoruz: “Sizin için ne yapabiliriz? Nasıl yardımcı olabiliriz?” Gazeteciler genelde şu cevabı veriyor: “Bizim için en önemlisi yasal düzenlemelerin değişmesi.” Çünkü gazetecilik faaliyetleri doğrudan bu yasal engellerle kısıtlanıyor. Yeni cihazlar almak ya da fon sağlamak, eğer yasal düzenleme değişmezse, kısa vadeli çözümler olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, gazetecilik faaliyetinin doğrudan engellendiği bir ortamda fonlar ya da yeni cihazlar yeterli değil. Öncelikle gazetecilerin işlerini özgürce yapabilmesi gerekiyor. Ama maalesef, bugün haber yapabilmek bile birinci aşama haline geldi.</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Medya özgürlüğü alanında yapılacak acil müdahaleler önemli, ancak uzun vadede bu yasal düzenlemelerde değişiklik yapılmazsa kalıcı bir çözüm sağlanamaz. Bu alanda çalışan tüm sivil toplum kuruluşlarının ve dijital haklar alanında faaliyet gösteren kuruluşların bir araya gelerek ortak çalışmalar yapması, bu konuda siyasi irade ile görüşmeler yapılması gerekiyor. Toplumda bu konuların daha fazla tartışılması gerekiyor. Umudumuz varsa, bu tartışmaların artmasıyla birlikte olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, kesinlikle. Öncelikle tartışma platformları oluşturmak ve bu meseleleri tüm boyutlarıyla ele almak en büyük adım olacaktır. Gürkan, yayınımıza katıldığın ve bu önemli raporun ayrıntılarını bizlerle paylaştığın için çok teşekkür ederim.&nbsp;Umarım, önümüzdeki yılın raporunu daha güzel konularla birlikte, güle oynaya sunabiliriz. Canı gönülden bunu çok isterim.</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Ben de çok isterim, fakat maalesef önümüzdeki yıl için de çok büyük bir ümidim yok. Bugün rapor yayınlandıktan sonra Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın’ın sosyal medya kanalında değerlendirmelerini gördüm. Yaklaşımı hoşuma gitti ama bir milletvekiliyle olacak bir iş değil. Yüzlerce milletvekilinin benzer bir şekilde bu konulara eğilmesi gerekiyor.&nbsp;Ben de çok teşekkür ederim Nurcan. Tekrar dokuz8 ekranlarında görüşmek üzere...</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, kesinlikle. Doğru paydaşları dışarıda bırakmadan ve bilimsel bir yaklaşımla ele alırsak, bu çok boyutlu meseleyi çözebiliriz. Programımızı burada noktalayalım o halde. Tekrar çok teşekkür ederim.</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:&nbsp;</strong>Ben teşekkür ederim.</p>

<p></p>

<p>Detaylı bilgi ve rapora <a href="https://freedomhouse.org/country/turkey/freedom-net/2024" rel="nofollow">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/freedom-houseun-internet-ozgurlukleri-raporu-2024-yayinlandi</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-26.png" type="image/jpeg" length="53210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'nda Değişim Nasıl Olacak?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/istanbul-barosunda-degisim-nasil-olacak-konuklar-av-rukiye-leyla-suren-av-kemal-aytac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/istanbul-barosunda-degisim-nasil-olacak-konuklar-av-rukiye-leyla-suren-av-kemal-aytac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[dokuz8TV Gündem Özel programında bu hafta; Dünyanın en büyük barolarından birisi olan İstanbul Barosu'nun 19-20 Ekim’de Genel Kurul'u toplanıyor. İstanbul Barosu'nun seçim sürecini, kadın hakları ve eşit yurttaşlık hakkında her şeyi dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici sordu, Değişim İçin Avukatlar Yönetim Kurulu adayı  Av. Rukiye Leyla Süren ile Türkiye Barolar Birliği Üst Kurul Delege Adayı Av. Kemal Aytaç yanıtladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, bir dokuz8 Gündem Özel programıyla daha birlikteyiz. Malum, geçtiğimiz günlerde burada İstanbul Barosu Genel Kurulu’na birkaç gün kala İbrahim Kaboğlu’nu konuk almıştık ve kendisiyle İstanbul Barosu Genel Kurulu’na yönelik bir sohbet gerçekleştirmiştik. Kendisi, değişim için avukatlar adına başkan adayıydı ve bu ekibin başka adayları da var. Bugün yine iki değerli aday bizlerle birlikte olacak. İstanbul Barosu Genel Kurulu vesilesiyle genel olarak İstanbul Barosu’nu ve Türkiye’de barolar meselesini çok yönlü olarak konuşacağız. İlk olarak Av. Rukiye Leyla Süren Hanım bizimle birlikte. Hoş geldiniz.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Hoş bulduk. Teşekkür ediyorum. İyi yayınlar diliyorum. Davetiniz için de teşekkür ediyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, bir diğer konuğumuz ise Av. Kemal Aytaç. Kendisi de uzun yıllardan beri daha çok "adalet nöbetleriyle" bilinir. Aynı zamanda Türkiye Barolar Birliği’ne üst kurul adayı olarak Değişim için Avukatlar ekibinde yer alıyor. Leyla Hanım, siz kadın avukatlar adına değişim için yönetim kurulu adayı olarak buradasınız. Önemli bir pozisyon. Sizi bir tanıyalım isterseniz. Leyla Hanım kimdir?&nbsp;&nbsp;Leyla Süren kimdir?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong> Çok teşekkür ederim. 1996’dan bu yana avukatlık yapıyorum. Yaklaşık 28 yıldır avukatım ve 2014’ten beri arabuluculuk yapıyorum. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Ticaret hukuku, gayrimenkul hukuku ve idare hukuku alanlarında çalışıyorum, ama gönüllü olarak uzun yıllardır kadın cinayetleri ve şiddetle mücadele ediyorum. İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesiyim ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun avukatı olarak dernek içinde şüpheli ölümler üzerine çalışıyorum. Aynı zamanda Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin eski Kadıköy İlçe Sekreteriyim. Eşitlik İçin Kadın Platformu üyesiyim ve çeşitli kadın derneklerinde aktif görevler aldım. Cumhuriyet Halk Partisi’nde seçim hukuku üzerine çalışmalar yaptım ve halen partinin il hukuk komisyonunda görev yapıyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Hem kadın hakları, hem Alevilerin eşit yurttaşlık hakları, hem de seçim güvenliği konusunda çalışmalarınız var. Yoğun bir takviminiz olduğunu görüyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Evet, dediğiniz gibi uzun yıllardır bu mücadelelerin içindeyim. Sayın İbrahim Kaboğlu ile de bu mücadeleler sırasında tanıştık. Hem Marmara Üniversitesinde hocam kendisi, hem de milletvekilliği döneminde Alevilerin eşit yurttaşlık hakları için birlikte çalıştık. Özellikle şüpheli ölümler ve kadın cinayetleri konusunda adaletin sağlanması için ortak projelerde yer aldık.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Sayın İbrahim Kaboğlu bir dönem Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilliği de yaptı. Siz de CHP’de aktif siyaset yaptınız. Oradaki görevinizden biraz bahseder misiniz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Evet, CHP’de uzun yıllardır seçim hukuku üzerine çalışıyorum. 2019 yerel seçimleri öncesinde Ümraniye İlçe Başkan Yardımcısı olarak görev yaptım ve seçim güvenliği konusunda sorumluluk aldım. Daha sonra İstanbul’un üç seçim bölgesinin koordinatörlüğünü üstlendim. Binlerce meslektaşımla birlikte seçim hukuku eğitimi verdik ve bu alanda ciddi bir çalışmanın parçası oldum. İstanbul Barosu ile de bağlantılı olarak çalışmalar yürüttük ve bu alandaki uzmanlığımı baroya da taşımayı arzuluyorum. İstanbul Barosu’nun seçim hukuku konusunda daha etkin bir çalışma yapması gerektiğine inanıyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu’nun daha etkin bir rol üstlenmesini hedefliyorsunuz.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Özellikle seçim güvenliği gibi kritik konularda İstanbul Barosu’nun daha aktif ve lider bir pozisyonda olması gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (25)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-25.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Şimdi Kemal Bey’e dönelim. Kemal Aytaç denince akla "adalet nöbetleri" geliyor. Siz de Değişim için Avukatlar ekibinde Türkiye Barolar Birliği’ne üst kurul adayı olarak yer alıyorsunuz. Neden değişim sizin açınızdan bu kadar önemli?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Teşekkür ederim. Aslında bu konuda çok şey söylenebilir ama en önemli husus şu: Neden değişim istiyoruz? İstanbul Barosu yaklaşık 20-22 yıldır aynı grup tarafından yönetiliyor, fakat bu yönetim artık avukatlardan ve baronun asıl misyonundan uzaklaşmış durumda. Baro, yıllardır etkisini kaybediyor. Yönetim sadece belirli bir grubun kontrolünde ve bu da baronun avukatlarla olan bağını koparmasına neden oluyor. Ayrıca, seçimlerde ciddi bir temsil problemi var. 7 bin oyla seçilen yönetim, 24-25 bin oy kullanan avukatın taleplerine yeterince cevap vermiyor. Bu nedenle değişim şart.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu noktada İstanbul Barosu’nun yönetim anlayışında ciddi bir reform yapılması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Evet, İstanbul Barosu’nun daha kapsayıcı, daha demokratik ve avukatların taleplerine gerçek anlamda cevap veren bir yapıya kavuşması gerekiyor. İbrahim Kaboğlu ve Değişim için Avukatlar ekibi olarak, baroyu herkesin barosu haline getirmeyi hedefliyoruz. Özellikle insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında daha aktif bir baro yaratmak için adayız.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Leyla Hanım, kadın cinayetleri ve şüpheli ölümler konusuna dönecek olursak, bu konuda İstanbul Barosu’nun daha fazla ne yapabileceğini düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri konusunda İstanbul Barosu’nun daha aktif bir rol alması gerektiğine inanıyorum. Baro bünyesinde Kadın Hakları Merkezi var, fakat daha etkili olması gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı olarak çekilmemiz çok büyük bir kayıp oldu ve Baro bu konuda daha fazla inisiyatif almalıydı. Şüpheli ölümler konusunda ise etkin soruşturma yapılmasını sağlamak için Baro’nun hukukçularla birlikte daha aktif çalışmalar yürütmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu bu konuda nasıl bir yol izlemeli?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Eğitimler, seminerler ve farkındalık yaratacak etkinlikler düzenlenebilir. Ayrıca, kadın cinayetleri davalarında Baro’nun daha fazla avukat görevlendirmesi ve bu davaların takipçisi olması gerektiğine inanıyorum. İstanbul Barosu, kadın hakları konusunda Türkiye genelinde örnek bir baro olmalı. Bizim hedefimiz de bu yönde.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu’nun bu konuda daha aktif bir rol oynayabileceğini söylediniz. Peki, Kemal Bey’e dönmek istiyorum. İnsan hakları konusunda da oldukça önemli vurgular yaptınız. İstanbul Barosu’nu bu konuda yeterince aktif olmamakla eleştirdiniz. Şimdi Can Atalay hâlâ cezaevinde, Türkiye İşçi Partisi milletvekili seçilmesine rağmen serbest bırakılmadı. Anayasa Mahkemesi’nin kararı yerel mahkeme tarafından hiçe sayıldı. Yine Barkın Timtik davası da gündemde. Bu tür meselelerde İstanbul Barosu’nun rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Öncelikle şunu söyleyeyim, İstanbul Barosu’nun Can Atalay ve diğer meslektaşlarımızın davalarında yeterince güçlü bir duruş sergilemediğini düşünüyorum. Eski başkan Mehmet Durakoğlu döneminde adalet nöbetlerine katılım gösteriliyordu, ancak şu anki yönetim maalesef bu konuda sessiz kaldı. Hatta adalet nöbetlerine tamamen sırt çevirdiler. Biz bu nöbetleri, hukuksuz tutuklamalar ve adil yargılanma hakkı ihlalleri için yapıyoruz. İstanbul Barosu’nun bu konuda çok daha net bir duruş sergilemesi gerekirdi.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Can Atalay gibi vakalarda İstanbul Barosu’nun bu kadar pasif kalması neden sizce?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Bunun birçok nedeni olabilir. Ancak baro yönetiminin, meslektaşlarımızın haklarını savunmakta etkili olamadığını ve yeterince kararlı bir duruş sergilemediğini görüyoruz. Adalet Nöbetleri’nde bile mevcut yönetimin bizlere mesafeli durduğunu gözlemledik. Can Atalay meselesinde de aynı şekilde, gösterişten öteye gitmeyen birkaç açıklama dışında somut bir destek göremedik. Oysa İstanbul Barosu gibi büyük ve etkili bir baronun bu konularda öncü olması gerekir.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Leyla Hanım, kadın hakları konusunda İstanbul Barosu’nun daha aktif olacağını söylediniz. Peki, baronun içindeki kadın avukatların temsiliyetine dair ne düşünüyorsunuz?</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu’nda kadın avukatların temsiliyeti oldukça önemli. Bizim listemizde de kadınlar oldukça fazla yer alıyor. Yönetim kurulu adaylarımız arasında da birçok kadın var. Ayrıca disiplin ve denetleme kurullarında da kadın adaylarımız çoğunlukta. Baroda kadınların temsiliyetini artırmak ve özellikle kadın hakları konusunda daha etkili bir yapı kurmak bizim hedeflerimizden biri. Kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunda baronun daha fazla politika üretmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu konuda özellikle Kadın Hakları Merkezi’nin daha aktif olmasını sağlamayı mı planlıyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Evet, kesinlikle. Kadın Hakları Merkezi, şiddet gören kadınların hukuki destek alabilecekleri önemli bir merkez. Ancak şu anki haliyle yeterli değil. Bizim hedefimiz, bu merkezi daha aktif hale getirip, sadece dava takibi değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık yaratacak projelerle daha etkin bir hale getirmek. İstanbul Barosu’nun kadın hakları mücadelesinde daha öncü bir rol üstlenmesini istiyoruz. Kadın cinayetleri ve şüpheli ölümler konusunda daha fazla ses getiren ve somut adımlar atan bir baro hayal ediyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Kemal Bey, emek mücadelelerine değinmek istiyorum. Özellikle işçi hakları konusunda baronun nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu, sadece bir meslek örgütü değil, aynı zamanda insan hakları ve hukukun üstünlüğünü savunmakla yükümlü bir kurumdur. Polatlı işçileri, Soma maden işçileri, Ankara’da yürüyen işçiler gibi emek mücadeleleri konusunda İstanbul Barosu’nun daha etkin bir tavır alması gerekiyor. Bugün bu hak ihlalleri karşısında İstanbul Barosu’nun sesinin daha güçlü çıkması gerekirdi. Baro, bu tür davalarda müdahil olmalı ve emekçilerin haklarını savunmalı.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Baroların bu tür toplumsal mücadelelerde daha aktif rol alması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Barolar, sadece avukatların haklarını değil, toplumun genelini ilgilendiren konularda da aktif rol almalı. İstanbul Barosu’nun, emek mücadelesinden kadın haklarına, insan haklarından çevre davalarına kadar her alanda daha etkili bir duruş sergilemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz de bu yüzden Değişim için Avukatlar ekibi olarak baroyu daha aktif ve topluma karşı sorumlu bir hale getirmek için adayız.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Leyla Hanım, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda da önemli çalışmalarınız var. İstanbul Barosu’nun bu konularda daha fazla nasıl bir rol üstlenebileceğini düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Özellikle kadın meslektaşlarımızın adliyelerde ve çalışma hayatında karşılaştıkları ayrımcılık ve şiddet vakalarına daha fazla eğilmek zorundayız. Şiddet önleme merkezleri kurulmasını hedefliyoruz. Meslektaşlarımızın bu tür vakalarda barodan hızlı ve etkin bir destek alabilmesi çok önemli. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden bir baro yaratmak için de ciddi politikalar üretmek gerekiyor. Bizim amacımız, İstanbul Barosu’nu bu alanda da lider bir pozisyona taşımak.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Kadın hakları merkezlerinin daha aktif hale getirilmesi oldukça önemli görünüyor. Son olarak, her iki adayın da hedeflerini toparlamak gerekirse, Kemal Bey son sözlerinizi alalım.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Teşekkür ederim. İstanbul Barosu’nun değişimi sadece avukatların değil, Türkiye’nin de geleceğini etkileyen bir adım olacaktır. İbrahim Kaboğlu gibi bir anayasa profesörünün liderliğinde, hukuk ve insan hakları mücadelesinde güçlü bir baro yaratacağız. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve avukatların sorunları için mücadele eden bir baro yaratmak istiyoruz. İstanbul Barosu’nun Türkiye’nin en büyük ve en etkili barosu olduğunu unutmamalıyız. Bu baroyu tekrar hak ettiği yere getirmek için hep birlikte çalışacağız.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Leyla Hanım, sizin de son sözlerinizi alalım.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Çok teşekkür ederim. Kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları mücadelesinde İstanbul Barosu’nun daha etkin bir rol alması için buradayız. İbrahim Kaboğlu ve Değişim için Avukatlar ekibi olarak bu mücadelede kararlıyız. Baroda şeffaf, demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışı oluşturacağız. İstanbul Barosu’nun sadece avukatlar için değil, toplumun her kesimi için daha etkin ve güçlü bir baro olmasını hedefliyoruz. Meslektaşlarımızın desteklerini bekliyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Çok teşekkür ediyoruz. Bugün dokuz8 Gündem Özel programında İstanbul Barosu Genel Kurulu’nu değerlendirdik. Konuklarımız Avukat Rukiye Leyla Süren ve Avukat Kemal Aytaç’tı. Değişim için Avukatlar ekibi adına görüşlerini bizimle paylaştılar. 19-20 Ekim’de yapılacak İstanbul Barosu Genel Kurulu’nu biz de takip ediyor olacağız. Bir sonraki programda görüşmek üzere, hoşça kalın.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/istanbul-barosunda-degisim-nasil-olacak-konuklar-av-rukiye-leyla-suren-av-kemal-aytac</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 15:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-24.png" type="image/jpeg" length="32964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmamoğlu'na olası siyaset yasağı sonuçları ve MHP'nin BDDK düğünüyle verdiği mesajın anlamı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/imamogluna-olasi-siyaset-yasagi-sonuclari-ve-mhpnin-bddk-dugunuyle-verdigi-mesajin-anlami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/imamogluna-olasi-siyaset-yasagi-sonuclari-ve-mhpnin-bddk-dugunuyle-verdigi-mesajin-anlami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[dokuz8GÜNDEMSİYASET programında bu hafta ülkenin ve dünyanın öne çıkan siyasi gelişmelerini Siyaset Yazarı Selim Akmen ve dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gündem Siyaset’te bu hafta Ekrem İmamoğlu’na yönelik olası ceza ve siyasi yasak kararının sonuçları ele alındı. İmamoğlu’na yönelik siyasi yasak çabasının arkasındaki dinamiklerin, Erdoğan’ın siyasi hedeflerinin ve MHP’li yargıçların konumunun çok yönlü olarak analiz edildiği programda Gökhan Biçici, davanın CHP içine yönelik bir müdahale amacı taşıdığının altını çizerken, Selim Akmen Erdoğan’ın karşısında üç defa kaybettiği İmamoğlu’yla seçim girmek istemediğini ve geçmiş seçimlerin intikamı motivasyonunun da olduğuna işaret etti.</p>

<h2>İmamoğlu'na yasak Mansur Yavaş'ın önünü açmaz</h2>

<p>Akmen, 20 milyonluk bir kentin seçimlerini üç defa kazanan İmamoğlu’nun konumunun Osman Kavala gibi olmadığının da altını çizdin. Yine Akmen, İmamoğlu’na yönelik bir siyasi yasağın kimilerinin iddia ettiği gibi Mansur Yavaş’ın önünü açmayacağını aksine Yavaş’ı zor durumda bırakacağını söyledi. Sinan Ateş davasının yeniden 30 Eylül’de başlayacağını da hatırlatan Gökhan Biçici, İmamoğlu kararının da gündemi manipüle etmek için aynı güne denk getirilebileceğini düşündüğünü ifade etti.</p>

<h2>BDDK düğünü MHP'nin yeni bir güç gösterisiydi: Ekonomi de benden sorulur&nbsp;</h2>

<p>Öte yandan programda öne çıkan bir diğer tartışma konusu günlerdir tartışılan ve tepki çeken BDDK Başkan Yardımcısı Mustafa Aydın’ın düğünüydü. Daha çok yolsuzluk, etik boyutlarıyla ele alınan ve haklı tepkilerin hedefi olan düğünü farklı açıdan ele alan Biçici, MHP’nin bir süredir devam eden güç gösterilerinin bir yenisiyle karşı karşıya olduğumu ifade etti. Biçici, adeta tüm bankaların genel müdürlerini tesbih tanesi gibi karşısında dizen MHP’nin bu görüntüleri de kayda alıp yayınlatarak “Ekonomi de benden sorulur!” mesajı verdiğini dile getirdi ve ekledi: “Bu sermayeye de bir mesaj, Türkiye siyasetine de bir mesaj, topluma da bir mesaj.<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;</p>

<p><img alt="Gökhan Biçici-5" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/gokhan-bicici-5.png" / width="1976" height="1116"><strong>Programın tam deşifresini aşağıda okuyabilir ve YouTube kanalımızdan izleyebilirsiniz </strong><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Evet, bir gündem siyaset programıyla birlikteyiz. Yine <strong>Selim Akmen</strong>'le birlikte, nam-ı diğer Arnavut Selim, son siyasal gelişmeleri konuşacağız. Geçen hafta yapmamıştık programı, epey bir malzeme birikti. Ama temel çerçevede çok bir değişiklik yok. Bundan iki ay önce, üç ay önce aslında ne konuştuysak, o zeminde yeni gelişmeler oluyor. Saflaşmalar belki daha netleşiyor. Olasılıklar, bazıları gündemden çıkarken bazıları gerçekleşiyor ve onun üzerinden gelecek bir sonraki adımları konuşmak durumunda kalıyoruz. Şimdi, içeride olsun dışarıda olsun Türkiye'de siyasetin önümüzdeki birkaç gününü, birkaç haftasını, birkaç ayını yakın geleceğini en çok etkileyecek olan ne?<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Olur&nbsp;denirse herhalde Ekrem İmamoğlu'na dönük olası siyasi yasak.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Garip dava diyelim.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Davanın kendisi her ne kadar garip olsa da bunu bir siyasi yasakla sonuçlanması Türkiye siyasetine çok keskin bir müdahale anlamına geliyor. Sen nasıl değerlendiriyorsun. Davanın içeriğine çok girmiyorum. Orada hukuka hiçbir zemin yok zaten. Ama amaç ne burada? Dümende kim var sence?<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Son güne bakalım. Bugün Amerikan basınında Osmanlı, Türkiye, Türk Bayrağı, Türk Hava Yolları içeren bir dava açıldı. Yani işte içinde yok yok rüşvetler, işte Ermeni Soykırımı&nbsp;gerekçesiyle yayın yapma diyen bir taraf, öbür tarafın bunun karşılığında geziler, rüşvetler alması. Şimdi bu davada bile bir mantık var. Ekrem İmamoğlu'nunkine bakalım. Hiçbir iler tutar tarafı yok. Yani şu özellikle şu son bir aya bakalım. şu gasplar, tecavüzlerle suçlananların dışarıda dolandığı bir memlekette.<br />
<br />
Ali Yerlikaya her gün açıklıyor. Ben artık sürekli takip ediyorum. Yani Ali Yerlikaya'nın söylediği kadarıyla herhalde yarım milyon insanın şu anda çetelere&nbsp;bulaşmış olması lazım. Şimdi böyle bir ülkede işte ahmak lafının bir dava gerekçesi olmayacağı çok açık. Yani uçuk açık. Ama bir ucundan yakalandı. Ve bu uç kullanılarak Cumhurbaşkanlığı'nın en iddialı adaylarından birini temize çekmek istiyorlar. Tabi bunun kökenini de Recep Tayyip Erdoğan'ın meşhur kindarlığının yaptığını da reddetmemek lazım.<br />
<br />
Yani düşünürsek birçok davada Amerikan ve Alman vatandaşları ve Suudi vatandaşları hariç dediğini yaptı. Ben burada olduğum sürece o çıkamaz, ben burada olduğum sürece bu çıkamaz diye birçok davanın zaten savcısı ve yargıcı olduğunu gösterdi. İşte Kavala&nbsp;bunun en büyük örneklerinden biri. Bir suçtan tutup Avrupa sorduğunda ya o suç değil, başka suç deyip o başka suçtan aklandığı halde daha sonra da bu suçtan içeri tutulan bir adam. Ekrem İmamoğlu'nun davasında sorun şu, Erdoğan İstanbul'u üç kere kaybettiği bir rakiple seçime girmek istemiyor belli. Yani Recep Tayyip Erdoğan, biraz da açık konuşalım, seküler tayfanın diyelim&nbsp;gazıyla o unvanı çok korudu, seçim kaybetmeyen adam. Şimdi ilk defa karşısında bu ünvanı elinden alan biri var, üstelik kendisine karşı. Önce Binali Yıldırım, sonra Murat Kurum, tekrarlatılan seçim, daha büyük farklar...Ekrem İmamoğlu'nun Erdoğan'la benzer yönleri, sert çıkışları. Yönetimde kontrolü sağlaması üstüne bir de bu üç seçim mağlubiyeti olunca şöyle bir düşünelim. Tabii ki Mansur Yavaş'ta da bunlar var. Ben bunu ayırmıyorum. Ekrem İmamoğlu'nun olan nefretinin altında ve ısrarının altında yalnızca seçim adaylığı meselesi değil, kaybedilmiş seçimlerin hesabı da var. Yani Erdoğan şunu istemiyor.&nbsp;Diyelim ki Özgür Özel'in istediği gibi bir erken seçime gidildi. Erdoğan da aday oldu. İlk defa bir seçime sürekli kaybeden adam rolünde girecek. Bu bir kere onun için çok tehlikeli. Mansur Yavaş, Mansur Yavaş da kazanabilir. İkisinin de her zaman Erdoğan'ın önünde. Fakat Mansur Yavaş'la girdiğinde şu düşünce var, daha hiç karşılaşmadılar, kimin kazanacağı belli olmaz. Ama Ekrem İmamoğlu'nun sorunu, en büyük psikolojik yükü orada ve halkta da, evet Ekrem kazanabilir, üç kere yendi, niye kazanmasın?<br />
<br />
Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu'nun başına getirilen en büyük bela oydu. Ve seküler tayfadan verilen destek&nbsp;de&nbsp;oydu. Muharrem İnce&nbsp;dahil, Sinan Ogan dahil, Meral Akşener'de&nbsp;dahil o baskıyı çok yaptılar. <font face="Arial Regular">“</font>Hep kaybettin, gene kaybedeceksin.<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;Halbuki son haftaya kadar 52'ye 48 olan, daha doğrusu 3-6 Mart'a kadar 52'ye 48 olan oran tam tersine döndü. İyi Parti'nin kaybettiği kadar oy Kemal Kılıçdaroğlu'ndan uzaklaştı. Şimdi Ekrem İmamoğlu’nun sorunu bu. Diğer taraftan büyük de cesaret gerektiriyor.<br />
<br />
Neden cesaret gerektiriyor? Baştan beri konuşuyoruz. Bütün yapılan yumuşama gayretleri, hiçbirisi Recep Tayyip Erdoğan'ın öyle demokrasiye dönüş tezi falan olmadığını biliyoruz. Burada sorun kaynak. Mehmet Şimşek dün Amerika dönüşü bu sabah yansıdı, basına açıklama yapıyordu ki, <font face="Arial Regular">“</font>Türkiye'nin büyük bir potansiyeli olduğunu gösterdik.<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;Şimdi bu kadar yırtındıktan sonra sen bunu dersen, <font face="Arial Regular">“H</font>a biz reklamımızı iyi yaptık. Ama satışa dönüşür mü ben de bilmiyorum demektir<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;ki, demek ki oradaki görüşmelerden pek de hoşnut ve çok da başarılı geçmediğini anlıyoruz. Şimdi Ekrem İmamoğlu'nun zorlayan pozisyonu, ama bilinçli ama bilinçsiz, İmamoğlu<font face="Arial Regular">’nun dışarıyla çok iyi arası. </font>Yani birçok şehir başkanını büyük Ve&nbsp;belediye başkanlarının Türkiye'de topladığı, Türkiye'de pek göze çarpmasa da yerel yönetimlerdeki o belediye başkanlarının ziyaretleri Avrupa'da çok önemli. Genel politikada çünkü çizilmiş çizgiler vardır Avrupa'da ve onun dışına pek fazla çıkamaz. Yani A, B, C seçeneklerinden birini tercih etmek zorundadır tepe. Ama yerel yönetimler de çok daha önemlidir. Bir, böyle bir sıkı bağı var. İki, zar zor sağlanan ve Mehmet Şimçek'in ısrarla “oldu, güven sağladık<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;yalvarış ve yakarışları arasında böyle bir (Ahmak) kelime için bu çapta bir olayı büyütmek, siyasi yasak koymak...</p>

<p>Sık sık tekrar ediyor, ya demokrasiyle ne ilgisi var? Demokrasiyle ilgisi yok kardeşim.</p>

<p><img alt="Selim Akmen Ve Gökhan Biçici" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/selim-akmen-ve-gokhan-bicici.png" / width="2872" height="1548"><strong>Ekrem İmamoğlu’nun batıyla ilişkileri güçlü </strong><br />
<br />
Ekrem İmamoğlu, Batı'yla ilişkileri iyi yürütebilecek ve sözünü dinletebilecek bir adam olduğunu gösterdi bugüne kadar. İyi bir muhatap buldular, katı olmayan, <font face="Arial Regular">“</font>her şeyi görüşerek çözebiliriz<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;inancında olan bir aday bulundu. Şimdi herkes şunun farkında. Recep Tayyip Erdoğan'ın muhtemelen son seçimiydi. Kazandığı son seçimiydi. Bu Masur Yavaş da olsa, Ekrem de olsa değişecek. Yani bu açık.Fakat böyle bir muhatabı bu gerekçeyle, yani karşısındaki&nbsp;Peru'nun, Kolombiya'nın, Venezuela'nın muhalif liderleri değil, karşısındaki 20 milyonluk bir şehrin Erdoğan'ı 3 kere yenmiş bir belediye başkanı ve İtalya'da konular olmuş <font face="Arial Regular">“</font>bir seçim nasıl kazanılır<font face="Arial Regular">” diye</font>&nbsp;hakkında kitapları yazılmış bir adam. Bunu öyle Osman Kavala yerine koymak da zor. He yapılır mı? Yapar. Fakat bunu yaparsa da MHP'nin yargıçları yapar. Bunu AK Parti göze alır mı? Onu da Allah bilir.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Yani bu dava, Erdoğan'ın üzerinden bir okuma yapıyorsun ama mesela bu davanın bu noktaya gelmesinde Erdoğan'ın İradesi ne ölçüde Bedirleyici? Ne ölçüde MHP? Çünkü orada tek bir iradeden bahsetmiyoruz.</p>

<p><strong>AKP siyasi yasağı göze alır mı, MHP’yi yargıçlar ne yapar?</strong><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: O noktaya geliyoruz. Bunu yaparsa MHP yapar, onun için dedim. Yani bu Sinan Ateş davasının açtığı hengamelerin cevaplarını çok sık gördük biz seninle. Yani bu üçüncü, dördüncü&nbsp;cevap olur. Yani Ekrem İmamoğlu'na siyasi yasak getirmek MHP'nin uzun süredir şu meşhur el öpme hikayesiyle başlayan macerasının son ve büyük darbelerinden biri olur AKP'ye. Onun için artık Recep Tayyip Erdoğan açısından bakıyorum. MHP'nin de adayı olduğu için. Ben adayla aday karşılaştırırım.&nbsp;Yoksa ben şundan eminim, birçok pişmanlığı var. Özellikle bu Amerika gezisinden sonra. Tamam, çok büyük gürültü koparıldı. Şöyle konuştu, böyle konuştu. Herkes alkışladı. Şimdi açık konuşalım. Biz de Avusturya Başbakanı'nın, Almanya Cumhurbaşkanı'nın, Fransa Cumhurbaşkanı'nın bu tür bir konuşması ne kadar önem taşırsa, Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler'deki konuşması da vatandaş nezdinde o kadar değer taşır. O yüzden de zaten yandaş mı diyelim artık, yalaka basının yaptığı bütün gürültüye rağmen pek de kimsenin umurunda olmadı.&nbsp;Sosyal ve ekonomik koşullar da buna izin vermiyor ama olmadı. Yani bunlar uzun süredir herkes şikayetçi ve Erdoğan'ın dillendirmesi&nbsp;de&nbsp;bir anlam taşımadı. Üstüne bir de bu dava gelince, yani Erdoğan'ın sözleri gazetelerde ne kadar manşet oldu Amerika'da bilmiyorum ama rüşvet hikayesi bütün hepsinden manşet. Çünkü New York Belediye Başkanı'ndan bahsediyor.</p>

<p><strong>New York Belediye Başkanına yönelik iddianame ve Erdoğan’ın apar topar dönüşü ilişkisi </strong><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Özellikle iddianamenin o günlerde açıklandığına dair&nbsp;haberler var.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Söylenen şu ki son yemeğe de o yüzden katılmadı.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Tabii apar topar döndü. Bu sorularla muhatap olmak istemedi.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: &nbsp;Şimdi diplomasi dilinde bazen de adama kulağına fısıldarlar. Yani <font face="Arial Regular">“</font>gelsen iyi olur ama gelmezsen de pek rahatsız olmayız. Sen rahatsız olursun.<font face="Arial Regular">” diye. </font>Şimdi onun için pek başarılı bir seçim, Birleşmiş Milletler Gezisi olmadı. MHP burada çok sessiz ve sakin yalnızca bir destek konuşması yaptı. Çok başarılı oldu dedi Devlet Bahçeli. Ama gürültü daha kopmadı. Yani gürültü şimdi Sinan Ateş davası.&nbsp;Onun zamanı geliyor tekrar. Ve o davayı örtü altında bırakacak, onu örtecek bir dava kararı çıkar mı Ekrem İmamoğlu için? Çıkabilir.<br />
<br />
<strong>Sinan Ateş davası başlıyor, İmamoğlu davası kararıyla Ateş davası sürecinin nasıl bir ilişkisi olabilir?</strong>&nbsp;</p>

<p><strong>Gökhan Biçici: </strong>30 Eylül'de Sinan Ateş davası. Şöyle deniyor “Ekrem İmamoğlu davası yani onun istinafta onaylanması ve siyasi yasakla sonuçlanması işte bu Cuma açıklanacak, yok borsa kapandıktan sonra&nbsp;açıklanacak” deniyor. Şu an böyle bir haber var mı sanmıyorum. En azından duymadım.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Ben de görmedim henüz.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Belki Pazartesi olur. Yani sonuç 30 Eylül'de yani bundan birkaç gün sonra Sinan Ateş davası var. Şimdi bu o gün bir gün önce bir gün sonra açıklanabilir. Hatta hatırla geçen Sinan Ateş davası ilk duruşması başlamadan önce biz şunu demiştik. İlgiyi, alakayı bu davadan uzaklaştırmak için türlü provokasyonlara hazır olmak lazım dedik. Ne oldu? Kayseri'de ciddi bir provokasyon ortaya çıktı. Ne dedik, “Bu doğrudan doğruya. Hem bir gözdağı hem de gündem değiştirme çabası.<font face="Arial Regular">”.</font>&nbsp;Şimdi Ekrem İmamoğlu davasının olası sonucu 30 Eylül'den bir gün önce niye olmasın?<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Bir de şeyi hatırla işte, geçen seçimde tam da Kemal Kılıçdaroğlu'nun Alman meclisiydi galiba. Bundestag'ta konuşma yapacağı gün açıklamayı yapıp o konuşmayı engellemek güzel değil miydi? Hem o dışarıda yakalandı hem de Meral Akşener'in o şovunu seyretmek zorunda kaldık. Artık Türkiye'de yargının açıkça gündeme göre pozisyon aldığını bilmeyen yok.</p>

<p><strong>Yargı iktidarın elinde bir silaha dönüştü</strong>&nbsp;<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>İktidarın özellikle bir kanadının elinde bir siyasi araca dönüşmüş durumda.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Kesinlikle. Hakimler, avukatlar, savcılar, herkes ilk önce bir yukarıya bakıyor. Hava nasıl? Eğer iktidar için hava bulutluysa, o bulutları dağıtacak bir olay patlatıyorlar. İktidar için hava güneşliyse tamam diyorlar, gerek yok. Arada bir öyle işte o Narincinki gibi bir patlama olursa da zamana yayılıyor. Ve şu anda birden gündemden kalktı. Ama o gündemden kalkana kadar gündemin altında neler kaldı artık onu zamanla göreceğiz.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Bu SGK'sından tut, ki bence Sinan Ateş davasının bir selam verişi olacak. bir yerlerden bir yerlere selam gidecek. Ona göre oradan karar çıkacak.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Yani bir tehdit olarak masada&nbsp;ama başka şeyler de var zaten ama işte 30'u Pazartesi oluyor bu arada. Aynı gün bile olabilir. Ama artık eli kulağında. Zaten siyasetin, özellikle CHP'nin içine müdahale etmenin önemli bir aracı haline gelmiş durumda. Çünkü ne deniyor? Siyasi yasağı demek. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın görevini bırakması.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Tabii Pazartesi bu karar açıklansa ya da ne bileyim birkaç gün içinde açıklansa hemen ardından bu olmayacak bunun bile Yargıtay&nbsp;yaşaması var. Ne kadar hızlı, ne kadar hızlı olur. Ama günün sonunda bir demoklesin kılıcı sallanmaya başlayacak. Erdoğan'ın burada muradı ne olabilir?</p>

<p><strong>Amaç tüm araştırmalarda birinci parti konumunu koruyan CHP’yi karıştırmak </strong></p>

<p>Şu anda bütün araştırmalarda birinci parti pozisyonunu pekiştiren Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi içinde karışıklığını kışkırtmak, işte İmamoğlu-Mansur Yavaş ayrışması, tüzük kurultayında da iyice netleşmiş durumda. Mansur Yavaş da sahaya çıktı&nbsp;ve aday olduğu belli. Milliyetçi bir Cumhurbaşkanı&nbsp;stratejisine bağlı olarak bütün bu tayfanın, bu cephenin, Ümit Özdağ’ından Sinan Oğan'ına kadar hatta yani CHP dışından da bahsediyorum, gönüllerinden geçen en güçlü aday Mansur Yavaş. Mansur Yavaş'ın buradaki pozisyonu ayrı, bunu göreceğiz. Ama bu bir güçlü seçenek. Bu tarafta İmamoğlu, bir diğer güçlü seçenek. İkisi arasında da yer yer gerilime dönüşen bir ayrışma var. Dolayısıyla Mansur da artık sahaya çıktı.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Ekrem&nbsp;zaten sahada. Belediyeler Birliği Başkanı olmasıyla birlikte bunun meşru bir zeminini de yakaladı. O sıfatla istediği belediye, istediği kenti ziyaret edebiliyor, projelerle gidebiliyor. Yasak meselesine karşı net ve sert bir tavrı var. En son Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir toplantısı yapıldı İstanbul'da, yol haritası üzerine konuşuldu. Birtakım kararlar alınmış, bunlar ilgili kurumların, muhatapların önüne gitmiş gelmiş, mutlaka birtakım düzeltmelerle birlikte elbette İmamoğlu<font face="Arial Regular">’nun da </font>Özgür Özer'le birlikte son kararı vereceği bir çerçevede bir yol haritası netleşmiş olacak. Ve CHP bu siyasi yasak, olası yasağı siyasette çok net bir müdahale, en güçlü Cumhurbaşkanı adaylarından birini sahne dışına itme hamlesi olarak demokrasiye dönük bir darbe olarak ele alacağını ve sert bir şekilde çok yönlü karşılık vereceğini ilan etti.&nbsp;En son dün Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın'ı izlediğimde <font face="Arial Regular">“</font>Ekrem İmamoğlu kendisi aday olmaktan vazgeçse bile bu mesele İmamoğlu'nun adaylığından çok daha fazlasıdır ve buna uygun davranacağız<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;dedi. Belli ki Kılıçdaroğlu'nun da desteği var İmamoğlu'na, onu da biraz konuşuruz. CHP&nbsp;tarafından Canan Kaftancıoğlu meselesinde içeriden de yer yer&nbsp;destek alan diyebileceğimiz ya da en azından destek görmeyen diyebileceğimiz o siyasi yasak&nbsp;sürecinden çok daha farklı bir şekilde karşılık verileceğini düşünmemiz için epey bir sebep var. Dolayısıyla yeni Ankara yürüyüşleri işte nöbetler çok yönlü eylemler,&nbsp;Günaydın şunu da söyledi <font face="Arial Regular">“B</font>iz bu tip davaları uluslararası&nbsp;arenaya taşımazdık. Ama bu artık uluslararası hukukun da konusudur<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;diyerek belli ki böyle bir siyasi yasak koşullarında Türkiye<font face="Arial Regular">’de</font>&nbsp;iktidarı çok yoğun şekilde&nbsp;sıkıştırmaya dönük bir uluslararası kampanyada sürdürülecek. Erken seçim tartışmalarının çok daha hızla gündeme geleceği kesin. İmamoğlu<font face="Arial Regular">’nun </font>da CHP'nin içine dönük daha sert müdahalelerde bulunacağını düşünmek için sebep var bence.</p>

<p><strong>İmamoğlu’na siyasi yasak Mansur Yavaş’ın önünü açmaz </strong><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Valla demin&nbsp;de söyledim Ekrem&nbsp;İmamoğlu bu havayı sağladı. Mansur Yavaş da evet koydu tavrını fakat o da farkında. Onun için mümkün olduğu kadar tartışmadan uzak kalıyor. Bu sefer de kimse zannetmesin ki Mansur Yavaş'ın önü devlet tarafından açılacak. Şunu da sakın unutma. Bir yandan da bir damga yemesi söz konusu. <font face="Arial Regular">“</font>Ekrem'i aldılar Mansur kazansın diye<font face="Arial Regular">”</font>. Şimdi baştan beri söylüyorum.&nbsp;Bir kere daha tekrar edeyim. Üstelik senin bir cümden üstüne. Bütün araştırmalar gösteriyor ki, dedin. Bir tanesi hariç: Metropol! Her zamanki gibi, geçen seçimdeki gibi <font face="Arial Regular">‘</font>kazanacak aday<font face="Arial Regular">’</font>&nbsp;kolpasıyla hala itiraz ediyor. Hiçbirisinde yanılma paylarının içerisinde bile kalmıyor fark. Ama metropol açık açık söyledi. Dedi ki, <font face="Arial Regular">“B</font>ize sormuyorlar ne olduğunu<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;ama metropol de CHP, AKP'nin gerisindeymiş. Şimdi belli ki yakında eğer yasak gelirse bunun üstüne CHP'yi tekrar, sen söylemiyorsun bunu, ben de bağımsız bir yorumcu abi olarak söylüyorum, bunun dokuz8’le ilgisi yok. Metropol ve Medyascope'un buna çok hazırlık yaptığından görüyorum. Üstüne Abdülkadir Selvi'nin saçma sapan Ekrem İmamoğlu iddialarıyla, yok işte diplomasi düştü de buydu&nbsp;famar da sen neyi anlatıyorsun kardeşim? Ama belli ki Abdülkadir Selvi'yi biliyorsun, yani Ahmet Akan'a örnek olacak kadar yukarının sesidir. Belli ki bir hazırlık var.&nbsp;Buradan davadan ne sonuç çıkarsa çıksın, evet bunu tekrar dava uzacaktır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecektir, Anayasa Mahkemesi şu bu, Anayasa Mahkemesi yok be böyle saçma sapan dava olur mu dese de, bildiğin gibi MHP'nin elindeki Yargıtayın bu konuda direnme hakkı var. Maşallah. Yani anayasa yapalım deyip eski anayasanın hiçbir şey, yani mevcut anayasanın hiçbir kuralına uymayan parti olarak bunun&nbsp;da&nbsp;anlayışla karşılayabiliriz. Ama başta bir şey söylemiştim hatırlıyorsan. Çok da yazdım bunu. Özgür Özel'den tek ricam vardı. Lütfen ama lütfen ikinci defa bu anket meselelerini karıştırma. ben anketle aday seçeceğim deme. Bugün o kendi yaptığı hatasının bedelini ödüyor. Yani CHP kendisinden bağımsız, parti içerisinde iki belediye başkanı Cumhurbaşkanı adaylığı için mücadele edebilir. Hiçbir sakıncası yok genel başkanı izin verdikten sonra. Ki bu işin doğalı genel başkanın Cumhurbaşkanı aday olmasıdır. Ama tamam, bunu aştı diyelim CHP, ya <font face="Arial Regular">“</font>biz Kemal Bey gibi olmayacağız<font face="Arial Regular">”, k</font>i bugünlerde çok ihtiyaç duyuyorlar Kemal Bey'e. Tamam, CHP genel başkan olmak yeterli, ben ikisinden birisi...</p>

<p><strong>Anket saçmalığını partinin içine sokma diye yalvardık</strong><br />
<br />
Bunu anketlerle yapmaması için ben ve benim gibi birkaç kişi daha çok yalvardık. Bu saçmalığı CHP'nin içine sokma. Bu saçma sapan fikri, akıl almaz,&nbsp;ne demokrasiyi. ne siyasi parti düzenine, ne particiliğe yakışmayan bu budalalığa bulaşma dedik:&nbsp;<font face="Arial Regular">“</font>Anketlerle cumhurbaşkanı<font face="Arial Regular">”</font>.</p>

<p>Yani hangisi olursa olsun ki benim biliyorsun şahsi takibimdedir metropol. Metropolun 2.500-3.000 kişiye, tut ki 5.000 kişiye sorduğu soruyla bir ülkenin &nbsp;Cumhurbaşkanı adaylığı belirlenmez.&nbsp;Bunun partisi var, gücü var, ilişkileri var. Şimdi dönelim başa. Demin dediğin gibi, bu işin ama beraat, ama devam, ama suçlama yoluyla gitse de, bu işin CHP'nin içini karıştırmak için ve gündemi örtmek için kullanmaya çalışacakları çok açık. Bu belli oluyor. Onların ağır top yazarlarının daha şimdiden zemin almasından, Sinan&nbsp;Ateş davasını bastırmaktan, Narinciğin&nbsp;katlini bastırmaktan, Polis hanım kızın öldürülmesini bastırmakta ideal bir yorgan olarak kullanılacağı belli. Ne yazık ki tarafların, hepsinin, ilk önce isyan ettiği, küçümsediği ama zamanla, ya galiba bize bir abilik yapması gerekecek dediği Kemal Kılıçdaroğlu'nda günleri geliyor. Ve çok üzülüyorum.&nbsp;Çünkü çok küfreden oldu, çok ağır konuşanlar oldu. Cem Toker gibilerdi. Uğur Dündar'lar, Fatih Altaylılar, Fatih Portakal'lar. Çok ağır konuşanlar oldu. Hem sağdan, hem soldan, hem muhalefetten, hem iktidardan. Ama insanlar görüyor ki CHP gibi bir devi öyle silkelemek için Kemal Kılıçdaroğlu’nu da geçmek gerekecek. Ve bal gibi, buz gibi dimdik de&nbsp;adam ayakta. Ve CHP'nin evet ona ihtiyacı var.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>İmamoğlu da özellikle oraya (Kılıçdaroğlu) yönelmiş durumda.</p>

<p><strong>CHP kontrolü zor bir vahşi attır ve bunun için Kılıçdaroğlu’na ihtiyaçları var </strong><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Mecburlardı. Bak&nbsp;o çok laf ettikleri Kılıçdaroğlu o partiye hakimiyeti son 4-5 senedir. Yani bu kadar laf ediyorlar, hiç kimse o yılların ilk başlarını hatırlamıyor. Yani Deniz&nbsp;Baykal dönemi, Deniz&nbsp;Baykal kalıntılarının, o Sevigenlerin şunların bunların, o partiye neler çektirdiklerini, o partiye bugün hakaret edenlerin, ya her kafadan bir ses çıkıyor dediği partinin kontrol altına alınmasını, Dersim olaylarındaki o Altan Öymen’e karşı tavrıyla parti disiplinin altına alınmasını kimse hatırlamıyor. Ve adama çok ağır hakaretler ettiler. Bugün görüyorlar ki CHP'ye hani Cihan vardı, Erdoğan üstünden atan at. Yani onun bin beteri bir Mustang, &nbsp;vahşi bir attır CHP. Ona hemen, <font face="Arial Regular">“</font>ben çok yüksek oy aldım, ben Ankara'yı, ben İstanbul'u kazandım, ben Kongre'yi kazandım<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;diyen adamlar, öyle hemen o atı zapturap altına alamaz.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Çok ciddi bir itibar kaybına&nbsp;uğruyor Özgür Özel. Arka arka hatalar da yapıyor. New York’ta Türkevi önündeki o açıklama, Kılıçdaroğlu'nun&nbsp;oraya gittiğinde nasıl açıklamalar yaptığını hatırlayalım. Üstelik de bir iddianame açıklandı, onu da biraz konuşalım. 56-57&nbsp;sayfa galiba. New York Belediye Başkanı'na yönelik. Eric&nbsp;Adams. Ve baştan sona Türkiye odaklı.&nbsp;Ve belli ki bunun arkası da var. Yani bu bir Reza Zarrab davası gibi belki de Türkiye'yi sıkıştırmaya yönelik bir sürece dönüşebilir. Amerikan seçimleri Kasım ayında. Onlardan da bağımsız olduğunu düşünmüyorum.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Hayır, kesinlikle.</p>

<p><strong>Özgür Özel’in New York’ta yaptığı açıklama neden yanlış?</strong><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Ama orada bir şey olgunlaşıyor. Yani sen gidiyorsun, çıkıyorsun. Çok net bir rüşvet iddiası var. Türkiye'ye sanki karşı yapılan bir hamleymiş gibi. İşte rüşvet verilmez edilmez. Yani nasıl verilmez??!&nbsp;Orada bunu söylüyorsan, Türkiye'ye gelip sonra&nbsp;ne anlatacaksın? Yani rüşvetle bütün bir siyasal sistemin rüşvet, liyakatsızlık, saçma sapan atamalar, hukukun rafa kaldırılması. Rüşvet dendiğinde akla ilk gelen mekanizmalardan bir tanesi yargı sistemi olmuşken ve senin olası Cumhurbaşkanı adayın&nbsp;senin hukuk dışı olarak nitelendirdiğin olası kararla belki de adaylık dışına atılması hazırlığı yapılırken rüşvet olmaz mı olmaz mı gibi bu laflar düşünülmemiş.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>:Özgür Özel ilgilendiren bir şey yoktu ki</p>

<p><strong>Gökhan Biçici: </strong>Gökhan Günaydın biraz düzeltmiş sonradan yaklaştığın olayla. <font face="Arial Regular">“İd</font>dianameyi okudum&nbsp;ve ciddiye alınacak şeyler var<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;falan demiş ama.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Özgür Özel şunu diyebilirdi. <font face="Arial Regular">“</font>Kardeşim ben bu bir dava, davayı takip edeceğiz. Türkiye'de bu işte suçlanacak insanlar varsa yanlış yapmıştır.<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;Bitti&nbsp;gitti. Şunu diyebilir miyim?<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Şunu diyebilirsin “Türkiye'nin bu şekilde tartıştırılması&nbsp;büyük bir hatadır, bir de ayıptır. Ayıptır yani.<font face="Arial Regular">”</font><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Hani sen niye taraf oluyorsun?<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Büyük bir hata ve mevzuyu temize çekme konusunda bir koz vermiş durumda. Arka arkaya böyle benzer hatalar da vardır. Biz normalleşme denilen süreli destekliyorduk ikimiz.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Konuşuyorduk. Çok, çok istedik.</p>

<p><strong><font face="Arial Regular">“BDDK düğünü”ünde </font></strong><strong>Bankaların genel müdürlerini tesbih tanesi gibi karşısında dizen MHP yeni bir güç gösterisi yaptı </strong><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Gecikmiş bir süreç aslında. Çünkü siyasetin normalleşmesi günün sonunda AK Parti'ye yaramıyor, MHP'ye yaramıyor. Bunu bildikleri için özellikle MHP tarafı buna engel oldu. Arka arkaya adımlar attı. Arka arkaya sembolik göndermelerde bulundu. Sinan&nbsp;Ateş davası bunun kritik eşiklerinden birisi. Şimdi, “BDDK düğünü<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;diyorum ona ben, BDDK Başkan Yardımcısı, Mustafa Aydın'ın düğünü, banka genel müdürlerinin tespih tanesi gibi oraya dizilip her birinin takı takması.&nbsp;Şimdi bu&nbsp;iş&nbsp;siyasi etik açısından insanları çileden çıkardı. Yani böyle bir şey çağdaş&nbsp;bir ülkede düşünemezsin. Herhangi bir maliye memuru bile kendi düğününe denetlemekle hükümlü olduğu herhangi bir kurumun dış halkasından birini bile çağırırken, kırk defa düşünürken, şimdi bunu bu kadar yüksek perdeden yapmak, işte&nbsp;Celal Adan&nbsp;kürsüde Bahçeli'nin mesajını veriyor. Gelin hanım Süleyman Soylu'nun yakını. Damat doğrudan doğruya belli ki MHP kontenjanından BDDK'ya atanmış durumda. Tam bir gövde gösterisi yaptı. Başka bir boyutu var.<br />
<br />
Hep şöyle konuşulur değil mi? Bir görev dağılımı var iktidarda. Güvenlik bürokrasisi, polis, asker, MHP'de. Mali, ekonomi, sistem büyük ölçüde AKP'de. Hatta bir ara işte Berat'ta&nbsp;şunda,&nbsp;bunda falan gibi şeyler söyleniyordu. Hatta Mehmet Şimşek'e dönük eleştiriler de var MHP cephesinde. Ama Erdoğan'ın (Şimşek’e) desteği söz konusu. İşte Mehmet Şimşek MHP geriliminden de bahsedilirdi. Ama şu ön kabul hep vardı: Ekonomiye AKP, Mehmet Şimşek hakim. MHP çok bulaşmaz. Aslında bu nasıl bir gövde gösterisi oldu biliyor musun? Şunu demiş oldu MHP: “Ben Türkiye'nin en büyük bankaların genel müdürlerini&nbsp;tesbih tanesi gibi karşımda dizerim. Yani ekonomi de benden sorulur!”</p>

<p>Bu sermayeye de bir mesaj, Türkiye siyasetine de bir mesaj, topluma da bir mesaj. Meselenin o liyakat, rüşvet, yolsuzluk&nbsp;boyutu, olur mu öyle şey...tam elbette meselenin önemli bir boyutu ama bunu yapanlar, bunun sonuçlarını düşüneceklerdir. &nbsp;Buna rağmen özellikle düğüne gelmeleri için davet edildiğini biliyoruz.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Gelmeyebilirlerdi. Bu iş başka türlü halledilirdi. Bu kadar büyütülmeyebilirdi.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Ama ne oldu? <font face="Arial Regular">“</font>Geleceksiniz<font face="Arial Regular">” denildi</font>, kameraya da alındı, servis edildi. Bunun özel harekattan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısının Bahçeli'nin elini öpmesi,</p>

<p><strong>Selim Akmen</strong>: Emniyet için bir tik atıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Gökhan Biçici: </strong>Yine genel okumadan farklı olarak biz ne diyoruz? Teğmenler meselesi de MHP'nin güç gösterisiydi.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Evet kesinlikle güç gösterisiydi.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici: </strong>Şimdi BDDK meselesi.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: “Artık senin sahana da giriyorum.<font face="Arial Regular">” dedi. </font><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Evet, “O&nbsp;alanda da ben o kadar güçlüyüm ki<font face="Arial Regular">” </font>mesajı verilmiş oldu.</p>

<p>Şimdi bu kısmı çok tartışılmadı. Bir tek burada biz konuşuyoruz. Dolayısıyla aslında pozisyonunu pekiştiren bir MHP var gibi ya da en azından pozisyonu yeniden ve yeniden ilan eden bir MHP var gibi gözüküyor. Evet, Sinan Ateş davası yine önemli. Ama Eylül de bitiyor artık, Ekim ayı, üniversiteler de açılıyor falan derken ekonomi, inanılmaz bir yoksulluk söz konusu. İşçi eylemleri, halk eylemleri artmış durumda, artmaya devam ediyor.&nbsp;Orada ciddi gelişmeler beklemek mümkün. Dolayısıyla çok daha hızlanacağını düşünüyorum ben.</p>

<p><strong>Teğmenler krizi de MHP’nin bir güç gösterisiydi </strong><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Valla şöyle söyleyeyim. Hani dedin ya, ben çok ısrarlıydım bu <font face="Arial Regular">“</font>Mustafa Kemal'in askerleriyiz”&nbsp;çıkışının&nbsp;MHP'nin bir gövde gösterisi olduğunda. Şimdi&nbsp;sen de çok iyi yakaladın. Şu kadar örnek vereyim. Bu programı seyredenler arasında bankacılar var. Özellikle banka&nbsp;üst düzey yöneticiliğinden emekli olanlar var. Bakın, BDDK hiçbir şeydir normalde. Banka genel müdürlerinin telefonda konuşurken bile düğmelerini ilikledikleri adam Merkez Bankası Başkanı'dır.&nbsp;Ve belli ki Merkez Bankası Başkanı'nın korkusuna rağmen O banka genel müdürleri oraya gitmiş. Bak, insanlara çok açık ve net söylüyorum. Benim çok yakın arkadaşlarım. Şu anda beni Twitter'da da takip edenler var. Eski banka genel müdürleri, genel müdür yardımcıları. Bankanın genel müdürünü yerinden hoplatacak tek adam Merkez Bankası Başkanı'dır. Başka hiç kimseden korkmazlar. Öyle BDDK'ydı, işte Maliye Müfettişi'ydi, Hazine Müsteşarı'ydı, şu, bunlar hikaye.&nbsp;Ama düşünün ki birisi bunları o kadar korkutmuş ki, Merkez Bankası Başkanı'na ve Mehmet Şimşek'e rağmen oraya gitmişler. Gitmezler kardeşim. Bir bankanın genel müdürü daha yukarıdan izin alıyor Merkez Bankası Başkanı'na. BDDK var mı? Var. Ama hadi delikanlıca konuşalım. Bu işin raconunu Merkez Bankası keser, bu mesleğin raconunu. Bankacılık dedin mi, tepedeki banka Merkez Bankası Başkanı.&nbsp;Buna rağmen o düğüne gidildiyse, o rezil görüntüler verildiyse, bu banka genel müdürlerinin kulağını kim çektiğini Mehmet Şimşek de bilir. Merkez Bankası Başkanı da bilir. Onun için o yakaladığın nokta çok önemli. Kimse buna dikkat çekmiyor. Herkes olayın rezaletiyle ilgileniyor. Ama MHP'li bir başkan ve BDDK başkan yardımcısının bu düğünü düzenlemesi, üstelik bu adamları çağırması ve o bununla kıl aldırmayan, merkez bankası başkanından başkasına hesap vermem diyen genel müdürlerin oraya gitmesi MHP'nin çok açık ve net gövde gösterisi.</p>

<p><strong>MHP her cephede mesaj vermeye devam ediyor: Özel Harekata el öptürme, 17-25 Aralık göndermesi, teğmenler krizi ve son olarak da BDDK düğünü...</strong></p>

<p><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Aynen öyle, şeyi de hatırlatalım, atlamıştım onu.&nbsp;17-25 Aralık saatinin Ali Koç'un&nbsp;Bahçeli’yi&nbsp;ziyareti esnasında özellikle oraya konması.<br />
Yani özellikle özel harekat ziyaretinde el öpme, 17-25 Aralık mesajı, teğmenlerin çıkışı&nbsp;ve BDDK düğünü. MHP her cephede aslında pozisyonunu ilan ediyor ve adım üstüne adım atıyor. Buna bir yanıt gelecek. Mesela Mehmet Şimşek, hani geçen biri sordu, kendi geldiği ülkede böyle bir şey düşünülebilir mi acaba?<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Şaka mı yapıyorsun ya?!<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Ertesi gün ne o banka genel müdürleri, ne BDDK...baştan ayağa ekonomi bakanı istifa etmek zorunda kalırdı. Hükümet istifa etmek zorunda kalırdı&nbsp;belki de.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Herhangi bir bağımsız banka sisteminde o banka müdürleri BDDK başkanıyla da başkan yardımcısıyla da baş başa yemek yiyemez. Adamı istifa ettirirler. Çok açık konuşuyorum. Diğer konularda fazla bilmiyorum. Ben bunları banka genel müdürlüğü yapmış arkadaşlarımdan öğreniyorum. Yani Hasan Soy'dan var mesela. Twitter'da da takipleşiriz. O gizli kalmış, banka genel müdürlüğü yapmış bir adamdır.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: O anlatsın size. Yani benim de dikkatimi çekmemişti. Yalan yok sen söyleyene kadar. Sen diyene kadar ki abi ya bu nasıl bir iş?!&nbsp;Evet büyük rezalet ama rezaletten öteye bir parlak bir bıçak havada uçup gelen ve bütün Mehmet Şimşek'in prestijine de Merkez Bankası'nın prestijine de saplanmış bir bıçak.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Daha konuşacağız önümüzdeki haftada. Bu siyasette MHP bir yere gidemezsin diyor özünde. Normalleşmenin de sınırı var.</p>

<p><strong>Selim Akmen</strong>: Nereye gidiyorsun diyor.</p>

<p><strong>Gelecek Partisi ve DEVA Partisi arasında başlayan birleşme süreci neyin hazırlığı? </strong></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu tarafta da bir takım hazırlıklar&nbsp;var. Mesela bir başka okumada, Gelecek Partisi ve DEVA birleşme hazırlığı, meclis gruplarını birleştirelim denmiş, parti birleşmesi ihtimal olarak konuşuluyor, kolay değil ama bunu hızlandırmış gibi gözüküyorlar.Gelecek Partisi, Davutoğlu, Erdoğan görüşmesi. MHP'de eğer bir kopuş olduğu zaman burayla onu takviye etmek yönünde bir çaba, bir hazırlık var gibi gözüküyor. Ki buna mesela CHP'de itiraz etmez yüksek ihtimalle.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Kemal Kılıçdaroğlu'na kızanlar da bunu hatırlasın.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Tabii. Orada bir aktör olarak, bir pozisyon tutan bir aktör olarak aslında siyasetin çeşitlenmesine katkıda bulunmuştu o süreç. Onları konuşacağız. Yeniden Refah tekrar bir çıkış yaptı:&nbsp;Erbakan <font face="Arial Regular">“</font>Erken Seçim<font face="Arial Regular">” dedi</font>. Belli ki Erken Seçim çok daha fazla dillendirilecek. Araştırmalarda da artık %50'nin üstüne çıkmış toplumun Erken Seçim talebi ki bu önemli bir eşik.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Daha patlamadı yoksulluk buna rağmen.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu'nun olası yasağından Yeniden Refah'ın erken seçim talebine, yoksulluğun daha da derinleşmesi ve patlamasına kadar Sinan&nbsp;Ateş davası, benzeri davalardaki gelişmeler. Elbette Lübnan'a dönük artık İsrail'in kara harekatının başlayacak olması. İçeride dışarıda bayağı çalkantılı bir dönem bizi bekliyor ve biz de bol bol bunları konuşacağız. Bugünlük bu kadar diyelim.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Ekim'den itibaren daha sık ve daha düzenli görüşeceğiz.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Ekim ayının ilk haftasında yine burada birlikte olacağız. Ve yayın dönemimiz de daha aktif bir şekilde başlayacak dokuz8. Dolayısıyla çok yönlü olarak yazılarla, programlarla, gündem özel programlarıyla, alt başlıklarına ayrı ayrı genel çerçeveyi, gündem siyaset ve benzeri programlarda ele almaya devam edeceğiz. Bir sonraki hafta tekrar görüşmek üzere. Hoşçakalın.<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM SİYASET</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/imamogluna-olasi-siyaset-yasagi-sonuclari-ve-mhpnin-bddk-dugunuyle-verdigi-mesajin-anlami</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Sep 2024 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/gundem-siyaset-imamogluna-yasak-hazirligi-ve-olasi-sonuclari.png" type="image/jpeg" length="66190"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHP Tüzük Taslağı paylaşıldı: Önemli değişiklikleri var]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-tuzuk-taslagi-paylasildi-onemli-degisiklikleri-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-tuzuk-taslagi-paylasildi-onemli-degisiklikleri-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP tüzük değişikliği süreci tamamlandı. Nisan ayından bu yana süren çalışmalar sonucunda Tüzük Hazırlık Komisyonu, taslağı oy birliğiyle kabul etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tüzük değişikliği süreci tamamlandı. Nisan ayından bu yana süren çalışmalar sonucunda Tüzük Hazırlık Komisyonu, taslağı oy birliğiyle kabul etti.&nbsp;CHP Tüzük Kurultayı’na sunulan nihai tüzük taslağı paylaşıldı. Kurultayın basına kapalı bölümünde ele alınacak olan Tüzük taslağının seçim ve aday belirleme usüllerine ilişkin maddelerinin tartışılması ve kurultayın bu bölümünün gece geç saatlere kadar devam etmesi bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="5-33" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/5-33.png" / width="1388" height="2000"><img alt="6-32" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/6-32.png" / width="1388" height="2000"><img alt="7-27" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/7-27.png" / width="1388" height="2000"><img alt="8-29" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/8-29.png" / width="1388" height="2000"><img alt="9-22" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/9-22.png" / width="1388" height="2000"><img alt="10-24" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/10-24.png" / width="1388" height="2000"><img alt="11-21" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/11-21.png" / width="1388" height="2000"><img alt="13-14" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/13-14.png" / width="1388" height="2000"><img alt="12-19" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/12-19.png" / width="1388" height="2000"><img alt="14-16" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/14-16.png" / width="1388" height="2000"><img alt="15-12" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/15-12.png" / width="1388" height="2000"><img alt="17-12" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/17-12.png" / width="1388" height="2000"><img alt="16-12" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/16-12.png" / width="1388" height="2000"><img alt="18-10" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/18-10.png" / width="1388" height="2000"><img alt="19-12" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/19-12.png" / width="1388" height="2000"><img alt="20-9" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/20-9.png" / width="1388" height="2000"><img alt="22-5" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/22-5.png" / width="1388" height="2000"><img alt="21-9" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/21-9.png" / width="1388" height="2000"><img alt="23-6" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/23-6.png" / width="1388" height="2000"><img alt="26-2" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/26-2.png" / width="1388" height="2000"><img alt="27-3" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/27-3.png" / width="1388" height="2000"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-tuzuk-taslagi-paylasildi-onemli-degisiklikleri-var</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/chp-tuzuk.png" type="image/jpeg" length="94781"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Emekliler Meclisi kuruldu, talepleri neler?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/emekliler-meclisi-kuruldu-talepleri-neler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/emekliler-meclisi-kuruldu-talepleri-neler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gökhan Biçici'nin sunduğu Emek Dünyası programında Emekliler Meclisi Kurucularından Hasan Kaşkır ile emeğin, emeklilerin geleceğini, Emek Meclisi'nin çalışmaları ve talepleri konuşuldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>dokuz8TV'nin değerli yayın serilerinden "Emek Dünyası"nın yeni bölümü yeniden yayına başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici'nin sunduğu Emek Dünyası programın bu bölümünde, Emekliler Meclisi Kurucularından Hasan Kaşkır ile emeğin, emeklilerin geleceğini, Emek Meclisi'nin çalışmaları ve talepleri konuşuldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/emekliler-meclisi-kuruldu-talepleri-neler</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Sep 2024 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/emek-dunyasi-1.png" type="image/jpeg" length="74388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Eylemlerimiz şimdilik bitti ama taleplerimiz karşılanmazsa peşini bırakmayacağız]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/ozel-sektor-ogretmenlerinin-taban-maas-sorunu-53-gun-suren-egitim-nobeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/ozel-sektor-ogretmenlerinin-taban-maas-sorunu-53-gun-suren-egitim-nobeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[dokuz8TV'nin Gündem Özel programının bu kez konuğu Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Avrupa Bölge Temsilcisi Damla Topuz oluyor. 26 Mayıs itibariyle başlattıkları ve 16 Temmuz'da sonlandırılan "eğitim nöbeti" merkezinde öğretmenlerin ve öğretmenliğin sorunlarına, çözüm yollarına ve mücadele alanlarında tüm yaşananlara dikkat çektiğimiz programın moderasyonunda İletişimci/Gazeteci Nurcan Seven yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>MODERATÖR: NURCAN SEVEN | KONUK: DAMLA TOPUZ<br />
<br />
Uzun soluklu bir mücadeleden bahsediyoruz öncelikle. Tüm ayrıntılarını da sizden dinlemek istiyoruz. Özel sektör öğretmenleri, genel olarak öğretmenlik ve birçok meslek aslında, Türkiye’de uzun yıllardır sorunlarla cebelleşiyor ve bir mücadele hattı oluşturuyor. Aynı zamanda siz de 3 ay önce Mayıs ayında bir "eğitim nöbeti" başlattınız. Hem öncesini hem de eğitim nöbetini sizden dinlemek istiyoruz. Neler yaşadınız?</strong></p>

<p><em>Özel sektör zaten doğası gereği sorunlu bir yer. Neden? Çünkü sermaye daha fazla kâr edebilme odaklı çalışır. Dolayısıyla uzun mesailerle çalıştığımız ama her geçen gün ücretlerimizin daha düşük olduğu bir durum var. Diğer özel sektör çalışanlarından farklı olarak bizim de kendimize özgü gündemlerimiz var. Örneğin, eğitim dönemi Eylül’de başlar ve Haziran’da biter. Normalde sözleşmelerimiz bir yıllık olsa da, patronlar yaz aylarında maaş ödemek istemedikleri için bizi Eylül’de işe alıp Haziran’da istifaya zorlarlar. Birçok arkadaşımız bunu imzalamak zorunda kalıyor çünkü iş bulmama tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar.</em></p>

<p><em>Mobbing karşısında da istifa dilekçesini imzalamak zorunda kalıyoruz. Yaz aylarında maaş alamıyor, sigorta ödenmiyor ve gelecek yıl iş bulup bulamayacağımız kaygısıyla geçiyor. Meslek hayatlarımız her yıl yeni bir iş aramakla geçiyor ve bu durum, çalıştığımız kurumlarda sesimizi çıkarabildiğimiz, hakkımızı arayabildiğimiz bir yerde olmamamıza neden oluyor. Özelleştirme çok fazla arttı. Eğitim sektöründe birçok kurum var ve vergi kaçakçılığı çok yaygın. Sigortasız veya asgari ücretin altında öğretmen çalıştırmak gibi yasal olmayan uygulamalar yapılıyor.</em></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Öğretmenlik mesleği çok kamusal bir alan ve hayatın her alanına etki eden bir alan. Bu yüzden en bilimsel yaklaşılması gereken alanlardan biri. Türkiye genelinde öğretmenlik mesleği saygın bir meslek olarak görülmekte ama öğretmenler yaşam mücadelesi vermekte zorlanıyor. Eğitim nöbetlerinin ardından toplumsal olarak nasıl bir karşılık aldınız ve yetkililerle görüşmeleriniz nasıl geçti?</strong></p>

<p><em>Taban maaş temel sorunumuz. 90’lı yıllarda özelleştirme yeni başladığında, özelde çalışan öğretmen kamudaki denktaşından daha az ücret alamazdı. Ancak 2014 yılında bu yasa kaldırıldı ve maaşlarımız iş kanununa göre belirlenmeye başladı. Bu da demek oluyor ki, öğretmenler asgari ücrete çalıştırılabiliyor. Biz, 2014 yılında kaldırılan hakkımızı istiyoruz. Öğretmenler olarak kamudaki meslektaşlarımızdan daha fazla çalışıyoruz ama daha az ücret alıyoruz. Bu eşitsizliğin giderilmesini istiyoruz.</em></p>

<p><em>Biz, muhatabımız olarak bakanlık ve meclisi görüyoruz. Defalarca Ankara’ya gittik ve taleplerimizi ilettik. Bakanlıkla görüştüğümüzde bize bir düzenleme yapılacağı sözü verildi ama bu söz tutulmadı. 26 Mayıs’ta Ankara’ya doğru yola çıktık ve meclise yürüdük. Yine polis barikatıyla karşılaştık ama barikatı aşarak meclis parkına geldik. Asıl muhatabımız meclis olduğu için burada nöbet tutmaya başladık. 40. günümüzde Eğitim-Sen, Eğitim-İş gibi sendikalar da nöbete katıldı.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Öğretmenlik Meslek Kanunu tartışmaları da bu süreçte gündeme geldi. Bu konudan da bahseder misiniz?</strong></p>

<p><em>Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda taban maaşın da yer almasını talep ettik. Ancak kanunda var olan maddeler, öğretmenleri güvencesizliğe sürükleyen maddeler. Örneğin, öğretmenlik akademisi açılacak ve öğretmenler düşük ücretlerle çalıştırılacak. Biz sendika olarak bu kanunun karşısındayız. Diğer sendikaların da bizimle beraber direnmesi, ÖMK’nin ertelenmesine neden oldu.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Görüşmeleriniz nasıl geçti ve bundan sonrasında ne yapmayı planlıyorsunuz?</strong><br />
<br />
<em>Görüşmelerimizde olumlu beyanlar aldık ama bu sözler yazılı değil, sözel beyanlardı. Biz bu söze güvenmek istiyoruz. Bu yüzden eylemlerimiz şimdilik bitti ama taleplerimiz karşılanmazsa talebimizin peşini bırakmayacağımızı buradan söylemiş olalaım.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Çok teşekkür ederiz katılımınız için. Son olarak, üniversite tercih süreci de yeni bitti. Buradan öğrencilere ve öğretmenlik mesleğini hedefleyen gençlere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?</strong></p>

<p><em>Öğrencilere, her ne konuda olursa olsun haklarınızın peşini bırakmayın, mücadele edin, derim. Öğretmenlik mesleğini hedefleyen gençlere de haklarını savunmalarını ve mücadele etmelerini tavsiye ediyorum.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Biz de mücadelemizi yakından takip etmeye devam edeceğiz, başarılar dileriz.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/ozel-sektor-ogretmenlerinin-taban-maas-sorunu-53-gun-suren-egitim-nobeti</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Aug 2024 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/08/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-20.png" type="image/jpeg" length="24335"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MAK Araştırma'dan il il yerel seçimler tahminleri]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/mak-arastirmadan-il-il-yerel-secimler-tahminleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/mak-arastirmadan-il-il-yerel-secimler-tahminleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MAK Araştırma yerel seçimlere ilişkin bazı kentlerde yaptığı anketlerin sonuçlarını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Seçime sayılı günler kala MAK Araştırma belirli kentlerde yaptığı anketlerin sonuçlarını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte anket sonuçları...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/mak-arastirmadan-il-il-yerel-secimler-tahminleri</guid>
      <pubDate>Mon, 11 Mar 2024 23:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/secim-sandik-aa-1788937-1.jpg" type="image/jpeg" length="19527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TUİK rakamlarına göre: İstanbul'da en çok nereli yaşıyor? İşte ilk 20 il]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/tuik-rakamlarina-gore-istanbulda-en-cok-nereli-yasiyor-iste-ilk-20-il</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/tuik-rakamlarina-gore-istanbulda-en-cok-nereli-yasiyor-iste-ilk-20-il" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜİK’in yayınlamış olduğu son nüfus verilerine göre İstanbul’da 15 milyon 56 bin 806 kişi ikamet ediyor. Bunlardan sadece 2 milyon 152 bin 878 kişi İstanbul nüfusuna kayıtlı. Geri kalan kısım ise başka kentlerin nüfusuna kayıtlı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre&nbsp;15 milyon&nbsp;56 bin 806 kişi ile Türkiye nüfusunun yüzde 18,34'ü İstanbul'da ikamet ediyor.</p>

<p>İstanbul kütüğüne kayıtlı olan sayısı ise 2 milyon 152 bin 878 kişi.&nbsp;</p>

<p>Yani İstanbul'da&nbsp;ikamet eden ancak kütüğü başka illerde kayıtlı olan 12 milyon 904 bin kişi bulunuyor.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peki, İstanbul'da en çok nereli var? İşte ilk 20 il...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/tuik-rakamlarina-gore-istanbulda-en-cok-nereli-yasiyor-iste-ilk-20-il</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Mar 2024 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/03/dark-blue-and-red-modern-geometric-shapes-business-facebook-cover-13.png" type="image/jpeg" length="31664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İkinci el araç satın alırken bunlara dikkat]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ikinci-el-arac-satin-alirken-bunlara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ikinci-el-arac-satin-alirken-bunlara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İkinci el araçlara rağbet; sıfır araç arzının azalması ve fiyatlarının yükselmesi nedeniyle günden güne artıyor. İşte ikinci el araç alımında dikkat edilmesi gereken noktalar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ikinci-el-arac-satin-alirken-bunlara-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Feb 2024 20:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2023/04/arabayla-yola-cikmadan-once-yapilmasi-gerekenler-856-1652631162.jpg" type="image/jpeg" length="35256"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul'da seçim sonucu ne olacak? "Kritik bir fark var"]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/istanbulda-secim-sonucu-ne-olacak-kritik-bir-fark-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/istanbulda-secim-sonucu-ne-olacak-kritik-bir-fark-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sonar Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı'nın açıkladığı son anket sonuçları, İstanbul'da merakla beklenen ve CHP adayı İmamoğlu ile Cumhur İttifakı'nın AKP'li adayı Murat Kurum arasındaki yarışın kritik bir farkla sonuçlanacağını öngörüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/istanbulda-secim-sonucu-ne-olacak-kritik-bir-fark-var</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Feb 2024 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/alf-arastirmadan-izmir-anketi.jpg" type="image/jpeg" length="36067"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHP, Kurultay'ın ardından toparlanabilecek mi? İşte isim isim seçim istifaları]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-kurultayin-ardindan-toparlanabilecek-mi-iste-isim-isim-secim-istifalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-kurultayin-ardindan-toparlanabilecek-mi-iste-isim-isim-secim-istifalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2024 Yerel seçiminde aday gösterilmeyenler tepki olarak istifa ediyor, sürece yönelik eleştirisi olanlar adaylıktan çekiliyor, istifa edenler başka partilerden aday oluyor…]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CHP yerel seçime girmeden önce yaptığı Kurultay ile Özgür Özel'i genel başkanlığa getirdi. Özel'in yönetiminin ardından birçok belediye başkanı yeniden aday gösterilmedi. Adana'da Zeydan Karalar, Mersin'de Vahap Seçer gibi birçok isim de yeniden aday gösterildi.&nbsp;</p>

<p>Özel, yapay zekayı da kullanarak adayları belirlediklerini söyledi. Özel, yönetime karşı parti içi muhalefetin 1 Nisan hesapları yaptığı öne sürüldü.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CHP'den hem Kurultay hem de çeşitli gerekçelerle de seçim istifaları geldi. Kesinleşen seçim listeleri de YSK'ye teslim edildi. İşte teslime kadar CHP'den istifa eden isimler:<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-kurultayin-ardindan-toparlanabilecek-mi-iste-isim-isim-secim-istifalari</guid>
      <pubDate>Wed, 21 Feb 2024 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/chp-istifa.png" type="image/jpeg" length="76983"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ekrem İmamoğlu’nun tarihi sınavı! İşte detay detay 13 rakibi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ekrem-imamoglunun-tarihi-sinavi-iste-detay-detay-13-rakibi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ekrem-imamoglunun-tarihi-sinavi-iste-detay-detay-13-rakibi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nüfusu onlarca Avrupa ülkesinden fazla ve milyonlarca dolarlık bütçeli megakent tarihi bir seçime gidiyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, başta AKP’nin adayı Murat Kurum olmak üzere 13 kişiye karşı yarışacak. İmamoğlu’nun olası zaferi Türk siyasi tarihinde nirengi noktalarından olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CHP, 2019’da dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu eski Başbakan Binali Yıldırım’ın İBB rakibi yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekrem İmamoğlu’nun İBB adaylığı 2019’da &nbsp;tartışma yarattı. İmamoğlu, anketleri delen bir mücadele ile seçimi kazandı. İmamoğlu’nun zaferini AKP kabullenemedi. ‘Hiçbir şey olması bile bir şeyler’ oldu denilerek İBB Başkanlığı seçimi iptal edildi. İmamoğlu, ikinci seçimde Yıldırım’a 800 bin fark attı.</p>

<p>İmamoğlu, 2019’a girdiği seçimde başta İYİ Parti’nin desteğini aldı. İmamoğlu, beş yıllık döneminin ardından gireceği İBB seçimlerinde ise tek başına. Karşısında 10’dan fazla rakip ve iktidar gücüne sahip AKP’nin adayına karşı yarışacak.&nbsp;</p>

<p>Anketler, Ekrem İmamoğlu’nun lehinde gösterse de aksi örnekler de mevcut. İmamoğlu’nun her iki durumda da Murat Kurum ile arasında birer puan farkı olduğu görülüyor.&nbsp;</p>

<p>Siyaset bilimciler, gazeteciler ve birçok uzman; İmamoğlu’nun seçimi kazanması durumunda Cumhurbaşkanlığının da en önemli talibi olacağını iddia ediyor. Tarihi seçimde İmamoğlu, 14 kişi 13 partiye karşı yarışacak. İşte detay detay İmamoğlu’nun rakipleri&nbsp;<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ekrem-imamoglunun-tarihi-sinavi-iste-detay-detay-13-rakibi</guid>
      <pubDate>Tue, 20 Feb 2024 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/dokuz8-gunsonu-4.png" type="image/jpeg" length="92854"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
