<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>dokuz8HABER</title>
    <link>https://www.dokuz8haber.net</link>
    <description>Son dakika haberleri, güncel haberler, siyaset, toplum, yaşam haberleri, ekonomideki gelişmeler, emek dünyasından ekoloji mücadelesine ve kadın hareketine yerel ve dünya haberleri dokuz8haber.net'de</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dokuz8haber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 17:46:45 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tunceli Baro Başkanı Kudat'tan Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin yargılama çağrısı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/tunceli-baro-baskani-kudattan-gulistan-doku-sorusturmasina-iliskin-yargilama-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/tunceli-baro-baskani-kudattan-gulistan-doku-sorusturmasina-iliskin-yargilama-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tunceli Barosu Başkanı Doğukan Kudat, altı yıldır kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin yaptığı açıklamada, dosyada delillerin karartıldığı iddiasını dile getirerek dönemin kamu görevlilerinin yargılanmasını talep etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tunceli Barosu Başkanı Doğukan Kudat, Tunceli Adliyesi önünde Gülistan Doku’nun babası Halit Doku ve annesi Bedriye Doku ile birlikte basın açıklaması gerçekleştirdi. Kudat, soruşturma sürecinde delillerin yok edildiğine dair ciddi şüpheler bulunduğunu ifade ederek sorumluların adalet önüne çıkarılması gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>"DÖNEMİN YETKİLİLERİ YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI"</h2>

<p>Açıklamasında soruşturmanın gidişatına dair eleştirilerde bulunan Kudat, şu ifadeleri kaydetti:</p>

<p>"Dosyada bütün delillerin dönemin savcıları ve dönemin valisi tarafından yok edildiğine ilişkin ciddi şüpheler bulunmaktadır. Delillerin karartılması ve yok edilmesi ihtimali ortadayken, altı yıldır Gülistan Doku’nun nerede olduğunu soruyoruz. Gülistan Doku dosyası, dönemin valisinin yakınıyla ilgili iddialar ve örtbas girişimleri nedeniyle bu aşamaya gelmiştir. Bizler bu aileyi karanlığa mahkûm eden kişilerin bugün bu adliyede yargılanmasını istiyoruz. Bu insanlar son derece masum ve yoksul bir ailedir. Genç bir kadının hayatının karartılması hiçbir şekilde insanlığa ve evrensel hukuk ilkelerine sığmaz. Bu kişilerin bir an evvel yargı önüne çıkarılması ve soruşturmanın selameti açısından sürecin ileri bir aşamaya taşınması gerekmektedir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>BARO ŞÜPHELİLERE AVUKAT GÖREVLENDİRMEYECEK</h2>

<p>Kudat, hukuki dayanaklara dikkat çekerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinde yaşam hakkının güvence altına alındığını, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesinin ise herkesin maddi ve manevi varlığını koruma yükümlülüğünden bahsettiğini hatırlattı. Genç bir kadının yaşam hakkının elinden alındığını söyleyen Kudat, "Gülistan Doku dosyası, Dersim’in kanayan yarası haline gelmiştir. Soruşturmaya etkin şekilde müdahil olduk. Tunceli Barosu olarak şüphelilere avukat görevlendirmesi yapmayacağız. Dönemin valisi, emniyet amirleri, kolluk görevlileri ve savcıların derhal yargı önüne çıkarılmasını talep ediyoruz" dedi. (ANKA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/tunceli-baro-baskani-kudattan-gulistan-doku-sorusturmasina-iliskin-yargilama-cagrisi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/09/690x390cc-dyb-30-09-2022-gulistan-doku-bin-gun-kayip.jpg" type="image/jpeg" length="63566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Koçyiğit'ten Siverek’teki silahlı saldırı için Meclis'e araştırması önergesi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/kocyigitten-siverekteki-silahli-saldiri-icin-meclise-arastirmasi-onergesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/kocyigitten-siverekteki-silahli-saldiri-icin-meclise-arastirmasi-onergesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Urfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede 16 yurttaşın yaralandığı silahlı şiddet eyleminin araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na Meclis araştırması önergesi sundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Urfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede meydana gelen ve 16 yurttaşın yaralandığı silahlı şiddet eyleminin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Meclis araştırması açılması için önerge sundu.</p>

<p>14 Nisan 2026 tarihli önerge, TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Önergede, eğitim kurumlarında artan şiddet riskinin münferit bir adli süreç olarak değil; çocukların ve gençlerin eğitim hakkı, yaşam hakkı ve güvenli eğitim ortamında bulunma hakkı çerçevesinde ele alınması gerektiği vurgulandı.</p>

<h2>EĞİTİM ORTAMLARINDA GÜVENLİK, HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER BÜTÜNCÜL ELE ALINMALI</h2>

<p>Önergede, Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleşen silahlı şiddet eyleminin, bireysel bir fail üzerinden açıklanamayacak kadar çok boyutlu yapısal sorunlara işaret ettiği belirtildi. Failin aynı okulun eski öğrencisi olduğuna ve olayın ardından yaşamını yitirdiğine ilişkin bilgiler de metinde yer aldı.</p>

<p>Önergenin devamında, eğitim kurumlarında öğrencilerin güvenli, eşitlikçi ve kapsayıcı bir ortamda eğitim görme hakkının giderek daha fazla risk altında olduğu ifade edilerek, bu durumun yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, eğitim ve sosyal politika bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.</p>

<h2>YOKSULLUK, EŞİTSİZLİK VE GÜVENCESİZLİK GENÇLERİ DERİNDEN ETKİLİYOR</h2>

<p>Önergede, derinleşen yoksulluk, gelir adaletsizliği ve geleceksizlik hissinin özellikle gençler üzerinde çok boyutlu bir baskı yarattığı belirtildi. Bu koşulların okullarda sosyal dışlanma, umutsuzluk ve psikososyal kırılganlıkları artırdığı ifade edildi.</p>

<p>Ayrıca, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği ile koruyucu ve önleyici sosyal hizmet mekanizmalarının eksikliğinin, öğrencilerin ihtiyaç duyduğu destek sistemlerine erişimini sınırladığı vurgulandı.</p>

<h2>TOPLUMSAL İKLİM EĞİTİM ORTAMLARINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR</h2>

<p>Metinde, toplumsal yaşamda yaygınlaşan kutuplaştırıcı ve şiddeti normalleştiren dilin, çocuklar ve gençler üzerinde doğrudan etkiler yarattığı belirtildi. Eğitim kurumlarının içinde bulunduğu toplumsal ve siyasal iklimden bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>HAK TEMELLİ VE YAPISAL YAKLAŞIM ÇAĞRISI</h2>

<p>Önergede, silahlı şiddet eyleminin tüm yönleriyle araştırılması, eğitimde şiddet olgusunun yapısal nedenlerinin ortaya konulması, akran zorbalığı ve okul içi şiddet dinamiklerinin incelenmesi, psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve çocukların güvenli eğitim hakkının güçlendirilmesine yönelik kapsamlı politikaların geliştirilmesi talep edildi.</p>

<p>Önergenin özet gerekçesinde, Siverek’teki silahlı saldırının yalnızca bireysel bir şiddet vakası olarak değerlendirilemeyeceği, toplumsal, siyasal, ekonomik ve pedagojik bağlamların birlikte değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin aynı okulun eski öğrencisi olduğuna ve saldırının ardından yaşamına son verdiğine ilişkin bilgilerin, bu tür şiddet vakalarının münferit bir şekilde bireysel fail üzerinden açıklanamayacağını ortaya koyduğu ifade edildi.</p>

<p>Gerekçede ayrıca, son yıllarda eğitim kurumlarında gözlemlenen şiddet vakalarındaki artışın münferit olayların ötesinde bir eğilim halini aldığı belirtildi. Okulların yalnızca akademik başarı ve sınav performansı üzerinden yapılandırılması, eğitimin giderek rekabetçi ve piyasacı bir mantıkla örgütlenmesi ve kamusal eğitim anlayışının zayıflamasının, çocukların ve gençlerin sosyal, duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarını geri plana ittiği vurgulandı. Bu durumun eğitim kurumlarını güvenli öğrenme ortamları olmaktan uzaklaştırarak, çeşitli gerilimlerin, dışlanma süreçlerinin ve şiddet biçimlerinin yeniden üretildiği alanlara dönüştürdüğü kaydedildi.</p>

<p>Türkiye’de derinleşen yoksulluk, gelir adaletsizliği, güvencesizlik ve geleceksizlik hissinin özellikle genç nüfus üzerinde çok yönlü bir baskı yarattığı ifade edilen gerekçede, bu yapısal sorunların eğitim sistemine doğrudan yansıdığı, öğrenciler arasında umutsuzluk, sosyal dışlanma ve psikolojik kırılganlıkları artırdığı belirtildi. Kamusal sosyal politikaların zayıflaması, sosyal devlet mekanizmalarının etkisizleşmesi ve gençlere yönelik koruyucu-önleyici hizmetlerin yetersizliğinin, şiddetin önlenmesi açısından önemli boşluklar doğurduğu vurgulandı.</p>

<p>Okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin niceliksel ve niteliksel yetersizliği, erken müdahale ve koruyucu sosyal hizmet mekanizmalarının işletilememesinin, öğrencilerin ihtiyaç duyduğu psikososyal desteğe erişimde ciddi eşitsizlikler yarattığı kaydedildi. Akran zorbalığı, okul içi dışlama pratikleri ve öğrenciler arası şiddet ilişkilerinin artışının da bu yapısal eksikliklerle doğrudan bağlantılı olduğu ifade edildi. Bu nedenle yaşanan saldırının yalnızca bireysel bir failin eylemi olarak ele alınmasının, sorunun toplumsal ve kurumsal boyutlarını görünmez kıldığı ve yapısal müdahale ihtiyacını perdelediği belirtildi.</p>

<p>Ayrıca toplumsal yaşamda giderek yaygınlaşan kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı ve şiddeti normalleştiren siyasal ve toplumsal dilin, özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerinin dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Hukukun üstünlüğü ilkesinin zayıfladığı, toplumsal güven duygusunun aşındığı ve kamusal alanın giderek gerilimli bir yapıya büründüğü bir ortamda, eğitim kurumlarının bu genel siyasal ve toplumsal iklimden bağımsız değerlendirilmesinin mümkün olmadığı kaydedildi. Bu çerçevede, okullarda artan akran zorbalığı ve şiddet davranışlarının yalnızca bireysel davranış sorunları değil, daha geniş toplumsal yapıların ve politik iklimin yansımaları olarak ele alınması gerektiği ifade edildi.</p>

<p>Önergede, eğitim hakkının yalnızca eğitime erişim hakkı değil, aynı zamanda güvenli, eşitlikçi, kapsayıcı, bilimsel ve özgürlükçü bir öğrenme ortamında bulunma hakkını da içerdiği belirtildi. Anayasa’nın 42’nci maddesi uyarınca devletin eğitim hakkını eşitlik temelinde sağlama yükümlülüğü bulunduğu, 17’nci maddenin ise yaşam hakkı ve maddi-manevi bütünlüğün korunmasını güvence altına aldığı hatırlatıldı. Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de çocukların şiddetten uzak, güvenli ve destekleyici eğitim ortamlarında bulunmasını devletin pozitif yükümlülüğü olarak düzenlediği kaydedildi.</p>

<p>Bu çerçevede, Siverek’te yaşanan saldırının yalnızca adli boyutuyla değil; eğitim politikaları, sosyal devletin dönüşümü, gençlik politikalarının yetersizliği, psikososyal destek mekanizmalarının eksikliği ve toplumsal kutuplaşmanın etkileriyle birlikte ele alınmasının zorunlu olduğu vurgulandı. Eğitim sisteminin mevcut yapısı içinde giderek artan rekabet, performans baskısı ve eşitsizliklerin, çocukların hem akademik hem de sosyal gelişimlerini olumsuz etkilediği, bu durumun da şiddet risklerini artıran bir zemin oluşturduğu belirtildi.</p>

<p>Önergede, Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün ilgili maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması talep edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/kocyigitten-siverekteki-silahli-saldiri-icin-meclise-arastirmasi-onergesi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/03/kocyigit.png" type="image/jpeg" length="53047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nişantaşı Gelinlik Modasında Mediha Cambaz İmzası]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/nisantasi-gelinlik-modasinda-mediha-cambaz-imzasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/nisantasi-gelinlik-modasinda-mediha-cambaz-imzasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’un kalbinde, tarihin ve modern lüksün kesiştiği noktada bir semt düşünün; her sokağı moda kokan, vitrinleri sanat eseri titizliğiyle hazırlanan ve her adımda yüksek terzilik sanatının izlerini taşıyan... Nişantaşı on yıllardır sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu ve Avrupa’nın da en önemli moda merkezlerinden biri olma unvanını koruyor. Gelinlik dünyası için ise bu semt, bir alışveriş rotasından çok daha fazlasını, bir rüyanın gerçeğe dönüştüğü o ilk profesyonel durağı temsil ediyor. Bu rekabetçi ve seçkin atmosferde Nişantaşı gelinlik dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan <a href="https://medihacambaz.com/" rel="dofollow"><span style="color:#3498db"><strong>Mediha Cambaz Bridal</strong></span></a>, geleneksel zanaatı modern vizyonla birleştirerek gelin adaylarına ömür boyu taşınacak bir hatıra sunuyor.</p>

<h2><a name="_cw15nlc7ct3v"></a><strong>Nişantaşı’nın Moda Dünyasındaki Yeri</strong></h2>

<p>Nişantaşı, İstanbul’un diğer semtlerinden çok farklı bir genetik koda sahiptir. Teşvikiye’den Abdi İpekçi Caddesi’ne kadar uzanan bu aks, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren modern yaşamın ve moda vizyonunun temsilcisi olmuştur. Eskiden saray erkânının ve dönemin entelektüellerinin uğrak noktası olan bu sokaklar, bugün dünyanın en prestijli markalarının yan yana dizildiği bir moda podyumu niteliğindedir.</p>

<p>Moda dünyası için Nişantaşı bir onay makamı gibidir. Burada bir showrooma sahip olmak, sadece bir ticari faaliyet değil; kaliteye, detaylara ve müşteri deneyimine verilen değerin bir kanıtıdır. Özellikle gelinlik sektörü söz konusu olduğunda, Nişantaşı’ndaki her bir dikiş, kullanılan her bir santimetre dantel, dünya standartlarında olmak zorundadır. Bu semt modayı sadece takip eden değil, bizzat üreten ve yön veren bir ekosistemdir.</p>

<h2><a name="_1p35cm1ydz9d"></a><strong>Nişantaşı Gelinlik Mağazaları: Neden Bu Lokasyonu Seçmelisiniz?</strong></h2>

<p>Bir gelin adayı için gelinlik arayışı hayatının en duygusal ve aynı zamanda en stresli süreçlerinden biri olabilir. Bu süreçte doğru adresi seçmek, sadece doğru modeli bulmak anlamına gelmez; doğru hizmeti ve teknik uzmanlığı da satın almak demektir. Nişantaşı gelinlik mağazaları, bu noktada diğer bölgelerden birkaç temel özellikle ayrılır:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><strong>Haute Couture Uzmanlığı:</strong> Nişantaşı haute couture geleneğinin Türkiye’deki kalesidir. Burada bulacağınız ustalık, sadece bir bedene uygun dikim yapmanın ötesinde, kumaşın anatomisini bilmek ve vücut proporsiyonunu en doğru şekilde yönetmektir.</li>
 <li><strong>Materyal Kalitesi:</strong> Bu bölgedeki mağazalar, genellikle dünyanın en iyi tekstil üreticileriyle çalışır. Orijinal <a href="https://medihacambaz.com/collections/fransiz-dantel-gelinlik-modelleri" rel="dofollow"><span style="color:#3498db"><strong>Fransız dantelleri</strong></span></a>, İtalyan ipekleri ve el işçiliği kristaller, Nişantaşı’ndaki tasarımların standart bileşenleridir.</li>
 <li><strong>Kişiselleştirilmiş Deneyim:</strong> Nişantaşı’nda gelinlik seçmek, bir mağazaya girip raftan ürün almak değildir. Bu, bir tasarımcıyla karşılıklı oturup hayalleri teknik gerçeklerle birleştirdiğiniz, provaların birer ritüele dönüştüğü özel bir yolculuktur.</li>
</ol>

<h2><a name="_tzx6lrbkxylq"></a><strong>Mediha Cambaz Bridal’ı Nişantaşı’nda Farklı Kılan Nedir?</strong></h2>

<p>Pek çok seçenek arasında <strong>Nişantaşı gelinlikçi tavsiye</strong> listelerinde Mediha Cambaz isminin üst sıralarda yer alması tesadüf değildir. Markayı farklı kılan unsur, tekstilin başkenti Bursa’daki köklü üretim gücünü, Nişantaşı’nın sofistike moda anlayışıyla birleştirmiş olmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mediha Cambaz Bridal tasarımı bir mimari yapı gibi ele alır. Bir gelinliğin sadece dışarıdan güzel görünmesi yeterli değildir; iç yapısındaki destek sistemlerinden, kullanılan astarın kalitesine kadar her şey kusursuz olmalıdır. Markanın özellikle <a href="https://medihacambaz.com/collections/antique-soul" rel="dofollow"><span style="color:#3498db"><strong>Antique Soul</strong></span></a> gibi koleksiyonlarında gördüğümüz o nostaljik ama modern hava, geçmişin asaletini bugünün çizgilerine taşıma becerisinden gelir. Burada kullanılan her bir parça Fransız danteli, "Cils" adı verilen o meşhur kirpik detaylarıyla orijinal olduğunu kanıtlarken, usta ellerde bir sanat eserine dönüşür.</p>

<h2><a name="_ute58c3x193a"></a><strong>Nişantaşı Showroom’da İlk Randevu: Sizi Neler Bekliyor?</strong></h2>

<p>Nişantaşı’nın o ilham dolu sokaklarından geçip Mediha Cambaz showroom’unun kapısını araladığınızda hayallerinizin somutlaşmaya başladığı, size özel tasarlanmış bir dünyaya adım atarsınız. Bizim için ilk randevu bir satış sürecinden ziyade, ömür boyu hatırlanacak bir dostluğun ve yaratım sürecinin başlangıcıdır.</p>

<h4><a name="_g39d5y3xepb7"></a><strong>Sıcak Bir Karşılama ve Tanışma Sohbeti</strong></h4>

<p>Heyecanınızı anlıyor ve bu süreci en konforlu şekilde yaşamanızı istiyoruz. Randevunuz, şık showroom’umuzda ikramlarımız eşliğinde gerçekleştirdiğimiz samimi bir sohbetle başlar. Düğün mekanınızdan hayal ettiğiniz atmosfere, çocukluk düşlerinizden kişisel tarzınıza kadar sizi "siz" yapan detayları dinliyoruz. Bu aşama ruhunuza da hitap etmesi için en önemli temeldir.</p>

<h4><a name="_vpcqjkojfm3c"></a><strong>Kişiye Özel Stil Danışmanlığı ve Vücut Analizi</strong></h4>

<p>Her kadın eşsizdir ve her vücut tipi farklı bir zarafet saklar. Uzman stil danışmanlarımızla birlikte, silüetinizi en doğru şekilde vurgulayacak modelleri keşfediyoruz. Belki aklınızda hiç olmayan bir kesimin belinizi ne kadar ince gösterdiğini veya heykelsi bir yaka detayının omuz hattınıza kattığı asaleti bu aşamada deneyimliyoruz. Sizi kalıplara sığdırmaya değil, en özgüvenli hissettiğiniz formu ortaya çıkarmaya odaklanıyoruz.</p>

<h4><a name="_g83cuc3nxhnv"></a><strong>Detaylardaki Estetik ve Kusursuz Planlama</strong></h4>

<p>Deneme sürecinde sadece modele değil; kumaşın teninizdeki hissiyatına, ışığın dantel üzerindeki oyununa ve yürürken eteklerin sergilediği o ahenkli devinime dikkat ediyoruz. İçinize tam anlamıyla sinen, aynadaki yansımanıza gülümsediğiniz o anı yakalayana kadar tüm alternatifleri titizlikle değerlendiriyoruz. İdeal model netleştiğinde ise düğün tarihinizi baz alarak, stressiz bir hazırlık süreci için prova takviminizi birlikte planlıyoruz.</p>

<h4><a name="_3bijzi33v007"></a><strong>Butik Hizmetin Konforuyla Özel Hissetmek</strong></h4>

<p>Nişantaşı’nın sunduğu butik hizmet anlayışını, Mediha Cambaz misafirperverliğiyle birleştiriyoruz. Burası aceleye getirilmiş kararların değil her detayın üzerine özenle düşünüldüğü, her sorunun yanıt bulduğu sakin bir limandır. Siz o son kararı verene kadar sabırla, tutkuyla ve büyük bir özenle yanınızdayız. Çünkü biliyoruz ki; mükemmellik detaylarda gizlidir ve her gelin hayatının en özel yolculuğuna başlarken kusursuz hissetmeyi hak eder.</p>

<h2><a name="_o0u7iez99ges"></a><strong>Özel Dikim ve Hazır Model Seçenekleri</strong></h2>

<p>Her gelinin ihtiyacı ve hayali farklıdır. Bazı gelinler, üzerlerinde gördükleri ve beğendikleri bir modelin hızına güvenmek isterken; bazıları ise her bir dikişin kendisi için planlandığı bir yolculuğa çıkmak ister.</p>

<p><strong>Özel Tasarım Gelinlik (Haute Couture):</strong></p>

<p>Eğer aklınızda hiçbir kalıba sığmayan, tamamen size özgü bir fikir varsa, özel dikim gelinlik seçeneği devreye girer. Bu süreçte kumaşın dokusundan, dantelin yerleşimine; dekolte derinliğinden, kuyruk uzunluğuna kadar her şey sizinle birlikte kararlaştırılır. Milimetrik ölçülerle hazırlanan kalıplar sayesinde, gelinlik vücudunuzun bir parçası gibi hareket eder.</p>

<p><strong>Zarif Gelinlik Modelleri ve Hazır Koleksiyonlar:</strong></p>

<p>Mediha Cambaz’ın hazır koleksiyonları, aslında "kişiselleştirilebilir hazır giyim" mantığıyla çalışır. Mevcut modeller üzerinde yapılan küçük tadilatlar ve eklemelerle, tasarımın ruhunu bozmadan size özel hale getirilmesi mümkündür. Bu yöntem, özellikle zamanı kısıtlı olan ancak kaliteden ödün vermek istemeyen gelin adayları için idealdir.</p>

<h2><a name="_qtx4ain7fwbq"></a><strong>Hayallerin Gerçekleştiği Adres: Mediha Cambaz Bridal</strong></h2>

<p>Bir gelinlik sadece bir gün giyilen bir giysi değil, nesiller boyu anlatılacak bir ömür boyu hatıradır. Bu hatıranın başlangıç noktası ise doğru rehberle çıkılan o ilk yolculuktur. Nişantaşı’nın o asil ruhunu, İstanbul’un enerjisini ve yılların getirdiği terzilik tecrübesini tek bir çatı altında toplayan Mediha Cambaz Bridal, her gelinin kendi masalının kahramanı olmasını sağlıyor.</p>

<p>Siz de sıradanlıktan uzak, her detayında profesyonellik ve tutku barındıran bir İstanbul gelinlik deneyimi arıyorsanız, sizi Nişantaşı’ndaki <a href="https://medihacambaz.com/pages/showroomm" rel="nofollow"><strong>showroomumuzda</strong></a> ağırlamaktan mutluluk duyarız. Doğru gelinlik, sadece bedeninize oturan değil, ruhunuzu da tamamlayandır. Gelin, bu benzersiz tasarımı birlikte keşfedelim ve en özel gününüzü birlikte ölümsüzleştirelim.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>ADVERTORIAL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/nisantasi-gelinlik-modasinda-mediha-cambaz-imzasi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 17:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/04/gelinlik-1.png" type="image/jpeg" length="61807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[IMF İran savaşının ardından küresel ekonomi tahminlerini küçülttü]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/imf-iran-savasinin-ardindan-kuresel-ekonomi-tahminlerini-kuculttu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/imf-iran-savasinin-ardindan-kuresel-ekonomi-tahminlerini-kuculttu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[IMF, Orta Doğu'daki çatışmaların yol açtığı aksaklıklar nedeniyle küresel ekonomik büyüme tahminini yüzde 3,3'ten yüzde 3,1'e düşürdü. Fonun raporunda, savaşın süresinin ve kapsamının sınırlı kalacağı varsayımıyla bir referans tahmin sunulduğu kaydedildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uluslararası Para Fonu (IMF), Orta Doğu bölgesinde yaşanan çatışmaların yol açtığı ekonomik aksaklıkların etkisiyle küresel büyüme tahminini bu yıl için yüzde 3,1 olarak belirledi. Fon, şubat ayı sonunda patlak veren savaşın küresel ekonomiyi yeniden rotasından çıkarma tehdidi oluşturduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>IMF tarafından yayımlanan nisan ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nda, geçtiğimiz yıl yüksek ticaret engelleri ve artan belirsizliklerin mali ve para politikası destekleriyle dengelendiği hatırlatıldı. Ancak Orta Doğu'daki çatışmaların emtia piyasaları, enflasyon beklentileri ve finansal koşullar üzerinde önemli bir karşı güç oluşturduğu vurgulandı. Raporda, savaşın süresinin, yoğunluğunun ve kapsamının sınırlı kalacağı, aksaklıkların 2026 ortasına kadar ortadan kalkacağı varsayımına dayanan bir "referans tahmin" paylaşıldı. Mevcut değişkenlik nedeniyle çatışmaların uzadığı veya genişlediği senaryoların gerçekleşme olasılığının arttığı belirtildi.</p>

<h2>KÜRESEL ENFLASYON VE RİSK SENARYOLARI</h2>

<p>Küresel ekonomik büyüme hızının 2025'teki yüzde 3,4 seviyesinden 2026'da yüzde 3,1'e yavaşlamasının, 2027'de ise yüzde 3,2 olmasının beklendiği açıklandı. IMF'nin ocak ayı tahminlerine göre bu yıla ilişkin büyüme öngörüsü 0,2 puan aşağı çekilirken, gelecek yıla ilişkin beklentide değişikliğe gidilmedi. Küresel manşet enflasyonun ise bu yıl yüzde 4,4'e yükselmesi, 2027'de yüzde 3,7'ye gerilemesi öngörüldü.</p>

<p>Enerji fiyatlarında kalıcı artışların yaşandığı olumsuz senaryolarda küresel büyümenin 2026'da yüzde 2,5'e gerileyebileceği, enflasyonun ise yüzde 5,4'e ulaşabileceği kaydedildi. Çatışma bölgesindeki enerji altyapısının daha fazla zarar gördüğü ciddi senaryolarda büyümenin yüzde 2 civarına inebileceği, enflasyonun ise 2027'ye kadar yüzde 6'nın üzerine çıkabileceği ifade edildi.</p>

<h2>ÜLKE BAZLI EKONOMİK TAHMİNLER</h2>

<p>Gelişmiş ekonomiler grubunda ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisi bu yıl için yüzde 2,4'ten 2,3'e düşürülürken, Avro Bölgesi için büyüme tahmini yüzde 1,3'ten 1,1'e indirildi. Almanya'nın büyüme tahmini yüzde 0,8'e, Fransa'nın yüzde 0,9'a, İtalya'nın yüzde 0,5'e ve İspanya'nın yüzde 2,1'e çekildi. İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisi yüzde 0,8'e, Kanada'nın ise yüzde 1,5'e indirildi. Japonya ekonomisinin büyüme tahmini bu yıl için yüzde 0,7 olarak korundu.</p>

<p>Yükselen piyasalarda Çin'in büyüme beklentisi yüzde 4,5'ten 4,4'e düşürülürken, Hindistan'ın tahmini yüzde 6,5'e, Rusya'nınki ise yüzde 1,1'e yükseltildi. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırıların hedefi olan İran ekonomisinin bu yıl yüzde 6,1 oranında daralması öngörüldü. Bölgedeki diğer petrol ihracatçısı ülkelerden Katar'ın yüzde 8,6, Irak'ın yüzde 6,8, Kuveyt'in yüzde 0,6 ve Bahreyn'in yüzde 0,5 küçülmesi bekleniyor.</p>

<h2>TÜRKİYE EKONOMİSİNDE BÜYÜME VE ENFLASYON</h2>

<p>Raporda Türkiye ekonomisine ilişkin tahminlere de yer verildi. Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,4, gelecek yıl ise yüzde 3,5 büyümesi tahmin ediliyor. IMF, ocak ayındaki raporunda Türkiye için 2026'da yüzde 4,2 büyüme öngörmüştü. Ayrıca Türkiye'de 2026 yıl sonu enflasyonunun yüzde 28,6, 2027'de ise yüzde 21,4 olması bekleniyor. İşsizlik oranının bu yıl yüzde 8,3, gelecek yıl ise yüzde 8,7 seviyesinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/imf-iran-savasinin-ardindan-kuresel-ekonomi-tahminlerini-kuculttu</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/07/imf-2022.jpg" type="image/jpeg" length="58616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Süleyman Bülbül: TCK 299 ve 217/A maddeleri muhalifleri susturma aracına dönüştü]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/suleyman-bulbul-tck-299-ve-217a-maddeleri-muhalifleri-susturma-aracina-donustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/suleyman-bulbul-tck-299-ve-217a-maddeleri-muhalifleri-susturma-aracina-donustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Adalet Bakanlığı’nın 2025 yılı verilerine dayanarak kamu barışına karşı suçlar ve Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin soruşturma sayılarını paylaştı. Bülbül, TCK 299 ve TCK 217/A maddelerinin bir susturma aracına dönüştüğünü kaydetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu CHP Grup Sözcüsü Süleyman Bülbül, Adalet Bakanlığı’nın 2025 yılına ilişkin paylaştığı Adalet İstatistikleri üzerinden ifade özgürlüğü ve yargı süreçlerine dair kapsamlı bir değerlendirmede bulundu. Bülbül, "Cumhurbaşkanına hakaret" suçuna ilişkin düzenlemelerin bir sindirme ve susturma aracı olarak kullanıldığını ifade etti.</p>

<h2>"İKTİDARIN DÜŞÜNCEYE YAKLAŞIMI"</h2>

<p>Bülbül, Bakanlığın yeni verilerine göre, kamuoyunda "sansür yasası" olarak bilinen Türk Ceza Kanunu (TCK) 217/A maddesini de kapsayan kamu barışına karşı suçlarla ilgili toplam 81 bin 892 kişi hakkında soruşturma yürütüldüğünü açıkladı. Bu soruşturmalardan 30 bin 821'inin yalnızca bu yıl içinde başlatıldığını belirten Bülbül, Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar kapsamında ise toplam 58 bin 927 kişi hakkında soruşturma bulunduğunu kaydetti. Bülbül, "Sadece bu yıl 21 bin 303 kişi hakkında yeni soruşturma başlatıldı. İktidarın hoşuna gitmeyen her düşünce açıklaması suç olarak etiketleniyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamasında Anayasa’nın ifade, basın ve düşünce hürriyetine ilişkin 25, 26 ve 28. maddelerinin yok sayıldığını savunan Bülbül, önceki Cumhurbaşkanları dönemindeki dava sayılarına dair karşılaştırmalı veriler paylaştı. Bülbül'ün aktardığı bilgilere göre; Süleyman Demirel döneminde 158, Ahmet Necdet Sezer döneminde 163, Turgut Özal döneminde 207 ve Abdullah Gül döneminde 848 dava açıldı.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) "Vedat Şorli" kararına da atıfta bulunan Süleyman Bülbül, mahkemenin TCK 299’un "partili Cumhurbaşkanı" unvanıyla birlikte AİHM içtihatlarıyla uyumlu hale getirilmesi yönündeki tavsiyesini hatırlattı. Bülbül, gelinen noktada TCK 299 ve TCK 217/A maddelerinin muhalif kesimleri sindirme, hapis ve yargı tehdidiyle susturma fonksiyonu gördüğünü, Adalet İstatistikleri’nin de bu durumu tescillediğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/suleyman-bulbul-tck-299-ve-217a-maddeleri-muhalifleri-susturma-aracina-donustu</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/12/suleyman-bulbul-2.jpg" type="image/jpeg" length="15717"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şanlıurfa’da saldırının yaşandığı okulda eğitime 4 gün ara verildi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/sanliurfada-saldirinin-yasandigi-okulda-egitime-4-gun-ara-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/sanliurfada-saldirinin-yasandigi-okulda-egitime-4-gun-ara-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MEB, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde meydana gelen silahlı saldırının ardından eğitim öğretime 4 gün ara verildiğini ve psikososyal destek süreçlerinin başlatıldığını duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde bugün sabah saatlerinde gerçekleştirilen ve 16 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırıya ilişkin açıklama yaparak, ilgili eğitim kurumunda eğitim ve öğretime 4 gün süreyle ara verildiğini bildirdi.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanlığı tarafından konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, çalışmaların titizlik ve kararlılıkla sürdürülmesi adına tüm birimlerin koordinasyon içinde hareket ettiği ifade edildi. Bakanlık, 14 Nisan 2026 tarihinde sabah saatlerinde yaşanan hadisenin ardından adli sürece Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü üzerinden müdahil olunacağını kaydetti. 19 yaşındaki eski öğrenci Ö.K. tarafından düzenlenen saldırıda 16 kişinin yaralandığı bilgisi paylaşıldı.</p>

<h2>PSİKOSOSYAL DESTEK VE DENETİM SÜRECİ</h2>

<p>Bakanlık bünyesinden iki genel müdür ile bir daire başkanının, sahadaki ekiplerin denetimi ve koordinasyonu için Şanlıurfa’ya ivedilikle hareket ettiği bildirildi. Açıklamada, Şanlıurfa il müfettişlerinin yürüttüğü tahkikat sürecine ek olarak, Bakanlık merkez teşkilatından bir başmüfettiş ile bir müfettişin de görevlendirildiği aktarıldı. Olaydan etkilenen öğrenci, öğretmen ve veliler için psikososyal destek ekiplerinin rehabilitasyon faaliyetlerine sahada başladığı vurgulandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Menfur saldırı sonucunda yaralananların sağlık durumlarının yakından izlendiğini belirten Bakanlık, şu ifadeleri kaydetti: "Konu, bütün yönleriyle Bakanlığımızca hassasiyetle takip edilecek ve adli sürece Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğümüz müdahil olacaktır. Maarif camiamız başta olmak üzere olaydan etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun temennilerimizi iletiyor, tedavileri devam eden yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EĞİTİM, ŞANLIURFA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/sanliurfada-saldirinin-yasandigi-okulda-egitime-4-gun-ara-verildi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/12/meb-13.png" type="image/jpeg" length="88332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suat Kılıç: Yeniden Refah Partisi'nin gündeminde bir erken seçim var]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/suat-kilic-yeniden-refah-partisinin-gundeminde-bir-erken-secim-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/suat-kilic-yeniden-refah-partisinin-gundeminde-bir-erken-secim-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, Türkiye'nin erken genel seçime gitmesi gerektiğini ve partisinin bu sürece her an hazır olduğunu belirtti. Kılıç, hem cumhurbaşkanlığı seçiminin hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yenilenmesi gerektiğini ifade ederek ekonomik kriz ve yargı süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>eniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, parti genel merkezinde gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından gündemdeki başlıklar üzerine açıklamalarda bulundu. Kılıç, konuşmasında ilk olarak Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde yaşanan okul saldırısına değindi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>SİVEREK’TEKİ SALDIRI VE DIŞ POLİTİKA</h2>

<p>Siverek’teki olaya ilişkin verileri paylaşan Kılıç, “Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde 2007 doğumlu bir genç, eski okuluna silahlı saldırı düzenledi, ardından intihar etti. Çok sayıda öğretmen, öğrenci ve polis yaralılar var. Siverek Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan 16 vatandaşımıza acil şifalar diliyoruz. Eğitim ve emniyet camialarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz” dedi. Kılıç ayrıca, İsrail’in politikalarına destek vermediği gerekçesiyle Papa'nın tehdit edildiğini belirterek, Trump ve Netanyahu’ya yönelik eleştirilerde bulundu. NATO üyesi olan İngiltere, İtalya, Fransa ve İspanya gibi ülkelerin İran’a yönelik saldırılara destek vermeyeceğini açıklamasını önemli bulduklarını kaydeden Kılıç, bu sürecin sonunda sorumluların Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde hesap vereceğini vurguladı.</p>

<h2>EKONOMİK VERİLER VE TARIMDA KÜÇÜLME</h2>

<p>Ekonomi yönetimine ilişkin eleştirilerini sıralayan Suat Kılıç, TÜİK verilerine göre bile enflasyonun arttığını belirtti. Gıda enflasyonunun Mart ayında yüzde 32,36 olarak gerçekleştiğini, tarım sektöründe ise yüzde 8,8 oranında negatif büyüme, yani küçülme yaşandığını ifade etti. Kılıç, “Ekonomi yönetiminin mazereti belli: ‘Yaşanan savaş nedeniyle artan enerji maliyetleri’ diyecekler. Fakat dikkat çekilmesi gereken husus şudur; savaşan ülkelerden çok daha yüksek enflasyon Türkiye’de yaşanıyor. En başta gıda enflasyonu, Türkiye’de maalesef önlenemiyor” dedi. Üreticinin mazottan KDV alınmaması ve gübrenin kârsız satılması yönünde feryat ettiğini söyleyen Kılıç, Hal Yasası'nın acilen çıkarılması gerektiğini belirtti.</p>

<h2>İFLASLAR VE SİCİL AFFI BEKLENTİSİ</h2>

<p>Türkiye’deki borç yükü ve iflas rakamlarına dikkat çeken Kılıç, 2025 yılında şirket iflaslarının Türkiye’de yüzde 29 oranında arttığını vurguladı. İcra ve iflas dosyası sayısının 35 milyonu aştığını kaydeden Kılıç, düşük faizli ve uzun vadeli bir yapılandırmanın acilen gündeme alınması gerektiğini söyledi. 11 milyondan fazla vatandaşın sicil affı beklediğini belirten Kılıç, SGK ve vergi borçlarının da faizsiz yapılandırma kapsamına alınması gerektiğini ifade etti. Ayrıca polislerin hayat şartlarının düzenlenmesi ve Polis Meslek Kanunu'ndaki eksikliklerin giderilmesi için Meclis’in harekete geçmesi gerektiğini dile getirdi.</p>

<h2>ERKEN SEÇİM TALEBİ VE BELEDİYE OPERASYONLARI</h2>

<p>Erken seçim ve ara seçim tartışmalarına ilişkin partisin görüşünü açıklayan Kılıç, "Muhalefete muhalefet etmeyiz. Seçime de hayır demeyiz. Seçime hayır demiyoruz ama Yeniden Refah Partisi'nin gündeminde bir erken seçim var. Türkiye'nin erken seçime gitmesi gerektiğine inanıyoruz. Erken genel seçimle hem Cumhurbaşkanlığı seçimi yenilenmeli hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi baştan aşağı yenilenmeli. Millet bu anlamda iradesini göstermelidir" dedi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) belediyelerine yönelik operasyonlar hakkındaki soruyu da yanıtlayan Kılıç, bir operasyon yapılacaksa partiler arasında ayrım gözetilmemesi gerektiğini, hukukun üstünlüğü gereği partisine göre muamele ortamı oluşturulmaması gerektiğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/suat-kilic-yeniden-refah-partisinin-gundeminde-bir-erken-secim-var</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/suat-kilic-1.webp" type="image/jpeg" length="61732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pezeşkiyan: Washington’un sert tutumu anlaşmaya varılmasını engelledi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/pezeskiyan-washingtonun-sert-tutumu-anlasmaya-varilmasini-engelledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/pezeskiyan-washingtonun-sert-tutumu-anlasmaya-varilmasini-engelledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mesud Pezeşkiyan, ABD ile İslamabad’da yapılan müzakerelerin sonuçsuz kalmasından Washington yönetimini sorumlu tuttu. Pezeşkiyan, ABD’nin uzlaşmaz tavrı nedeniyle taraflar arasında uzman düzeyinde varılan mutabakatların sonuca ulaşamadığını ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile geçen hafta Pakistan'ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilen müzakerelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, Washington yönetiminin iyi niyet göstermediğini ve sert tutumunun bir anlaşmaya varılmasını engellediğini bildirdi.</p>

<p>İran medyası ve resmi haber ajansı IRNA’da yer alan bilgilere göre Pezeşkiyan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde müzakere sürecine dair ayrıntıları paylaştı. Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki görüşmelerde teknik düzeyde ilerleme kaydedilmesine rağmen siyasi engellerin aşılamadığını belirtti. Görüşmede, “Taraflar arasında uzmanlar düzeyinde bazı mutabakatlara varılmış olmasına rağmen, ABD’li üst düzey yetkililerin uzlaşmaz tutumu ve siyasi irade eksikliği anlaşmanın tamamlanmasını engelledi” ifadelerini kullandı.</p>

<h2>SİYASİ İRADE EKSİKLİĞİ VURGUSU</h2>

<p>Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, İran’ın bir anlaşma ve tam bir ateşkesin sağlanması konusundaki şartlarını tüm açıklığıyla ortaya koyduğunu kaydetti. ABD'nin bölgedeki politikalarını eleştiren Pezeşkiyan, “Tehditler ve baskılar, yalnızca ABD’nin bölgede kendi yarattığı sorunları daha da derinleştirir” dedi. Bununla birlikte Tahran yönetiminin, yasal çerçeveler içerisinde kalmak kaydıyla ABD ile diplomatik görüşmeleri sürdürmeye hazır olduğu mesajını verdi. Pezeşkiyan ayrıca, Avrupa ülkelerinin bu müzakere sürecinde daha yapıcı bir rol üstlenebileceğine dair görüşünü paylaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İran’ın resmi haber ajansı IRNA, sürece arabuluculuk eden Pakistan ile Tahran arasında mesaj trafiğinin devam ettiğini ancak ABD ile yeni bir görüşme takvimi belirlenmesine dair herhangi bir bilginin bulunmadığını aktardı. Konuya ilişkin ABD kanadından gelen son açıklamada ise Başkan Yardımcısı JD Vance, İslamabad’daki müzakerelerde belli bir ilerleme sağlandığını ancak nihai adım için sorumluluğun İran tarafında olduğunu savunmuştu. Vance, taraflar arasında ilerleyen dönemde yeni görüşmelerin yapılabileceğine dair sinyaller vermişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/pezeskiyan-washingtonun-sert-tutumu-anlasmaya-varilmasini-engelledi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/11/pezeskiyan-3.jpg" type="image/jpeg" length="21324"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İspanya Başbakanı Sánchez, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüştü: İkili ilişkiler güçleniyor]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ispanya-basbakani-sanchez-cin-devlet-baskani-xi-jinping-ile-gorustu-ikili-iliskiler-gucleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ispanya-basbakani-sanchez-cin-devlet-baskani-xi-jinping-ile-gorustu-ikili-iliskiler-gucleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Çin’e gerçekleştirdiği resmi ziyarette ikili bağların güçlendiğini belirterek, İspanya'nın Avrupa Birliği (AB) ile Çin arasında güven ve diyaloğa dayalı bir ilişkiyi desteklediğini ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Çin Halk Cumhuriyeti’ne gerçekleştirdiği resmi ziyaret kapsamında üst düzey Çinli yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendiğini ve işbirliğinin artırılacağını kaydetti.</p>

<p>Sánchez, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, bu resmi ziyaretin İspanya ile Çin arasındaki ilişkileri daha ileri bir aşamaya taşıdığını vurguladı. Sosyal medya hesabı üzerinden Xi Jinping ile yaptığı görüşmeye dair bilgi veren Sánchez, şu ifadeleri kaydetti:</p>

<p>“Bugün Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığım görüşmede, bu resmi ziyaretin ardından İspanya ile Çin arasındaki bağların güçlendiğini teyit ettim. Giderek daha belirsiz hale gelen bir dünyada İspanya, güven, diyalog ve istikrara dayalı bir AB-Çin ilişkisini destekliyor. Saygı ve pragmatizm temelinde inşa edilmiş çok kutuplu bir düzene doğru ilerlemeye devam etmeliyiz.”</p>

<h2>ÇOK KUTUPLU DÜZEN VE İŞBİRLİĞİ</h2>

<p>Resmi temasları çerçevesinde Çin Başbakanı Li Qiang ile de bir araya gelen İspanya Başbakanı Sánchez, iki ülke arasındaki iletişimin önemine dikkat çekti. Li Qiang ile gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Sánchez, “İspanya ve Çin konuştuğunda, yalnızca hükümetler arasındaki ilişkileri değil, toplumlarımız arasındaki bağları da güçlendirir. İşbirliği dolu bir gelecek için birlikte ilerliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başbakan Sánchez, ziyaretin iki ülke arasındaki diplomatik bağların yanı sıra toplumsal ilişkileri de pekiştirdiğini belirterek, gelecekteki işbirliği süreçleri için ortak bir zemin oluşturulduğunu belirtti. Görüşmelerde, küresel istikrarın sağlanması adına diyalog ve pragmatizmin önemi üzerinde durulduğu ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ispanya-basbakani-sanchez-cin-devlet-baskani-xi-jinping-ile-gorustu-ikili-iliskiler-gucleniyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/04/sanchez-cin-ziyareti.jpg" type="image/jpeg" length="80406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özgür Özel: Evlatlarımızı veresiye defterlerine düşürenleri bu milletin elinden hiçbir şey kurtaramayacak]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozgur-ozel-evlatlarimizi-veresiye-defterlerine-dusurenleri-bu-milletin-elinden-hicbir-sey-kurtaramayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozgur-ozel-evlatlarimizi-veresiye-defterlerine-dusurenleri-bu-milletin-elinden-hicbir-sey-kurtaramayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında Türkiye'deki ekonomik krizi ve yoksulluğu eleştirdi. Özel, okullardaki veresiye defterlerine ve emeklilerin yaşam mücadelesine dikkat çekerek, iktidarın ekonomi politikalarının toplumsal yıkıma yol açtığını ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Toplantıya, Ankara İl Başkanı Ümit Erkol'un tutuklanmasının ardından olağanüstü toplantı için Ankara'ya davet edilen 80 il başkanı da katılım sağladı.</p>

<p>Özel, şunları söyledi:</p>

<h2>“KARŞIMIZDA PARTİSİNİ DEĞİL, MİLLETİ DÜŞÜNEN LİDERLER BULDUK”</h2>

<p>“Dünya Romanlar Günü’nde, 8 Nisan’da İstanbul’da Roman yurttaşlarımızla buluştuk. Onların sorunlarını, sorunlarına kalıcı çözüm önerilerimizi hep birlikte paylaştık ve günü coşkuyla kutladık. Nevşehir’de adalet ve demokrasi için 104’üncü eylemde bir araya geldik. Dün önceki Meclis Başkanlarımızdan Sayın Hüsamettin Cindoruk’u İstanbul’da son yolculuğunu uğurladık. Bu sabah saatlerinde Saadet Partisi ziyaretiyle, Sayın Arıkan’a ve değerli heyetine yaptığımız ziyaretle 12’nci ayrı siyasi parti ziyaretini tamamlayarak önümüzdeki dönem Türkiye siyaseti ile ilgili çok önemli değerlendirmelerde, görüşmelerde bulunduk. Sayın Genel Başkanlara parti siyaseti yapmaya gitmedik. Karşımızda da partisini değil, milleti düşünen liderleri bulduk. Onlarla buluştuk, onlarla görüş alışverişinde bulunduk. Hepsine, Türkiye’nin yarınlarını, demokrasiyi ve dolayısıyla bu milletin refahını, huzurunu düşünen Genel Başkanlarımıza Cumhuriyet Halk Partisi grubundan yürekten teşekkür ediyoruz. Yaptığımız görüşmelere, siyasi gündeme dair değerlendirmelerde bulunacağım ama her gün biraz daha yakıcı, yıkıcı duruma gelen ekonomik kriz gündemi ile ilgili değerlendirmelerle başlamak isterim.”</p>

<h2>“MECLİS’İN DAHİ SESİNİN KISILDIĞI BİR GERİLEME YAŞADIK”</h2>

<p>“2018 yılından bu yana bitmeyen bir ekonomik kriz yaşıyoruz. O tarihten beri ağır bir enflasyonun, hayat pahalılığının yaşandığı, alım gücünün günden güne eridiği bir ülkedeyiz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi ile birlikte kararların tek elde toplandığı, denetimin zayıfladığı, keyfiliğin arttığı, kurumların ve kuralların hiçe sayıldığı, en önemli kurum olan, milletin eliyle oluşturduğu, onun adına denetleyen ve onun adına var olan Meclis’in dahi sesinin kısıldığı bir sürecin içinde büyük bir gerileme yaşadık. Hem demokratik olarak, hem ekonomik olarak. Önce ‘Yanlış, ben bilirim’ diyen, ‘En iyisi benim’ diyen, ‘Ben ekonomistim’ diyen; liyakate, tecrübeye, eğitime önem vermeyen; hem burnunun dikine giden, hem de bunu maksatlı yapan birisinin yanlış ekonomi ve faiz politikaları ile önce zayıfladık. Ardından pandemiye kırılgan bir ekonomiyle yakalanmanın ağır bedelini ödedik. Bakanlar değişti, Merkez Bankası’nın beş yılda bir değişecek, bağımsız olması gereken başkanları ‘Laf - söz dinlemiyor’ diye, ‘Ben faiz düşür diyorum, faiz artırmak istiyor’ diye, ‘Ben miyim patron, o mu patron?’ diye diye değiştirildiği kötü bir yönetim anlayışını yaşadık. Maalesef fatura hep milletimize kesildi. Örneğin pandemide enflasyonu yüzde 2’den 4’e çıkan ülkeler telaşa düştüler, faizi yüzde 5’e çıkarıp, paranın harcamaya ve enflasyona ya da ‘Para değer kaybediyor, bir an önce bir şeyler alayım’ hissiyatıyla bir enflasyonist dalga yaratmasına mani oldular. Yüzde 3 olan enflasyon yüzde 6 oldu, yüzde 6,5’ten döndü. Yüzde 4 olan yüzde 8 oldu, yüzde 9 olmadan döndü. Ama bizim tek haneli olacak enflasyon en iyimser TÜİK’in rakamlarıyla yüzde 86’lardan döndü. Halen daha da vatandaşın yıllık yüzde 50’nin üzerinde yaşadığı, hissettiği; TÜİK'nin yüzde 30’larda ölçtüğü bir enflasyonla muhatabız.”</p>

<h2>“BU İKTİDAR, MİLLETİN EKMEĞİNİ KÜÇÜLTEN BİR İKTİDARDIR”</h2>

<p>“Bunlarla birlikte artan hukuksuzluk, adaletsizlik, siyasi operasyonlar Türkiye ekonomisinin bütününe güveni günden güne azalttı. Yabancı yatırımcı gelmedi, gelmiş olan çıktı. Türkiye’deki yerleşik olanlar bile bir yolunu buldular, paralarını dışarı çıkarmaya başladılar. Yargıya güven düştükçe yatırım ortamı tamamen bozuldu. Dünya devleri Türkiye’de yatırım yapmaya hazırlanırken yatırımlarını Balkanlara, başka ülkelere kaydırdılar. Doğrudan yatırım neredeyse sıfırlandı. Sadece Türkiye’ye paradan para kazanmak için gelenler ve parasını kazanınca çekip gidenler musallat olmaya başladı. Son olarak da 19 Mart 2025’te yapılan sivil darbe, ekonomimize en ağır hasar verdi. 60 milyar dolar rezervimiz satıldı, borsamız çöktü ve yabancı yatırımcının derinliği olanları tamamen ülkeyi terk etti. Hem milletin huzurunu bozdular, hem de ekmeğini küçülttüler. ‘Bu iktidar nasıl bir iktidardır?’ diye sorarsanız bir cümleyle ‘Bu iktidar milletin ekmeğini küçülten bir iktidardır.’ Eskiden ekonomik krizler yaşandığı yıllarla anılırdı; 1994 krizi, 2001 krizi gibi. Ama şimdi ekonomik krizin yılı yok. Çünkü bitmek bilmiyor. Kronik çoklu krizler ortamındayız. İşte bu yüzden ülkemiz İran Savaşı’na da en hazırlıksız yakalanan ülke oldu. Tüm bu yanlış politikaların sonucunda Türkiye şu hale geldi. Resmi rakamlara göre; Mehmet Şimşek’in de aksini iddia etmediği, bütün dünyanın kabul ettiği rakamlara göre yoksullukta Avrupa birincisiyiz, yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz, yüksek faizde Avrupa birincisiyiz, işsizlikte Avrupa birincisiyiz, gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Türkiye’yi bu hale getirdiler. Dış politikada ilgisiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidarla muhatabız. O iktidarın yönettiği ülkede yaşama mücadelesi veriyoruz. Teşhis doğru konmazsa çözüm de doğru bulunamıyor. Bu yönetim ekonomiye en ağır zararın verildiği 19 Mart darbesi ve sonuçlarıyla içeride yüzleşmekten kaçıyor. Açık açık, ‘Evet, biz yaptık. Böyle yaptık, böyle oldu’ demiyor. Ama dünyadan da gerçekleri gizleyemiyor.”</p>

<h2>“MEHMET ŞİMŞEK DE YURT DIŞINA GİDİNCE BÖYLE ANLATIYOR”</h2>

<p>“Mehmet Şimşek yurt dışından para bulmak için gittiği görüşmelerde Londra’da örneğin 1 Nisan günü ki sunumları dinleyenleri, not tutanların şirketlerine verdikleri raporlar var, hazır. Diyor ki Mehmet Şimşek 1 Mart’ta yaptığı sunumda; işaretleyerek 19 Mart dönemine ‘çoklu şoklar dönemi’ diyor. Nedir? 18 Mart'ta diploma iptal edilmiş, 19 Mart'ta sabahın köründe operasyonla Ekrem Başkan’ın ve arkadaşlarımızın evlerine gidilmiş. 20 Mart'ta İBB'ye terör soruşturmasından dolayı kayyım atanacağı haberleri düşmüş. 23 Mart günü Ekrem İmamoğlu ön seçimin yapılacağı gün hakim karşısına çıkmış, akşam saatlerinde tutuklanmış. Ertesi gün Cumhuriyet Halk Partisi‘ne kayyım atanacağı haberleri gelmiş, 6 Nisan günü Cumhuriyet Halk Partisi olağanüstü kurultaya gitmiş ve devamında haziran sonuna kadarki çoklu şoklar döneminde Mehmet Bey 60 milyar doları satmış. Diyor ki ‘Bu yüzden şu anda bu kadar kırılganız. Bu yüzden bu kadar zordayız.’ Biz de aylardır, yıllardır zaten Mehmet Şimşek’e bunu söylüyorduk. Diyor ki ‘İran operasyonunda petrol fiyatları bir anda yükselince 50 milyar dolarlık bir rezervle bu kadar tutabildik. ÖTV'den vazgeçtik ama artık pompaya yansıttık. Elektriği zamladık, doğalgazı zamladık. Bu haldeyiz.’ ‘Ama biz aslında bu kadar kötü değildik, bu parayı biz geçen sene 19 Mart çoklu şoklar döneminde kaybettik’ diyor. Bunu hatırlayacaksınız bütçe görüşmelerinden. Mehmet Şimşek’in elinde yabancılara yansıttığı yansıyı aslında Mehmet Şimşek bu kürsüden ya da bütçe görüşmemizden hatırlıyor. Bu benim bütçe görüşmelerinde elimde tuttuğum ve slayt numaralarını verdiğim, bütçe görüşmesinde yedi numaralı gösterdiğim görsel. 19 Mart'ta borsanın düşüşü, 30 Haziran'da toparlanışı, İstanbul İl Başkanlığımıza kayyım atandığındaki büyük düşüş, kurultay davası ertelendiğinde yükseliş, CHP’yi kapatma davasıyla düşüş. Yani Mehmet Şimşek’in ‘çoklu şoklar dönemi’ diye 60 milyar doları harcadığını gösterdiği ilk bir ayda olanları zaten bizde devamlı böyle anlatıyoruz. Mehmet Şimşek de bunu yurtdışına gidip böyle anlatıyor. Ama Türkiye’ye gelince bu gerçeklerle yüzleşmekten kaçınıyor.”</p>

<h2>“VERGİ REKORTMENİ MERKEZ BANKASI ZARARA UĞRATILDI”</h2>

<p>“Demek Mehmet Şimşek’in anlatıp da ikna edemediği konu ki kendisi böyle terimler yaratmakta mahirdir, ‘warflation’ diye bir şey icat etti. ‘Savaş enflasyonu.’ Türkçesi var, İngilizcesine kimseyi inandıramıyor. ‘Oluyor da bu, niye bir tek sende oluyor?’ diyen sorana ‘E geçen sene harcadık biz paraları. Biz darbe yaparken rezervleri tükettik. Yerine koyarken büyük maliyetlere katlandık. O yüzden savaş bizde çok enflasyon yarattı’ diyor. Aslında Mehmet Şimşek’in hiç eğip bükmeden oraya söylemesi gereken şey; Türkiye’de ‘savaşflasyon’ filan yok, Türkiye’de ‘darbeflasyon’ var. Onun da adı ‘coupflation’dır. Türkiye’de davaya, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara yürüyüşüne yargı eliyle yaptıkları müdahalenin ekonomik sonucudur. Buna, milletin yoksullaşmasına sebep olan Tayyip Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu’ndan ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarından korkusudur. Bunun altını kalın çizgilerle çizeriz. Mesele bu ama ‘Yükü kim taşıyor?’ diye bakarsanız… Bakın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Hani diyor ya ‘Sattık, sattık. Sonra yerine koyduk’ diyorlar büyük maliyetlerle. Onu koyarken ne kadar enflasyona, ne kadar borçlanmaya katlandığımızı söylemiyorlar. Vergi rekortmeni idi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. 2020 yılında net karı 34,5 milyar lira ve ödediği 8,5 milyar lirayla vergi rekortmeni. 2021’de 16,7 milyar lirayla vergi rekortmeni. 2022’de 21,3 milyar lirayla vergide üçüncü. İşte Mehmet Şimşek’in ‘Biz yaptık’ dediği 2025’te vergi yok, çünkü 1 trilyon lira zarara uğratmışlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı. Pandemi, devamı ve 2025’te artık dünyada pandemi ve pandeminin devamındaki sorunlar bitmişken Türkiye’de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın büyük çöküşü ve zarara uğraması burada. Elbette merkez bankaları belli dönemlerde zarar edebilirler ama ne için eder? Hepimizin bankası zarar edecekse pandemiden korumak için eder, uluslararası krizden korumak için eder, bir savaş çıkar ve ülkeyi bu savaşın yaratacağı yoksulluktan, işsizlikten korumak için eder. Ama açıkça anlatıyorlar ki ‘Biz esas zararı Ekrem İmamoğlu’nu içeri aldığımızda ortaya çıkan çoklu şoklar döneminde yaptık.’ O yüzden de hep birlikte şunu görmeliyiz. Bu ülke Recep Tayyip Erdoğan’ın baştan beri saydığım geçmişten bugüne kalan kötü yöntemi ve gözünü hırs bürümesi, iktidarı teslim etmemek için her şeyi göze alıp ülkenin yarınlarını yok etmek pahasına kendi mücadelesini vermesinden dolayı sürmektedir. Buradan açıkça söylüyoruz. Bu ülke kendi siyasi ikbalini ülkenin önüne koymayan, ülkenin menfaatini partisi ve kendi menfaatinin, her şeyin üstünde tutan demokratik bir hukuk devleti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günlerde olduğu gibi millet için kurulduğu, kişilerden ve hanedandan kurtulup millete hizmet için kurulduğu gerçeğiyle yüzleşmeli ve böyle yönetecek bir iktidara kavuşmalıdır. Biz bu iktidara talibiz.”</p>

<h2>“BU FOTOĞRAF ÜLKEYİ YÖNETENLERİN UTANCIDIR”</h2>

<p>“Ekonomik krizin boyutunu iki örnekle göstereceğim. Örneklerden bir tanesi çok hazin. O Ulus’ta hani evde kalacak kadar kira olmadığı için geceliği 100 - 200 lira olan korkunç otellerde kalan emeklilerin gündüzleri dolaştığı Ulus’ta bir hayırsever elma dağıtmaya kalkıyor. Burada emeklilerin arasındaki ücretsiz belki 1 kilo bile değil; bir - iki tane elma için giriştikleri mücadele, ortaya çıkan hazin tablo hepimizi derinden yaralamıştır. Bu emekliler çalıştıkları zaman bu elmayı kasa kasa alan, onlar çalışırken Türkiye Cumhuriyeti emeklilerinin bırakın bir tek elmaya, hiç kimseye muhtaç olmadıkları bir dönemden geliyor. Bu fotoğraf Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin utançlarıdır. Bu Cumhuriyet’i kuranlar olarak ve bu fotoğrafa bakınca yüreği yananlar olarak söz veriyoruz ki bu iktidar değişecek ve bir daha kimse Türkiye’de böyle bir fotoğrafın parçası olmayacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>“ÇOCUĞA YARIM TOSTU VERİYOR, VERESİYE KAYDEDİYOR”</h2>

<p>“Bu kürsüden daha önce ‘40 ekonomistin anlatamayacağını, bir bakkalın 40 sayfalık veresiye defteri anlatır’ diyerek o veresiye defterini açmıştım. Geçtiğimiz gün arkadaşlar başka bir veresiye defteri getirdiler. Gerçekten okuldaki veresiye defterini, insan 11-A’daki Ziya’nın 75 liralık borcunu, Lara’nın 15 liralık borcunu, 9-B’deki Filiz’in 20 liralık borcunu, 9- A’daki Fethiye’nin 43 liralık borcunu, Servet’in 10-A’daki 60 lirasını, Masal’ın 75 lirasını, Alper’in 35’ini, Ravza’nın 40’ını, 9-B’deki Ecem’in 25 lirasını görünce ne diyeceğini şaşırıyor. Diğer yandan bugün veresiye defterlerinde 15 liralık çayı görüyorsunuz. 25 liralık kahve görüyorsunuz. İki tane poğaça görüyorsunuz, 65 lira. Dayanmak zor ama yarım kaşarlı görüyorsunuz. Bu ülkenin kantinlerinde, bu ülkenin evladına bir kaşarlı tost alamayacak kişiye tostu yarımdan kesip 50 liraya bir çocuğa tost verildiğini, onun da veresiye kaydedildiğini görüyorsunuz. Evlatları 8 yaşından, 10 yaşından, 15 yaşından bu defterle tanıştıranları, evlatlarımızı veresiye defterlerine düşürenleri sonra da bir tarafta kendi sefalarınızı sürenleri, bu milletin elinden hiçbir şey kurtaramayacak, hiçbir şey kurtaramayacak.”</p>

<h2>“YÜKSEK GIDA ENFLASYONUNDA DÜNYADA ÜÇÜNCÜYÜZ”</h2>

<p>“Yüksek gıda enflasyonunda dünyada üçüncüyüz. Yanlış duymadınız. Gerçi meydanlarda da söylüyoruz. Yüksek gıda enflasyonunda dünyada üçüncüyüz. Geçen gün Sayın Babacan’ı ziyaret ettim. Çıkışta gıda enflasyonu ile ilgili konuşurken, pek çok değerle, karşılaştırmayla söylüyoruz. O da bir başka bilgiyi hatırlattı hepimize. Diyor ki Sayın Babacan, ‘Pandemi oldu. Dünyada gıda enflasyonu oldu. Dünya, gıda enflasyonu gerçeği ile tanıştı gerçekten’ diyor. Pandemiden bugüne dünyadaki gıda enflasyonu ortalaması yüzde 45. Türkiye’de pandemiden bugüne gıda enflasyonu ortalaması yüzde 850. Yani birileri dönüp dönüp ‘Ya gıda enflasyonu tüm dünyada var.’ Evet var. Pandemiden bugüne 5 yılda yüzde 45 artmış. Yüzde 9 - mokuz. Türkiye’de yüzde 850 artmış. Tek sebebi kötü yönetim. İşin kötüsü biz kendi kendine gıdada yeten, tarımda yeten, efendim işte Balkanlar’ın, Ortadoğu’nun tarım ambarı olan, dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olurken, dünyada İran ki savaşta, Güney Sudan iç savaşta. Yani bir yerde iç savaş olan bir ülke, bir yerde savaşta olan bir ülkeden sonra gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülke Türkiye. Dünya haritasını düşünün, 200’ün üzerindeki ülkeyi düşünün. Adını bildiğiniz, bilmediğiniz bütün ülkeleri düşünün, o sıralamada en kötü yerdeyiz. Sondan üçüncü noktadayız. Yani Zimbabve geliyor ya akla, onun durumu bizden iyi. Küba, bizden iyi. Libya bizden iyi. Hangi ülke, Brezilya, Arjantin, geçmişte sorunları olan ekonomide. Hepsi bizden iyi. İran ile Güney Sudan dışında gıda enflasyonu bizden yüksek bir ülke yok. Bu ülkede yılın ilk iki ayında çiftçiye destekleme veriliyor. 2 milyar lira. Yılın ilk iki ayında faiz ödeniyor. 640 milyar lira. Türkiye’deki bütün çiftçilere verilen desteklemenin 320 katını faize ödemiş bir ekonomiyle karşı karşıyayız. Merkez Bankası politika faizi yüzde 37. Vatandaşın devlete olan borcunun gecikme faizi yüzde 44,5. Vatandaşın devletten alacağına uygulanan faiz yüzde 24. Ancak vatandaşın kredi kartı ya da kredili mevduat hesabından çektiği, yani para bitmiş, maaş bitmiş. Ayın bitmesine 10 gün kalmış. Alışverişi yapmış, kredi kartı çekmiş. Ya da banka kartını sokmuş, kredili mevduat çekmiş. Buna uygulanan faiz bileşik yüzde 95. Yüzde 95. Devletin resmi faizi 37. Bankaların, kredi kartının gecikmiş borcuna ödedikleri faiz, yüzde 95 durumunda. Öyle bir noktadayız ki artık vatandaşın borcu borçla çevirmesinin mümkün olmadığı, aksine bunun sanki sanal kumar çetelerinin eline düşmüşçesine bir felaketi yarattığı bir sürecin içindeyiz.”</p>

<h2>“ZİYARETLERİMİZ SÜRECEK”</h2>

<p>“İşte böyle bir atmosferde aslında bayramda Sayın Genel Başkanların tamamıyla telefonda konuşmuştuk. O zaman ülkenin durumunu değerlendirmek üzere Sayın Genel Başkanlardan randevu isteyeceğimizi söylemiştik. Sonra çıktık ve geldik. Ardından belediyelerimize ve partimize yeni saldırılarla karşılaştık. Bunun devamında da Sayın Genel Başkanlara ki şu ana kadar 12 genel başkanla, partimizden 13 partinin üzerinden mutabık olduğu belli bir noktadayız. Ancak Meclis’te grubu bulunmayan, ziyaret etmemiz gereken belli siyasi partiler var. Onları da önümüzdeki günlerde en geç 15 gün içinde onlara da ayrı ayrı ziyaretlerde bulunacağız. Ama Meclis’te grubu olan, milletvekili olan, bir önceki dönem Meclis’te grubu bulunan partilerle ya da milletvekili olan partilerle, kendileri parlamenter olmuş genel başkanlarla da görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerin en önemli kısmı hiç şüphe yok ki ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz kısmıydı. İran meselesine karşı alınması gereken kısa, orta ve uzun vadeli tedbirleri, bizim önerilerimizi, projelerimizi anlatan, Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin oluşturmuş olduğu bir raporu paylaştık. Sayın Genel Başkanlar kendi çalışmalarından bahsettiler. Partilerin ekonomistlerinin bu ve benzer konularda bir arada çalışmasının, masalar kurmamızın, oturup birlikte karşılıklı heyet ziyaretleriyle, uzman ziyaretleriyle çalışmamızın ve artık yönetilemeyen bu ekonominin çıkış noktasında fikir birliği, iş birliği, güç birliği ve amaç birliği içinde olmamıza yönelik olarak çok kıymetli görüşmelerde bulunduk. Ayrıca ortak bir tespit olarak, hatta milletin ortak bir tespiti olarak, hatta ölçeği küçültüyorum AK Parti’ye oy verenlere sorsanız, ortak bir tespit olarak AK Parti’nin belediyecilikteki karnesinin ne olduğunu söylerler. ‘Melih Gökçek yargılanmadan kimse yargılanamaz’ diye bir atasözümüz var mesela bizim. Bu atasözünü biz bulmadık. AK Parti’nin ataları, ak saçlıları söylüyor bunu. ‘Melih Gökçek yargılanmadıktan sonra hiçbir belediye başkanına yargı bu soruları soramaz’ diyor. ‘Melih Gökçek Ankara’ya yaptıklarının hesabını vermeden, imar rantı, rant çeteciliği meselelerine, Melih Gökçek bu sorulara yanıt vermeden, kimseye sorulamaz’ diyor. Siyasi ahlakta karnesi en kırık olan partinin siyasi ahlakta ahkam kesmeye çalışan halleri, herkesi fevkalade hem acı acı gülümsetmiş, hem de ‘Bu ne kadar da büyük cesaret’ dedirtmişken, hep birlikte karşılarındayız.”</p>

<h2>“SİYASİ AHLAK YASASI’NA YUTKUNANLARA HODRİ MEYDAN”</h2>

<p>“Yıllardır koyarız, hakkını teslim edelim. Birlikte yaptığımız basın toplantısında da söyleyeyim. Sayın Davutoğlu Başbakanken vizesiz Avrupa dolaşımı için önüne konulan 55 kriterden son üçünden bir tanesi Siyasi Ahlak Yasası’ydı. ‘Çıkaralım bunu’ dedi. ‘Olma’ dediler. Erdoğan o veciz sözle ‘İl ve ilçe başkanı bulamayız’ dedi. Sayın Davutoğlu o dört bakanı kasten, hani ayakkabı kutularından paralar çıkan, önce ‘FETÖ koydu’ diyen. Sonra iş yatışınca faiziyle geri isteyen, sonra kimi büyükelçi yapılan o dört bakanın durumunu görünce Davutoğlu demişti ki ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim.’ Maalesef sonra bir parti içi darbeyle, ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ diyen Başbakanın siyaseten başını almışlardı. Onun yerine ‘Binali’ demişlerdi. Binali’yi yola bindirip, yollarına onunla birlikte, Binali Bey’le devam etmişlerdi. İşte o süreçte Siyasi Ahlak Yasası vardı, bizim de desteklediğimiz, AK Parti’nin kaçtığı. Şimdi bugün partilerimizin karşılıklı heyetlerle konuştuğumuz tüm siyasi partiler bu konuda en olumlu ve birbirini kapsayan ve aşan önerilerde bulundular. Geldiğimiz noktada belediye meclis üyeleri, belediye başkanları, milletvekilleri, parti yöneticileri, bakanlar, Cumhurbaşkanı ve bu siyasilerin temas halinde olduğu ya da üst noktalarda olan tüm bürokrasinin malını, mülkünü açıkça bildirmesini, nasıl edindiğini izah etmesini, siyasetin finansmanının şeffaf olmasını söylüyoruz. Vallahi 12 Genel Başkanla görüştüm, Siyasi Ahlak Yasası deyince hiç yutkunan olmadı. Hiçbirisi benden de geri durmadı. Madem ki böyle bir mutabakat vardır, partilerle çalışacağız, grubumuzla çalışacağız, Türkiye’nin önüne bu tartışmaların tamamını bitirecek, özgüveni yüksek kim siyasette zenginleşmiş, kim siyaseti tertemiz yapmış, bundan sonrasına da kimin taahhüdü temiz siyasetmiş ortaya koyacak bir Siyasi Ahlak Yasası’nı getireceğiz. Yutkunanlara, yutkunanların partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hodri meydan bakalım.”</p>

<h2>“YA AYIBA ORTAK OLACAKSINIZ YA DA BİZİMLE OLACAKSINIZ”</h2>

<p>“Bir ülkenin siyasi partileri elbette yarışacak. Elbette farklı planlarımız ve programlarımız olacak. Ekonomide farklı çözüm önerilerimiz olabilir. Tartışırız, seçmen nezdinde yarışırız. Tarım politikalarında farklı düşünebiliriz. Sağlık, eğitim politikalarında farklı önerilerimiz olabilir. Ulaşımda, altyapıda, finansmanında, projelendirmesinde farklı düşünebiliriz. Ama günün sonunda hepimiz çıkarız, milletin terazisinde tartılırız, sonuca razı geliriz. Demokrasi ve sandık bunun için vardır. Fakat bazı meseleler var ki rekabet değil; onun için birlikte mücadele ve onun için bir toplumsal uzlaşı, toplumsal mutabakat gerekir. Bu ülkede adil ve demokratik rekabet olacak mı olmayacak mı? Bu ülkede hukukun üstünlüğü olacak mı, olmayacak mı? Bu konuda rekabet olmaz. Bu konuda sandığı alıp gidenlere, yargıyı kendine bağlayanlara karşı ortak mücadele ve ‘Biz iktidar olunca o yargıyı biz ele geçireceğiz’ değil, ‘Biz iktidar olunca bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir bağımsız yargı tesis edeceğiz.’ ‘Biz iktidar olunca medyayı biz ele geçireceğiz’ değil. Kısır döngü o. Bitmiyor. ‘Biz iktidar olunca kimsenin ele geçiremeyeceği bir basın, bir medya düzeni kuracağız. Bunu tesis edeceğiz’ demek, işte o demokratların birlikte mücadele ve uzlaşı alanıdır. Karşımızda tabiri caiz olsa, bir futbol maçı oynarken, maçı takımı kazanınca golü kendi atınca tribünleri alkışlayan, hakemi tebrik eden, demokrat kesilen; ama kaç maç sonra bir kere yenilince, kendi gol atamayıp, golü 90’dan yiyince topu alıp ‘Kimseyi oynatmayacağım’ diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Aslında görev Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genç siyasetçilerinin, siyasetten gelen siyasetçilerinindir. Birisinin Tayyip Erdoğan’ın karşısına geçip, ya ne diyorsa ‘Dede, baba, reis, genel başkanım, Cumhurbaşkanım nereye götürüyorsun topu? Biz kazanırken iyiydi ya. Bir kere kaybettik, niye topu kesiyoruz? Sen yorulduysan dinlen. Topu ver. Biz maça çıkıyoruz. Belki yeneriz, belki yeniliriz ama kazandığında sevinen, kazandığında tribüne, hakeme methiyeler düzen, kaybettiğinde hiçbirini tanımayan, topu alan ve kaçanlar olmamalıyız’ demesi gerekir. Ya AK Parti kendi içinde bu demokratik itirazı üretecek, güçlendirecektir. Ya da bir ailenin hanedanına teslim olup, siyasete gençlik kollarından, 18’li yaşlarından beri emek verenlerin bir şey olamayacağı, evlatların, damatların, mahdumların, mahdumelerin diğer taraftan da göze girmek için her hukuksuzluğu yapan atanmışların at koşturacağı bir siyaset olacak. Buradan AK Parti’de siyaset yapan ama siyaseti siyaset gibi yapmak isteyenlere söylüyorum: Ya atanmışların ve hanedanın iktidarı için bu ayıba ortak olacaksınız ya da otokrasiye karşı demokrasi mücadelemizde bizimle birlikte olacaksınız.”</p>

<h2>“GÜÇ ZEHİRLENMESİNE UĞRAYANLARIN TEMEL ÇELİŞKİSİ BU”</h2>

<p>“Tüm vatandaşlar, tüm kurumlar bizi bir arada, burada oturtan ne huzurla? Mesela şu arkadaki amcam nasıl böyle huzurla oturabiliyor, Afyon’dan gelmiş. Ya şimdi evine girseler, yağmalasalar ne olur? Arkadaki teyzem nasıl huzurla oturabiliyor. Çocuğunu, torunu kreşe bırakmış, gelmiş. Ya orada birisi gitse, ‘Bu çocuk benim’ deyip alıp sürükleyip gitse? Hepsinin güvencesi burada. Bu anayasada. Bu anayasa; malın, canın, namusun, birlikte yaşamanın güvencesidir. Bu anayasada mülkiyetin hakkı vardır. Afyonlu amcamın tapusu buna göre basılmaktadır. O tapuyu koydun mu polisin önüne, jandarmanın önüne o eve dadanan hırsızı, o eve gidip de ‘Burası benim’ diye çökecek adamın alnını Mehmetçik karışlar amcam gibi. Teyzemin torununu kolundan kimse götüremiyorsa, o evladın o sabinin canı devlete emanettir. Aha bu anayasa sayesinde. Hepimizin namusu bu anayasaya emanet. Kimse haramilere karşı eşini, evladını, kızını, gelinini, çocuğunu koruyacak güçte olamaz. Ama Allah’tan Türk polisi var. Türk jandarması var. Sınırı koruyamazsın, Türk’ün askeri, Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri var. İşte bu yüzden bu memlekette huzur var. Bu memlekette birlikte yaşama umudu var. Hepimizin borçlu olduğu bu anayasanın altında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası var. Toplum sözleşmesi bunun adı. O yüzden toplanıp da birbirimizin gırtlağına çökmüyoruz. Birlikte yaşama iradesinin, kuralların adı. Daha iyisi yazılır mı? Yazılı. Ne zamana kadar? Biz rıza gösterdikçe, biz oy verdikçe. O güne kadar herkesi bağlar. Daha iyisini istersek hep birlikte yaparız. Buraya yazarız. Oyunu verir, kitaba basarız. Ama o güne kadar sen ‘Ben bu sayfasına inanmıyorum’, gelir alırlar evini elinden. ‘Ben bu sayfasında yokum’, torunu sürükleyerek götürürler. ‘Ben bu sayfasını istemiyorum’, bankaya parayı yatırırsın geri vermezler. İşte o zaman anayasal düzen gitti mi, her şey gider. Bu anayasanın bir maddesinden sen, birinden ben, birinden Sayın Erdoğan vazife alır. Cumhurbaşkanı ile ilgili sayfaya ‘he’ deyip de Meclis’i yok sayamazsın. Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcılığını kabul etmeyip de öbür sayfadan güç alamazsın. İşte bugün ülkeyi yönetenlerin, güç zehirlenmesine uğramış olanların temel çelişkisi budur.”</p>

<h2>“YAŞADIĞIMIZ EN DERİN KRİZ, ANAYASAYI TANIMAMA KRİZİDİR”</h2>

<p>“Bugün bir başka örnekle karşı kayısıyız. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi ‘Can Atalay’ı sal’ demişti. Anayasa Mahkemesi ‘Tayfun Kahraman’ı, Gezi tutuklularını sal’ demişti. Anayasa Mahkemesi ‘Kavala’yı bırak, Selahattin Demirtaş’ı bırak’ demişti. Birileri benim işime gelmiyor diye o maddeyi tanımazdan gelmişti. Birçok krizin içinde yaşadığımız en derin kriz anayasayı tanımama krizi. Şimdi geldik millet yoksulluktan, işsizlikten, sefaletten, her türlü zorluktan yılmış. Sesini duyurmak istiyor. Emeklileri çağırıyoruz meydanlara, silme meydanlar doluyor. Gözlerde öfke, hınç. Nereye çağırılsa yedi bölgede sesini duyurmaya çalışan emekliler, hakkını alamayan emekçiler, perişan durumdaki çiftçiler, siftahsız esnaflar. Bu şartlar altında milletin bir seçime ihtiyacı var. ‘Erken seçim’ diyorsun, ‘Yokuz biz’ diyorlar. Niye? Çünkü şöyle diyorlar. Biz o zaman çok karşı çıktık ama kıl payı farkla OHAL’de değiştirdiler ilgili maddeyi. Diyor ki ‘Sen oy vereceksin. Beş yıllığına birini seçeceksin. Sonra kenara çekileceksin.’ Böyle eliyle ittirdiği, milletin kendisi. ‘Beş yıl boyunca her şeyi ben yapacağım, ben söyleyeceğim, ben kararlaştıracağım.’ Buna bir çare yok mu? Çaresi erken seçim. Hükümet, AK Parti tek başına yetmez, ama MHP desteğiyle erken seçimi yapmayabiliyor. Ama bir yandan da sürekli millete saldırıyorlar. Milletin sesini duyurmak, erken seçime zorlamak, hiç değilse gidişata milletin itirazını göstermek için açtık anayasaya baktık. Anayasanın 78’nci maddesi var. Açık ve net yazıyor. Diyor ki; ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir. Ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılır.’ Net yazmış. Bakın, bu maddeden bir madde önce ki bu 78 ya, 77’de. ‘TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı anda yapılır’ yazıyor. Bu ‘yapılabilir’ değil, bu da ‘yapılabilir’ değil. Bu ‘gidilebilir’ değil, bu da ‘gidilebilir’ değil. Net yazıyor. Ama birisi ‘Ben 77’ye göre Cumhurbaşkanı olacağım ama emrettiği gün ara seçimi yapmayacağım’ diyor. Bu ara seçimin yapılması gereken iller; İstanbul birinci bölge, Kocaeli, Afyonkarahisar, Kırıkkale, Kastamonu, Adıyaman ve tartışmalı olarak Hatay. Can Atalay milletvekili ise buraya gelmeli; boşsa, orada seçim yapılacaksa o zaman Hatay tarafından bir kez daha rekor oyla seçilmesine imkan tanınmalı. Ama bu yedi seçim bölgesinde AK Parti’nin bir özelliği var. 2023 seçimlerinde yetkiyi aldıklarında Afyon’dan Kastamonu’na, Kırıkkale’den Kocaeli’ne, İstanbul birinci bölgeden Adıyaman’a kadar Hatay dahil yedide yedi birinci parti AK Parti. Yani birer milletvekili seçeceğinde çıkaracak parti normalde AK Parti. Ama ‘Gelin ara seçime gidelim’ diyoruz. ‘Yok günlerimizde’ diyor. Neden yok? Güya bir yandan diyor ki ‘Efendim biz güçlüyüz, seçimleri kazanacağız.’ Ömer Çelik diyor ya ‘Seçimlerde büyük bir zafer kazanacağız.’ Gel sana seçime girme, sekiz milletvekili daha çıkarma… Madem birincisin ya. Son girdiğin seçimin, 31 Mart 2024, mağlubu olma yerine bu girdiğin seçimin galibi olma şansını veriyorum. Gelebiliyorlar mı? Gelemiyorlar. Neden gelemiyorlar? Çünkü o seçimi kazanırken ne dedilerse tersini yaptılar. Mülakatı kaldırmaktan tut, emekliyi ve asgari ücretliyi enflasyona ezdirmemeden; enflasyonu tek haneye getirmekten tut, tek hane olana kadar emekli ve asgari ücrete yılda dört zam vermekten; gayri safi milli hasılanın yüzde 1’i desteklemeyi tarıma, çiftçiye vermek sözünden bunun beşte birine gelene kadar hiçbir sözlerini tutmadılar. Cumhuriyet Halk Partisi o günden sonra yapılan hem yerel seçimde, hem bütün anketlerde, hem de gittiğinde sahada, sokakta, milletin içinde kurulduğu gün gibi Türkiye’nin birinci partisi.”</p>

<h2>“ANAYASANIN 78’İNCİ MADDESİ AÇIKTIR”</h2>

<p>“Ama CHP bu seçimi kendi için değil, millet için istiyor. Açık açık söylüyoruz. Bu seçimde birinci parti çıkma hevesiyle değil; bu milletin sesini duyurma, erken seçim için ara seçimde bu milletin gerçek duygularını, gerçek beklentisini duyurmak için istiyoruz. Bu konuda gittiğimiz Genel Başkanlarımızın tamamı anayasaya uygun, anayasanın olmazsa olmaz şartı olduğunu, seçime hazır olduklarını, seçimin gelmesi gerektiğini net bir şekilde ifade ettiler. Karşımızda bulunan ara seçim 1960’tan beri yapılan; Demirel’in kaçmadığı, Ecevit’in kaçmadığı, Erbakan’ın kaçmadığı, Türkeş’in, Özal’ın, İnönü’nün kaçmadığı bir erken seçimden kaçmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Eskiden bu Meclis’te ara denetim imkanları vardı. Gensoru vermek; bakana ya da hükümete karşı. O gensoruyla güvensizlik oyu talep etmek ve bunun sonucunda yeniden bir seçimi getirmek için bir mücadele vardı. Bu imkanları aldılar. ‘Sen bir kez oy vereceksen, sonra kenara çekileceksin’ diyenlere karşı Anayasaya 78 açıktır. Ancak parlamenter sistemde güvenoyundan kaçanlar şimdi de bir özgüven eksikliği ile seçimden kaçtığını görmekteyiz. Muhalefette, bu ülkeyi yoksulluktan, haksızlıktan kurtarmak isteyen hepsi, bu ülkenin demokrasisinden yana olan muhalefette bir özgüven patlaması ve karşımızdaki iktidardaysa dizlerin titremesi söz konusudur. Bir kez daha davet ediyoruz. Hodri meydan. Cesaretiniz varsa çıkın karşımıza.”</p>

<h2>“BÜYÜK BİR YANLIŞIN ALTINA İMZA ATIYORLAR”</h2>

<p>“Biraz önce söylediğim siyasi partileri ziyarette Siyasi Ahlak Yasası konusunda bir mutabakat var. Bu mutabakat tüm siyasileri kapsıyor. Kapsadıklarından biri de bugün Adalet Bakanlığı kürsüsünde, Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Benim sözüm Adalet Bakanı’na değil, ona başka bir sözüm olacak. Benim sözüm burada ID numaraları teker teker verilmiş 16 tane tapu var. Bu tapulardan herhangi birisinin bu ID numarasını bilhassa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda girdiğiniz anda bu tapunun hangi tarihte, bu taşınmazın hangi tarihte Adalet Bakanı üzerinde olduğu görülüyor. Bu açıklamayı yaptığımızın üstünden neredeyse bir ay geçiyor. O günden bugüne ‘Özgür Özel yalan söylüyor, bu tapular olmamış. Bizim bakan 190 yıl çalışsa alacağı maaşlarla gayrimenkulleri edinmemiş. Bir kısmını elinden çıkarmamış. Aktifİ- pasifİ oradan gösterip kaçmamış’ diyen yok, bir tek şey var. Erdoğan’dan talimat var Akın Gürlek’e; ‘Özgür Özel’in sorularına cevap verme.’ Ben buradan bir kez daha, 20’nci kez soruyorum Bakan Sayın Murat Kurum’a. Bu ID’leri girdiğinizde karşınıza çıkanlar benim anlattığım gerçekler mi, değil mi? Bu millete karşı daha fazla nasıl susuyorsunuz? Tabii öyle bir şey ki siyasetten gelen en iyi Adalet Bakanları bürokrasiden, kürsüden gelmedi bu ülkede; hep siyasetten geldi. En iyi Dışişleri Bakanları siyasetten geldi, en iyi İçişleri Bakanları hep siyasetten geldi. Çünkü AK Parti’de saatin vidasından beri partide olup da bürokrasiden gelenlerin altında olanlar… Hatta şimdi artık bakanlığı bırakın, bakan yardımcılığı bile savcı yardımcılıklarıyla, vekillikleriyle dolan bir siyasette AK Parti’de siyasette emeğin değersizleştiği bir süreç yaşanıyor. Şükür partimizde hiç olmadı, olmayacak. Türkiye siyasetinde bir ara dönemdir, mutlaka ortadan kalkacak. Ama bu tip kişiler gelince kendilerini kabul ettirmek için… Özellikle ve özellikle hele hele bu ID numaraları izah edilemezken, inanılmaz mal varlıkları izah edilemezken; alınmış mallar kendisi üzerindekiler hariç; ailenin, eşin, dostun, yakınların, RTÜK’te çalıştırılmış polis memurlarının, Çayyolu’ndaki ve İstanbul’daki bazı avukat bürolarının da ne halde olduğu hem bizce, hem Erdoğan’ca bilinmekte iken birileri Adalet Bakanlığı’nda kendisine kabul yaratmaya çalışıyor. Onu yaparken de büyük bir yanlışın altına imza atıyorlar.”</p>

<h2>“GÜLİSTAN DOKU CİNAYETİNDE SIR PERDESİ KALKMALI”</h2>

<p>“Burada çok net söylüyorum. 2020 yılından beri Tunceli’de kayıp Gülistan Doku için başta bu partinin kadın kolları, Gülistan Doku’nun anneciği Bedriye Doku’nun feryadını duymuş. Ben Tunceli’de, Ankara’da, genel merkezde, Meclis makamında; hem ben, hem benden önceki Genel Başkanımız Bedriye Teyzeyi dinlemiş ve kaygılarına, endişelerine, şüphelerine hak vermiş; onlarca heyetimiz Tunceli’ye gitmişler olarak bugün sabah Gülistan Doku cinayeti ile ilgili başlatılan operasyonu inanılmaz önemsiyoruz. Bir an önce hem suçluların cezalanması hem cinayetle ilgili bugüne kadar kayıp kabul edilen o dosyadaki cinayetle ilgili tüm sır perdesinin ortadan kalkmasını istiyoruz. Keşke bir mucize olsa, Bedriye Teyze gerçeği arıyor, keşke evladına kavuşsa ama hiç olmasa gerçeğe kavuşmasını ümit ediyoruz. Bu noktada da emeği olan savcılar, başsavcılar, jandarma, polis, hakim kim varsa onlara büyük başarılar diliyoruz. Bugüne kadar ilerlemeyen soruşturmalara nasıl tepki gösteriyorsak, şüphelere nasıl tepki gösteriyorsak şimdi de bu noktadaki çabaları o kadar destekliyoruz. Ama bu sırada bir de bir şey yapıyorlar. Hani var ya İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken uyuşturucudan yakalanan, içeride duran, sonra bir anda bırakılan, İletişim Başkanlığından kovulan, yanda tutulan yetkisiz olarak Adalet Bakanlığında oda verilen ve herkes için haysiyet cellatlığı bilgileri atan birisi, bugün bilgi notu atıyor. Diyor ki ‘Haberleri, Gülistan Doku haberini Sayın Akın Gürlek’in talimatıyla operasyonun başladığını…’ Bir, yargı bağımsızsa Adalet Bakanı kimseye talimat falan veremez. Adalet Bakanı, yargı bağımsızlığı konusunda net bir tutum sahibi olur, ona göre davranır. Arayıp da ‘Şu dosyayı açın, operasyon yapın’ diyemez. ‘Yapıyorsunuz’ diyenlere yıllardır, ‘Öyle şey mi olur, yargı bağımsızdır, talimat mı alınır?’ diyordu. Bugün basın danışmanı şöyle bir not yolluyor, ‘Sayın Adalet Bakanımızın talimatıyla soruşturmanın başladığının söylenmesi... İki, Akın Gürlek harekete geçti’ ibaresinin kullanılması. Üç, ‘Dosyanın tozlu raflardan indirildiğinin vurgulanması.’ Dört, ‘Akın Gürlek’in yargıyı harekete geçirirken güçlü korunuyor imajı ile mücadele ettiği.’ Beş, ‘Ucu nereye giderse gitsin, diye bir ifadesin bakanımızın ağzından ısrarla söylendiğinin haber metninde yer almasını istiyoruz’ diye, düşünün 6 yıllık bir anne var acılı.”</p>

<h2>“BUGÜN YAZILAN BİLGİ NOTU BANA DEĞİL…”</h2>

<p>“Evladının gerçekliğiyle, ‘Ne oldu evladıma’ sorusuyla ağlıyor. Yıllardır nöbetler tutuyor ve bu acıyı bir siyasetçinin üzerinden böyle bir şeyle konuşulması için bilgi notları uçuşuyor ve kendinden ‘Öncekilerin raflarda tozlandırdığı dosya’ derken olay olduğu gün Adalet Bakanı Abdulhamit Gül. Sayın Abdulhamit Gül, Akın Gürlek’in basın danışmanı, ‘Ucu nereye çıkarsa çıksın’ diye davranmadığınızı, dosyayı raflarda tozlandırdığınızı iddia ediyor. Sayın Bekir Bozdağ, Abdulhamit Gül’den sonraki Adalet Bakanı. Bugün yazılan bilgi notu bana karşı değildir. Bugüne kadar bana, Ekrem Başkan’a, yol arkadaşlarımın haysiyetine karşı kasteden onlarca bir notu gitti, sustunuz. Bugün yazılan bilgi notu Abdulhamit Gül’ün, Bekir Bozdağ’ın, Yılmaz Tunç’un ve bir bütün olarak AK Parti siyasetinin Gülistan Doku dosyasını kapattığını, şimdi gelip Akın Gürlek’in gereğini yaptığını, ve şu anda o dosyada eli olanların da bunu onun talimatıyla yaptığını söyleyen ve hepinizin hem mesleki hem siyasi ahlaklarına dil uzatan bilgi notudur. Hadi bakalım Furkan Torlak bu sefer bize değil; sizin haysiyetinize saldırdı. Susun da göreyim. Susun da göreyim. Bu arada altın rafinerisi operasyonu. ‘Alkışlayın bakanımızı dokunulmayana dokunuyor.’ Can Holding, dokunulmayana dokunuyor. Bilmem o kara para, şu para bu para. Elektronik para operasyonları, dokunuyor. Teker teker hepsinden bir tane tutuklu kalmadı. Soru şu; eğer o kadar söyledikleriniz yalansa, bu insanların tamamı çıkmışlar malları iade edilmezse o haysiyet cellatlığını niye yaptınız bu insanlara? Yok söylediğiniz sözün gerçeklik payı varsa; nasıl oldu da hepsi birden çıktılar dışarıya? Bu nasıl bir anlaşma? Öbür tarafta bir tane gizli tanığın beyanıyla 15,5 milyon insanın oy verdiği Cumhurbaşkanı adayı ve 20 arkadaşımız yalan beyanlarla, gizli tanıklarla içeride. Bu tarafta yapılan işlerin tamamından olanlar dışarıda. Dışarıda olmaları hukuki ise, o haysiyet cellatlığına ne gerek vardı? Yok o dedikleriniz doğruysa, bunlar bu kabloyu ne ara seninle bağladı? Bunların tamamına hızlı bir şekilde cevap verilmesi gerekiyor.”</p>

<h2>“MİLLET BU TENEZZÜL SİYASETİNİ YERİN DİBİNE GÖMECEK”</h2>

<p>“Şimdi siyasette bolca söyleniyor. “Bu kadar dış tehdit varken iç cepheyi tahkim etmeli, birlik beraberlik içinde olmalıyız.’ Bir yandan biz ‘Aman bu kadar zorluk varken’, hatta diyorlar ki ‘Ara seçim istemeyin, savaş var.’ Anayasal hak. Sesi duyurmak için milletin elindeki tek imkan. ‘Ama savaş var konuşmayın.’ Öbür taraftan Bursa Büyükşehir Belediyesine operasyon. Cümle alem biliyor ki Mustafa Bozbey’in bu döneminde bir şey bulamayan, sekiz yıl öncesine giden, 500 kişiyi dolandırmış bir meczubun ağzından iftira alanlar; sırf Bursa’da belediye meclisinde çoğunluk ellerinde olduğu için 31 Mart 2014 tarihinde sandıkta alamadıkları Bursa’yı 31 Mart 2026’da cübbeli hakim tokmağıyla almaya kalkmışlardır. Mustafa Bozbey’e karşı yapılan Bursa’daki darbenin Bursa da farkındadır, Cumhuriyet Halk Partisi de farkındadır. Bu artık siyaset değildir. Ya da siyaset ise; adı demokratik siyaset, yarışmalı siyaset değildir. Bu tenezzül siyasetidir. Kazanamadığı yere tenezzül etmişlerdir. Milletin vermediği yetkiye tenezzül etmişlerdir. Bu tenezzül siyasetini önümüzdeki ilk seçimlerde hem Bursa, hem Aydın yerin dibine gömecektir.”</p>

<h2>“ANKARA İL BAŞKANIMIZ OLDUĞU İÇİN TUTUKLANDI”</h2>

<p>“Bugün salonda 81 ilden 80’ininin, Ankara dışındaki illerimizin il başkanları var. Ümit Erkol Ankara İl Başkanımız, Ankara İl Başkanımız olduğu için tutuklanmıştır. Lamı cimi yoktur. Türkiye’de nerede bir kooperatif soruşturmasında tutuklama olmuştur? Kooperatifte imza yetkisi yoktur. Bugün çıkarmış birisi. ‘Bak Ümit Erkol’un imzası.’ Diyor ki ‘Ben kooperatifin yönetimindeyim, imza yetkim yok.’ Kooperatif karar defteri. Yönetimde olan karar defterine imza atar tabii. İmza yetkilisi demek; o kooperatif adına mal alan, mal satan, taahhütte bulunan, yani dolandırıcılık suçu olacaksa ki olacak şey değil kooperatif işinde. Bu işin içinde olacak kişi değildir. O kooperatif yönetiminin tamamı masumdur. Hangi AK Partili kooperatif suçundan içeri girmiştir? Ya da Ümit Erkol bu dosyada CHP İl Başkanı olmasaydı, acaba kendine tek bir soru sorulacak mıydı? Bunu gündeme getirmek gerekmektedir. Biz bugün il başkanlarımızla birlikte partimize yapılan hem çoklu saldırılar, Ümit arkadaşımızın, Başkanımızın uğradığı haksızlığa karşı göstereceğimiz dayanışma için Olağanüstü İl Başkanları toplantısında olacağız. Buradan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne söylüyorum: İstanbul İl Başkanımızın, güya kayyımsı bir organizma atadınız oraya. Binasına saldırıyorsunuz. Kurultayına saldırıyorsunuz. İl Başkanına saldırıyorsunuz. Ankara’ya geliyorsunuz, Ankara’da İl Başkanımızı geçmişte iki yıl yaptığı kooperatifçilik yöneticiliğinden tutukluyorsunuz. İzmir’in o zamanki İl Başkanını benzer suçlamalarla alıyorsunuz. Ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı ‘Seninle baş edemiyorum. Adayını içeri atıyorum. Başarılı belediye başkanlarını içeriye atıyorum. Bir diğerine soruşturma izinleri vererek yıldırmaya çalışıyorum. Üç büyükşehirde senin il başkanlarını, yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin Genel Başkanının oradaki vekillerini, onun adına orada söz söyleyeni, siyaset yapanı ele alıyorum. Çünkü seninle baş edemiyorum. Baş etmenin yolunu çirkeflikte buluyorum’ diyorsunuz. Biz size bu çirkefliğin hesabını da soracağız. Size siyaset nasıl yapılıyor A’dan Z’ye, baştan sonra, sondan başa, düzünden tersine bu kitabı biz size okutacağız. Hadi bakalım.”</p>

<h2>“BAŞI EĞMEYECEĞEİZ, GEREKİRSE BAŞIMIZI VERECEĞİZ”</h2>

<p>“Son sözüm şudur: Türkiye ne zaman sıkışmışsa, bir sandıkta nefes almıştır. Türkiye’nin bu ara dönemde bir nefese ihtiyacı vardır. Bu millet artık sözünü sandıkta söylemek, bir devri kapatmak, yeni bir devri başlatmak istemektedir. Bu ara dönemden çıkışın yolu, ara seçimdir. Bu zor günlerde demokrasimiz için ara seçim; emeklimiz ve emekçimiz için ara zam olmazsa olmaz talebimizdir. Yürüyeceğiz, durmayacağız, çalışacağız, yorulmayacağız. Gerekirse boynumuzu vereceğiz ama asla bunlara boyun eğmeyeceğiz. Türkiye’yi seviyoruz, partimizi seviyoruz, Genel Başkanından en yeni üyesine kadar, milletvekilinden il başkanına kadar, bu ülkeyi kurtarmak için boynumuz kıldan incedir. Başı eğmeyeceğiz. Ama gerekirse başımızı vereceğiz. Bu ülkeye baş eğdiremeyeceksiniz. Tayyip Erdoğan’a söyleyin. Tayyip Erdoğan’a söyleyin. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 100 yıl sonraki bir kez daha bu ülkeyi kurtarmaya ant içmiş neferleri var, evlatları var. Yolumuz açık olsun. Yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozgur-ozel-evlatlarimizi-veresiye-defterlerine-dusurenleri-bu-milletin-elinden-hicbir-sey-kurtaramayacak</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/09/ozgur-ozelin-kac-tane-cocugu-var-3.jpg" type="image/jpeg" length="72742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsrail'in Lübnan saldırıları gece boyu sürdü: 11 kişi hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/israilin-lubnan-saldirilari-gece-boyu-surdu-11-kisi-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/israilin-lubnan-saldirilari-gece-boyu-surdu-11-kisi-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsrail ordusunun Lübnan'ın güney ve doğu bölgelerine yönelik gece boyunca düzenlediği hava ve kara saldırılarında en az 11 kişi yaşamını yitirdi. Lübnan resmi haber ajansı NNA, çok sayıda yerleşim yerinin ve sivil aracın hedef alındığını, saldırılarda yaralananların da olduğunu bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İsrail ordusunun Lübnan genelinde gece saatlerinden itibaren gerçekleştirdiği askeri operasyonlar neticesinde, ilk belirlemelere göre 11 sivilin hayatını kaybettiği açıklandı.</p>

<p>Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın verilerine göre, İsrail askeri birlikleri ülkenin güney kesimindeki Nebatiye kentine bağlı Deyr Antar beldesinde bir konutu, Şeba beldesinde ise bir araç ve evi doğrudan hedef aldı. Sur kenti yakınlarındaki Şabriha beldesinde insansız hava araçları (İHA) ile gerçekleştirilen saldırıda 1 kişi hayatını kaybederken, 3 kişi yaralandı. Şabriha'da vurulan bir evde yangın çıkarken, Batım ve Mansuri beldelerinin dağlık alanları da İsrail ordusu tarafından ateş altına alındı. Bafliye beldesinde düzenlenen hava saldırılarında çok sayıda ev yıkılırken, sivil savunma ekiplerinin enkaz altında arama kurtarma çalışmalarına devam ettiği bildirildi.</p>

<h2>ARALIKSIZ SÜREN HAVA SALDIRILARI</h2>

<p>Musaylih-Nebatiye kara yolu üzerinde seyir halindeki bir araca İHA'lardan fırlatılan iki füze sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi. Sayda bölgesine bağlı Adlun beldesindeki eski belediye binası ile Ensariye beldesindeki bir bina da İsrail uçaklarının hedefi oldu. Ernun, Hoş ve Kalavay beldelerine yönelik hava harekatları düzenlenirken, Arabsalim beldesinde bir eve isabet eden füze sonucu 2 kişi daha hayatını kaybetti.</p>

<p>Lübnan'ın doğusundaki Bekaa vadisinde yer alan Suhmur beldesine düzenlenen saldırıda, aynı aileden 3 kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi. Adlun beldesine yönelik hava saldırılarında ise ölü sayısının 3’e yükseldiği belirtildi. Bölgedeki Mansuri Kalila, Ernun ve Kefr Tebnit beldeleri ise İsrail topçuları tarafından yoğun ateş altına alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İsrail ordusu, 2 Mart tarihinde kuzey sınırında sirenlerin çalmasının ardından Lübnan geneline yönelik hava, deniz ve kara operasyonlarını başlattığını duyurmuştu. Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan verilerde, saldırıların başladığı tarihten bu yana toplam 2 bin 89 kişinin hayatını kaybettiği ifade edildi. Lübnan hükümeti ise askeri operasyonlar nedeniyle yerinden edilen sivillerin sayısının 1 milyon 162 bini aştığını açıkladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/israilin-lubnan-saldirilari-gece-boyu-surdu-11-kisi-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/israil-lubnana-kara-harekatini-baslatti-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="70520"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Meloni, İsrail ile olan savunma anlaşmasının askıya alındığını duyurdu]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/meloni-israil-ile-olan-savunma-anlasmasinin-askiya-alindigini-duyurdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/meloni-israil-ile-olan-savunma-anlasmasinin-askiya-alindigini-duyurdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, mevcut koşullar doğrultusunda İsrail ile olan savunma işbirliği anlaşmasının otomatik olarak yenilenmesi sürecini durdurduklarını açıkladı. Karar, UNIFIL bünyesindeki İtalyan birliklerine açılan ateşin ardından iki ülke arasında artan gerilimin bir sonucu olarak kaydedildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Verona kentinde gerçekleştirdiği fuar ziyareti sırasında basın mensuplarına yaptığı açıklamada, İsrail ile imzalanan savunma anlaşmasının otomatik olarak yenilenmeyeceğini bildirdi. Meloni, hükümetin mevcut durumu değerlendirerek söz konusu askeri işbirliği mutabakatını askıya alma kararı aldığını ifade etti.</p>

<p>İtalyan ANSA ajansının haberine göre, İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, İtalya-İsrail askeri işbirliği mutabakatını askıya alan resmi mektubu İsrailli mevkidaşı Israel Katz'a gönderdi. 13 Nisan 2016'da yürürlüğe giren ve her 5 yılda bir otomatik olarak yenilenen mutabakat, iki ülke arasında askeri teçhizat temini ve teknolojik araştırmaların değişimini kapsayan bir çerçeve sunuyordu. İtalya'da muhalefet partileri, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, bir süredir söz konusu askeri işbirliği mutabakatının durdurulması yönünde hükümete çağrıda bulunuyordu.</p>

<h2>UNIFIL KONVOYLARINA YÖNELİK SALDIRILAR</h2>

<p>İtalya ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler, son günlerde Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan askeri konvoylarına yönelik saldırılar nedeniyle gerildi. 8 ve 12 Nisan tarihlerinde meydana gelen olaylarda, İtalyan personelinin de bulunduğu konvoylara İsrail ordusu tarafından uyarı ateşi açıldığı basına yansıdı. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, bu gelişmeler üzerine İsrail’in Roma Büyükelçisi Jonathan Peled’in dışişleri bakanlığına çağrılması talimatını vermişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başbakan Meloni, basın açıklamasında ayrıca Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo’ya yönelik kullandığı ifadeleri “kabul edilemez” olarak nitelendirdi. Öte yandan, Dışişleri Bakanı Tajani'nin Beyrut ziyareti sırasında İsrail’in sivilleri hedef alan saldırılarına yönelik eleştirileri İsrail yönetiminin tepkisine neden oldu. İsrail Dışişleri Bakanlığı, Tajani’nin sözlerini protesto etmek amacıyla İtalya’nın Tel Aviv Büyükelçisi Luca Ferrari’yi bakanlığa çağırdığını duyurdu. Karşılıklı diplomatik tepkiler, bölgedeki güvenlik durumu ve insani yardımlar üzerindeki tartışmalarla devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/meloni-israil-ile-olan-savunma-anlasmasinin-askiya-alindigini-duyurdu</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/07/meloni-1.jpg" type="image/jpeg" length="60763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zeynel Emre: İsmi cumhurbaşkanlığına geçen kim varsa hedef oluyor]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/zeynel-emre-ismi-cumhurbaskanligina-gecen-kim-varsa-hedef-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/zeynel-emre-ismi-cumhurbaskanligina-gecen-kim-varsa-hedef-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP Sözcüsü Zeynel Emre, ABB Başkanı Mansur Yavaş hakkında verilen soruşturma iznine tepki gösterdi. Emre, cumhurbaşkanlığı adaylığı için ismi geçenlerin hedef alındığını belirterek, CHP’li belediyelerin kurumsal kimliğini zayıflatmaya yönelik siyasi operasyonlar yürütüldüğünü ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, partinin grup toplantısı öncesinde bir dizi açıklamada bulundu. Emre, İçişleri Bakanlığı'nın Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş hakkında soruşturma izni vermesini değerlendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Zeynel Emre, her şeyin şeffaf bir şekilde ilerlediğini belirterek sürece dair şu ifadeleri kullandı: "Recep Tayyip Erdoğan aleni söyleyerek başlattı bu süreci. Önce 'CHP'li belediyeleri silkeleyin' dedi sonra da 'bakalım bu Cumhurbaşkanlığı yolunda daha ne kadar belediye başkanı telef olacak' gibi çok çirkin bir söz söyledi. Sonunda ismi Cumhurbaşkanlığında geçen kim varsa hedef oluyor."</p>

<h2>SİYASİ OPERASYONLAR VE ADALET VURGUSU</h2>

<p>CHP'li belediyelerin ve partinin kurumsal yapısının bir yıldan bu yana çeşitli siyasi operasyonlarla karşı karşıya kaldığını kaydeden Emre, bu durumun bazen gözaltı ve tutuklama, bazen ise soruşturma izinleri şeklinde tezahür ettiğini belirtti. Hukukun temelinde eşitlik ilkesinin yattığını vurgulayan Emre, "Siz Ankara'nın önceki belediye başkanının neden istifa ettirildiğini açıklamadan Ankara'da Mansur Yavaş'a operasyon yapmanız, soruşturma izni vermeniz vatandaşın adalet duygusunda derin yaralar açarsınız. Mansur Yavaş'a buradan bir şey olmaz" dedi.</p>

<p>Açıklamasının devamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) yönetimi devralındıktan sonra tespit edilen bulgulara değinen Emre, şu bilgileri paylaştı: "Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni aldıktan sonra tam yüz dosyada usulsüzlük tespit ettik ve bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunduk. Tek bir tanesiyle ilgili soruşturma başlatmadılar. O nedenle kimse bu saatten sonra adaletti, hukuktu demesin. Biz içinde bulunduğumuz bu durumdan ülkeyi çıkartacağız. Belki bedeller ödeyeceğiz ama çıkartacağız."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/zeynel-emre-ismi-cumhurbaskanligina-gecen-kim-varsa-hedef-oluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/02/zeynel-emre-1.png" type="image/jpeg" length="77489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bergama'da Biotrend Enerji işçilerinden toplu iş sözleşmesi eylemi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/bergamada-biotrend-enerji-iscilerinden-toplu-is-sozlesmesi-eylemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/bergamada-biotrend-enerji-iscilerinden-toplu-is-sozlesmesi-eylemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'in Bergama ilçesinde faaliyet gösteren Doğu Star Elektrik (Biotrend Enerji) tesislerinde çalışan işçiler, DİSK/Enerji-Sen’in yetkisine yapılan itirazın geri çekilmesi ve toplu iş sözleşmesi (TİS) sürecinin başlatılması talebiyle Bergama Cumhuriyet Meydanı’nda eylem düzenledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İzmir'in Bergama ilçesinde faaliyet gösteren Doğu Star Elektrik Anonim Şirketi (Doğu Star Elektrik AŞ) çalışanı işçiler, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) bünyesindeki Enerji İşçileri Sendikası (Enerji-Sen) yetkisine işveren tarafından yapılan itiraza karşı protesto gösterisi gerçekleştirdi. Bergama Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasına köy muhtarları ile çeşitli sendika ve siyasi parti temsilcileri de destek verdi.</p>

<p>Eyleme destek veren kurumlar arasında Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri, SOL Parti, Ege İşçi Birliği ve Sosyal Haklar Derneği üyeleri yer aldı. İşçiler, "gerçeğe aykırı" olarak nitelendirdikleri yetki itirazının geri çekilmesini, toplu iş sözleşmesi (TİS) sürecinin derhal başlatılmasını ve sendikal haklara saygı gösterilmesini talep etti. Düzenlenen eylemde, işverenin TİS sürecini kasten uzattığı ve çalışanların anayasal haklarını engellediği belirtildi.</p>

<h2>İTİRAZIN GERİ ÇEKİLMESİ TALEBİ</h2>

<p>DİSK Enerji-Sen Genel Başkanı Süleyman Keskin, yaptığı açıklamada, iş yerinde çalışanların yüzde 98'inin sendika üyesi olduğunu vurguladı. İşverenin süreci mahkemeler yoluyla uzatarak işçileri düşük ücretlere mahkûm etmek istediğini belirten Keskin, "İşçileri sefalet ücretine mahkûm edip köle gibi çalıştırmak istiyorlar. Bu itirazla süreci iki yıl daha uzatmanın hesabını yapıyorlar. Ama yağma yok, işçiler artık örgütlü. Eğer itiraz geri çekilmezse, Doğanlar Holding’e bağlı tüm kurumları eylem alanına çeviririz" dedi.</p>

<p>Eylemde söz alan işçi Ömer Ozan Kartal da ağır çalışma koşullarının iyileştirilmesi için sendikaya üye olduklarını ifade ederek şunları söyledi:</p>

<p>"Şirketimiz yaklaşık 7 aydan beri tamamen süreci uzatarak, almak istediğimiz hakları engellemek için bir çalışma yapmaktadır. Bu nedenle 16 Nisan'da görülecek dava, bu sürecin en önemli noktasıdır. Buradan işverene bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Yetkiye yapılan itirazı geri çekip bütün işçilere haklarını vermelerini istiyoruz. İrademize saygı duyun ve toplu iş sözleşmesi bir an önce başlasın."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçiler ve sendika temsilcileri, 16 Nisan’daki yetki davası öncesinde itirazın geri çekilmesini talep ederken, aksi halde eylemlerin genişletileceği uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EMEK DÜNYASI, İZMİR</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/bergamada-biotrend-enerji-iscilerinden-toplu-is-sozlesmesi-eylemi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/04/bergama-isci-eylemi.jpg" type="image/jpeg" length="96816"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İBB'nin 44 yıllık Zabıta Müdürü Nazan Başelli görevine döndü]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ibbnin-44-yillik-zabita-muduru-nazan-baselli-gorevine-dondu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ibbnin-44-yillik-zabita-muduru-nazan-baselli-gorevine-dondu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İBB Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli, 338 günlük hukuki sürecin ardından görevine iade edildi. Başelli, düzenlenen törende mesai arkadaşları tarafından çiçeklerle karşılanarak mesaisine başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesinde 44 yıllık hizmeti bulunan ve son olarak Anadolu Yakası Zabıta Müdürü görevini yürüten Nazan Başelli, 338 gün süren hukuki sürecin ardından tahliye edilerek görevine yeniden başladı.</p>

<p></p>

<p>“İBB Davası” kapsamında tutuklu bulunan ve mahkemenin verdiği ara kararla tahliye edilen Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli için göreve başlama töreni düzenlendi. Törene, İBB Genel Sekreter Yardımcıları Murat Yazıcı, Recep Korkut ve Remzi Albayrak ile Zabıta Dairesi Başkanı Metin Alper de katılım sağladı. Başelli, müdürlük binasında mesai arkadaşları tarafından alkışlar ve çiçeklerle karşılanarak tebrikleri kabul etti.</p>

<p></p>

<h2>"ALNIM AK BAŞIM DİK"</h2>

<p></p>

<p>Yeniden görevinin başına geçmenin gururunu yaşadığını ifade eden Nazan Başelli, törende yaptığı konuşmada liyakat ve adalet vurgusu yaptı. Başelli, açıklamasında şunları kaydetti:</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu kurumun kapısından ilk gün nasıl bir inanç ve azimle girdiysem, son bir yıl ve bugün de benim nezdimde farksızdır. Alnım ak, başım dik, vicdanım hiçbir lekeyle gölgelenmeden, huzur doluyum. Bugün bedenen sizin yanınızda olsam da, kalbim Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu ile birlikte Silivri Cezaevi’nde özgürlüğüne kavuşmayı bekleyen tüm arkadaşlarımladır. En kısa sürede onların da özgürlüklerine kavuşacaklarına kalben inanıyorum. Hep birlikte daha güçlü, daha inançlı ve daha kararlı şekilde yolumuza devam edeceğiz."</p>

<p></p>

<p>Nazan Başelli, törenin tamamlanmasının ardından makamına geçerek mesaisine kaldığı yerden devam etti. Devir teslim sürecinin ardından Anadolu Yakası Zabıta Müdürlüğü'ndeki operasyonel süreçlerin Başelli yönetiminde sürdürüleceği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, İSTANBUL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ibbnin-44-yillik-zabita-muduru-nazan-baselli-gorevine-dondu</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2026/04/nazan-beselli.jpeg" type="image/jpeg" length="34886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gürkan’dan Gülistan Doku açıklaması: 6 yıl boyunca neyi beklediniz?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/emek-partisi-genel-baskan-yardimcisi-gurkandan-gulistan-doku-aciklamasi-6-yil-boyunca-neyi-beklediniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/emek-partisi-genel-baskan-yardimcisi-gurkandan-gulistan-doku-aciklamasi-6-yil-boyunca-neyi-beklediniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[EMEP Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, Gülistan Doku soruşturmasında 6 yıl sonra 13 kişinin gözaltına alınmasını değerlendirdi. Gürkan, kamu görevlilerinin koruma zırhının kaldırılması gerektiğini belirterek, "Gülistan Doku’ya ne oldu?" sorusunun hızla yanıtlanmasını talep etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, Dersim’de 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun soruşturmasında yıllar sonra yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Gürkan, yaptığı basın açıklamasında, dün gece saatlerinde aralarında kamu görevlilerinin de yer aldığı 13 kişinin gözaltına alınmasına dikkat çekti. Gözaltına alınanlar arasında dönemin Tunceli Valisi ve günümüzde İçişleri Bakanlığı Müfettişi olarak görev yapan Tuncay Sonel’in oğlu ile Tunceli İl Özel İdare personeli ve eski bir polis memurunun da bulunduğunu kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>SORUŞTURMA ETKİN YÜRÜTÜLMELİDİR</h2>

<p>Gülistan Doku’nun kaybolmasının üzerinden 6 yıl geçtiğini hatırlatan Gürkan, soruşturmanın en başından itibaren bilinen isimlerin ancak 6 yıl sonra gözaltına alındığını vurguladı. Bu gelişmenin ailenin, kadınların ve demokrasi güçlerinin "Gülistan Doku’ya ne oldu?" sorusunu sormaktan vazgeçmeyen ısrarlı mücadelesi sonucu gerçekleştiğini belirtti. Doku ailesinin avukatının basına verdiği demeçlere atıfta bulunan Gürkan, tüm şüphelilerin henüz gözaltına alınmadığını ve bunca yıl şüpheliler hakkında işlem yapılmayarak delillerin karartılmasının önünün açıldığını ifade etti.</p>

<p>Yıllarca "intihar" denilerek dosyanın üzerinin örtülmeye çalışıldığını savunan Selma Gürkan, soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi gerektiğini kaydetti. Gürkan, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ve soruşturmanın yıllardır üzerini örtmeye çalıştığını öne sürdüğü kamu görevlilerinin yargılanması, üzerlerindeki koruma zırhlarının ise kaldırılması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Gürkan, Gülistan Doku’nun kaybolduğu tarihten bu yana 1513 kadının ölümünün şüpheli bırakıldığı bilgisini paylaştı. Şüpheli kadın ölümlerinin etkin bir biçimde soruşturulmaması nedeniyle, bu vakalarda adı geçen erkeklerin başka kadın cinayetlerinin failleri olarak ortaya çıktığını vurguladı. Şüpheli ölümlerin "doğal ölüm" veya "intihar" olarak nitelendirilerek kapatılmak istendiğini ancak kadınların ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle bu durumun aydınlatılabileceğini ekledi. Gürkan, sürecin adalet adına takipçisi olacaklarını belirterek, kamuoyunu "Gülistan Doku’ya ne oldu?" sorusunu daha gür bir sesle sormaya davet etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/emek-partisi-genel-baskan-yardimcisi-gurkandan-gulistan-doku-aciklamasi-6-yil-boyunca-neyi-beklediniz</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2023/05/emek-partisi-selma-gurkana-emanet.jpg" type="image/jpeg" length="98327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hatimoğulları: Milyonlarca yurttaş İmamoğlu, Yüksekdağ, Demirtaş ve Atalay'ın haksız tutulduğuna inanıyor]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/hatimogullari-milyonlarca-yurttas-imamoglu-yuksekdag-demirtas-ve-atalayin-haksiz-tutulduguna-inaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/hatimogullari-milyonlarca-yurttas-imamoglu-yuksekdag-demirtas-ve-atalayin-haksiz-tutulduguna-inaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı açıklamada, milyonlarca vatandaşın Ekrem İmamoğlu, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Can Atalay'ın haksız şekilde hapiste tutulduğuna inandığını belirterek bağımsız yargı ve demokrasi taleplerini dile getirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, Türkiye’deki demokratik standartlar ve yargı bağımsızlığına ilişkin eleştirilerini sıralayarak, toplumun büyük bir kesiminin yargının siyasi saiklerle hareket ettiğini düşündüğünü ifade etti.</p>

<p>TBMM'deki grup toplantısında konuşan Hatimoğulları'nın açıklamalarından satır başları şu şekilde:</p>

<p>"Tarih 14 Nisan 1988. Irak'ta Kürtlere yönelik bir katliamın, Enfal'in yıl dönümü. İnsanlığın sustuğu, tarihin utançla mühürlendiği bir gün. Kürt halkını tarih sahnesinden silmeyi hedefleyen sistematik bir katliamla karşı karşıya kaldık.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>On binlerce insan kimyasal silahlarla, toplu infazlarla, diri diri toprağa gömülerek katledildi; köyler mezara çevrildi. Dünya unutsa da biz bu acıyı unutmuyor, unutturmuyoruz. Öfkemiz de yasımız da adalet talebimiz de hâlâ diridir.</p>

<p></p>

<p>Türkiye, Kürt halkının acısını paylaştığını Enfal'i resmen tanıyarak gösterebilir. Bu nedenle her yıl olduğu gibi bugün de Meclis'e kanun teklifi verdik. Bu ağır bir insanlık suçudur. Hakikat mutlaka tarihsel adaletle buluşacaktır. Burada bir kez daha, bu katliamda yitirdiğimiz Kürt kardeşlerimizi, canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Unutmadık, unutturmayacağız.</p>

<p></p>

<p>41 gün boyunca İran kentlerine ve Orta Doğu'nun merkezlerine uçaklardan, dronlardan ve balistik füzelerden ölüm yağdı. Bunun sonucu binlerce sivilin yaşamını yitirmesi, yıkım, yoksulluk ve derin acı oldu. Kan ve barut kokusu altında varılan iki haftalık ateşkesi bu nedenle memnuniyetle karşıladık.</p>

<p></p>

<p>Ancak hafta sonu, görüşmelerin sürdüğü İslamabad'dan çok da olumlu haberler gelmedi. ABD ve İran heyetleri, “uzlaşamadık” diyerek masadan kalktı. Nükleer taahhütler, Hürmüz Boğazı ve Lübnan cephesi başlıklarında düğümler çözülmedi, yeni bir müzakere takvimi de belirlenemedi.</p>

<p></p>

<p>İran rejimine gelince; dış müdahaleye zemin hazırlayan iç baskıyı artırma hatasında ısrar etmek yalnızca daha büyük zararlar doğurur. Nitekim ateşkesin başladığı anda kitlesel gözaltılar devreye girdi, başta Kürtler ve kadınlar olmak üzere muhaliflere yönelik idam kararları gündeme alındı. Emperyalizme ve savaşa karşı durduğunu söyleyen, ancak kendi halkına zulmeden yönetimler meşruluğunu kaybeder. Derin bir devlet tarihine sahip olan İran bunu iyi bilir, bilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Kürtler, Farslar, Beluçlar, Azeriler, Türkmenler, kadınlar, gençler ve siyasetçiler; özgürlük, demokrasi ve eşit yurttaşlık hakkı talep ettikleri için katledilmemeli, gözaltına alınmamalıdır. Hakkında idam kararı bulunan bütün muhalifler için bu kararlar kaldırılmalı, İran'daki siyasetçiler serbest bırakılmalıdır. Ez cümle, demokratik ve adil yönetimler dış müdahalelere karşı her zaman daha güçlü olur; aksi ise er ya da geç kırılmayı beraberinde getirir.</p>

<p></p>

<p>Bizler DEM Parti olarak, ülkemizde olduğu gibi bölgede de halklar için barışı, eşit yurttaşlığı, demokrasiyi ve özgürlükleri haykırmaya devam edeceğiz. "Savaşa hayır" demeyi sürdüreceğiz.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kapitalist sistemin işçiyi ve emekçiyi sömürmesi yetmiyormuş gibi şimdi de gözünü doğaya dikmiş durumda. Dağı, taşı, kuşu, böceği, kısacası yaşamın tamamını yok ederek dolar yeşiliyle kesesini doldurmak istiyor. Şu haritaya bakın.</p>

<p></p>

<p>Bu harita, Polen Ekoloji'nin emeğiyle ortaya çıkardığı talan tablosudur. Bu vesileyle, yaşamı ve doğayı korudukları için tutuklanan Cemil Aksu ve Cemre Nayır'ı da selamlıyorum. Polen Ekoloji'nin ortaya koyduğu veriler gerçeği bütün açıklığıyla gösteriyor: 2023 başından 2025 sonuna kadar açılan ihalelerde 2 bin 405 ruhsat sahası satışa çıkarıldı.</p>

<p></p>

<p>Bakın, yalnızca Giresun'un yüz ölçümünün yüzde 85'ine maden ruhsatı verilmiş durumda. Bir ilin tam yüzde 85'i talana açılmış. 86 milyon insanımız şunu bilsin ki Türkiye'de artık neredeyse maden tehdidinden uzak tek bir karış toprak kalmamıştır.</p>

<p></p>

<p>Tirebolu Sekü'de, Görele Karlıbel'de köylüler günlerdir nöbette. Fındık yeşertilen toprakları korumanın derdindeler. Ülkenin dört bir yanında insanlar yaşamı savunmaya devam ediyor; Giresun'da, Şırnak'ta, Muğla'da, Varto'da, Karlıova'da, dört bir yanda… Köylüler direniyor, hukuk yurttaşa "dur" diyor ama şirket ilerliyor.</p>

<p></p>

<p>Mehmet Türkmen işçi ölmesin diyor, tutuklanıyor. Esra Işık yaşam alanlarını savunuyor, tutuklanıyor. Başaran Aksu holding talanına yeter diyor, holding emrediyor, Başaran Aksu tutuklanıyor. Mehmet Türkmen'e, Esra Işık'a, Başaran Aksu'ya ve onu savunduğu için tutuklanan Doğukan Akan'a buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Sizler yalnız değilsiniz.</p>

<p></p>

<p>Dünya, Ortadoğu ve Türkiye'deki gelişmeleri değerlendirmek ve bunun ışığında yeni dönem siyasetimizi konuşmak üzere beş gün süren toplantılarımızı tamamladık. Dünyada artan ırkçı, faşist, otoriter, erkek egemen ve doğa düşmanı rejimler halkları ezim ezim eziyor. Savaş ve çatışmalar yalnızca Ortadoğu ile sınırlı kalmıyor, Avrupa kıtası dahil birçok yere yayılıyor. Bu tabloda Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik, enerji, ekoloji ve demokrasi krizini de az önce ifade ettiğim çerçevede derinlemesine değerlendirdik. Bir yandan ülkenin bu sorunlarına çözüm üretmek, bir yandan da barış sürecini başarıya ulaştırmak için var gücümüzle çalışma kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik.</p>

<p></p>

<p>Net olan şudur, İşsizlik, yoksulluk, aşırı pahalılık ve ücretlerin düşüklüğü yurttaşın belini kırmış durumda. Yurttaş aç, karnını doyurmak, kirasını ödemek, çocuğunu rahatça okutabilmek istiyor. Bundan daha doğal hiçbir şey yok. Milyonlarca Kürt ve dostları, bu ülkenin hak ve vicdan sahibi yurttaşları, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesini istiyor. Milyonlarca yurttaş, seçilmişlerin, Ekrem İmamoğlu'nun, Figen Yüksekdağ'ın, Selahattin Demirtaş'ın, Can Atalay'ın haksız ve hukuksuz biçimde hapiste tutulduğuna inanıyor ve serbest bırakılmalarını talep ediyor. Ülkenin tamamına yakını Türkiye'de demokrasinin kırıntısının kalmadığını söylüyor ve demokrasi istiyor. Ülkenin üçte ikisinden fazlası, yargının adil olmadığını, tamamen siyasi saiklerle karar verdiğini düşünüyor ve bağımsız yargı talep ediyor. Aleviler ise hâlâ çok güçlü bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıya ve her yerde ötekileştiriliyor. Aleviler, inançlarının Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kenar süsü olmasını değil; inançlarının kabulünü, cemevlerinin ibadethane sayılmasını ve en önemlisi eşit yurttaşlık hakkı temelinde haklarının ve varlıklarının tanınmasını istiyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/hatimogullari-milyonlarca-yurttas-imamoglu-yuksekdag-demirtas-ve-atalayin-haksiz-tutulduguna-inaniyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/04/tulay-hatimogullari-1.png" type="image/jpeg" length="24000"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eğitim-Sen'den Şanlıurfa'daki okula silahlı saldırıya ilişkin açıklama: Süreci yakından takip ediyoruz]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/egitim-senden-sanliurfadaki-okula-silahli-saldiriya-iliskin-aciklama-sureci-yakindan-takip-ediyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/egitim-senden-sanliurfadaki-okula-silahli-saldiriya-iliskin-aciklama-sureci-yakindan-takip-ediyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eğitim-Sen, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki bir lisede meydana gelen silahlı saldırıyı kınayarak, öğretmen ve öğrencilerin güvenli eğitim ortamı hakkını savunduklarını ve süreci yakından takip ettiklerini bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede gerçekleştirilen ve aralarında öğretmen ile öğrencilerin de bulunduğu çok sayıda kişinin yaralandığı silahlı saldırıya ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.</p>

<p>Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) bağlı Eğitim-Sen tarafından yapılan açıklamada, saldırı kınanarak yaralanan meslektaşlarına ve öğrencilere acil şifalar diledikleri belirtildi. Açıklamada, eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin güvenli bir ortamda bulunma hakkına vurgu yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>GÜVENLİ EĞİTİM ORTAMI HAKKI</h2>

<p>Sendika tarafından yapılan açıklamada, sürecin titizlikle takip edildiği kaydedilerek şu ifadelere yer verildi: "Eğitim Sen olarak, öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunarak, süreci yakından takip ediyoruz."</p>

<p>Açıklamada ayrıca, okul ortamlarında yaşanan şiddet olaylarına karşı duyulan hassasiyet ifade edildi ve yaralıların durumunun izlendiği kaydedildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/egitim-senden-sanliurfadaki-okula-silahli-saldiriya-iliskin-aciklama-sureci-yakindan-takip-ediyoruz</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/11/egitim-sen-14.png" type="image/jpeg" length="69586"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çin'den 'İran'a silah tedariki' iddialarına yanıt]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/cinden-irana-silah-tedariki-iddialarina-yanit</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/cinden-irana-silah-tedariki-iddialarina-yanit" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD ile İran arasındaki savaş sürecinde Tahran yönetimine silah sağlandığı yönündeki iddiaları reddetti. Bakanlık Sözcüsü Guo Jiakun, söz konusu iddiaların tamamen uydurma olduğunu belirterek ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki abluka girişimlerine tepki gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çin Dışişleri Bakanlığı, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran İslam Cumhuriyeti arasında süregelen savaş ortamında, İran tarafına askeri mühimmat ve silah tedariki sağlandığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.</p>

<p>Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, basın mensuplarının konuya ilişkin sorularını yanıtladığı toplantıda, ortaya atılan iddiaları "tamamen uydurma" olarak nitelendirdi. Guo, Pekin yönetiminin çatışma sürecinde silah tedariki yaptığına dair haberleri kesin bir dille yalanladı.</p>

<h2>HÜRMÜZ BOĞAZI'NDAKİ ABLUKAYA TEPKİ</h2>

<p>Sözcü Guo Jiakun, ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinde uyguladığı abluka kararını "tehlikeli ve sorumsuz" bir adım olarak tanımladı. İlgili tarafların daha önce üzerinde mutabık kaldığı geçici ateşkese rağmen, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırdığına dikkat çeken Guo, Washington yönetiminin doğrudan hedefli bir abluka stratejisi izlediğini ifade etti.</p>

<p>Guo, bu tür askeri hamlelerin mevcut çatışma ortamını daha da şiddetlendireceğini, halihazırda kırılgan olan ateşkes sürecini baltalayacağını ve boğaz üzerindeki seyir güvenliğini ciddi bir tehlikeye atacağını vurguladı. Çin'in, krizin taraflarına yönelik çağrısını yineleyen Sözcü, tüm kesimlerin ateşkes şartlarına sadık kalması, diplomatik diyalog ve barış görüşmelerine bağlılık göstermesi gerektiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölgesel gerilimin düşürülmesi için somut adımlar atılması gerektiğini belirten Guo, Hürmüz Boğazı'ndaki olağan geçiş trafiğinin en kısa sürede emniyetli bir şekilde yeniden tesis edilmesinin hayati önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/cinden-irana-silah-tedariki-iddialarina-yanit</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2023/09/cin-bayrak-china.png" type="image/jpeg" length="68393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bahçeli: Terörsüz Türkiye, yeniden şenlenen köylerdir, işini büyükşehirde aramayan gençlerdir]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/bahceli-terorsuz-turkiye-yeniden-senlenen-koylerdir-isini-buyuksehirde-aramayan-genclerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/bahceli-terorsuz-turkiye-yeniden-senlenen-koylerdir-isini-buyuksehirde-aramayan-genclerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grup toplantısında yaptığı kapsamlı konuşmada, terörsüz bir Türkiye hedefinin toplumsal ve ekonomik refah üzerindeki etkilerini, küresel güvenlik risklerini ve tarımsal üretimin milli beka açısından taşıdığı kritik önemi vurguladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" vizyonunun üretim ve huzur odaklı bir gelecek olduğunu ifade etti. Bahçeli, Üçüncü Dünya Savaşı ihtimaline karşı bir "Dünya Barış Konseyi" kurulması çağrısında bulunurken, gıda güvenliğinin bir beka meselesi olduğunu kaydetti.</p>

<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis'te düzenlenen grup toplantısına katılarak gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bahçeli, konuşmasında iç ve dış siyasete ilişkin stratejik değerlendirmeler yaparak Türkiye'nin gelecek vizyonunu paylaştı.</p>

<h2>DÜNYA BARIŞ KONSEYİ MEKANİZMASI</h2>

<p>Küresel ölçekte artan savaş risklerine dikkat çeken Bahçeli, "Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın António Guterres’in öncülüğünde; Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla bir 'Dünya Barış Konseyi' mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir. Barışı lafzında taşıyıp savaşı fiilinde büyüten ikircikli anlayışların değil; adaleti, dengeyi ve hakkaniyeti esas alan yeni bir küresel iradenin tecellisi artık kaçınılmazdır. Türkiye, tarihinin yüklediği sorumlulukla ve coğrafyasının biçtiği misyonla elini taşın altına koymaya hazırdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' veczi; dün olduğu gibi bugün de atacağımız her adımın rotasını, yürüyeceğimiz tüm yolların istikametini tayin edecektir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Orta Doğu'da yaşanan gelişmelere de değinen Bahçeli, Filistinli Müslümanların ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ve İsrail Meclisi'nde kabul edilen siyasi tutuklular için idam cezası düzenlemesinin siyonizmin hukuksuzluğunu gösterdiğini belirtti. Batı'nın bu konudaki sessizliğini "organize bir siyasi ikiyüzlülük" olarak nitelendiren Bahçeli, bölgede su güvenliğinin ve enerji geçiş güzergahlarının stratejik öneminin arttığını vurguladı.</p>

<h2>"TERÖRSÜZ TÜRKİYE, YENİDEN ŞENLENEN KÖYLERDİR"</h2>

<p>İç cephenin sağlam tutulmasının dış kuşatmayı yarmak için zorunlu olduğunu ifade eden Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" sürecine dair şunları söyledi: "Doğu Anadolu’nun, Güneydoğu Anadolu’nun, sınır havzalarımızın, yaylalarımızın, ovalarımızın ve köylerimizin terör prangasından kurtularak büyük bir üretim seferberliğine katılması mümkündür ve artık hayal değildir. Terörsüz Türkiye, silahları susturan, terörın kökünü kazıyan bir hedeftir. Terörsüz Türkiye, tarlaları ekinle buluşturan gelecektir. Terörsüz Türkiye, yeniden şenlenen köylerdir, işini büyükşehirde aramayan gençlerdir, aşını anasının kazanında kaynatan kadınlarımızdır. Terörsüz Türkiye, ata yurdunu terk etmeyen babalardır. Terörsüz Türkiye, huzurun üretime, üretimin refaha dönüşmesidir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tarım ve hayvancılığın bir milli egemenlik meselesi olduğunu vurgulayan Bahçeli, toprağı müdafaa etmekle işlemek arasında bir fark olmadığını dile getirdi. "Tarım, milletin yalnız bugününü değil, yarınını da besleyen stratejik kudrettir" diyen Bahçeli, dışa bağımlılığın bir millete diz çöktüreceğini, gıda güvenliğinin ise doğrudan bir milli beka meselesi olduğunu kaydetti.</p>

<h2>BUGÜN TOHUMU KİM ÜRETİYORSA SAVAŞIN GALİBİ ODUR</h2>

<p>Savaşların artık sadece cephede değil, gümrük kapılarında ve tohum üretiminde de verildiğini ifade eden Bahçeli, "Savaş sadece tankla, tüfekle, füzeyle yürütülmez. Savaş bazen tedarik zincirinin kırılmasıyla, bazen boş market raflarıyla, bazen kepenk indiren esnafla, bazen kapatılan pazar tezgâhıyla olur. Bugün tohumu kim üretiyorsa savaşın galibi odur. Bugün bir milletun sofrasına gelen aşı kim kaynattıysa savaşın galibi odur. Kendi kendine yetebilen bir ülke olmak, düş değildir" dedi. Bahçeli ayrıca, güvenilir gıdaya erişim için Milli Eğitim Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı'nın "Yerli Malı Haftası" anlayışını güncelleyerek ortak bir çalışma yapması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Konuşmasının sonunda Polis Teşkilatının 181'inci kuruluş yıl dönümünü kutlayan MHP Lideri, emniyet mensuplarının çalışma şartlarının, fazla mesai sorunlarının ve psikolojik yıpranmalarının görmezden gelinemeyeceğini vurguladı. Bahçeli, "Polis, sadece bir güvenlik unsuru değil; aynı zamanda devletin sokaktaki nabzını tutan, krizleri ilk hisseden ve müdahale eden bir erken uyarı mekanizmasıdır. Bu mekanizma zayıflarsa, devlet körleşir" diyerek polislerin yalnız bırakılmaması gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/bahceli-terorsuz-turkiye-yeniden-senlenen-koylerdir-isini-buyuksehirde-aramayan-genclerdir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/12/devlet-bahceli11-1024x576-1-1.webp" type="image/jpeg" length="87476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali başladı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/uluslararasi-hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/uluslararasi-hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’in Seferihisar ilçesinde Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali bugün başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İzmir’in Seferihisar ilçesinde düzenlenen festival, bilimi laboratuvarlardan çıkarıp toplumla buluşturmayı hedefliyor. Beş gün sürecek etkinliklerde oturumlar, atölyeler, film gösterimleri ve gökyüzü gözlemleri yer alacak. 3-7 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek festivalin açılışına Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin’in yanı sıra Türkiye ve dünyadan tanınmış bilim insanları katıldı. Açılışta yapılan konuşmalarda bilimin halka ulaşmasının önemine vurgu yapıldı.</p>

<p>Festival, bilimi günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline getirmeyi, bilimsel düşünceyi yaygınlaştırmayı ve bilgiye erişimi demokratikleştirmeyi amaçlıyor. Seferihisar Akarca Kamp Alanı’nda başlayan etkinlik, cumartesi akşamına kadar sürecek.</p>

<p><strong>Zengin içerikli program</strong></p>

<p><br />
Festivalin ilk günü “Türkiye ve Dünyada Bilim İletişimi” başlıklı oturumla başladı. Gün boyunca Çağan Türkan’ın “Empatik Beyin” sunumu, İren Dicle Aytaç’ın “Türkiye’de Bilim-Kurgu Sineması” oturumu ve akşam saatlerinde “Bir Zamanlar Gelecek 2121” film gösterimi gerçekleştirilecek. Ayrıca “Bilim İletişimi Hackathonu”, amatör telsizcilik atölyesi, gökyüzü tanıtımı ve çocuklara özel “Güneş Gözlemi” ile “Steam” etkinlikleri yapılacak.</p>

<p>Festival, yalnızca bilimsel içeriklerle sınırlı kalmayacak; belgesel gösterimleri, müzik etkinlikleri ve gökyüzü gözlemleriyle kültürel bir şenlik atmosferi sunacak. Çocuklara özel programlar da bilimin yeni nesillerle buluşmasını sağlayacak.</p>

<p><strong>Bilim ve sanat buluşuyor</strong><br />
Etkinliklerde Prof. Dr. Çiler Dursun, Prof. Dr. Ali Osman Karababa, Prof. Dr. Erkan Saka, NASA’dan Dr. Ayşegül Tümer ve Dr. Umut Yıldız gibi isimler yer alacak. Festival boyunca elliden fazla panel, atölye ve sunum yapılacak.</p>

<p>Programda ayrıca “Eko Eko Eko” belgesel gösterimi, “Bir Zamanlar Gelecek: 2121” filmi ve “Öz: Kuantumun Öyküsü” belgeselinin galası da bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali, 7 Eylül’e kadar bilimi sanatla buluşturmaya devam edecek.</p>

<p>Ayrıntılı bilgi ve kayıt için: <strong><a href="http://www.hypatiabilimfestivali.com/?utm_source=chatgpt.com" rel="dofollow" target="_new">www.hypatiabilimfestivali.com</a></strong><br />
Festival programı için: <strong><a href="https://www.hypatiabilimfestival.com/program?utm_source=chatgpt.com" rel="dofollow" target="_new">https://www.hypatiabilimfestival.com/program</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/uluslararasi-hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basladi</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Sep 2025 20:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/09/grup-fotografi.jpeg" type="image/jpeg" length="60179"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ODTÜ'de mezuniyet yine bildiğiniz gibi: Direniş, mizah ve zeka]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/odtude-mezuniyet-yine-bildiginiz-gibi-direnis-mizah-ve-zeka</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/odtude-mezuniyet-yine-bildiginiz-gibi-direnis-mizah-ve-zeka" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'nin en prestijli üniversitelerinden ODTÜ'nün bu yılki mezuniyet töreni de geleneksel bir şekilde kutlandı. ODTÜ'lü öğrenciler hazırladıkları pankartlara ülkenin direniş gündemine mizahları ile ışık tuttular.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/odtude-mezuniyet-yine-bildiginiz-gibi-direnis-mizah-ve-zeka</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Jul 2025 21:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/07/i-m-g-20250713-w-a0016.jpg" type="image/jpeg" length="22051"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul'da muhasebeciler 14-15 Haziran'da sandığa gidiyor, 'Demokrat Muhasebeciler' ne vadediyor?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/istanbulda-muhasebeciler-14-15-haziranda-sandiga-gidiyor-demokrat-muhasebeciler-ne-vadediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/istanbulda-muhasebeciler-14-15-haziranda-sandiga-gidiyor-demokrat-muhasebeciler-ne-vadediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da muhasebeciler 14-15 Haziran'da sandığa gidiyor, 'Demokrat Muhasebeciler' ne vadediyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) 14-15 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek olan genel kurul seçimlerine sayılı günler kala, Demokrat Muhasebeciler Platformu adayları dokuz8 TV’nin konuğu oldu. Programda, başkan adayı Bülent Haberal ve Disiplin Kurulu Başkanı adayı Emine Funda Üçüncü mesleğin sorunlarını, platformun yaklaşımını ve vaatlerini detaylarıyla anlattı.</p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p><img alt="Demokrat Muhasebeciler Platformu İSMMMO Genel Kurulu'na çağırıyor" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/06/ekran-resmi-2025-06-13-164753.png" /><strong>35 Yıllık Bir Geleneğin Temsilcileri</strong></p>

<p>Demokrat Muhasebeciler Platformu, 1991 yılında kurulan köklü bir yapı. Meslek yasasının yürürlüğe girmesinin ardından mesleki demokratik örgütlenme arayışıyla ortaya çıkan platform, yıllar içinde farklı isimlerle de seçimlere katılmış olsa da, özünü ve ilkelerini koruyarak meslektaş mücadelesini sürdürüyor. Bülent Haberal, “Demokratik Türkiye ve bağımsız meslek” vurgularıyla yola çıktıklarını hatırlatıyor.</p>

<p><br />
<strong>Meslektaşlar Tekelleşme ve Angarya Kıskacında</strong></p>

<p>Adaylar, muhasebe mesleğinin son yıllarda artan dijitalleşme ve ekonomik dönüşümlerle birlikte daha da zorlaştığını ifade ediyor. Haberal, “Büyük denetim şirketleri piyasayı domine ederken, küçük ofis sahipleri ayakta kalmaya çalışıyor” diyerek sektördeki tekelleşmeye dikkat çekti. Funda Üçüncü ise İstanbul’daki 50 binin üzerindeki muhasebecinin yalnızca üçte birinin serbest çalıştığını, geri kalanının ise sözleşmeli bağımlı çalışanlar olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Vesayet Eleştirisi: “Gelir İdaresinin Uzantısı Gibi”</strong></p>

<p>Konuşmacılar, İSMMMO’nun ve çatı örgüt TÜRMOB’un yeterince bağımsız olmadığını savundu. Haberal, meslek yasasının vesayetçi bir anlayışla düzenlendiğini ve Gelir İdaresi’nin onayı olmadan hiçbir düzenlemenin yapılamadığını vurguladı. “Muhasebeciler sanki devletin ücretsiz memurları gibi çalışıyor” diyen Üçüncü, ağır iş yüküne rağmen sosyal hakların yetersizliğini dile getirdi.</p>

<p></p>

<p><strong>Kadınlar, Gençler ve Yaşlılar İçin Somut Vaatler</strong></p>

<p>Funda Üçüncü, kadın meslektaşlar için İstanbul’da üç bölgede kreş açılması, doğum yapan kadınlara maddi destek verilmesi ve yaşlı muhasebeciler için bir dayanışma fonu oluşturulması gerektiğini savundu. Ayrıca, genç meslek mensupları için aidat indirimi ve ücretsiz yazılım desteği sözü verildi.</p>

<p></p>

<p><strong>Mesleğe Girişte Adalet ve Erişilebilirlik</strong></p>

<p>Haberal, muhasebecilik mesleğine girişin hem maliyetli hem de zorlayıcı olduğuna dikkat çekti. Ruhsat harçları, yazılım ve eğitim masraflarıyla birlikte yeni başlayan bir muhasebecinin yaklaşık 30 bin TL’lik bir yükle karşılaştığını belirtti. “Bu yük azaltılmalı, Luka yazılımı gibi programlar ilk üç yıl ücretsiz sağlanmalı” dedi.</p>

<p><strong>Mesleğin Saygınlığı İçin Yapısal Reform Önerileri</strong></p>

<p>Demokrat Muhasebeciler Platformu’nun bir diğer önerisi ise meslek eğitiminin üniversite düzeyinde yeniden yapılandırılması. Haberal, “Muhasebe fakülteleri kurulmalı, mesleğe girişte asgari bilgi düzeyi sağlanmalı” derken, Üçüncü de branşlaşma ve uzmanlaşmanın önemine değindi.</p>

<p><strong>Sosyal Politikalar ve Dayanışma Talebi</strong></p>

<p>Programda öne çıkan bir diğer konu da sosyal güvenlik ve tahsilat sorunlarıydı. Üçüncü, tahsil edilemeyen ücretlerin gider olarak yazılamamasını eleştirerek, meslektaşların ciddi ekonomik risklerle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Ayrıca, tüm bu taleplerin bir plan ve program dahilinde hazırlandığını ve demokratmuhasebeciler.com.tr adresinden erişilebileceğini belirtti.</p>

<p><br />
<strong>TÜRMOB’un Emek Cephesinden Kopuşu Eleştirildi&nbsp;</strong></p>

<p>Bülent Haberal, TÜRMOB’un son yıllarda DİSK, KESK, TMMOB ve TTB gibi emek örgütlerinden uzaklaştığını ifade etti. “TÜRMOB’un toplumsal mücadeleye uzak kalması, vesayetin ve tabandan kopuşun bir sonucudur. Biz kazanırsak bu mücadele alanına yeniden döneceğiz” dedi.</p>

<p><strong>“Önce Meslektaş” Diyen Adaylar Sandık Çağrısı Yaptı</strong></p>

<p><br />
Adaylar, İSMMMO seçimlerine katılımın düşük olmasının temel nedeninin meslektaşların yoğun iş yükü ve sistematik angaryalar olduğunu belirtti. Ancak değişim için sandığa gitmenin önemine dikkat çekerek tüm muhasebecileri 14-15 Haziran’da Lütfü Kırdar Kongre Merkezi’ne davet ettiler.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>SİVİL TOPLUM SAATİ</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/istanbulda-muhasebeciler-14-15-haziranda-sandiga-gidiyor-demokrat-muhasebeciler-ne-vadediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Jun 2025 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zmJCPQyaOc4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81495"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6.2 büyüklüğündeki bu deprem birçok açıdan “harika” bir depremdi.]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/62-buyuklugundeki-bu-deprem-bircok-acidan-harika-bir-depremdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/62-buyuklugundeki-bu-deprem-bircok-acidan-harika-bir-depremdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da en büyüğü 6.2 olmak üzere art arda yaşanan depremler kamuoyunda yeniden “büyük İstanbul depremi” tartışmalarını alevlendirdi. 6.2 büyüklüğündeki son sarsıntının ardından farklı bilim insanlarının ortaya koyduğu senaryolar, toplumun kafasını karıştırırken, bilim iletişimcisi ve İTÜ öğretim üyesi Dr. Ömer Kamacı ile yaşananları, bilimsel modelleri, hazırlık seviyemizi ve depremle birlikte yaşama kültürünü konuştuk.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Röportaj: Nurcan Seven</p>

<p></p>

<h1><font face="SimSun">“Bu Deprem Harikaydı – Çünkü Hasar Yoktu”</font></h1>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Ömer Hocam,&nbsp;hoş geldiniz. Dilerseniz hemen dünkü depremle başlayalım. İstanbul’da oldukça hareketli bir gün yaşandı. Sizin değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?</p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Hoş bulduk, teşekkür ederim. Dün yaşanan deprem aslında oldukça öğretici bir örnek. Ana şoktan önce yaklaşık yarım saat önce dört büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Konumuna baktığımda açık söyleyeyim, içimden “eyvah” dedim. Çünkü tam da Kumurgaz Fayı üzerinde gerçekleşti. Bu bölge zaten uzun süredir beklenen bir alan. Ben bir sismolog değilim ama literatürü takip eden biri olarak söyleyebilirim ki, bu fay hattı İstanbul için ciddi risk barındırıyor.</p>

<p>Yaklaşık 6.2 büyüklüğündeki bu deprem birçok açıdan “harika” bir depremdi. Çünkü can kaybı yok, ciddi bir mal kaybı da olmadı. Ama aynı zamanda büyük bir enerji boşalttı. Yaklaşık 15 kilometrelik bir kırılma yaşandı. Yani biz aslında bu büyüklükte bir depremi, çok fazla acı çekmeden atlattık. Bu kıymetli bir şey.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Farklı Bilimsel Görüşler Toplumu Kutuplaştırmamalı”</font></h1>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Bu depremi farklı şekillerde yorumlayan bilim insanları var. Sosyal medyada da “geçti mi, daha kötüsü mü geliyor?” gibi sorular hızla yayılıyor. Toplum da kafa karışıklığı içinde. Siz bu senaryoları nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;İki ana bilimsel görüş var. Bunlardan ilki, kamuoyunun da yakından tanıdığı Naci Görür ve Celal Şengör gibi hocaların savunduğu model. Buna göre, Kumurgaz Fayı’ndan başlayıp Adalar Fayı’na kadar ilerleyecek büyük bir kırılma bekleniyor. Bu kırılmanın 7.4-7.5 büyüklüğünde bir deprem üretmesi bekleniyordu. Ama son depremle birlikte bu beklenti biraz azaldı; belki artık 7.2 gibi konuşabiliriz. Çünkü o bölgede bir stres boşalması yaşandı. Ancak bu tüm fay için geçerli değil.</p>

<p>İkinci görüş ise daha az kabul gören ama giderek önem kazanan bir model: Krip. Yani bazı faylar kilitlenmek yerine sürünerek hareket ediyor. Bu da daha küçük ama sık depremlerle enerjinin boşalması anlamına geliyor. Özellikle Almanların 2024’te yayımladığı bir çalışmada bu görüş desteklendi. Eğer bu model doğruysa, biz büyük bir deprem yerine, belirli aralıklarla 5-6 büyüklüğünde depremler yaşayabiliriz. Ama dediğim gibi, bu görüş henüz azınlıkta.</p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Toplum bu bilimsel ayrışmayı bazen kişisel bir kavgaymış gibi izliyor. Bu da güveni sarsıyor gibi. Ne dersiniz?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Çok haklısınız. Bilimi kişilerle özdeşleştirmek büyük bir hata. Bilim insanı şu kişilikteymiş, şöyle konuşuyormuş… Bunlar önemli değil. Bizim için önemli olan, ortaya konan verinin sağlamlığıdır. Bilimde ad hominem yani kişiye saldırı olmaz. Teoriler yarışır, kişiler değil. Sosyal medyada bu ayrımı yapmak zorlaşıyor ama biz bilim iletişimcileri olarak buna dikkat etmek zorundayız.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Depremi Tahmin Etmek Şimdilik İmkânsız”</font></h1>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Yani henüz depremin ne zaman olacağını söyleyemiyoruz, öyle mi?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Bugün dünyanın en ileri üniversitelerinde, MIT’te, Caltech’te, Oxford’da bu konu çalışılıyor. Yapay zekâ ile deprem tahmini üzerine modeller geliştiriliyor ama henüz hiçbir sistem son büyük depremleri önceden bilemedi. Yani “şu saatte şu büyüklükte deprem olacak” demek, şu anda mümkün değil. Elimizdeki veriler kısıtlı. Gökbilimle kıyaslarsak; evrenin 13 milyar yıl ötesini görebiliyoruz ama yerin 5 kilometre altını göremiyoruz. Bu da belirsizliği artırıyor.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Risk Yönetemeyen, Afeti Yönetmek Zorunda Kalır”</font></h1>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Peki bu bir uyarıydı diyorsak, ne yapmalıyız? 1999’dan bu yana neleri başardık, neleri eksik bıraktık?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Deprem bilimi açısından çok iyiyiz. 6 Şubat depremleri sonrası Nature ve Science gibi dergilerde yayımlanan makalelerimiz var. Bu çok önemli. Ancak sıkıntı bilimde değil, uygulamada. Kanunlarımız, yönetmeliklerimiz mevcut ama uygulanmıyor. Denetim mekanizmaları zayıf. Vatandaş da sorumluluk almıyor; “bir kat daha fazla çıkayım, ne olacak” diye düşünüyor. Halbuki bilinçli bir toplum olmalıyız. Çok net bir şey söyleyeyim, riski yönetemeyen, afeti yönetmek zorunda kalır. Şu an başlarsak hâlâ geç değil. Ama hemen, kararlı ve bütüncül adımlar atmak zorundayız.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Erken Uyarı Sistemleri Ne Kadar İşe Yarar?”</font></h1>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Google’ın erken uyarı sistemleri gibi teknolojiler İstanbul’da işe yarar mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Kısmen. Google, telefonlardaki sensörlerle P dalgasını algılayıp, S dalgası gelmeden önce uyarı veriyor. Ancak bu sistemin işe yarayabilmesi için deprem merkezinin yerleşim yerlerine uzak olması lazım. Japonya ve Meksika gibi ülkelerde bu mesafeler yüzlerce kilometreyi bulabiliyor. İstanbul’da ise Silivri Fayı 24 km, şehir merkezi ise yaklaşık 50 km uzakta. Bu yüzden erken uyarı süresi çok kısıtlı. Ancak yine de bu sistemlerin olması faydalı olabilir; birkaç saniyelik bile uyarı bazen hayat kurtarır.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Deprem İstanbul’un Kaderi Mi?”</font></h1>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;"Deprem İstanbul’un kaderi” dediniz. Bu cümleyi açar mısınız?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;İstanbul tarih boyunca 200-250 yılda bir büyük depremler yaşamış bir şehir. Bu bir coğrafi gerçeklik. Bunu değiştiremeyiz. Depremin kendisi kader olabilir ama yıkım kader değildir. Bugün adım atarsak, belki bir sonraki 250 yıla daha hazırlıklı oluruz. Ama bugünü de kurtarmak için acilen harekete geçmeliyiz.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Bilimi Kutsallaştırmadan Sahiplenmeliyiz”</font></h1>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Bilimsel düşünme toplumda yeterince yer bulabiliyor mu sizce?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Maalesef hayır. Bilimi bazen kutsallaştırıyoruz, bazen tamamen yok sayıyoruz. Oysa bilim bir yöntemdir, bir kişilik değil. Bilimsel otoriteyi sorgulamak esastır. Max Planck’ın dediği gibi, bazen bilimsel paradigmalar ancak onları savunanlar öldüğünde değişir. Ama bizim bu sorgulamayı akılla yapmamız gerekiyor. Akıl yoluyla ilerlemeliyiz. Aksi hâlde, doğru ile yanlışı ayırt edemez hâle geliriz.</p>

<p></p>

<hr align="center" size="2" width="100%" />
<h1><font face="SimSun">“Toplum Olarak Eğitimle Başlamalıyız”</font></h1>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Son olarak, okuyucularımıza/izleyecilerimize ne söylemek istersiniz?</p>

<p></p>

<p><strong>Ömer Kamacı:</strong>&nbsp;Türkiye bir deprem ülkesidir. Biz bu topraklara sonradan geldik. Depremler bizden önce vardı, bizden sonra da olacak. Bu gerçekle yaşamayı öğrenmek zorundayız. Bilim elimizdeki en güçlü araç. Ama onu anlamak, içselleştirmek, eğitimle olur. Toplumun hem bilime hem de eğitime olan yaklaşımı değişmedikçe bu felaketleri aynı şekilde yaşamaya devam ederiz. Bilim insanı olarak tek amacımız, çocuklarımıza daha güvenli bir ülke bırakmak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>HYPATIABİLİM</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/62-buyuklugundeki-bu-deprem-bircok-acidan-harika-bir-depremdi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/04/dr-omer-kamaci-nurcan-seven.png" type="image/jpeg" length="60027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maltepe'de tarihi mitingte buluşan yüz binler İmamoğlu'na özgürlük ve erken seçim istedi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/maltepede-tarihi-mitingte-bulusan-yuz-binler-imamogluna-ozgurluk-ve-erken-secim-istedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/maltepede-tarihi-mitingte-bulusan-yuz-binler-imamogluna-ozgurluk-ve-erken-secim-istedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/maltepede-tarihi-mitingte-bulusan-yuz-binler-imamogluna-ozgurluk-ve-erken-secim-istedi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Mar 2025 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/03/maltepe-mitingi-genel-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="90879"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Öcalan'a meclis davetinden kayyım siyasetine dönüş mü?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/ocalana-meclis-davetinden-kayyim-siyasetine-donus-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/ocalana-meclis-davetinden-kayyim-siyasetine-donus-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni çözüm süreci başlamadan bitti mi?   Kayyım siyaseti geri mi dönüyor?    Esenyurt'a kayyım ne anlama geliyor?  CHP tarihinin ilk kayyumuna karşı ne yapacak?   dokuz8GÜNDEMSİYASET programında bu hafta ülkenin öne çıkan siyasi gelişmelerini Siyaset Yazarı Selim Akmen ve dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gündem Siyaset’in bu haftaki bölümünde Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ve belediyeye atanan kayyım’ın anlamı ele alındı.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Bahçeli’nin Öcalan’ı mecliste konuşmaya davet etmesinden sadece 2 hafta sonra Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e yapılan operasyonun bir çelişki mi yoksa bir devamlılık mı olduğunu tartışan Biçici, yaşananların devletin 2012-2015 dönemi ‘çözüm süreci’ deneyiminden çıkardığı sonuçla ilgili olduğunu ifade etti. Siyaset yazarı Selim Akmen ise "Hedef, Sünni İslam’la kapsanan, Alevi ve Kürt nüfusun siyasi temsilden dışlandığı bir ortam oluşturmak. Yani toplumun bazı kesimlerini sadece seyirci yapma çabası.” olarak değerlendirdi.&nbsp;</p>

<p>Gündem Siyaset’in yeni bölümü sizlerle.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:&nbsp;</strong>Evet, Gündem Siyaset programıyla yine birlikteyiz. Yoğun bir haftayı geride bıraktık.</p>

<p><strong>Selim Akmen:&nbsp;</strong>Fazlasıyla yoğun!</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:&nbsp;</strong>Belki de sürprizlerle dolu bir hafta oldu diyebiliriz. Geçen hafta, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a “Gel, Meclis’te konuş” diye seslenişini tartışıyorduk. Şimdi ise İstanbul’un en büyük ilçesi olan Esenyurt’a, Türkiye’nin en kalabalık ilçesine kayyum atanmasını konuşuyoruz.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, gerçekten öyle. Türkiye’nin en büyük ilçesi olmasının yanı sıra kent uzlaşısıyla kazanılmış bir ilçe olması nedeniyle de politik olarak oldukça kritik bir yer. Esenyurt Belediye Başkanı’nın tutuklanması ve yerine kayyum atanması, önemli bir gelişme.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu durum, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirtebilir, sence de öyle mi?</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Vallahi, şimdi bunu Meral Akşener’den itibaren devlet aklı kavramıyla ilişkilendirerek düşünebiliriz. Eskiden devlet aklı güçlüdür derdik; devlette çalışanlar, istihbarat birimleri, askeri unsurlar var ve devleti yönetenlerin bir bildiği vardır diye düşünürdük. Ancak AKP döneminde bu algı değişti. Devletin aklı var mı, yok mu, gerçekten belirsizleşti.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Geçen yıl yeniden “devlet aklı” kavramını konuşmaya başladık. Bahçeli’nin bu konuda attığı adımlar sonrasında, MHP’li sosyal medya hesapları, vekiller ve yetkililer bu hamlenin devletin büyük bir stratejisi olduğuna dair mesajlar paylaştı. Ancak aslında “devlet aklı” dediğimiz şeyin, Bahçeli’nin aklı olduğu anlaşılıyor. Bu da ifratla tefrit arasında gidip gelen bir süreç yaratıyor. Düşün bir; bir dönem terör örgütü liderini meydanlarda asan bir devlet, şimdi Meclis’e davet ediyor. Bu bir çelişki değil mi?</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Üstelik Bahçeli’nin bu hamlesinin, MHP’nin Esenyurt’a yönelik yaptığı operasyondan sonra gerçekleşmesi de dikkat çekici. Bu operasyondan sonra Esenyurt gibi kent uzlaşısıyla kazanılmış yerlerde kayyum atamalarının artacağı söylentileri dolaşıyor. Anladığım kadarıyla MHP, bu tür alanlarda halkın iradesini sınırlandırma eğiliminde.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, sanki iktidar, Öcalan’la bir pazarlık yapma niyetinde ama halkın diğer temsilcilerini sürece dahil etmek istemiyor. Hedef, Sünni İslam’la kapsanan, Alevi ve Kürt nüfusun siyasi temsilden dışlandığı bir ortam oluşturmak. Yani toplumun bazı kesimlerini sadece seyirci yapma çabası.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bir yandan da bu hamlelerin “çözüm süreci” adı altında değerlendirildiğini görüyoruz. Erdoğan ve Bahçeli’nin bu adımlarını anayasa değişikliği gibi iç politika manevraları olarak yorumlayanlar var. Ancak bence mesele bundan daha derin. Özellikle bölgedeki zorunluluklar ve Orta Doğu’daki yeniden yapılanma süreci, Türkiye’yi böyle adımlar atmaya itiyor. Erdoğan’ın Cumhuriyet’in 101. yılı etkinliğinde yaptığı “devlet aklı” vurgusunu da bu bağlamda değerlendirmek lazım.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Esenyurt’taki gelişmeler ve Bahçeli’nin açıklamaları, aslında birbiriyle çelişen değil, birbirini tamamlayan adımlar gibi duruyor.</p>

<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (35)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/11/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-35.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;2012-2015 döneminde yaşanan çözüm sürecini hatırlayalım. O süreçte AK Parti, Öcalan ve Kandil ile doğrudan müzakereler yürüttü ama Meclis’i, CHP’yi ve MHP’yi dışarıda bırakmıştı. Bahçeli o zaman sert bir muhalefet yapıyordu. Ancak sürecin sonunda, toplumsal muhalefet bu müzakere sürecinden faydalandı ve toplumsal dinamikler güç kazandı. Gezi olayları, Kobani eylemleri ve 7 Haziran seçimleri gibi tarihte eşi benzeri olmayan olaylar yaşandı. Toplum, müzakere sürecinin sunduğu olanakları değerlendirdi ve muhalefet güçlendi.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, bu olaylar adeta bir parantezin içinde gelişti. Gezi olayları, toplumun birçok kesimini bir araya getirdi. İlk defa CHP ve HDP tabanları sahada yan yana geldi. Bu yakınlaşmanın ülkenin geleceğine etkisi büyük oldu ve bu etki, son yıllarda yapılan yerel seçimlerde de görüldü. 2018 ve 2019 seçimlerinde İstanbul’da yaşanan seçim başarısı bunun açık bir örneğidir.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Özellikle 2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığı etrafında toplanan ittifak, bu sürecin siyasi sonucuydu. 2024 yerel seçimlerine de bu ittifak ruhuyla gidileceği anlaşılıyor. “Türkiye İttifakı” fikrini öne çıkaran Özgür Özel gibi isimlerin Kılıçdaroğlu’nun temellerini attığı bu ittifakı sürdürme çabası dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Gezi olaylarının etkisini bugün bile görüyoruz. Kent uzlaşısı ve demokratik kazanımlar saldırı altında ve bu saldırılar, toplumsal dayanışmayı zayıflatmaya yönelik. Bir yandan terör örgütü lideriyle pazarlık yapılırken, diğer yandan halkın demokratik kazanımlarına yönelik baskılar artıyor. Türkiye’de sol, sosyalist, demokrat, Alevi ve Kürt kesimleri kapsayan güçlü bir ittifak var. Bu ittifak, iktidara talip en güçlü aday durumunda.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu süreçte de İmamoğlu, bu büyük ittifakın simgesi olarak öne çıkıyor. Cumhuriyet’in 101. yıl dönümünde yaptığı konuşma da bunu destekler nitelikteydi. O konuşmada, eski dönem aktörlerinden kurtulmanın, Türkiye’yi yeni bir döneme taşımanın önemini vurguladı. Yani, Cumhuriyet’in değerlerine dönerek demokrasiyi güçlendirme amacını ifade etti.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, İmamoğlu’nun konuşması gerçekten dikkat çekiciydi. Cumhuriyet’in 101. yıl dönümünde yaptığı konuşmada, eski dönem aktörlerinden kurtulmanın ve Türkiye’yi yeni bir döneme taşımanın önemini vurguladı. Cumhuriyet’in değerlerine dönerek demokrasiyi güçlendirme amacını ifade etti.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle. İmamoğlu’nun bu konuşması, toplumun geniş kesimlerinde yankı buldu. Özellikle gençler ve kadınlar arasında büyük bir heyecan yarattı. Bu da gösteriyor ki, toplum değişim ve yenilik arayışında.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu noktada, muhalefetin stratejisi de önemli. İmamoğlu’nun liderliğinde şekillenen bu yeni ittifak, yerel seçimlerde nasıl bir yol izleyecek? Özellikle Esenyurt gibi kritik bölgelerde nasıl bir strateji belirlenecek?</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Muhalefetin, Esenyurt gibi bölgelerde halkın taleplerine kulak vermesi ve yerel dinamikleri dikkate alması gerekiyor. Ayrıca, toplumun farklı kesimlerini kapsayan bir politika izlemeleri şart. Bu şekilde, iktidarın baskılarına karşı daha güçlü bir duruş sergileyebilirler.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, toplumsal dayanışma ve birliktelik, bu süreçte en önemli silah olacak. Özellikle gençlerin ve kadınların siyasete daha aktif katılımı, muhalefetin elini güçlendirecektir.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Gençler ve kadınlar, değişimin en büyük dinamiği. Onların enerjisi ve kararlılığı, Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:&nbsp;</strong>Bu noktada, muhalefetin gençlere ve kadınlara yönelik politikalarını güçlendirmesi gerekiyor. Onların taleplerine ve beklentilerine uygun politikalar geliştirmek, seçimlerde başarıyı getirecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Ayrıca, muhalefetin kendi içinde de birlik ve beraberliği sağlaması şart. İç çekişmelerden uzak durarak, ortak bir hedef etrafında birleşmeleri gerekiyor.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, iç çekişmeler muhalefetin en büyük handikapı olabilir. Bu nedenle, liderlerin ve partilerin egolarını bir kenara bırakarak, ülkenin geleceği için birlikte hareket etmeleri şart.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu kritik dönemde, muhalefetin sorumluluğu büyük. Toplumun beklentilerine cevap vererek, demokratik değerleri savunarak ve birlik içinde hareket ederek, iktidara alternatif bir seçenek sunabilirler.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Umarız ki, muhalefet bu sorumluluğun farkında olur ve gereken adımları atar. Türkiye’nin geleceği için umutlu olmak istiyoruz.</p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, umut her zaman var. Yeter ki, doğru adımlar atılsın ve toplumun taleplerine kulak verilsin.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu haftalık programımızın sonuna geldik. Haftaya tekrar görüşmek üzere. Hoşça kalın.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM SİYASET</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/ocalana-meclis-davetinden-kayyim-siyasetine-donus-mu</guid>
      <pubDate>Sat, 02 Nov 2024 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/11/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-34.png" type="image/jpeg" length="36480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bahçeli'den Öcalan'a tarihi çağrı ve yeni çözüm sürecinin şifreleri]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/bahceliden-ocalana-tarihi-cagri-ve-yeni-cozum-surecinin-sifreleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/bahceliden-ocalana-tarihi-cagri-ve-yeni-cozum-surecinin-sifreleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'a yönelik ezber bozan "Meclise gel konuş" çağrısı, bu çağrının nedenleri ve tetiklediği hızlı gelişmeler dokuz8TV Gündem Özel programına katılan Siyaset Bilimci ve Yazar Dr. Mustafa Peköz tarafından değerlendirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (33)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-33.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Evet, Türkiye siyasetini etkileyen olağanüstü gelişmelerle gündem özel programımızla yine birlikteyiz. Stüdyo konuğum Dr. Mustafa Peköz; siyaset bilimci, doktor ve yazar. Aynı zamanda hukukçu. Evet, 1 Ekim’de tokalaşmayla başlayan bir süreç yaşandı ki bu sürecin tesadüfi olmadığını Bahçeli özellikle vurgulamıştı. Başlangıçta şüpheyle yaklaşıldı ve ardından süreç inanılmaz bir hız kazandı. 22 Ekim’de Bahçeli’nin Öcalan’ın Meclis’te konuşmasını önerdiği o çağrısı gündemi altüst etti. Hemen ardından TUSAŞ’a yapılan saldırı ise yeni tartışmaları gündeme getirdi. Bugün, Ömer Öcalan’ın İmralı’da bulunduğu ve sürece dair Öcalan’ın ilk açıklamasının geldiği bilgisi kamuoyuna ulaştı. Peki Dr. Peköz, bu yaşananlar sizce yeni bir çözüm süreci anlamına mı geliyor?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> Bahçeli gibi bir ismin böylesine önemli açıklamalar yapması hiç şüphesiz çok dikkat çekici. Hatırlarsanız, daha önce Cumhur İttifakı içinde HDP’nin kapatılması gerektiğini söyleyen, HDP’yi terör örgütü ilan eden, hatta Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını dahi dile getiren biriydi. Bahçeli’nin parlamentoda HDP grubuna gidip tokalaşması ve ardından 22 Ekim’de Öcalan’ın TBMM’de konuşmasını önermesi herkesin kafasında soru işaretleri uyandırdı. Bu açıklamanın Bahçeli’nin kişisel bir düşüncesi olmadığını, devlet aklı ve Milli Güvenlik Kurulu’nun değerlendirmelerinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Açıklamayı Cumhurbaşkanı yapmış olsaydı, belki bu kadar etki yaratmazdı. Ancak Bahçeli’nin bunu söylemesi herkesin dikkatini çekti. Yeni bir çözüm süreci yaşanıyor diyebiliriz fakat bu, 2012-2015 yıllarındaki sürece pek benzemeyebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Peki ne değişti de bugün bu adımlar atılmaya başlandı? 2012-2015 yıllarında da büyük umutlarla bir çözüm süreci başlamıştı ancak ne yazık ki sonu çatışmalarla noktalandı.</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> O dönemde süreç, daha çok Türkiye’nin iç dinamikleriyle şekillenmişti. Ancak bugün, dış dinamiklerin etkisi oldukça belirgin. Bölgedeki dengeler tamamen değişti. İsrail’in Ortadoğu’daki politikaları, İran’la yaşanan gerginlikler, Hamas’ın zayıflatılması gibi gelişmeler Türkiye’yi de etkiliyor. Türkiye, bölgede yeni kurulan oyunun dışında kalma riskini görüyor ve bu yüzden Kürtlerle yeniden ilişki kurma gereği hissediyor. Türkiye’nin bu süreci uluslararası güçlerin gündemine girmeden kendi iç dinamikleriyle çözme çabası olduğunu düşünüyorum. Bahçeli’nin çağrısının ardında da bu yatıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Bu süreçte İYİ Parti’nin tutumu da dikkat çekici. Bahçeli’nin bu hamlesine İYİ Parti nasıl karşılık verdi?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> İYİ Parti beklenmedik bir şekilde bu hamleyi eleştirdi ancak Bahçeli, İYİ Parti’nin tepkisini dikkate almayarak çizgisini devam ettirdi. Bu süreç, milliyetçi kesimlerde tepkiye yol açabilir ama devletin uzun vadeli çıkarları doğrultusunda hareket ediliyor. İktidar kanadında ise Erdoğan’ın üçüncü kez seçilme planlarına Kürt oylarının katkısı konuşuluyor. Fakat bu süreci sadece seçimlerle açıklamak yetersiz kalır. Bahçeli’nin bu adımı, devletteki stratejik kodların bir yansımasıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Bu süreçte Öcalan’ın rolü nasıl olacak sizce?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> Bahçeli’nin önerisiyle Öcalan’ın TBMM’de konuşması fikri elbette oldukça sıra dışı. Ancak Öcalan, bu süreci tek başına yürütmek istemeyecektir. Kandil ve Demirtaş gibi diğer aktörlerin de süreçte yer alması muhtemeldir. Öcalan’ın geçen süreçte çözüm sürecinin yürütülmesi adına önemli roller üstlendiğini biliyoruz. Bu kez de hem Kandil’in hem de Demirtaş’ın bu sürece dahil edilmesi gerektiğini düşünecektir.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> CHP ve muhalefetin tutumu ne olacak?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> CHP, özellikle son dönemde Kürt sorununun demokratik zeminde çözülmesi gerektiğini belirten açıklamalar yaptı. Özgür Özel’in son dönemdeki Demirtaş ziyaretinin de tam bu döneme denk gelmesi bilinçli bir tercih olabilir. Bu açıklamaların ardından CHP’nin pozisyonunun süreci destekleme yönünde olacağını düşünüyorum. Yöntem olarak HDP ile diyalog kurulması gerektiğini savunuyorlar, ancak Bahçeli daha doğrudan Öcalan’ı işaret etti.</p>

<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (32)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-32.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Bu süreçte güven arttırıcı adımlar nasıl atılabilir sizce?</p>

<p></p>

<p><strong>Dr. Mustafa Peköz:</strong> İlk olarak Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması önemlidir. Hukuki bir statü oluşturularak, Öcalan’ın avukatları ve yakınlarıyla görüşmesine izin verilebilir. Aynı zamanda Kobani davası, Gezi davası, Osman Kavala ve Demirtaş’ın durumu gibi konularda iyi niyet adımları atılabilir. Bunun karşılığında ise PKK tarafı tek taraflı bir ateşkes kararı alarak sürece katkı sunabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong> Dr. Peköz, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. Sürecin toplumsallaşması ve sivil toplumun da bu süreçte aktif rol alması gerektiğini vurguluyorsunuz. Önümüzdeki günlerde sürecin gidişatını birlikte takip etmeye devam edeceğiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/bahceliden-ocalana-tarihi-cagri-ve-yeni-cozum-surecinin-sifreleri</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Oct 2024 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-33.png" type="image/jpeg" length="73154"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeni çözüm sürecinde "ilk aşama" neler gösterdi?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/yeni-cozum-surecinde-ilk-asama-neler-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/yeni-cozum-surecinde-ilk-asama-neler-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[dokuz8GÜNDEMSİYASET programında bu hafta ülkenin ve dünyanın öne çıkan siyasi gelişmelerini Siyaset Yazarı Selim Akmen ve dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (29)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-29.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Merhaba, “Gündem Siyaset” programında bir kez daha Selim Akmen, namıdiğer Arnavut Selim ile birlikteyiz. Gündem gerçekten çok yoğun ve hemen her gün yeni gelişmeler yaşanıyor. Ancak artık temel bir çerçevenin oturduğu söylenebilir. Gelişmelerin yeni bir çözüm süreci, hatta “barış ve müzakere süreci” olarak tanımlanabileceğini söylemek yanlış olmaz. Örneğin son dönemde TUSAŞ’a yapılan saldırı, Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a “gel, mecliste konuşma yap” diyerek bir anlamda yeni bir sayfa açması oldukça dikkat çekici. 22 Ekim miladı olarak adlandırılan bu çağrı, gelişmelerin seyrini daha da hızlandırdı. Aynı dönemde Ömer Öcalan’ın 43 ay sonra İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmesi de çok önemli bir gelişme oldu. Öcalan’ın mesajı kamuoyuyla paylaşıldı ve bu açıklamalar toplumun farklı kesimlerinde ciddi yankı buldu. Bu süreçte özellikle tepkisi ve tavrı merak edilen Kürt hareketinin kurumları da sürece destek verdiklerini açıkladılar. Şimdi artık “yeni çözüm süreci var mı yok mu” sorusunu geride bıraktık. Artık mesele, bu sürecin derinliği, kapsamı, kimlerle nasıl yürütüleceği. Sen bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsun?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Gerçekten çok ilginç bir dönemdeyiz. Ekim ayından itibaren başlayan bu gelişmelerle birlikte, 1999’dan günümüze, yaklaşık çeyrek asırdır ülkemizde etkili olmuş üç şahsiyet var: Abdullah Öcalan, Fethullah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan. Bugün geldiğimiz noktada bir tanesi vefat etti, diğerinin tecridi kalktı ve bir diğeri Cumhurbaşkanı olarak görevine devam ediyor. Bu ilginç bir tesadüf olabilir mi, bilemiyorum ama gelişmeler oldukça dikkat çekici. Bizim uzun zamandır savunduğumuz bir şey vardı; bu çözüm süreci tazelenmeli ve barış sağlanmalı. Bu nedenle CHP’nin de bu sürece katılması gerektiğini sürekli dile getirdik. Bu seferki süreç gerçekten farklı bir bağlamda doğdu diyebiliriz. 2023 Mayıs seçimlerinde “helalleşme” ve “CHP’yi karalama” sloganları damga vurmuştu. O dönemde, helalleşmeden kastımız; mecliste dostça, barış içinde oturup sorunların kökenine inmek, ceza gerektiren konular varsa cezaların uygulanması ancak nihayetinde bu konunun kapanması gerektiğiydi. Yalnızca Kürt sorunu değil, aynı zamanda aşırı sağa dair meseleler de ele alınmalıydı. Ancak geçmişte olduğu gibi, bazı devlet aklına sahip kesimlerin talimatlarıyla dans edenler, plana sadık kalanlar ve masayı devirmeyi seçenler bu barış fırsatını erteledi. Geçen sefer halkın desteğiyle, halaylar çekerek barışa coşkuyla başlayacaktık. Ama şu an öyle olmadı; şimdi farklı bir resim var karşımızda.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bahçeli’nin çıkışı gerçekten çarpıcıydı. Selahattin Demirtaş’ın cezaevine ait olmadığını ifade ederken, dolaylı olarak Öcalan’ın serbest bırakılmasını da savunan bir çizgiye yaklaştı. Bu çıkışları nasıl değerlendirirsin?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, Bahçeli’nin ani tavır değişikliği toplumun farklı kesimlerinde şaşkınlık yarattı. Öyle ki, Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaretler savuran Bahçeli, aynı zamanda PKK’nın tek suikastına uğramış siyasetçi olan Kılıçdaroğlu’na da çok ağır sözler sarf etmişti. Ne hikmetse, şu an öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki, Kılıçdaroğlu üzerinden yürütülen karalama kampanyalarının yerini başka şeyler aldı. Bu süreci kendi başımıza, içtenlikle yönetebilmek adına geçtiğimiz dönemde çok çalıştık, çok dile getirdik. Ama şimdi Bahçeli’nin dahi Öcalan için meclise çağrı yapmasıyla barış süreci zoraki bir şekilde başlamış oldu.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:&nbsp;</strong>2023 Mayıs seçiminde Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı seçilebilseydi bu süreç belki de daha demokratik bir dönüşümle sağlanabilirdi. Bu sefer barış süreci, adeta dış baskılarla zorlanıyor gibi görünüyor. Buna katılıyor musunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Bu süreci “vali barışı” olarak tanımlamak yanlış olmaz. Amerika ve İsrail’in bölgedeki etkisi bu barış sürecinin itici gücü olarak devreye giriyor. Fakat gerçek bir barış sürecini kendi irademizle, halkın gönüllü katılımıyla hayata geçiremememiz üzücü. Türkler ve Kürtler bin yıldır birlikte bu topraklarda yaşıyor. Bu meseleyi kendi aramızda çözebilmeliydik. Ancak görünen o ki, içten bir barış süreci değil, dış baskılarla zorlanarak bir barış sürecine itiliyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (30)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-30.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Daha önce de Kürt hareketi tarafında pek çok adım atıldı. Demirtaş’ın cezaevinde olduğu bir ortamda, anayasa değişikliklerine işaret eden girişimlere rağmen süreç tam anlamıyla sağlıklı bir şekilde yürütülemedi. Siyasi güvence talepleri karşılanmadı ve her şey kapalı kapılar ardında gelişti. Süreci bu açıdan değerlendirdiğimizde eksiklikleri neler olabilir?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu noktada çok doğru bir yere değindin. Eğer bu süreç fırsat olarak kullanılarak anayasa değişikliği, ekonomik çıkarlar veya siyasi oyunlar gibi unsurlar gölge düşürürse geçmişte yaşadığımız sıkıntıların aynısını yeniden yaşayacağız. Bu tür fırsatçılık toplumun hiçbir kesimine fayda getirmedi, getirmez. Ancak umudumuz bu sefer, sürecin ciddiyetle ele alınması. Aksi takdirde, geçmişte olduğu gibi birinin dediği gibi bu barış da “vali barışı” olarak kalır, içi boş olur.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile aslında Türkiye, demokratik bir restorasyon şansını yakalayabilirdi. Fakat bu fırsat kaçırıldı. Bu bağlamda, barış sürecinin tekrar gündeme gelmesi bir zorunluluk gibi görünüyor. Dünün sonunda, “Kemal Kılıçdaroğlu’na yaptırmadıkları ne varsa kendileri yapıyor” gibi bir tablo ortaya çıkmadı mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Kesinlikle öyle. Hatırlarsan, bu barış sürecini yürütmek için Kemal Kılıçdaroğlu gibi hem Türkler hem de Kürtler tarafından sevilen bir figür süreci başlatabilirdi. Devlet tarafından saygın bir kimliğe sahip olan Kılıçdaroğlu, içtenlikle süreci dostça yürütebilirdi. Ancak görünen o ki, bir yandan torba yasa kafasıyla sürecin içine başka çıkar hesapları eklenmeye çalışılıyor. Öte yandan, dış baskılardan ötürü yapmak zorunda kaldığımız bu sürecin yan ürünü olarak Demirtaş gibi güçlü siyasi figürlerin yeniden gündeme gelmesi, mevcut iktidar tarafından engellenmeye çalışılıyor. Bu tür fırsatçılıklar sürecin ciddiyetini zedeler.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu noktada Özgür Özel’in nitelendirdiği “siyasi yankesici” tanımını hatırlatmak istiyorum. Sinan Oğan veya Ümit Özdağ gibi isimlerin de seçim sürecinde Erdoğan’a kazandırmak adına muhalefeti hedef alması dikkat çekiciydi. Bu tür adımlar, ülkemizde iç siyaseti zayıflatan unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Diğer yandan, Kürt hareketini siyasi arenada güçlü bir temsilci olarak görmeye dahi tahammül edilmedi.</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, dediğin gibi Bahçeli, 1999’da erken seçim çağrısı yaptığında baraj altında kalmayı göze almış bir figür. Bugün de bu süreçte bir güvence sağlamış durumda. Şu anda MHP’nin oy oranı yüzde 8-10 seviyelerinde; bu oran azalsa bile Bahçeli’nin bu tür riskleri göze alabileceğini biliyoruz. Yani burada toplum adına bir adım atma sorumluluğunu devlete bağlı bir misyon gibi taşıyor. Meral Akşener’in “Bahçeli, devletin verdiği son görevi üstlenmiş bir figür” demesi bu noktada anlamlı. Türkiye’nin içine düştüğü bu karmaşa, devleti güçlü tutmak adına bazı radikal kararlar gerektiriyor ve Bahçeli de bunu en ağır şekilde ödemeyi göze almış durumda.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Peki, bu dış baskıların dayattığı barış sürecine muhalefetten kimse ses çıkarabilir mi? Özellikle Ümit Özdağ’ın milliyetçi tabanda önemli bir rol oynadığı biliniyor. Bu süreçte Özdağ gibi figürlerin tavrı ne olur?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu sürecin “vali barışı” diye tabir edilen bir otoriteyle dayatılması, milliyetçi kesim içinde de karşıt seslerin çıkmasını zorlaştırıyor. Özellikle Kamışlı’ya yönelik son harekât ve PKK’nın dağılma noktasına geldiğine dair iddialar, milliyetçi kesimi bir çeşit “barışa zorlanma” durumuyla karşı karşıya bırakıyor. Ben, Özdağ’ın da bu süreçte sesini giderek kısacağını, hatta belli bir sınır içinde kalmaya razı olacağını düşünüyorum. Bu noktada, devletin çizdiği sınırları gözetmek zorunda kalacaklar; belki de sadece belirli alanlarda eleştirilerini sürdürebilecekler.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu durum biraz da ilk çözüm sürecinde yaşananlara benziyor, değil mi? O dönemde de çözüm sürecine direnen kesimlerin bir kısmı süreç ilerledikçe fikir değiştirmişti. Abdullah Öcalan’a övgüler dizilen, PKK’ya sempati gösteren manşetler atılmıştı.</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Hatırlıyor musun, ilk çözüm sürecinde, daha bir ay önce PKK’ya, Öcalan’a, Selahattin Demirtaş’a lanetler okuyan bazı gazeteler, sürecin başlamasının ardından bir anda Abdullah Öcalan’ı “bölgedeki stratejik liderlerden biri” olarak övmeye başlamıştı. Çözüm süreci biter bitmez de aynı kesimler yeniden lanetler yağdırmaya başladı. Bu, Türkiye’nin içinde bulunduğu kısır döngüyü açıkça gösteriyor. Devletin bu barışı yürütme şekli, toplumda her defasında bir hayal kırıklığına yol açıyor. Öyle ki, “vali geldi, jandarmasıyla, özel harekatıyla ‘barışacaksınız’ dedi” şeklinde yürütülen bir barıştan daha fazlası bekleniyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bölgesel dengelere bakarsak, Ortadoğu’daki kargaşa Türkiye’yi de yakından etkiliyor. Özellikle Suriye’nin iç karışıklıkları, ABD’nin PYD ile ilişkisi ve İsrail’in rolü burada kritik faktörler. Amerika’nın, “Bölgedeki barışı sağlamak için artık oturun konuşun” demesi bize nasıl yansır?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu tamamen bir “vali barışı” olarak tezahür ediyor. Amerika, İsrail ve diğer bölgesel aktörlerin bu süreci zorlaması, Türkiye’yi “bu sefer barışacaksınız” diyerek masaya oturtuyor. Maalesef, bu bölgedeki aktörlerin ve küresel güçlerin çıkarları da barış sürecine zoraki bir hava katıyor. Türkiye’nin bu kadar büyük bir nüfus ve ekonomik büyüklükle, kendi inisiyatifiyle bir barış süreci başlatamamış olması da gerçekten düşündürücü.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu süreçte yapılacak barışın ekonomik yansımaları da kaçınılmaz. Türkiye’de ciddi bir enflasyon, artan geçim sıkıntısı var. Eğer süreç düzgün yürütülürse ekonomiye bir faydası olur mu?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, kesinlikle olur. Eğer bu barış süreci ciddi adımlarla yürütülür, siyasi hesaplardan arındırılarak samimi bir şekilde ilerletilirse, bunun ekonomiye de katkısı büyük olur. Bakın, şu anda borsa düşüşte, bütçe açıkları büyümüş durumda ve ekonomik denge neredeyse sarsılmak üzere. Ama eğer ülke içindeki barış sağlanırsa, bu ekonomiye de bir rahatlama getirir. Ülke içinde uzun süredir çatışmalar yaşanmazken, uluslararası yatırımcılar neden hala Türkiye’ye gelmiyor? Çünkü iç barışın sağlanmamış olması, güveni sarsıyor. Eğer iç barış sağlanırsa, ekonomi de yeniden canlanır. Ayrıca, emekli ve emekçinin geçim sıkıntısı konusunda da adımlar atılması gerekiyor; halkın refahına odaklanılmadan bu sürecin verimli olması zor.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Özellikle Demirtaş ve diğer siyasi figürlerin bu süreçte serbest kalma olasılığı var mı? Mevcut durumda, güçlü muhalefet figürlerinin sürece dahil edilmemesi bir handikap yaratır mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu gerçekten önemli bir soru. Eğer süreç ciddi bir barış amaçlı yürütülecekse, Selahattin Demirtaş gibi figürlerin serbest kalması lazım. Barış sürecine katkı sunan, çözüm öneren bir figürün cezaevinde tutulması kabul edilemez. Kaldı ki, “Abdullah Öcalan gelsin, mecliste konuşsun” diyen bir devlette, Demirtaş neden cezaevinde kalsın? Demirtaş’ın güçlü bir figür olarak serbest kalması, toplumsal barışa büyük katkı sağlar. Atalay, Kavala gibi isimler de aynı şekilde sürece dahil olmalı. Aksi halde, bu tür güçlü figürlerin süreç dışında tutulması, barışın temellerini zayıflatır. Herkesin geçmişten ders alıp birlikte hareket etmesi gerekiyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu süreçte, torba yasa gibi fırsatçı yaklaşımlar sergilenir ve süreç içinde başka çıkarlar gözetilirse neler olabilir?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Bu çok riskli bir durum. Eğer barış süreci torba yasa kafasıyla yürütülmeye çalışılırsa, toplumda çok büyük bir güven kaybı olur. Yani “mecliste barış konuşmaları yapıldı, ama aynı zamanda ekonomik reformlar geçti” gibi hamleler halkın gözünde süreci zedeler. Toplumun artık ciddiyet beklediği bir barış süreci yürütülmeli; sadece siyasi veya ekonomik hesapların gölgesinde kalmamalı.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Son olarak, bu süreci tüm riskleriyle birlikte değerlendirirsek, Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var. Ancak bu fırsatı kendi irademizle değerlendirmek yerine, dış baskılarla mı ilerleyeceğiz?</p>

<p></p>

<p><strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Evet, tam da bu noktadayız. Dış baskılarla zorlanan bir barış sürecine gidiyoruz. Ancak, keşke bu süreç bizim inisiyatifimizde olsaydı. Binlerce yıllık tarihe sahip bir coğrafyada, Türkler ve Kürtler gibi köklü iki halk barışı kendi iradesiyle inşa etmeliydi. İsrail korkusuyla ya da Amerikan baskısıyla barış arayışına itilmek gerçekten üzücü. Ancak yine de barışın kötüsü olmaz; umarım bu süreci, tüm toplumun faydasına olacak şekilde yürütebiliriz. Türkiye’nin gerçek bir iç barışa kavuşması hem bizim hem de geleceğimiz için çok önemli.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Umarım dediklerin gerçekleşir ve bu süreci samimi bir barışa dönüştürebiliriz. Programımızın da sonuna geldik. Bugün oldukça yoğun ve önemli bir tartışma gerçekleştirdik. Haftaya tekrar gelişmeleri değerlendirmek üzere burada olacağız. Teşekkür ederim ve hoşça kalın!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM SİYASET</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/yeni-cozum-surecinde-ilk-asama-neler-gosterdi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Oct 2024 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-31.png" type="image/jpeg" length="77366"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Freedom House'un "İnternet Özgürlükleri Raporu 2024" yayınlandı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/freedom-houseun-internet-ozgurlukleri-raporu-2024-yayinlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/freedom-houseun-internet-ozgurlukleri-raporu-2024-yayinlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İletişimci Nurcan Seven'in moderasyonunda gerçekleşen dokuz8TV Gündem Özel programının bu bölümünde, Freedom House’un 14. yılına giren İnternet Özgürlükleri Raporu’nun 5 yıllık raportörü  ECPMF Medya Özgürlüğü İzleme Sorumlusu Gürkan Özturan ile bu yılın raporunun ayrıntılarına değinerek Türkiye’deki internet özgürlüğü durumunu, yaşanan gelişmeleri ve bu durumun toplumsal yansımaları ele alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (26)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-26.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;dokuz8TV ekranlarından bir Gündem Özel programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Freedom House'un "İnternet Özgürlükleri Raporu 2024" nu konuşacağız. Konuğumuz bu raporun 5 yıldır raportörlüğünü üstlenen Gürkan Özturan. Gürkan hocam, hoş geldiniz.</p>

<p>2022’deki raporu konuşmuştuk, internette özgürlüklerin durumunu. 2022’den 2023’e Türkiye’de çok şey yaşadık. Hem internet anlamında hem de toplumsal ve siyasal gelişmeler açısından. Biz kullanıcılar olarak internette birebir hatırlıyoruz, bir sürü şey yaşıyoruz aslında: erişim engelleri, kapatmalar, VPN kullanımı gibi. Ama bir yandan da toplumun bir kısmı bu durumu unutabiliyor. Şimdi yeni 2023-2024 verileri elinde. Bir yandan da diyoruz ki karnemiz nasıl? İnternette özgürlükler hem küresel çapta hem de ülkemiz çapında bize neler gösteriyor? Senden dinlemek istiyoruz. Hoş geldin tekrar.</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Elbette, hoş buldum. Tekrar dokuz8 ekranlarında olmak gerçekten büyük bir mutluluk. Geçtiğimiz yılın verilerine baktığımızda, Türkiye 10 yıl içerisinde en hızlı düşüş sergileyen ülkelerden biriydi. Bu yıl ise geçtiğimiz yıla kıyasla Türkiye’nin puanlamasında 1 puanlık bir artış görüyoruz. Türkiye bu yıl 31 puan aldı. Bu puanların ne anlama geldiğine bakacak olursak, Türkiye özgür olmayan ülkeler kategorisinden çıkamadı. 40 puanın altında yer alan ülkelerin tamamı özgür olmayan ülke olarak nitelendiriliyor. Türkiye’nin çeperine baktığımızda, Birleşik Arap Emirlikleri ve Venezuela’dan çok az daha iyi bir puan farkı var ve Türkiye’nin hemen üzerinde Ruanda, Kazakistan ve Azerbaycan bulunuyor. Bu ülkelerin tamamı özgür olmayan ülkeler arasında. Türkiye’deki gelişmelere baktığımızda, geçtiğimiz 10 yıl boyunca hepimizin adım adım kanıksadığı haberler oldu bunlar. Haberlere getirilen erişim engelleri, sosyal medyada yapılan yorumlar nedeniyle fiziksel ya da psikolojik saldırıya uğrayan kişiler, tehditler, mecraların kapatılması, engellenmesi, getirilen regülasyonlar sonucu erişimin zorlaştırılması gibi birçok olay bu raporu etkiliyor. Her gün gördüğümüz bu gelişmeleri raporda derli toplu bir şekilde bir araya getirdiğimizde içinde bulunduğumuz vahim tabloyu görmek çok daha kolay hale geliyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, özellikle gazeteciler çok fazla hedef gösteriliyor ve tabii ki ciddi tutuklamalarla da karşı karşıya kalıyorlar. Hâlâ daha birçok dava var; insanın aklına ve mantığına çok da uygun olmayan meselelerde. Ama bir yandan da seçim süreçlerinde görüyoruz: Sokak röportajları dahi erişim engelleriyle ya da sokak röportajlarında kişiler, gazeteciler doğrudan hedef alınıp tutuklanabiliyor. Bir yandan da raporda, tüm bu 14 yıllık birikimle, elimizde güncel veriler var ama seninle analiz etmeni de isteyeceğim. 14 yıldır biz ne yaşıyoruz, nereye gidiyoruz? İnternet denilen mecralarda, bunun toplumsal ve politik yansıması nedir? Kişisel olarak özgür müyüz?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Özgür değiliz. Türkiye’de özgür değiliz. Türkiye’de internet kısmen özgürdü. Bundan 10 yıl öncesine baktığımızda Türkiye’deki internet kısmen özgürdü ve en azından o kadar kötü değil, denebiliyordu. Ancak yıldan yıla kesintisiz bir erozyona uğradı. Az önce de bahsettiğim gibi, 10 yıllık süreç boyunca Türkiye en hızlı düşüşü yaşayan ülkelerden bir tanesi. Türkiye ile aynı kategoride yer alan ülkeler ise Rusya ve Myanmar. Bu ülkelerin ortak özelliklerine baktığımızda gitgide otoriterleşen bir yönetim ve haklara, hürriyetlere kesinlikle müsamaha göstermeyen idareler görüyoruz. Bu yönetimler internet ortamını gitgide kısıtlar hale geliyor. Fakat bu veriler yalnızca interneti ilgilendirmiyor. Dijital mecralardaki özgürlük yalnızca o alanla sınırlı kalmıyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu özgürlük karşıtı atmosfer, diğer tüm alanlara da yansıyor. İnternet özgürlükleri raporunda bu alanda bir iyileşme görmek için köklü değişiklikler gerekiyor. Yalnızca kozmetik düzeltmelerle olacak bir şey değil bu. Türkiye’nin bu yıl 1 puanlık bir artış aldığından bahsettik örneğin. Bu artışın sebebi altyapıya yapılan yatırımlar. Tam da bunu söyleyecektim.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Burada bir çelişki yok mu? Altyapıya yapılan yatırım çok güzel, desteklenmesi gerekiyor. Çünkü gerçekten Türkiye, belki dünya sıralamasında sen daha iyi bir veri verirsin, hem kötü bir altyapıyla hem de yüksek meblağlarda kullanıcıya hizmet sunuyor. Burada da bir dengesizlik var. Ama altyapıya yapılan yatırım bu kadar varken internet deneyimi bu kadar gerilerken... Nasıl bir çelişki görüyoruz?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Bu noktada gözetim cihazlarının ne sıklıkla ve yoğunlukla kullanıldığına bakmak gerekiyor. İnternet altyapısı, evet, bankacılık sektörü için olmazsa olmaz. Ekonominin birçok alanı için olmazsa olmaz. İnternet altyapısı, gerçekten de ekonominin işleyişinde çok önemli bir unsur. Yalnızca internet de değil, bütün iletişim altyapısı aslında. Fakat bu altyapıya yapılan yatırımlar, zaten yapılması gereken şeyler. Yani var olan ekonomik sistemin devamlılığını sürdürebilmek için bu devirde yapılması gerekiyor. Bu yatırımlar yapıldıkça Türkiye’nin puanı artmaya devam ediyor. Sadece altyapı alanında artış sağlanıyor. Geçtiğimiz yıl Kahramanmaraş merkezli depremlerin etkisiyle 11 ilde çöken iletişim altyapısı çok büyük bir krizi gözler önüne sermişti. Bu krizden kaynaklı olarak da altyapının yetersizlikleri bariz bir şekilde ortaya çıktı. Bu yıl bu alanda yapılan düzeltmeler, raporda bir yansıma buldu ve iki puanlık bir artış sağlandı. Ancak haklar ve hürriyetler alanındaki gerilemenin devam etmesi nedeniyle genel ortalamada sadece bir puanlık bir artış görüldü. Diğer puan kaybettiren olay ise HDP eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 20 Kürt siyasetçinin aldığı onlarca yıllık hapis cezasıydı. Bu cezaların gerekçelerinden biri de o zamanki adıyla Twitter’da yapılan açıklamalardı ve bu açıklamalar nedeniyle kendileri raporda yer aldı. Bu tür açıklamalar sonucunda karşılaşılan hukuki tacizler, davalar, soruşturmalar ve gözaltılar raporda karşılık buluyor. Elbette raporda yer veremediğimiz yüzlerce başka örnek de var. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde Türkiye’de yüzlerce gazetecinin başına gelen olaylar var. Tüm bu vakalara raporda yer vermek mümkün olmadı, fakat Mapping Media Freedom (Medya Özgürlüğü İzleme Ağı) üzerinde derlediğimiz raporlarda bunları görebilirsiniz. Freedom on the Net raporunda da bu ihlallere atıfta bulunuyoruz. En azından bir yerde bütün ihlallerin derli toplu görülebildiğini belirtmek isterim. Şu an ekranda görmüş olduğunuz 1998 yılına kadar uzanan arşivlere yönelik erişim engellerinden de bahsediyoruz raporda. Gerçekten yüzlerce örnekle dolu bir rapor oldu bu yıl.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Hem gazete arşivlerine kadar uzanan, aslında, tüm sözlerin ve düşüncelerin üzerinde bir kontrol kurma çabasını görüyoruz değil mi? Bir yandan bunu bir kontrol çabası olarak da okuyabiliriz. Ama bir yandan da kişisel verilerimiz her geçen gün 15 yaşındaki çocukların bile ulaşabileceği kadar yakınımızda duruyor. Dolayısıyla burada ciddi bir uçurum var. 14 yılda elimizde bir veri toplandı ve biz bu noktayı aslında her geçen sene 1-2 puan artış ya da düşüşten ziyade çok daha köklü bir yıpranma olduğunu gözlemliyoruz. Bunların arasında da bir uçurum olduğunu görüyoruz. Bunu nasıl değerlendirirsin?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Az önce bahsettiğim gibi, çok absürt örneklerle dolu bir yıl oldu bu yıl. 1998 yılına kadar giden arşivlerin engellenmesi, gazetecilere yönelik tehditler, bir habere yüzlerce erişim engeli getirilmesi, o haberin her türlü yansımasını karartma çabaları… Hepsinin aynı savcıdan, aynı hâkimin elinden çıkması veya sürgünde yaşayan gazeteci Metin Cihan’ın haberciliğine yönelik olarak sürekli mahkeme kararlarıyla içeriklerini kaldırtma girişimleri, içerik kaldırılmayınca “kırmızı bülten çıkarırız” tehditleri gibi gelişmeler yer aldı. Aynı zamanda bu yılki raporda daha önce yaşanmamış bir gelişmeyle karşılaştık: bir savcı, eski Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar’ın sosyal medya hesaplarını takip eden kişilerin terörist olup olmadığının araştırılmasını talep etti. Bu da raporda yer alan bir diğer gelişmeydi. Bütün bu absürtlüklerin ışığında, geçtiğimiz 10 yıla baktığımızda, haklar ve hürriyetler alanındaki genel erozyonun bir yansımasını görüyoruz. Eski raporlara baktığımızda, evet, her yıl benzer vakalarla karşılaşıyoruz; her yıl gitgide daha kötüleşen vakalarla karşı karşıya kalıyoruz. Ve bu durumun tersine dönmesi yakın gelecekte çok mümkün görünmüyor. Dünyada birkaç örneği var tabii. İlerleme kaydeden ülkeler de var. Türkiye’nin bölgesine baktığımızda, Ermenistan’da gitgide iyileşen bir internet özgürlüğü ortamından bahsetmek mümkün. Gürcistan, her ne kadar son sekiz ayda daha karanlık bir iklime bürünüyor olsa da, önceki yıllardaki sıralamasından kaynaklı olarak internetin hâlâ özgür olduğu ülkelerden biri. Böyle gelişmelerle Türkiye’yi kıyaslamak da mümkün. Ancak medya özgürlüğü, ifade hürriyeti ve internet özgürlükleri alanında, genel haklar ve hürriyetler alanında kuşatma altında olan bir sivil toplumdan bahsetmek mümkün. Sivil toplum dediğimde yalnızca aktivistler değil, toplumun tamamı hedef alınıyor.</p>

<p></p>

<p>Raporun özeti de aslında bu: her ne kadar altyapı geliştirilmiş, hızlandırılmış ve yaygınlaştırılmış bir internet olsa da, bu internet gözetim amacıyla kullanıldığı sürece haklar ve hürriyetler alanındaki gerileme devam edecektir. Bir puanlık bir artış yaşanmış olsa da bu, haklar ve hürriyetler alanındaki gerilemenin gölgesinde kalıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Bir yandan da biz seninle önceki yıllarda raporu konuştuğumuzda dezenformasyon yasası gündemdeydi ve şimdi iki yıla yakın bir süre geçti. Bu yasayla ilgili hem verileri hem de yasanın uygulamaları açısından nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz?</p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Dezenformasyon yasasıyla ilgili olarak, iki yıl önce yaptığımız görüşmeden bugüne çok fazla ilerleme yaşanmadı, hatta gerileme yaşandığını söyleyebiliriz. Bu yasanın çıkışı sırasında söylediğimiz şeyler gerçekleşti: Yasanın hiçbir zaman gerçekten toplumun yanlış bilgilendirilmesini önlemek amacıyla çıkarılmadığını düşünüyoruz ve geçen iki yıl içinde bu doğrulandı. Raporun kapsam sürecinde, dezenformasyon yasasının ilk 18 aylık sürecinde yaşananlara bakacak olursak, 41 gazeteci hakkında 27 farklı soruşturma açıldı, 10 gazeteci gözaltına alındı, 15 gazeteci hakkında dava açıldı ve 3 gazeteci hakkında mahkûmiyet kararı çıktı. Mayıs 2024 itibarıyla 18 gazeteci hakkında soruşturmalar hâlâ devam ediyordu. Gazetecilere açılan bu davaların gerekçeleri, çoğunlukla iktidarın söylemiyle çelişen ifadelerdi. Yasa, iktidarın dilediği gibi kullanabileceği bir araca dönüştü. Ancak dezenformasyon sorunu sadece Türkiye’ye özgü değil, küresel bir sorun. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık seçimlerine gidilirken, başkan adaylarından biri her gün yeni iddialarda bulunuyor ve bu iddialar toplumda karşılık buluyor. Dijital gereçlerin, özellikle üretken yapay zekânın kullanılmasıyla dezenformasyonun yayılması çok hızlandı. Bunun için bir düzenleme şart, ancak Türkiye’deki gibi bir dezenformasyon yasasıyla bu sorunun üstesinden gelmek mümkün değil. Burada asıl çözüm, medya ve dijital okuryazarlığı artırmak olacaktır. Eğer medya okuryazarlığı olmayan bir toplumda bu yasalar çıkarılmaya devam edilirse, yasalar her zaman iktidarın bir sopası gibi kullanılacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Bilgiye erişimin bu kadar kolaylaştığı bir çağda, politika üreticilerin de toplumu doğru bilgiye yönlendirmesi, toplumu bilgilendirmesi beklenirken, tam tersine bilgiyi kontrol altına alma çabalarını görüyoruz. İnternet özgürlükleri konusunda küresel çapta tablo nasıl? Türkiye’yi bir kenara koyarsak, dünya genelinde durum nedir?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Dünya çapında da durum çok parlak değil. Küresel çapta haklar ve hürriyetler alanındaki gerileme 14 yıldır kesintisiz bir şekilde devam ediyor. İyileşme gösteren ülkeler de var, ancak erozyon yaşayan ülke sayısı çok daha fazla. Bir ülkede yaşanan hak ihlali, diğer ülkeleri de etkiliyor. Türkiye’de yaşananlar da başka ülkelerde benzer gelişmelere zemin hazırlıyor. Gürcistan’da örneğin yabancı ajan yasası çıkarmaya çalışıldı ve ardından Türkiye’de de “etki ajanı yasası”ndan bahsedilmeye başlandı. Yani ülkeler birbirini etkiliyor. Ancak çıkış yolu, az önce de bahsettiğim gibi, dijital okuryazarlığı artırmak olacaktır. 2014 yılında İstanbul’da düzenlenen İnternet Yönetişim Forumu’nda çocukların korunmasıyla ilgili bir panel vardı. Hollanda’dan gelen üç çocuk temsilci vardı ve o çocuklardan birinin yaptığı konuşma beni çok etkiledi. “Bana korunaklı bir internet sunmayın, kötü içerikten nasıl korunacağımı bana öğretin” demişti. Aslında bu söz, dijital okuryazarlığın ne kadar önemli olduğunu gösteren bir açıklamaydı. Medya ve dijital okuryazarlık artırılmadığı sürece bu sorunların çözülmesi çok zor olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, oldukça olumsuz bir tablo çizdik. Peki, elimizde hiç mi iyi bir veri yok? Rapor içinde olumlu bir gelişme var mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Aslında raporlama döneminde bir tane iyi gelişmeden bahsedebiliriz. Anayasa Mahkemesi, 5651 sayılı kanunun kişilik hakları ihlali maddesini iptal etti. Ancak raporlama süreci içerisinde, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğulları ile ilgili haberlerin kaldırılması için bu yasa maddesi kullanılmaya devam etti. Yani, Anayasa Mahkemesi bu kararı verdi fakat bu maddenin kaldırılmasının etkilerini görmek için biraz daha zamana ihtiyacımız olacak. Elbette küresel anlamda internet özgürlükleri alanında gerileme var. Dünya çapında daha baskıcı iktidarlar dijital dünyada varlıklarını daha net bir şekilde hissettiriyorlar. Türkiye’de de durum çok farklı değil, maalesef. Türkiye, keyfi erişim engelleri, sosyal medyaya getirilen kısıtlamalar, haberlere erişim engeli ve kullanıcıların tutuklanması gibi örneklerle dünyada kötü bir örnek olarak öne çıkıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Bir yandan da güncel bir konuya değinmek istiyorum. Özellikle son dönemde kadın cinayetlerinin arttığını, incel gruplarının tartışıldığını görüyoruz. Hükümet de bununla mücadele etmenin yolunu Discord’u kapatmakta buldu. Bu ve benzeri çözüm yaklaşımları hakkında ne düşünüyorsun? Discord’un kapatılması gibi adımlar nereye kadar sürdürülebilir?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Platform kapatmalarla, erişim engellemeleriyle bu tür sorunların çözülmesi mümkün değil. Yıllar önce çocukları koruma gerekçesiyle erişim engellemeleri getiriliyordu. O dönemde de fiziksel dünyada çocukların korunamadığı bir ortamda, internet ortamında nasıl korunacaklarına dair ikna edici bir gerekçe sunulamıyordu. Discord’un kapatılması da benzer bir durum. İnsel gruplar, hayvana, çocuğa, kadına şiddet gibi sorunlar, toplumsal şiddet eğilimlerinin bir yansımasıdır. Bu sorunlar sadece internet ortamında değil, gerçek dünyada da var olan sorunlardır. Toplumda şiddet eğilimi varsa, bu internet ortamına da yansır. Discord’u kapatmak bu grupların varlığını sonlandırmaz, aksine onları daha gizli ve organize hale getirir. Şiddet eğilimi olan bu tür gruplarla mücadele etmek için toplumsal sorunları çözmek gerekir.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, bu tür patolojik düşünce yapıları, toplumsal şiddet eğilimleriyle bir araya gelerek daha da güçleniyor. Discord gibi platformları kapattığınızda bu gruplar internetin daha karanlık köşelerine çekiliyor. Gerçek dünya ile bağlarını koparmıyorlar. İnterneti kapatmak, bu düşünce yapısını yok etmez. 14 yıldır konuştuğumuz raporların sonucuna baktığımızda, kapatmalar, ihlaller ve kısıtlamalar hiçbir zaman daha fazla bilinçli bir toplumu beraberinde getirmedi. Bu seneki raporun en önemli başlıklarından biri de bu değil mi?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Evet, kapatmalar ve engellemeler toplumun bilgiye erişimini kolaylaştırmadı, aksine daha büyük bir tehlike yarattı. Raporun en çarpıcı gelişmelerinden biri de 2023 yılında mahkeme kararı olmadan 17 VPN uygulamasına erişim engeli getirilmesiydi. Bankacılık sisteminin işleyişinde kritik rol oynayan VPN’lerin bu şekilde engellenmesi, Türkiye’nin internet özgürlüğü konusunda ne kadar geri kaldığının bir göstergesi. Geçtiğimiz yıl yaşanan depremlerde iletişim altyapısının çökmesi gibi krizler bu konulara dair yapılan altyapı yatırımlarıyla kısmen düzeltildi, ama temel özgürlükler alanında büyük bir gerileme yaşanmaya devam ediyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Peki, tüm bu olumsuz tabloya rağmen bir umut var mı? Çözüm nedir? Bu karanlıktan çıkış yolu nedir?</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Elbette umut var. İmkansız gibi görünen kriz ortamlarından çıkmak her zaman mümkün olmuştur. İnternet özgürlükleri ve ifade hürriyeti konusunda da bir çıkış yolu var. Bu baskıcı ve yasaklayıcı düzenlemelerin kaldırılması gerekiyor. Yerine çok paydaşlı, kişi odaklı, haklar ve hürriyetler temelinde hazırlanmış yeni yasalar getirilmesi gerekiyor. Eğer bu yasalar değişmezse, kalıcı bir çözüm sağlanamaz. Gazeteciler için de aynı durum geçerli. Her yıl yaptığımız medya özgürlüğü misyonlarında gazetecilere hep soruyoruz: “Sizin için ne yapabiliriz? Nasıl yardımcı olabiliriz?” Gazeteciler genelde şu cevabı veriyor: “Bizim için en önemlisi yasal düzenlemelerin değişmesi.” Çünkü gazetecilik faaliyetleri doğrudan bu yasal engellerle kısıtlanıyor. Yeni cihazlar almak ya da fon sağlamak, eğer yasal düzenleme değişmezse, kısa vadeli çözümler olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, gazetecilik faaliyetinin doğrudan engellendiği bir ortamda fonlar ya da yeni cihazlar yeterli değil. Öncelikle gazetecilerin işlerini özgürce yapabilmesi gerekiyor. Ama maalesef, bugün haber yapabilmek bile birinci aşama haline geldi.</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Medya özgürlüğü alanında yapılacak acil müdahaleler önemli, ancak uzun vadede bu yasal düzenlemelerde değişiklik yapılmazsa kalıcı bir çözüm sağlanamaz. Bu alanda çalışan tüm sivil toplum kuruluşlarının ve dijital haklar alanında faaliyet gösteren kuruluşların bir araya gelerek ortak çalışmalar yapması, bu konuda siyasi irade ile görüşmeler yapılması gerekiyor. Toplumda bu konuların daha fazla tartışılması gerekiyor. Umudumuz varsa, bu tartışmaların artmasıyla birlikte olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, kesinlikle. Öncelikle tartışma platformları oluşturmak ve bu meseleleri tüm boyutlarıyla ele almak en büyük adım olacaktır. Gürkan, yayınımıza katıldığın ve bu önemli raporun ayrıntılarını bizlerle paylaştığın için çok teşekkür ederim.&nbsp;Umarım, önümüzdeki yılın raporunu daha güzel konularla birlikte, güle oynaya sunabiliriz. Canı gönülden bunu çok isterim.</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:</strong>&nbsp;Ben de çok isterim, fakat maalesef önümüzdeki yıl için de çok büyük bir ümidim yok. Bugün rapor yayınlandıktan sonra Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın’ın sosyal medya kanalında değerlendirmelerini gördüm. Yaklaşımı hoşuma gitti ama bir milletvekiliyle olacak bir iş değil. Yüzlerce milletvekilinin benzer bir şekilde bu konulara eğilmesi gerekiyor.&nbsp;Ben de çok teşekkür ederim Nurcan. Tekrar dokuz8 ekranlarında görüşmek üzere...</p>

<p></p>

<p><strong>Nurcan Seven:</strong>&nbsp;Evet, kesinlikle. Doğru paydaşları dışarıda bırakmadan ve bilimsel bir yaklaşımla ele alırsak, bu çok boyutlu meseleyi çözebiliriz. Programımızı burada noktalayalım o halde. Tekrar çok teşekkür ederim.</p>

<p></p>

<p><strong>Gürkan Özturan:&nbsp;</strong>Ben teşekkür ederim.</p>

<p></p>

<p>Detaylı bilgi ve rapora <a href="https://freedomhouse.org/country/turkey/freedom-net/2024" rel="nofollow">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/freedom-houseun-internet-ozgurlukleri-raporu-2024-yayinlandi</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-26.png" type="image/jpeg" length="75080"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'nda Değişim Nasıl Olacak?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/istanbul-barosunda-degisim-nasil-olacak-konuklar-av-rukiye-leyla-suren-av-kemal-aytac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/istanbul-barosunda-degisim-nasil-olacak-konuklar-av-rukiye-leyla-suren-av-kemal-aytac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[dokuz8TV Gündem Özel programında bu hafta; Dünyanın en büyük barolarından birisi olan İstanbul Barosu'nun 19-20 Ekim’de Genel Kurul'u toplanıyor. İstanbul Barosu'nun seçim sürecini, kadın hakları ve eşit yurttaşlık hakkında her şeyi dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici sordu, Değişim İçin Avukatlar Yönetim Kurulu adayı  Av. Rukiye Leyla Süren ile Türkiye Barolar Birliği Üst Kurul Delege Adayı Av. Kemal Aytaç yanıtladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, bir dokuz8 Gündem Özel programıyla daha birlikteyiz. Malum, geçtiğimiz günlerde burada İstanbul Barosu Genel Kurulu’na birkaç gün kala İbrahim Kaboğlu’nu konuk almıştık ve kendisiyle İstanbul Barosu Genel Kurulu’na yönelik bir sohbet gerçekleştirmiştik. Kendisi, değişim için avukatlar adına başkan adayıydı ve bu ekibin başka adayları da var. Bugün yine iki değerli aday bizlerle birlikte olacak. İstanbul Barosu Genel Kurulu vesilesiyle genel olarak İstanbul Barosu’nu ve Türkiye’de barolar meselesini çok yönlü olarak konuşacağız. İlk olarak Av. Rukiye Leyla Süren Hanım bizimle birlikte. Hoş geldiniz.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Hoş bulduk. Teşekkür ediyorum. İyi yayınlar diliyorum. Davetiniz için de teşekkür ediyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Evet, bir diğer konuğumuz ise Av. Kemal Aytaç. Kendisi de uzun yıllardan beri daha çok "adalet nöbetleriyle" bilinir. Aynı zamanda Türkiye Barolar Birliği’ne üst kurul adayı olarak Değişim için Avukatlar ekibinde yer alıyor. Leyla Hanım, siz kadın avukatlar adına değişim için yönetim kurulu adayı olarak buradasınız. Önemli bir pozisyon. Sizi bir tanıyalım isterseniz. Leyla Hanım kimdir?&nbsp;&nbsp;Leyla Süren kimdir?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong> Çok teşekkür ederim. 1996’dan bu yana avukatlık yapıyorum. Yaklaşık 28 yıldır avukatım ve 2014’ten beri arabuluculuk yapıyorum. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Ticaret hukuku, gayrimenkul hukuku ve idare hukuku alanlarında çalışıyorum, ama gönüllü olarak uzun yıllardır kadın cinayetleri ve şiddetle mücadele ediyorum. İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesiyim ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun avukatı olarak dernek içinde şüpheli ölümler üzerine çalışıyorum. Aynı zamanda Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin eski Kadıköy İlçe Sekreteriyim. Eşitlik İçin Kadın Platformu üyesiyim ve çeşitli kadın derneklerinde aktif görevler aldım. Cumhuriyet Halk Partisi’nde seçim hukuku üzerine çalışmalar yaptım ve halen partinin il hukuk komisyonunda görev yapıyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Hem kadın hakları, hem Alevilerin eşit yurttaşlık hakları, hem de seçim güvenliği konusunda çalışmalarınız var. Yoğun bir takviminiz olduğunu görüyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Evet, dediğiniz gibi uzun yıllardır bu mücadelelerin içindeyim. Sayın İbrahim Kaboğlu ile de bu mücadeleler sırasında tanıştık. Hem Marmara Üniversitesinde hocam kendisi, hem de milletvekilliği döneminde Alevilerin eşit yurttaşlık hakları için birlikte çalıştık. Özellikle şüpheli ölümler ve kadın cinayetleri konusunda adaletin sağlanması için ortak projelerde yer aldık.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Sayın İbrahim Kaboğlu bir dönem Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilliği de yaptı. Siz de CHP’de aktif siyaset yaptınız. Oradaki görevinizden biraz bahseder misiniz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Evet, CHP’de uzun yıllardır seçim hukuku üzerine çalışıyorum. 2019 yerel seçimleri öncesinde Ümraniye İlçe Başkan Yardımcısı olarak görev yaptım ve seçim güvenliği konusunda sorumluluk aldım. Daha sonra İstanbul’un üç seçim bölgesinin koordinatörlüğünü üstlendim. Binlerce meslektaşımla birlikte seçim hukuku eğitimi verdik ve bu alanda ciddi bir çalışmanın parçası oldum. İstanbul Barosu ile de bağlantılı olarak çalışmalar yürüttük ve bu alandaki uzmanlığımı baroya da taşımayı arzuluyorum. İstanbul Barosu’nun seçim hukuku konusunda daha etkin bir çalışma yapması gerektiğine inanıyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu’nun daha etkin bir rol üstlenmesini hedefliyorsunuz.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Özellikle seçim güvenliği gibi kritik konularda İstanbul Barosu’nun daha aktif ve lider bir pozisyonda olması gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p><img alt="Dokuz8 Tv Kapaklar Youtube Kapak (25)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-25.png" / width="2048" height="1152"></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Şimdi Kemal Bey’e dönelim. Kemal Aytaç denince akla "adalet nöbetleri" geliyor. Siz de Değişim için Avukatlar ekibinde Türkiye Barolar Birliği’ne üst kurul adayı olarak yer alıyorsunuz. Neden değişim sizin açınızdan bu kadar önemli?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Teşekkür ederim. Aslında bu konuda çok şey söylenebilir ama en önemli husus şu: Neden değişim istiyoruz? İstanbul Barosu yaklaşık 20-22 yıldır aynı grup tarafından yönetiliyor, fakat bu yönetim artık avukatlardan ve baronun asıl misyonundan uzaklaşmış durumda. Baro, yıllardır etkisini kaybediyor. Yönetim sadece belirli bir grubun kontrolünde ve bu da baronun avukatlarla olan bağını koparmasına neden oluyor. Ayrıca, seçimlerde ciddi bir temsil problemi var. 7 bin oyla seçilen yönetim, 24-25 bin oy kullanan avukatın taleplerine yeterince cevap vermiyor. Bu nedenle değişim şart.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu noktada İstanbul Barosu’nun yönetim anlayışında ciddi bir reform yapılması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Evet, İstanbul Barosu’nun daha kapsayıcı, daha demokratik ve avukatların taleplerine gerçek anlamda cevap veren bir yapıya kavuşması gerekiyor. İbrahim Kaboğlu ve Değişim için Avukatlar ekibi olarak, baroyu herkesin barosu haline getirmeyi hedefliyoruz. Özellikle insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında daha aktif bir baro yaratmak için adayız.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Leyla Hanım, kadın cinayetleri ve şüpheli ölümler konusuna dönecek olursak, bu konuda İstanbul Barosu’nun daha fazla ne yapabileceğini düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri konusunda İstanbul Barosu’nun daha aktif bir rol alması gerektiğine inanıyorum. Baro bünyesinde Kadın Hakları Merkezi var, fakat daha etkili olması gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı olarak çekilmemiz çok büyük bir kayıp oldu ve Baro bu konuda daha fazla inisiyatif almalıydı. Şüpheli ölümler konusunda ise etkin soruşturma yapılmasını sağlamak için Baro’nun hukukçularla birlikte daha aktif çalışmalar yürütmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu bu konuda nasıl bir yol izlemeli?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Eğitimler, seminerler ve farkındalık yaratacak etkinlikler düzenlenebilir. Ayrıca, kadın cinayetleri davalarında Baro’nun daha fazla avukat görevlendirmesi ve bu davaların takipçisi olması gerektiğine inanıyorum. İstanbul Barosu, kadın hakları konusunda Türkiye genelinde örnek bir baro olmalı. Bizim hedefimiz de bu yönde.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu’nun bu konuda daha aktif bir rol oynayabileceğini söylediniz. Peki, Kemal Bey’e dönmek istiyorum. İnsan hakları konusunda da oldukça önemli vurgular yaptınız. İstanbul Barosu’nu bu konuda yeterince aktif olmamakla eleştirdiniz. Şimdi Can Atalay hâlâ cezaevinde, Türkiye İşçi Partisi milletvekili seçilmesine rağmen serbest bırakılmadı. Anayasa Mahkemesi’nin kararı yerel mahkeme tarafından hiçe sayıldı. Yine Barkın Timtik davası da gündemde. Bu tür meselelerde İstanbul Barosu’nun rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Öncelikle şunu söyleyeyim, İstanbul Barosu’nun Can Atalay ve diğer meslektaşlarımızın davalarında yeterince güçlü bir duruş sergilemediğini düşünüyorum. Eski başkan Mehmet Durakoğlu döneminde adalet nöbetlerine katılım gösteriliyordu, ancak şu anki yönetim maalesef bu konuda sessiz kaldı. Hatta adalet nöbetlerine tamamen sırt çevirdiler. Biz bu nöbetleri, hukuksuz tutuklamalar ve adil yargılanma hakkı ihlalleri için yapıyoruz. İstanbul Barosu’nun bu konuda çok daha net bir duruş sergilemesi gerekirdi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Can Atalay gibi vakalarda İstanbul Barosu’nun bu kadar pasif kalması neden sizce?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Bunun birçok nedeni olabilir. Ancak baro yönetiminin, meslektaşlarımızın haklarını savunmakta etkili olamadığını ve yeterince kararlı bir duruş sergilemediğini görüyoruz. Adalet Nöbetleri’nde bile mevcut yönetimin bizlere mesafeli durduğunu gözlemledik. Can Atalay meselesinde de aynı şekilde, gösterişten öteye gitmeyen birkaç açıklama dışında somut bir destek göremedik. Oysa İstanbul Barosu gibi büyük ve etkili bir baronun bu konularda öncü olması gerekir.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Leyla Hanım, kadın hakları konusunda İstanbul Barosu’nun daha aktif olacağını söylediniz. Peki, baronun içindeki kadın avukatların temsiliyetine dair ne düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu’nda kadın avukatların temsiliyeti oldukça önemli. Bizim listemizde de kadınlar oldukça fazla yer alıyor. Yönetim kurulu adaylarımız arasında da birçok kadın var. Ayrıca disiplin ve denetleme kurullarında da kadın adaylarımız çoğunlukta. Baroda kadınların temsiliyetini artırmak ve özellikle kadın hakları konusunda daha etkili bir yapı kurmak bizim hedeflerimizden biri. Kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunda baronun daha fazla politika üretmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu konuda özellikle Kadın Hakları Merkezi’nin daha aktif olmasını sağlamayı mı planlıyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Evet, kesinlikle. Kadın Hakları Merkezi, şiddet gören kadınların hukuki destek alabilecekleri önemli bir merkez. Ancak şu anki haliyle yeterli değil. Bizim hedefimiz, bu merkezi daha aktif hale getirip, sadece dava takibi değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık yaratacak projelerle daha etkin bir hale getirmek. İstanbul Barosu’nun kadın hakları mücadelesinde daha öncü bir rol üstlenmesini istiyoruz. Kadın cinayetleri ve şüpheli ölümler konusunda daha fazla ses getiren ve somut adımlar atan bir baro hayal ediyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Kemal Bey, emek mücadelelerine değinmek istiyorum. Özellikle işçi hakları konusunda baronun nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu, sadece bir meslek örgütü değil, aynı zamanda insan hakları ve hukukun üstünlüğünü savunmakla yükümlü bir kurumdur. Polatlı işçileri, Soma maden işçileri, Ankara’da yürüyen işçiler gibi emek mücadeleleri konusunda İstanbul Barosu’nun daha etkin bir tavır alması gerekiyor. Bugün bu hak ihlalleri karşısında İstanbul Barosu’nun sesinin daha güçlü çıkması gerekirdi. Baro, bu tür davalarda müdahil olmalı ve emekçilerin haklarını savunmalı.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Baroların bu tür toplumsal mücadelelerde daha aktif rol alması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Kesinlikle. Barolar, sadece avukatların haklarını değil, toplumun genelini ilgilendiren konularda da aktif rol almalı. İstanbul Barosu’nun, emek mücadelesinden kadın haklarına, insan haklarından çevre davalarına kadar her alanda daha etkili bir duruş sergilemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz de bu yüzden Değişim için Avukatlar ekibi olarak baroyu daha aktif ve topluma karşı sorumlu bir hale getirmek için adayız.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Leyla Hanım, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda da önemli çalışmalarınız var. İstanbul Barosu’nun bu konularda daha fazla nasıl bir rol üstlenebileceğini düşünüyorsunuz?</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;İstanbul Barosu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Özellikle kadın meslektaşlarımızın adliyelerde ve çalışma hayatında karşılaştıkları ayrımcılık ve şiddet vakalarına daha fazla eğilmek zorundayız. Şiddet önleme merkezleri kurulmasını hedefliyoruz. Meslektaşlarımızın bu tür vakalarda barodan hızlı ve etkin bir destek alabilmesi çok önemli. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden bir baro yaratmak için de ciddi politikalar üretmek gerekiyor. Bizim amacımız, İstanbul Barosu’nu bu alanda da lider bir pozisyona taşımak.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Kadın hakları merkezlerinin daha aktif hale getirilmesi oldukça önemli görünüyor. Son olarak, her iki adayın da hedeflerini toparlamak gerekirse, Kemal Bey son sözlerinizi alalım.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Kemal Aytaç:</strong>&nbsp;Teşekkür ederim. İstanbul Barosu’nun değişimi sadece avukatların değil, Türkiye’nin de geleceğini etkileyen bir adım olacaktır. İbrahim Kaboğlu gibi bir anayasa profesörünün liderliğinde, hukuk ve insan hakları mücadelesinde güçlü bir baro yaratacağız. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve avukatların sorunları için mücadele eden bir baro yaratmak istiyoruz. İstanbul Barosu’nun Türkiye’nin en büyük ve en etkili barosu olduğunu unutmamalıyız. Bu baroyu tekrar hak ettiği yere getirmek için hep birlikte çalışacağız.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Leyla Hanım, sizin de son sözlerinizi alalım.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Rukiye Leyla Süren:</strong>&nbsp;Çok teşekkür ederim. Kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları mücadelesinde İstanbul Barosu’nun daha etkin bir rol alması için buradayız. İbrahim Kaboğlu ve Değişim için Avukatlar ekibi olarak bu mücadelede kararlıyız. Baroda şeffaf, demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışı oluşturacağız. İstanbul Barosu’nun sadece avukatlar için değil, toplumun her kesimi için daha etkin ve güçlü bir baro olmasını hedefliyoruz. Meslektaşlarımızın desteklerini bekliyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Çok teşekkür ediyoruz. Bugün dokuz8 Gündem Özel programında İstanbul Barosu Genel Kurulu’nu değerlendirdik. Konuklarımız Avukat Rukiye Leyla Süren ve Avukat Kemal Aytaç’tı. Değişim için Avukatlar ekibi adına görüşlerini bizimle paylaştılar. 19-20 Ekim’de yapılacak İstanbul Barosu Genel Kurulu’nu biz de takip ediyor olacağız. Bir sonraki programda görüşmek üzere, hoşça kalın.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/istanbul-barosunda-degisim-nasil-olacak-konuklar-av-rukiye-leyla-suren-av-kemal-aytac</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 15:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-24.png" type="image/jpeg" length="20945"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmamoğlu'na olası siyaset yasağı sonuçları ve MHP'nin BDDK düğünüyle verdiği mesajın anlamı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/imamogluna-olasi-siyaset-yasagi-sonuclari-ve-mhpnin-bddk-dugunuyle-verdigi-mesajin-anlami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/imamogluna-olasi-siyaset-yasagi-sonuclari-ve-mhpnin-bddk-dugunuyle-verdigi-mesajin-anlami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[dokuz8GÜNDEMSİYASET programında bu hafta ülkenin ve dünyanın öne çıkan siyasi gelişmelerini Siyaset Yazarı Selim Akmen ve dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gündem Siyaset’te bu hafta Ekrem İmamoğlu’na yönelik olası ceza ve siyasi yasak kararının sonuçları ele alındı. İmamoğlu’na yönelik siyasi yasak çabasının arkasındaki dinamiklerin, Erdoğan’ın siyasi hedeflerinin ve MHP’li yargıçların konumunun çok yönlü olarak analiz edildiği programda Gökhan Biçici, davanın CHP içine yönelik bir müdahale amacı taşıdığının altını çizerken, Selim Akmen Erdoğan’ın karşısında üç defa kaybettiği İmamoğlu’yla seçim girmek istemediğini ve geçmiş seçimlerin intikamı motivasyonunun da olduğuna işaret etti.</p>

<h2>İmamoğlu'na yasak Mansur Yavaş'ın önünü açmaz</h2>

<p>Akmen, 20 milyonluk bir kentin seçimlerini üç defa kazanan İmamoğlu’nun konumunun Osman Kavala gibi olmadığının da altını çizdin. Yine Akmen, İmamoğlu’na yönelik bir siyasi yasağın kimilerinin iddia ettiği gibi Mansur Yavaş’ın önünü açmayacağını aksine Yavaş’ı zor durumda bırakacağını söyledi. Sinan Ateş davasının yeniden 30 Eylül’de başlayacağını da hatırlatan Gökhan Biçici, İmamoğlu kararının da gündemi manipüle etmek için aynı güne denk getirilebileceğini düşündüğünü ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>BDDK düğünü MHP'nin yeni bir güç gösterisiydi: Ekonomi de benden sorulur&nbsp;</h2>

<p>Öte yandan programda öne çıkan bir diğer tartışma konusu günlerdir tartışılan ve tepki çeken BDDK Başkan Yardımcısı Mustafa Aydın’ın düğünüydü. Daha çok yolsuzluk, etik boyutlarıyla ele alınan ve haklı tepkilerin hedefi olan düğünü farklı açıdan ele alan Biçici, MHP’nin bir süredir devam eden güç gösterilerinin bir yenisiyle karşı karşıya olduğumu ifade etti. Biçici, adeta tüm bankaların genel müdürlerini tesbih tanesi gibi karşısında dizen MHP’nin bu görüntüleri de kayda alıp yayınlatarak “Ekonomi de benden sorulur!” mesajı verdiğini dile getirdi ve ekledi: “Bu sermayeye de bir mesaj, Türkiye siyasetine de bir mesaj, topluma da bir mesaj.<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;</p>

<p><img alt="Gökhan Biçici-5" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/gokhan-bicici-5.png" / width="1976" height="1116"><strong>Programın tam deşifresini aşağıda okuyabilir ve YouTube kanalımızdan izleyebilirsiniz </strong><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Evet, bir gündem siyaset programıyla birlikteyiz. Yine <strong>Selim Akmen</strong>'le birlikte, nam-ı diğer Arnavut Selim, son siyasal gelişmeleri konuşacağız. Geçen hafta yapmamıştık programı, epey bir malzeme birikti. Ama temel çerçevede çok bir değişiklik yok. Bundan iki ay önce, üç ay önce aslında ne konuştuysak, o zeminde yeni gelişmeler oluyor. Saflaşmalar belki daha netleşiyor. Olasılıklar, bazıları gündemden çıkarken bazıları gerçekleşiyor ve onun üzerinden gelecek bir sonraki adımları konuşmak durumunda kalıyoruz. Şimdi, içeride olsun dışarıda olsun Türkiye'de siyasetin önümüzdeki birkaç gününü, birkaç haftasını, birkaç ayını yakın geleceğini en çok etkileyecek olan ne?<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Olur&nbsp;denirse herhalde Ekrem İmamoğlu'na dönük olası siyasi yasak.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen:</strong>&nbsp;Garip dava diyelim.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Davanın kendisi her ne kadar garip olsa da bunu bir siyasi yasakla sonuçlanması Türkiye siyasetine çok keskin bir müdahale anlamına geliyor. Sen nasıl değerlendiriyorsun. Davanın içeriğine çok girmiyorum. Orada hukuka hiçbir zemin yok zaten. Ama amaç ne burada? Dümende kim var sence?<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Son güne bakalım. Bugün Amerikan basınında Osmanlı, Türkiye, Türk Bayrağı, Türk Hava Yolları içeren bir dava açıldı. Yani işte içinde yok yok rüşvetler, işte Ermeni Soykırımı&nbsp;gerekçesiyle yayın yapma diyen bir taraf, öbür tarafın bunun karşılığında geziler, rüşvetler alması. Şimdi bu davada bile bir mantık var. Ekrem İmamoğlu'nunkine bakalım. Hiçbir iler tutar tarafı yok. Yani şu özellikle şu son bir aya bakalım. şu gasplar, tecavüzlerle suçlananların dışarıda dolandığı bir memlekette.<br />
<br />
Ali Yerlikaya her gün açıklıyor. Ben artık sürekli takip ediyorum. Yani Ali Yerlikaya'nın söylediği kadarıyla herhalde yarım milyon insanın şu anda çetelere&nbsp;bulaşmış olması lazım. Şimdi böyle bir ülkede işte ahmak lafının bir dava gerekçesi olmayacağı çok açık. Yani uçuk açık. Ama bir ucundan yakalandı. Ve bu uç kullanılarak Cumhurbaşkanlığı'nın en iddialı adaylarından birini temize çekmek istiyorlar. Tabi bunun kökenini de Recep Tayyip Erdoğan'ın meşhur kindarlığının yaptığını da reddetmemek lazım.<br />
<br />
Yani düşünürsek birçok davada Amerikan ve Alman vatandaşları ve Suudi vatandaşları hariç dediğini yaptı. Ben burada olduğum sürece o çıkamaz, ben burada olduğum sürece bu çıkamaz diye birçok davanın zaten savcısı ve yargıcı olduğunu gösterdi. İşte Kavala&nbsp;bunun en büyük örneklerinden biri. Bir suçtan tutup Avrupa sorduğunda ya o suç değil, başka suç deyip o başka suçtan aklandığı halde daha sonra da bu suçtan içeri tutulan bir adam. Ekrem İmamoğlu'nun davasında sorun şu, Erdoğan İstanbul'u üç kere kaybettiği bir rakiple seçime girmek istemiyor belli. Yani Recep Tayyip Erdoğan, biraz da açık konuşalım, seküler tayfanın diyelim&nbsp;gazıyla o unvanı çok korudu, seçim kaybetmeyen adam. Şimdi ilk defa karşısında bu ünvanı elinden alan biri var, üstelik kendisine karşı. Önce Binali Yıldırım, sonra Murat Kurum, tekrarlatılan seçim, daha büyük farklar...Ekrem İmamoğlu'nun Erdoğan'la benzer yönleri, sert çıkışları. Yönetimde kontrolü sağlaması üstüne bir de bu üç seçim mağlubiyeti olunca şöyle bir düşünelim. Tabii ki Mansur Yavaş'ta da bunlar var. Ben bunu ayırmıyorum. Ekrem İmamoğlu'nun olan nefretinin altında ve ısrarının altında yalnızca seçim adaylığı meselesi değil, kaybedilmiş seçimlerin hesabı da var. Yani Erdoğan şunu istemiyor.&nbsp;Diyelim ki Özgür Özel'in istediği gibi bir erken seçime gidildi. Erdoğan da aday oldu. İlk defa bir seçime sürekli kaybeden adam rolünde girecek. Bu bir kere onun için çok tehlikeli. Mansur Yavaş, Mansur Yavaş da kazanabilir. İkisinin de her zaman Erdoğan'ın önünde. Fakat Mansur Yavaş'la girdiğinde şu düşünce var, daha hiç karşılaşmadılar, kimin kazanacağı belli olmaz. Ama Ekrem İmamoğlu'nun sorunu, en büyük psikolojik yükü orada ve halkta da, evet Ekrem kazanabilir, üç kere yendi, niye kazanmasın?<br />
<br />
Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu'nun başına getirilen en büyük bela oydu. Ve seküler tayfadan verilen destek&nbsp;de&nbsp;oydu. Muharrem İnce&nbsp;dahil, Sinan Ogan dahil, Meral Akşener'de&nbsp;dahil o baskıyı çok yaptılar. <font face="Arial Regular">“</font>Hep kaybettin, gene kaybedeceksin.<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;Halbuki son haftaya kadar 52'ye 48 olan, daha doğrusu 3-6 Mart'a kadar 52'ye 48 olan oran tam tersine döndü. İyi Parti'nin kaybettiği kadar oy Kemal Kılıçdaroğlu'ndan uzaklaştı. Şimdi Ekrem İmamoğlu’nun sorunu bu. Diğer taraftan büyük de cesaret gerektiriyor.<br />
<br />
Neden cesaret gerektiriyor? Baştan beri konuşuyoruz. Bütün yapılan yumuşama gayretleri, hiçbirisi Recep Tayyip Erdoğan'ın öyle demokrasiye dönüş tezi falan olmadığını biliyoruz. Burada sorun kaynak. Mehmet Şimşek dün Amerika dönüşü bu sabah yansıdı, basına açıklama yapıyordu ki, <font face="Arial Regular">“</font>Türkiye'nin büyük bir potansiyeli olduğunu gösterdik.<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;Şimdi bu kadar yırtındıktan sonra sen bunu dersen, <font face="Arial Regular">“H</font>a biz reklamımızı iyi yaptık. Ama satışa dönüşür mü ben de bilmiyorum demektir<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;ki, demek ki oradaki görüşmelerden pek de hoşnut ve çok da başarılı geçmediğini anlıyoruz. Şimdi Ekrem İmamoğlu'nun zorlayan pozisyonu, ama bilinçli ama bilinçsiz, İmamoğlu<font face="Arial Regular">’nun dışarıyla çok iyi arası. </font>Yani birçok şehir başkanını büyük Ve&nbsp;belediye başkanlarının Türkiye'de topladığı, Türkiye'de pek göze çarpmasa da yerel yönetimlerdeki o belediye başkanlarının ziyaretleri Avrupa'da çok önemli. Genel politikada çünkü çizilmiş çizgiler vardır Avrupa'da ve onun dışına pek fazla çıkamaz. Yani A, B, C seçeneklerinden birini tercih etmek zorundadır tepe. Ama yerel yönetimler de çok daha önemlidir. Bir, böyle bir sıkı bağı var. İki, zar zor sağlanan ve Mehmet Şimçek'in ısrarla “oldu, güven sağladık<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;yalvarış ve yakarışları arasında böyle bir (Ahmak) kelime için bu çapta bir olayı büyütmek, siyasi yasak koymak...</p>

<p>Sık sık tekrar ediyor, ya demokrasiyle ne ilgisi var? Demokrasiyle ilgisi yok kardeşim.</p>

<p><img alt="Selim Akmen Ve Gökhan Biçici" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/selim-akmen-ve-gokhan-bicici.png" / width="2872" height="1548"><strong>Ekrem İmamoğlu’nun batıyla ilişkileri güçlü </strong><br />
<br />
Ekrem İmamoğlu, Batı'yla ilişkileri iyi yürütebilecek ve sözünü dinletebilecek bir adam olduğunu gösterdi bugüne kadar. İyi bir muhatap buldular, katı olmayan, <font face="Arial Regular">“</font>her şeyi görüşerek çözebiliriz<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;inancında olan bir aday bulundu. Şimdi herkes şunun farkında. Recep Tayyip Erdoğan'ın muhtemelen son seçimiydi. Kazandığı son seçimiydi. Bu Masur Yavaş da olsa, Ekrem de olsa değişecek. Yani bu açık.Fakat böyle bir muhatabı bu gerekçeyle, yani karşısındaki&nbsp;Peru'nun, Kolombiya'nın, Venezuela'nın muhalif liderleri değil, karşısındaki 20 milyonluk bir şehrin Erdoğan'ı 3 kere yenmiş bir belediye başkanı ve İtalya'da konular olmuş <font face="Arial Regular">“</font>bir seçim nasıl kazanılır<font face="Arial Regular">” diye</font>&nbsp;hakkında kitapları yazılmış bir adam. Bunu öyle Osman Kavala yerine koymak da zor. He yapılır mı? Yapar. Fakat bunu yaparsa da MHP'nin yargıçları yapar. Bunu AK Parti göze alır mı? Onu da Allah bilir.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Yani bu dava, Erdoğan'ın üzerinden bir okuma yapıyorsun ama mesela bu davanın bu noktaya gelmesinde Erdoğan'ın İradesi ne ölçüde Bedirleyici? Ne ölçüde MHP? Çünkü orada tek bir iradeden bahsetmiyoruz.</p>

<p><strong>AKP siyasi yasağı göze alır mı, MHP’yi yargıçlar ne yapar?</strong><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: O noktaya geliyoruz. Bunu yaparsa MHP yapar, onun için dedim. Yani bu Sinan Ateş davasının açtığı hengamelerin cevaplarını çok sık gördük biz seninle. Yani bu üçüncü, dördüncü&nbsp;cevap olur. Yani Ekrem İmamoğlu'na siyasi yasak getirmek MHP'nin uzun süredir şu meşhur el öpme hikayesiyle başlayan macerasının son ve büyük darbelerinden biri olur AKP'ye. Onun için artık Recep Tayyip Erdoğan açısından bakıyorum. MHP'nin de adayı olduğu için. Ben adayla aday karşılaştırırım.&nbsp;Yoksa ben şundan eminim, birçok pişmanlığı var. Özellikle bu Amerika gezisinden sonra. Tamam, çok büyük gürültü koparıldı. Şöyle konuştu, böyle konuştu. Herkes alkışladı. Şimdi açık konuşalım. Biz de Avusturya Başbakanı'nın, Almanya Cumhurbaşkanı'nın, Fransa Cumhurbaşkanı'nın bu tür bir konuşması ne kadar önem taşırsa, Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler'deki konuşması da vatandaş nezdinde o kadar değer taşır. O yüzden de zaten yandaş mı diyelim artık, yalaka basının yaptığı bütün gürültüye rağmen pek de kimsenin umurunda olmadı.&nbsp;Sosyal ve ekonomik koşullar da buna izin vermiyor ama olmadı. Yani bunlar uzun süredir herkes şikayetçi ve Erdoğan'ın dillendirmesi&nbsp;de&nbsp;bir anlam taşımadı. Üstüne bir de bu dava gelince, yani Erdoğan'ın sözleri gazetelerde ne kadar manşet oldu Amerika'da bilmiyorum ama rüşvet hikayesi bütün hepsinden manşet. Çünkü New York Belediye Başkanı'ndan bahsediyor.</p>

<p><strong>New York Belediye Başkanına yönelik iddianame ve Erdoğan’ın apar topar dönüşü ilişkisi </strong><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Özellikle iddianamenin o günlerde açıklandığına dair&nbsp;haberler var.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Söylenen şu ki son yemeğe de o yüzden katılmadı.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Tabii apar topar döndü. Bu sorularla muhatap olmak istemedi.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: &nbsp;Şimdi diplomasi dilinde bazen de adama kulağına fısıldarlar. Yani <font face="Arial Regular">“</font>gelsen iyi olur ama gelmezsen de pek rahatsız olmayız. Sen rahatsız olursun.<font face="Arial Regular">” diye. </font>Şimdi onun için pek başarılı bir seçim, Birleşmiş Milletler Gezisi olmadı. MHP burada çok sessiz ve sakin yalnızca bir destek konuşması yaptı. Çok başarılı oldu dedi Devlet Bahçeli. Ama gürültü daha kopmadı. Yani gürültü şimdi Sinan Ateş davası.&nbsp;Onun zamanı geliyor tekrar. Ve o davayı örtü altında bırakacak, onu örtecek bir dava kararı çıkar mı Ekrem İmamoğlu için? Çıkabilir.<br />
<br />
<strong>Sinan Ateş davası başlıyor, İmamoğlu davası kararıyla Ateş davası sürecinin nasıl bir ilişkisi olabilir?</strong>&nbsp;</p>

<p><strong>Gökhan Biçici: </strong>30 Eylül'de Sinan Ateş davası. Şöyle deniyor “Ekrem İmamoğlu davası yani onun istinafta onaylanması ve siyasi yasakla sonuçlanması işte bu Cuma açıklanacak, yok borsa kapandıktan sonra&nbsp;açıklanacak” deniyor. Şu an böyle bir haber var mı sanmıyorum. En azından duymadım.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Ben de görmedim henüz.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Belki Pazartesi olur. Yani sonuç 30 Eylül'de yani bundan birkaç gün sonra Sinan Ateş davası var. Şimdi bu o gün bir gün önce bir gün sonra açıklanabilir. Hatta hatırla geçen Sinan Ateş davası ilk duruşması başlamadan önce biz şunu demiştik. İlgiyi, alakayı bu davadan uzaklaştırmak için türlü provokasyonlara hazır olmak lazım dedik. Ne oldu? Kayseri'de ciddi bir provokasyon ortaya çıktı. Ne dedik, “Bu doğrudan doğruya. Hem bir gözdağı hem de gündem değiştirme çabası.<font face="Arial Regular">”.</font>&nbsp;Şimdi Ekrem İmamoğlu davasının olası sonucu 30 Eylül'den bir gün önce niye olmasın?<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Bir de şeyi hatırla işte, geçen seçimde tam da Kemal Kılıçdaroğlu'nun Alman meclisiydi galiba. Bundestag'ta konuşma yapacağı gün açıklamayı yapıp o konuşmayı engellemek güzel değil miydi? Hem o dışarıda yakalandı hem de Meral Akşener'in o şovunu seyretmek zorunda kaldık. Artık Türkiye'de yargının açıkça gündeme göre pozisyon aldığını bilmeyen yok.</p>

<p><strong>Yargı iktidarın elinde bir silaha dönüştü</strong>&nbsp;<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>İktidarın özellikle bir kanadının elinde bir siyasi araca dönüşmüş durumda.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Kesinlikle. Hakimler, avukatlar, savcılar, herkes ilk önce bir yukarıya bakıyor. Hava nasıl? Eğer iktidar için hava bulutluysa, o bulutları dağıtacak bir olay patlatıyorlar. İktidar için hava güneşliyse tamam diyorlar, gerek yok. Arada bir öyle işte o Narincinki gibi bir patlama olursa da zamana yayılıyor. Ve şu anda birden gündemden kalktı. Ama o gündemden kalkana kadar gündemin altında neler kaldı artık onu zamanla göreceğiz.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Bu SGK'sından tut, ki bence Sinan Ateş davasının bir selam verişi olacak. bir yerlerden bir yerlere selam gidecek. Ona göre oradan karar çıkacak.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Yani bir tehdit olarak masada&nbsp;ama başka şeyler de var zaten ama işte 30'u Pazartesi oluyor bu arada. Aynı gün bile olabilir. Ama artık eli kulağında. Zaten siyasetin, özellikle CHP'nin içine müdahale etmenin önemli bir aracı haline gelmiş durumda. Çünkü ne deniyor? Siyasi yasağı demek. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın görevini bırakması.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Tabii Pazartesi bu karar açıklansa ya da ne bileyim birkaç gün içinde açıklansa hemen ardından bu olmayacak bunun bile Yargıtay&nbsp;yaşaması var. Ne kadar hızlı, ne kadar hızlı olur. Ama günün sonunda bir demoklesin kılıcı sallanmaya başlayacak. Erdoğan'ın burada muradı ne olabilir?</p>

<p><strong>Amaç tüm araştırmalarda birinci parti konumunu koruyan CHP’yi karıştırmak </strong></p>

<p>Şu anda bütün araştırmalarda birinci parti pozisyonunu pekiştiren Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi içinde karışıklığını kışkırtmak, işte İmamoğlu-Mansur Yavaş ayrışması, tüzük kurultayında da iyice netleşmiş durumda. Mansur Yavaş da sahaya çıktı&nbsp;ve aday olduğu belli. Milliyetçi bir Cumhurbaşkanı&nbsp;stratejisine bağlı olarak bütün bu tayfanın, bu cephenin, Ümit Özdağ’ından Sinan Oğan'ına kadar hatta yani CHP dışından da bahsediyorum, gönüllerinden geçen en güçlü aday Mansur Yavaş. Mansur Yavaş'ın buradaki pozisyonu ayrı, bunu göreceğiz. Ama bu bir güçlü seçenek. Bu tarafta İmamoğlu, bir diğer güçlü seçenek. İkisi arasında da yer yer gerilime dönüşen bir ayrışma var. Dolayısıyla Mansur da artık sahaya çıktı.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Ekrem&nbsp;zaten sahada. Belediyeler Birliği Başkanı olmasıyla birlikte bunun meşru bir zeminini de yakaladı. O sıfatla istediği belediye, istediği kenti ziyaret edebiliyor, projelerle gidebiliyor. Yasak meselesine karşı net ve sert bir tavrı var. En son Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir toplantısı yapıldı İstanbul'da, yol haritası üzerine konuşuldu. Birtakım kararlar alınmış, bunlar ilgili kurumların, muhatapların önüne gitmiş gelmiş, mutlaka birtakım düzeltmelerle birlikte elbette İmamoğlu<font face="Arial Regular">’nun da </font>Özgür Özer'le birlikte son kararı vereceği bir çerçevede bir yol haritası netleşmiş olacak. Ve CHP bu siyasi yasak, olası yasağı siyasette çok net bir müdahale, en güçlü Cumhurbaşkanı adaylarından birini sahne dışına itme hamlesi olarak demokrasiye dönük bir darbe olarak ele alacağını ve sert bir şekilde çok yönlü karşılık vereceğini ilan etti.&nbsp;En son dün Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın'ı izlediğimde <font face="Arial Regular">“</font>Ekrem İmamoğlu kendisi aday olmaktan vazgeçse bile bu mesele İmamoğlu'nun adaylığından çok daha fazlasıdır ve buna uygun davranacağız<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;dedi. Belli ki Kılıçdaroğlu'nun da desteği var İmamoğlu'na, onu da biraz konuşuruz. CHP&nbsp;tarafından Canan Kaftancıoğlu meselesinde içeriden de yer yer&nbsp;destek alan diyebileceğimiz ya da en azından destek görmeyen diyebileceğimiz o siyasi yasak&nbsp;sürecinden çok daha farklı bir şekilde karşılık verileceğini düşünmemiz için epey bir sebep var. Dolayısıyla yeni Ankara yürüyüşleri işte nöbetler çok yönlü eylemler,&nbsp;Günaydın şunu da söyledi <font face="Arial Regular">“B</font>iz bu tip davaları uluslararası&nbsp;arenaya taşımazdık. Ama bu artık uluslararası hukukun da konusudur<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;diyerek belli ki böyle bir siyasi yasak koşullarında Türkiye<font face="Arial Regular">’de</font>&nbsp;iktidarı çok yoğun şekilde&nbsp;sıkıştırmaya dönük bir uluslararası kampanyada sürdürülecek. Erken seçim tartışmalarının çok daha hızla gündeme geleceği kesin. İmamoğlu<font face="Arial Regular">’nun </font>da CHP'nin içine dönük daha sert müdahalelerde bulunacağını düşünmek için sebep var bence.</p>

<p><strong>İmamoğlu’na siyasi yasak Mansur Yavaş’ın önünü açmaz </strong><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Valla demin&nbsp;de söyledim Ekrem&nbsp;İmamoğlu bu havayı sağladı. Mansur Yavaş da evet koydu tavrını fakat o da farkında. Onun için mümkün olduğu kadar tartışmadan uzak kalıyor. Bu sefer de kimse zannetmesin ki Mansur Yavaş'ın önü devlet tarafından açılacak. Şunu da sakın unutma. Bir yandan da bir damga yemesi söz konusu. <font face="Arial Regular">“</font>Ekrem'i aldılar Mansur kazansın diye<font face="Arial Regular">”</font>. Şimdi baştan beri söylüyorum.&nbsp;Bir kere daha tekrar edeyim. Üstelik senin bir cümden üstüne. Bütün araştırmalar gösteriyor ki, dedin. Bir tanesi hariç: Metropol! Her zamanki gibi, geçen seçimdeki gibi <font face="Arial Regular">‘</font>kazanacak aday<font face="Arial Regular">’</font>&nbsp;kolpasıyla hala itiraz ediyor. Hiçbirisinde yanılma paylarının içerisinde bile kalmıyor fark. Ama metropol açık açık söyledi. Dedi ki, <font face="Arial Regular">“B</font>ize sormuyorlar ne olduğunu<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;ama metropol de CHP, AKP'nin gerisindeymiş. Şimdi belli ki yakında eğer yasak gelirse bunun üstüne CHP'yi tekrar, sen söylemiyorsun bunu, ben de bağımsız bir yorumcu abi olarak söylüyorum, bunun dokuz8’le ilgisi yok. Metropol ve Medyascope'un buna çok hazırlık yaptığından görüyorum. Üstüne Abdülkadir Selvi'nin saçma sapan Ekrem İmamoğlu iddialarıyla, yok işte diplomasi düştü de buydu&nbsp;famar da sen neyi anlatıyorsun kardeşim? Ama belli ki Abdülkadir Selvi'yi biliyorsun, yani Ahmet Akan'a örnek olacak kadar yukarının sesidir. Belli ki bir hazırlık var.&nbsp;Buradan davadan ne sonuç çıkarsa çıksın, evet bunu tekrar dava uzacaktır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecektir, Anayasa Mahkemesi şu bu, Anayasa Mahkemesi yok be böyle saçma sapan dava olur mu dese de, bildiğin gibi MHP'nin elindeki Yargıtayın bu konuda direnme hakkı var. Maşallah. Yani anayasa yapalım deyip eski anayasanın hiçbir şey, yani mevcut anayasanın hiçbir kuralına uymayan parti olarak bunun&nbsp;da&nbsp;anlayışla karşılayabiliriz. Ama başta bir şey söylemiştim hatırlıyorsan. Çok da yazdım bunu. Özgür Özel'den tek ricam vardı. Lütfen ama lütfen ikinci defa bu anket meselelerini karıştırma. ben anketle aday seçeceğim deme. Bugün o kendi yaptığı hatasının bedelini ödüyor. Yani CHP kendisinden bağımsız, parti içerisinde iki belediye başkanı Cumhurbaşkanı adaylığı için mücadele edebilir. Hiçbir sakıncası yok genel başkanı izin verdikten sonra. Ki bu işin doğalı genel başkanın Cumhurbaşkanı aday olmasıdır. Ama tamam, bunu aştı diyelim CHP, ya <font face="Arial Regular">“</font>biz Kemal Bey gibi olmayacağız<font face="Arial Regular">”, k</font>i bugünlerde çok ihtiyaç duyuyorlar Kemal Bey'e. Tamam, CHP genel başkan olmak yeterli, ben ikisinden birisi...</p>

<p><strong>Anket saçmalığını partinin içine sokma diye yalvardık</strong><br />
<br />
Bunu anketlerle yapmaması için ben ve benim gibi birkaç kişi daha çok yalvardık. Bu saçmalığı CHP'nin içine sokma. Bu saçma sapan fikri, akıl almaz,&nbsp;ne demokrasiyi. ne siyasi parti düzenine, ne particiliğe yakışmayan bu budalalığa bulaşma dedik:&nbsp;<font face="Arial Regular">“</font>Anketlerle cumhurbaşkanı<font face="Arial Regular">”</font>.</p>

<p>Yani hangisi olursa olsun ki benim biliyorsun şahsi takibimdedir metropol. Metropolun 2.500-3.000 kişiye, tut ki 5.000 kişiye sorduğu soruyla bir ülkenin &nbsp;Cumhurbaşkanı adaylığı belirlenmez.&nbsp;Bunun partisi var, gücü var, ilişkileri var. Şimdi dönelim başa. Demin dediğin gibi, bu işin ama beraat, ama devam, ama suçlama yoluyla gitse de, bu işin CHP'nin içini karıştırmak için ve gündemi örtmek için kullanmaya çalışacakları çok açık. Bu belli oluyor. Onların ağır top yazarlarının daha şimdiden zemin almasından, Sinan&nbsp;Ateş davasını bastırmaktan, Narinciğin&nbsp;katlini bastırmaktan, Polis hanım kızın öldürülmesini bastırmakta ideal bir yorgan olarak kullanılacağı belli. Ne yazık ki tarafların, hepsinin, ilk önce isyan ettiği, küçümsediği ama zamanla, ya galiba bize bir abilik yapması gerekecek dediği Kemal Kılıçdaroğlu'nda günleri geliyor. Ve çok üzülüyorum.&nbsp;Çünkü çok küfreden oldu, çok ağır konuşanlar oldu. Cem Toker gibilerdi. Uğur Dündar'lar, Fatih Altaylılar, Fatih Portakal'lar. Çok ağır konuşanlar oldu. Hem sağdan, hem soldan, hem muhalefetten, hem iktidardan. Ama insanlar görüyor ki CHP gibi bir devi öyle silkelemek için Kemal Kılıçdaroğlu’nu da geçmek gerekecek. Ve bal gibi, buz gibi dimdik de&nbsp;adam ayakta. Ve CHP'nin evet ona ihtiyacı var.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>İmamoğlu da özellikle oraya (Kılıçdaroğlu) yönelmiş durumda.</p>

<p><strong>CHP kontrolü zor bir vahşi attır ve bunun için Kılıçdaroğlu’na ihtiyaçları var </strong><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Mecburlardı. Bak&nbsp;o çok laf ettikleri Kılıçdaroğlu o partiye hakimiyeti son 4-5 senedir. Yani bu kadar laf ediyorlar, hiç kimse o yılların ilk başlarını hatırlamıyor. Yani Deniz&nbsp;Baykal dönemi, Deniz&nbsp;Baykal kalıntılarının, o Sevigenlerin şunların bunların, o partiye neler çektirdiklerini, o partiye bugün hakaret edenlerin, ya her kafadan bir ses çıkıyor dediği partinin kontrol altına alınmasını, Dersim olaylarındaki o Altan Öymen’e karşı tavrıyla parti disiplinin altına alınmasını kimse hatırlamıyor. Ve adama çok ağır hakaretler ettiler. Bugün görüyorlar ki CHP'ye hani Cihan vardı, Erdoğan üstünden atan at. Yani onun bin beteri bir Mustang, &nbsp;vahşi bir attır CHP. Ona hemen, <font face="Arial Regular">“</font>ben çok yüksek oy aldım, ben Ankara'yı, ben İstanbul'u kazandım, ben Kongre'yi kazandım<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;diyen adamlar, öyle hemen o atı zapturap altına alamaz.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Çok ciddi bir itibar kaybına&nbsp;uğruyor Özgür Özel. Arka arka hatalar da yapıyor. New York’ta Türkevi önündeki o açıklama, Kılıçdaroğlu'nun&nbsp;oraya gittiğinde nasıl açıklamalar yaptığını hatırlayalım. Üstelik de bir iddianame açıklandı, onu da biraz konuşalım. 56-57&nbsp;sayfa galiba. New York Belediye Başkanı'na yönelik. Eric&nbsp;Adams. Ve baştan sona Türkiye odaklı.&nbsp;Ve belli ki bunun arkası da var. Yani bu bir Reza Zarrab davası gibi belki de Türkiye'yi sıkıştırmaya yönelik bir sürece dönüşebilir. Amerikan seçimleri Kasım ayında. Onlardan da bağımsız olduğunu düşünmüyorum.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Hayır, kesinlikle.</p>

<p><strong>Özgür Özel’in New York’ta yaptığı açıklama neden yanlış?</strong><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Ama orada bir şey olgunlaşıyor. Yani sen gidiyorsun, çıkıyorsun. Çok net bir rüşvet iddiası var. Türkiye'ye sanki karşı yapılan bir hamleymiş gibi. İşte rüşvet verilmez edilmez. Yani nasıl verilmez??!&nbsp;Orada bunu söylüyorsan, Türkiye'ye gelip sonra&nbsp;ne anlatacaksın? Yani rüşvetle bütün bir siyasal sistemin rüşvet, liyakatsızlık, saçma sapan atamalar, hukukun rafa kaldırılması. Rüşvet dendiğinde akla ilk gelen mekanizmalardan bir tanesi yargı sistemi olmuşken ve senin olası Cumhurbaşkanı adayın&nbsp;senin hukuk dışı olarak nitelendirdiğin olası kararla belki de adaylık dışına atılması hazırlığı yapılırken rüşvet olmaz mı olmaz mı gibi bu laflar düşünülmemiş.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>:Özgür Özel ilgilendiren bir şey yoktu ki</p>

<p><strong>Gökhan Biçici: </strong>Gökhan Günaydın biraz düzeltmiş sonradan yaklaştığın olayla. <font face="Arial Regular">“İd</font>dianameyi okudum&nbsp;ve ciddiye alınacak şeyler var<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;falan demiş ama.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Özgür Özel şunu diyebilirdi. <font face="Arial Regular">“</font>Kardeşim ben bu bir dava, davayı takip edeceğiz. Türkiye'de bu işte suçlanacak insanlar varsa yanlış yapmıştır.<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;Bitti&nbsp;gitti. Şunu diyebilir miyim?<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Şunu diyebilirsin “Türkiye'nin bu şekilde tartıştırılması&nbsp;büyük bir hatadır, bir de ayıptır. Ayıptır yani.<font face="Arial Regular">”</font><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Hani sen niye taraf oluyorsun?<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Büyük bir hata ve mevzuyu temize çekme konusunda bir koz vermiş durumda. Arka arkaya böyle benzer hatalar da vardır. Biz normalleşme denilen süreli destekliyorduk ikimiz.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Konuşuyorduk. Çok, çok istedik.</p>

<p><strong><font face="Arial Regular">“BDDK düğünü”ünde </font></strong><strong>Bankaların genel müdürlerini tesbih tanesi gibi karşısında dizen MHP yeni bir güç gösterisi yaptı </strong><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Gecikmiş bir süreç aslında. Çünkü siyasetin normalleşmesi günün sonunda AK Parti'ye yaramıyor, MHP'ye yaramıyor. Bunu bildikleri için özellikle MHP tarafı buna engel oldu. Arka arkaya adımlar attı. Arka arkaya sembolik göndermelerde bulundu. Sinan&nbsp;Ateş davası bunun kritik eşiklerinden birisi. Şimdi, “BDDK düğünü<font face="Arial Regular">”</font>&nbsp;diyorum ona ben, BDDK Başkan Yardımcısı, Mustafa Aydın'ın düğünü, banka genel müdürlerinin tespih tanesi gibi oraya dizilip her birinin takı takması.&nbsp;Şimdi bu&nbsp;iş&nbsp;siyasi etik açısından insanları çileden çıkardı. Yani böyle bir şey çağdaş&nbsp;bir ülkede düşünemezsin. Herhangi bir maliye memuru bile kendi düğününe denetlemekle hükümlü olduğu herhangi bir kurumun dış halkasından birini bile çağırırken, kırk defa düşünürken, şimdi bunu bu kadar yüksek perdeden yapmak, işte&nbsp;Celal Adan&nbsp;kürsüde Bahçeli'nin mesajını veriyor. Gelin hanım Süleyman Soylu'nun yakını. Damat doğrudan doğruya belli ki MHP kontenjanından BDDK'ya atanmış durumda. Tam bir gövde gösterisi yaptı. Başka bir boyutu var.<br />
<br />
Hep şöyle konuşulur değil mi? Bir görev dağılımı var iktidarda. Güvenlik bürokrasisi, polis, asker, MHP'de. Mali, ekonomi, sistem büyük ölçüde AKP'de. Hatta bir ara işte Berat'ta&nbsp;şunda,&nbsp;bunda falan gibi şeyler söyleniyordu. Hatta Mehmet Şimşek'e dönük eleştiriler de var MHP cephesinde. Ama Erdoğan'ın (Şimşek’e) desteği söz konusu. İşte Mehmet Şimşek MHP geriliminden de bahsedilirdi. Ama şu ön kabul hep vardı: Ekonomiye AKP, Mehmet Şimşek hakim. MHP çok bulaşmaz. Aslında bu nasıl bir gövde gösterisi oldu biliyor musun? Şunu demiş oldu MHP: “Ben Türkiye'nin en büyük bankaların genel müdürlerini&nbsp;tesbih tanesi gibi karşımda dizerim. Yani ekonomi de benden sorulur!”</p>

<p>Bu sermayeye de bir mesaj, Türkiye siyasetine de bir mesaj, topluma da bir mesaj. Meselenin o liyakat, rüşvet, yolsuzluk&nbsp;boyutu, olur mu öyle şey...tam elbette meselenin önemli bir boyutu ama bunu yapanlar, bunun sonuçlarını düşüneceklerdir. &nbsp;Buna rağmen özellikle düğüne gelmeleri için davet edildiğini biliyoruz.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Gelmeyebilirlerdi. Bu iş başka türlü halledilirdi. Bu kadar büyütülmeyebilirdi.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Ama ne oldu? <font face="Arial Regular">“</font>Geleceksiniz<font face="Arial Regular">” denildi</font>, kameraya da alındı, servis edildi. Bunun özel harekattan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısının Bahçeli'nin elini öpmesi,</p>

<p><strong>Selim Akmen</strong>: Emniyet için bir tik atıldı.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici: </strong>Yine genel okumadan farklı olarak biz ne diyoruz? Teğmenler meselesi de MHP'nin güç gösterisiydi.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Evet kesinlikle güç gösterisiydi.</p>

<p><strong>Gökhan Biçici: </strong>Şimdi BDDK meselesi.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: “Artık senin sahana da giriyorum.<font face="Arial Regular">” dedi. </font><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Evet, “O&nbsp;alanda da ben o kadar güçlüyüm ki<font face="Arial Regular">” </font>mesajı verilmiş oldu.</p>

<p>Şimdi bu kısmı çok tartışılmadı. Bir tek burada biz konuşuyoruz. Dolayısıyla aslında pozisyonunu pekiştiren bir MHP var gibi ya da en azından pozisyonu yeniden ve yeniden ilan eden bir MHP var gibi gözüküyor. Evet, Sinan Ateş davası yine önemli. Ama Eylül de bitiyor artık, Ekim ayı, üniversiteler de açılıyor falan derken ekonomi, inanılmaz bir yoksulluk söz konusu. İşçi eylemleri, halk eylemleri artmış durumda, artmaya devam ediyor.&nbsp;Orada ciddi gelişmeler beklemek mümkün. Dolayısıyla çok daha hızlanacağını düşünüyorum ben.</p>

<p><strong>Teğmenler krizi de MHP’nin bir güç gösterisiydi </strong><br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Valla şöyle söyleyeyim. Hani dedin ya, ben çok ısrarlıydım bu <font face="Arial Regular">“</font>Mustafa Kemal'in askerleriyiz”&nbsp;çıkışının&nbsp;MHP'nin bir gövde gösterisi olduğunda. Şimdi&nbsp;sen de çok iyi yakaladın. Şu kadar örnek vereyim. Bu programı seyredenler arasında bankacılar var. Özellikle banka&nbsp;üst düzey yöneticiliğinden emekli olanlar var. Bakın, BDDK hiçbir şeydir normalde. Banka genel müdürlerinin telefonda konuşurken bile düğmelerini ilikledikleri adam Merkez Bankası Başkanı'dır.&nbsp;Ve belli ki Merkez Bankası Başkanı'nın korkusuna rağmen O banka genel müdürleri oraya gitmiş. Bak, insanlara çok açık ve net söylüyorum. Benim çok yakın arkadaşlarım. Şu anda beni Twitter'da da takip edenler var. Eski banka genel müdürleri, genel müdür yardımcıları. Bankanın genel müdürünü yerinden hoplatacak tek adam Merkez Bankası Başkanı'dır. Başka hiç kimseden korkmazlar. Öyle BDDK'ydı, işte Maliye Müfettişi'ydi, Hazine Müsteşarı'ydı, şu, bunlar hikaye.&nbsp;Ama düşünün ki birisi bunları o kadar korkutmuş ki, Merkez Bankası Başkanı'na ve Mehmet Şimşek'e rağmen oraya gitmişler. Gitmezler kardeşim. Bir bankanın genel müdürü daha yukarıdan izin alıyor Merkez Bankası Başkanı'na. BDDK var mı? Var. Ama hadi delikanlıca konuşalım. Bu işin raconunu Merkez Bankası keser, bu mesleğin raconunu. Bankacılık dedin mi, tepedeki banka Merkez Bankası Başkanı.&nbsp;Buna rağmen o düğüne gidildiyse, o rezil görüntüler verildiyse, bu banka genel müdürlerinin kulağını kim çektiğini Mehmet Şimşek de bilir. Merkez Bankası Başkanı da bilir. Onun için o yakaladığın nokta çok önemli. Kimse buna dikkat çekmiyor. Herkes olayın rezaletiyle ilgileniyor. Ama MHP'li bir başkan ve BDDK başkan yardımcısının bu düğünü düzenlemesi, üstelik bu adamları çağırması ve o bununla kıl aldırmayan, merkez bankası başkanından başkasına hesap vermem diyen genel müdürlerin oraya gitmesi MHP'nin çok açık ve net gövde gösterisi.</p>

<p><strong>MHP her cephede mesaj vermeye devam ediyor: Özel Harekata el öptürme, 17-25 Aralık göndermesi, teğmenler krizi ve son olarak da BDDK düğünü...</strong></p>

<p><br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Aynen öyle, şeyi de hatırlatalım, atlamıştım onu.&nbsp;17-25 Aralık saatinin Ali Koç'un&nbsp;Bahçeli’yi&nbsp;ziyareti esnasında özellikle oraya konması.<br />
Yani özellikle özel harekat ziyaretinde el öpme, 17-25 Aralık mesajı, teğmenlerin çıkışı&nbsp;ve BDDK düğünü. MHP her cephede aslında pozisyonunu ilan ediyor ve adım üstüne adım atıyor. Buna bir yanıt gelecek. Mesela Mehmet Şimşek, hani geçen biri sordu, kendi geldiği ülkede böyle bir şey düşünülebilir mi acaba?<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Şaka mı yapıyorsun ya?!<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Ertesi gün ne o banka genel müdürleri, ne BDDK...baştan ayağa ekonomi bakanı istifa etmek zorunda kalırdı. Hükümet istifa etmek zorunda kalırdı&nbsp;belki de.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Herhangi bir bağımsız banka sisteminde o banka müdürleri BDDK başkanıyla da başkan yardımcısıyla da baş başa yemek yiyemez. Adamı istifa ettirirler. Çok açık konuşuyorum. Diğer konularda fazla bilmiyorum. Ben bunları banka genel müdürlüğü yapmış arkadaşlarımdan öğreniyorum. Yani Hasan Soy'dan var mesela. Twitter'da da takipleşiriz. O gizli kalmış, banka genel müdürlüğü yapmış bir adamdır.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: O anlatsın size. Yani benim de dikkatimi çekmemişti. Yalan yok sen söyleyene kadar. Sen diyene kadar ki abi ya bu nasıl bir iş?!&nbsp;Evet büyük rezalet ama rezaletten öteye bir parlak bir bıçak havada uçup gelen ve bütün Mehmet Şimşek'in prestijine de Merkez Bankası'nın prestijine de saplanmış bir bıçak.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Daha konuşacağız önümüzdeki haftada. Bu siyasette MHP bir yere gidemezsin diyor özünde. Normalleşmenin de sınırı var.</p>

<p><strong>Selim Akmen</strong>: Nereye gidiyorsun diyor.</p>

<p><strong>Gelecek Partisi ve DEVA Partisi arasında başlayan birleşme süreci neyin hazırlığı? </strong></p>

<p><strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Bu tarafta da bir takım hazırlıklar&nbsp;var. Mesela bir başka okumada, Gelecek Partisi ve DEVA birleşme hazırlığı, meclis gruplarını birleştirelim denmiş, parti birleşmesi ihtimal olarak konuşuluyor, kolay değil ama bunu hızlandırmış gibi gözüküyorlar.Gelecek Partisi, Davutoğlu, Erdoğan görüşmesi. MHP'de eğer bir kopuş olduğu zaman burayla onu takviye etmek yönünde bir çaba, bir hazırlık var gibi gözüküyor. Ki buna mesela CHP'de itiraz etmez yüksek ihtimalle.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Kemal Kılıçdaroğlu'na kızanlar da bunu hatırlasın.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Tabii. Orada bir aktör olarak, bir pozisyon tutan bir aktör olarak aslında siyasetin çeşitlenmesine katkıda bulunmuştu o süreç. Onları konuşacağız. Yeniden Refah tekrar bir çıkış yaptı:&nbsp;Erbakan <font face="Arial Regular">“</font>Erken Seçim<font face="Arial Regular">” dedi</font>. Belli ki Erken Seçim çok daha fazla dillendirilecek. Araştırmalarda da artık %50'nin üstüne çıkmış toplumun Erken Seçim talebi ki bu önemli bir eşik.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Daha patlamadı yoksulluk buna rağmen.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici: </strong>Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu'nun olası yasağından Yeniden Refah'ın erken seçim talebine, yoksulluğun daha da derinleşmesi ve patlamasına kadar Sinan&nbsp;Ateş davası, benzeri davalardaki gelişmeler. Elbette Lübnan'a dönük artık İsrail'in kara harekatının başlayacak olması. İçeride dışarıda bayağı çalkantılı bir dönem bizi bekliyor ve biz de bol bol bunları konuşacağız. Bugünlük bu kadar diyelim.<br />
<br />
<strong>Selim Akmen</strong>: Ekim'den itibaren daha sık ve daha düzenli görüşeceğiz.<br />
<br />
<strong>Gökhan Biçici:</strong>&nbsp;Aynen öyle. Ekim ayının ilk haftasında yine burada birlikte olacağız. Ve yayın dönemimiz de daha aktif bir şekilde başlayacak dokuz8. Dolayısıyla çok yönlü olarak yazılarla, programlarla, gündem özel programlarıyla, alt başlıklarına ayrı ayrı genel çerçeveyi, gündem siyaset ve benzeri programlarda ele almaya devam edeceğiz. Bir sonraki hafta tekrar görüşmek üzere. Hoşçakalın.<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM SİYASET</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/imamogluna-olasi-siyaset-yasagi-sonuclari-ve-mhpnin-bddk-dugunuyle-verdigi-mesajin-anlami</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Sep 2024 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/gundem-siyaset-imamogluna-yasak-hazirligi-ve-olasi-sonuclari.png" type="image/jpeg" length="62367"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHP Tüzük Taslağı paylaşıldı: Önemli değişiklikleri var]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-tuzuk-taslagi-paylasildi-onemli-degisiklikleri-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-tuzuk-taslagi-paylasildi-onemli-degisiklikleri-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP tüzük değişikliği süreci tamamlandı. Nisan ayından bu yana süren çalışmalar sonucunda Tüzük Hazırlık Komisyonu, taslağı oy birliğiyle kabul etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tüzük değişikliği süreci tamamlandı. Nisan ayından bu yana süren çalışmalar sonucunda Tüzük Hazırlık Komisyonu, taslağı oy birliğiyle kabul etti.&nbsp;CHP Tüzük Kurultayı’na sunulan nihai tüzük taslağı paylaşıldı. Kurultayın basına kapalı bölümünde ele alınacak olan Tüzük taslağının seçim ve aday belirleme usüllerine ilişkin maddelerinin tartışılması ve kurultayın bu bölümünün gece geç saatlere kadar devam etmesi bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="5-33" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/5-33.png" / width="1388" height="2000"><img alt="6-32" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/6-32.png" / width="1388" height="2000"><img alt="7-27" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/7-27.png" / width="1388" height="2000"><img alt="8-29" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/8-29.png" / width="1388" height="2000"><img alt="9-22" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/9-22.png" / width="1388" height="2000"><img alt="10-24" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/10-24.png" / width="1388" height="2000"><img alt="11-21" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/11-21.png" / width="1388" height="2000"><img alt="13-14" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/13-14.png" / width="1388" height="2000"><img alt="12-19" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/12-19.png" / width="1388" height="2000"><img alt="14-16" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/14-16.png" / width="1388" height="2000"><img alt="15-12" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/15-12.png" / width="1388" height="2000"><img alt="17-12" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/17-12.png" / width="1388" height="2000"><img alt="16-12" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/16-12.png" / width="1388" height="2000"><img alt="18-10" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/18-10.png" / width="1388" height="2000"><img alt="19-12" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/19-12.png" / width="1388" height="2000"><img alt="20-9" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/20-9.png" / width="1388" height="2000"><img alt="22-5" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/22-5.png" / width="1388" height="2000"><img alt="21-9" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/21-9.png" / width="1388" height="2000"><img alt="23-6" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/23-6.png" / width="1388" height="2000"><img alt="26-2" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/26-2.png" / width="1388" height="2000"><img alt="27-3" class="detail-photo img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/27-3.png" / width="1388" height="2000"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-tuzuk-taslagi-paylasildi-onemli-degisiklikleri-var</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/chp-tuzuk.png" type="image/jpeg" length="74153"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Emekliler Meclisi kuruldu, talepleri neler?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/emekliler-meclisi-kuruldu-talepleri-neler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/emekliler-meclisi-kuruldu-talepleri-neler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gökhan Biçici'nin sunduğu Emek Dünyası programında Emekliler Meclisi Kurucularından Hasan Kaşkır ile emeğin, emeklilerin geleceğini, Emek Meclisi'nin çalışmaları ve talepleri konuşuldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>dokuz8TV'nin değerli yayın serilerinden "Emek Dünyası"nın yeni bölümü yeniden yayına başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici'nin sunduğu Emek Dünyası programın bu bölümünde, Emekliler Meclisi Kurucularından Hasan Kaşkır ile emeğin, emeklilerin geleceğini, Emek Meclisi'nin çalışmaları ve talepleri konuşuldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/emekliler-meclisi-kuruldu-talepleri-neler</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Sep 2024 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/emek-dunyasi-1.png" type="image/jpeg" length="98890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Eylemlerimiz şimdilik bitti ama taleplerimiz karşılanmazsa peşini bırakmayacağız]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/video/ozel-sektor-ogretmenlerinin-taban-maas-sorunu-53-gun-suren-egitim-nobeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/video/ozel-sektor-ogretmenlerinin-taban-maas-sorunu-53-gun-suren-egitim-nobeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[dokuz8TV'nin Gündem Özel programının bu kez konuğu Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Avrupa Bölge Temsilcisi Damla Topuz oluyor. 26 Mayıs itibariyle başlattıkları ve 16 Temmuz'da sonlandırılan "eğitim nöbeti" merkezinde öğretmenlerin ve öğretmenliğin sorunlarına, çözüm yollarına ve mücadele alanlarında tüm yaşananlara dikkat çektiğimiz programın moderasyonunda İletişimci/Gazeteci Nurcan Seven yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>MODERATÖR: NURCAN SEVEN | KONUK: DAMLA TOPUZ<br />
<br />
Uzun soluklu bir mücadeleden bahsediyoruz öncelikle. Tüm ayrıntılarını da sizden dinlemek istiyoruz. Özel sektör öğretmenleri, genel olarak öğretmenlik ve birçok meslek aslında, Türkiye’de uzun yıllardır sorunlarla cebelleşiyor ve bir mücadele hattı oluşturuyor. Aynı zamanda siz de 3 ay önce Mayıs ayında bir "eğitim nöbeti" başlattınız. Hem öncesini hem de eğitim nöbetini sizden dinlemek istiyoruz. Neler yaşadınız?</strong></p>

<p><em>Özel sektör zaten doğası gereği sorunlu bir yer. Neden? Çünkü sermaye daha fazla kâr edebilme odaklı çalışır. Dolayısıyla uzun mesailerle çalıştığımız ama her geçen gün ücretlerimizin daha düşük olduğu bir durum var. Diğer özel sektör çalışanlarından farklı olarak bizim de kendimize özgü gündemlerimiz var. Örneğin, eğitim dönemi Eylül’de başlar ve Haziran’da biter. Normalde sözleşmelerimiz bir yıllık olsa da, patronlar yaz aylarında maaş ödemek istemedikleri için bizi Eylül’de işe alıp Haziran’da istifaya zorlarlar. Birçok arkadaşımız bunu imzalamak zorunda kalıyor çünkü iş bulmama tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar.</em></p>

<p><em>Mobbing karşısında da istifa dilekçesini imzalamak zorunda kalıyoruz. Yaz aylarında maaş alamıyor, sigorta ödenmiyor ve gelecek yıl iş bulup bulamayacağımız kaygısıyla geçiyor. Meslek hayatlarımız her yıl yeni bir iş aramakla geçiyor ve bu durum, çalıştığımız kurumlarda sesimizi çıkarabildiğimiz, hakkımızı arayabildiğimiz bir yerde olmamamıza neden oluyor. Özelleştirme çok fazla arttı. Eğitim sektöründe birçok kurum var ve vergi kaçakçılığı çok yaygın. Sigortasız veya asgari ücretin altında öğretmen çalıştırmak gibi yasal olmayan uygulamalar yapılıyor.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Öğretmenlik mesleği çok kamusal bir alan ve hayatın her alanına etki eden bir alan. Bu yüzden en bilimsel yaklaşılması gereken alanlardan biri. Türkiye genelinde öğretmenlik mesleği saygın bir meslek olarak görülmekte ama öğretmenler yaşam mücadelesi vermekte zorlanıyor. Eğitim nöbetlerinin ardından toplumsal olarak nasıl bir karşılık aldınız ve yetkililerle görüşmeleriniz nasıl geçti?</strong></p>

<p><em>Taban maaş temel sorunumuz. 90’lı yıllarda özelleştirme yeni başladığında, özelde çalışan öğretmen kamudaki denktaşından daha az ücret alamazdı. Ancak 2014 yılında bu yasa kaldırıldı ve maaşlarımız iş kanununa göre belirlenmeye başladı. Bu da demek oluyor ki, öğretmenler asgari ücrete çalıştırılabiliyor. Biz, 2014 yılında kaldırılan hakkımızı istiyoruz. Öğretmenler olarak kamudaki meslektaşlarımızdan daha fazla çalışıyoruz ama daha az ücret alıyoruz. Bu eşitsizliğin giderilmesini istiyoruz.</em></p>

<p><em>Biz, muhatabımız olarak bakanlık ve meclisi görüyoruz. Defalarca Ankara’ya gittik ve taleplerimizi ilettik. Bakanlıkla görüştüğümüzde bize bir düzenleme yapılacağı sözü verildi ama bu söz tutulmadı. 26 Mayıs’ta Ankara’ya doğru yola çıktık ve meclise yürüdük. Yine polis barikatıyla karşılaştık ama barikatı aşarak meclis parkına geldik. Asıl muhatabımız meclis olduğu için burada nöbet tutmaya başladık. 40. günümüzde Eğitim-Sen, Eğitim-İş gibi sendikalar da nöbete katıldı.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Öğretmenlik Meslek Kanunu tartışmaları da bu süreçte gündeme geldi. Bu konudan da bahseder misiniz?</strong></p>

<p><em>Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda taban maaşın da yer almasını talep ettik. Ancak kanunda var olan maddeler, öğretmenleri güvencesizliğe sürükleyen maddeler. Örneğin, öğretmenlik akademisi açılacak ve öğretmenler düşük ücretlerle çalıştırılacak. Biz sendika olarak bu kanunun karşısındayız. Diğer sendikaların da bizimle beraber direnmesi, ÖMK’nin ertelenmesine neden oldu.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Görüşmeleriniz nasıl geçti ve bundan sonrasında ne yapmayı planlıyorsunuz?</strong><br />
<br />
<em>Görüşmelerimizde olumlu beyanlar aldık ama bu sözler yazılı değil, sözel beyanlardı. Biz bu söze güvenmek istiyoruz. Bu yüzden eylemlerimiz şimdilik bitti ama taleplerimiz karşılanmazsa talebimizin peşini bırakmayacağımızı buradan söylemiş olalaım.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Çok teşekkür ederiz katılımınız için. Son olarak, üniversite tercih süreci de yeni bitti. Buradan öğrencilere ve öğretmenlik mesleğini hedefleyen gençlere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>Öğrencilere, her ne konuda olursa olsun haklarınızın peşini bırakmayın, mücadele edin, derim. Öğretmenlik mesleğini hedefleyen gençlere de haklarını savunmalarını ve mücadele etmelerini tavsiye ediyorum.</em></p>

<p></p>

<p><strong>Biz de mücadelemizi yakından takip etmeye devam edeceğiz, başarılar dileriz.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM ÖZEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/video/ozel-sektor-ogretmenlerinin-taban-maas-sorunu-53-gun-suren-egitim-nobeti</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Aug 2024 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/08/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-20.png" type="image/jpeg" length="68928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MAK Araştırma'dan il il yerel seçimler tahminleri]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/mak-arastirmadan-il-il-yerel-secimler-tahminleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/mak-arastirmadan-il-il-yerel-secimler-tahminleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MAK Araştırma yerel seçimlere ilişkin bazı kentlerde yaptığı anketlerin sonuçlarını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Seçime sayılı günler kala MAK Araştırma belirli kentlerde yaptığı anketlerin sonuçlarını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte anket sonuçları...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/mak-arastirmadan-il-il-yerel-secimler-tahminleri</guid>
      <pubDate>Mon, 11 Mar 2024 23:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/secim-sandik-aa-1788937-1.jpg" type="image/jpeg" length="54004"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TUİK rakamlarına göre: İstanbul'da en çok nereli yaşıyor? İşte ilk 20 il]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/tuik-rakamlarina-gore-istanbulda-en-cok-nereli-yasiyor-iste-ilk-20-il</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/tuik-rakamlarina-gore-istanbulda-en-cok-nereli-yasiyor-iste-ilk-20-il" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜİK’in yayınlamış olduğu son nüfus verilerine göre İstanbul’da 15 milyon 56 bin 806 kişi ikamet ediyor. Bunlardan sadece 2 milyon 152 bin 878 kişi İstanbul nüfusuna kayıtlı. Geri kalan kısım ise başka kentlerin nüfusuna kayıtlı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre&nbsp;15 milyon&nbsp;56 bin 806 kişi ile Türkiye nüfusunun yüzde 18,34'ü İstanbul'da ikamet ediyor.</p>

<p>İstanbul kütüğüne kayıtlı olan sayısı ise 2 milyon 152 bin 878 kişi.&nbsp;</p>

<p>Yani İstanbul'da&nbsp;ikamet eden ancak kütüğü başka illerde kayıtlı olan 12 milyon 904 bin kişi bulunuyor.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peki, İstanbul'da en çok nereli var? İşte ilk 20 il...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/tuik-rakamlarina-gore-istanbulda-en-cok-nereli-yasiyor-iste-ilk-20-il</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Mar 2024 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/03/dark-blue-and-red-modern-geometric-shapes-business-facebook-cover-13.png" type="image/jpeg" length="81318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İkinci el araç satın alırken bunlara dikkat]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ikinci-el-arac-satin-alirken-bunlara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ikinci-el-arac-satin-alirken-bunlara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İkinci el araçlara rağbet; sıfır araç arzının azalması ve fiyatlarının yükselmesi nedeniyle günden güne artıyor. İşte ikinci el araç alımında dikkat edilmesi gereken noktalar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ikinci-el-arac-satin-alirken-bunlara-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Feb 2024 20:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2023/04/arabayla-yola-cikmadan-once-yapilmasi-gerekenler-856-1652631162.jpg" type="image/jpeg" length="27994"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul'da seçim sonucu ne olacak? "Kritik bir fark var"]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/istanbulda-secim-sonucu-ne-olacak-kritik-bir-fark-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/istanbulda-secim-sonucu-ne-olacak-kritik-bir-fark-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sonar Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı'nın açıkladığı son anket sonuçları, İstanbul'da merakla beklenen ve CHP adayı İmamoğlu ile Cumhur İttifakı'nın AKP'li adayı Murat Kurum arasındaki yarışın kritik bir farkla sonuçlanacağını öngörüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/istanbulda-secim-sonucu-ne-olacak-kritik-bir-fark-var</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Feb 2024 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/alf-arastirmadan-izmir-anketi.jpg" type="image/jpeg" length="14419"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHP, Kurultay'ın ardından toparlanabilecek mi? İşte isim isim seçim istifaları]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-kurultayin-ardindan-toparlanabilecek-mi-iste-isim-isim-secim-istifalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-kurultayin-ardindan-toparlanabilecek-mi-iste-isim-isim-secim-istifalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2024 Yerel seçiminde aday gösterilmeyenler tepki olarak istifa ediyor, sürece yönelik eleştirisi olanlar adaylıktan çekiliyor, istifa edenler başka partilerden aday oluyor…]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CHP yerel seçime girmeden önce yaptığı Kurultay ile Özgür Özel'i genel başkanlığa getirdi. Özel'in yönetiminin ardından birçok belediye başkanı yeniden aday gösterilmedi. Adana'da Zeydan Karalar, Mersin'de Vahap Seçer gibi birçok isim de yeniden aday gösterildi.&nbsp;</p>

<p>Özel, yapay zekayı da kullanarak adayları belirlediklerini söyledi. Özel, yönetime karşı parti içi muhalefetin 1 Nisan hesapları yaptığı öne sürüldü.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CHP'den hem Kurultay hem de çeşitli gerekçelerle de seçim istifaları geldi. Kesinleşen seçim listeleri de YSK'ye teslim edildi. İşte teslime kadar CHP'den istifa eden isimler:<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/chp-kurultayin-ardindan-toparlanabilecek-mi-iste-isim-isim-secim-istifalari</guid>
      <pubDate>Wed, 21 Feb 2024 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/chp-istifa.png" type="image/jpeg" length="48938"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ekrem İmamoğlu’nun tarihi sınavı! İşte detay detay 13 rakibi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ekrem-imamoglunun-tarihi-sinavi-iste-detay-detay-13-rakibi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ekrem-imamoglunun-tarihi-sinavi-iste-detay-detay-13-rakibi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nüfusu onlarca Avrupa ülkesinden fazla ve milyonlarca dolarlık bütçeli megakent tarihi bir seçime gidiyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, başta AKP’nin adayı Murat Kurum olmak üzere 13 kişiye karşı yarışacak. İmamoğlu’nun olası zaferi Türk siyasi tarihinde nirengi noktalarından olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CHP, 2019’da dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu eski Başbakan Binali Yıldırım’ın İBB rakibi yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekrem İmamoğlu’nun İBB adaylığı 2019’da &nbsp;tartışma yarattı. İmamoğlu, anketleri delen bir mücadele ile seçimi kazandı. İmamoğlu’nun zaferini AKP kabullenemedi. ‘Hiçbir şey olması bile bir şeyler’ oldu denilerek İBB Başkanlığı seçimi iptal edildi. İmamoğlu, ikinci seçimde Yıldırım’a 800 bin fark attı.</p>

<p>İmamoğlu, 2019’a girdiği seçimde başta İYİ Parti’nin desteğini aldı. İmamoğlu, beş yıllık döneminin ardından gireceği İBB seçimlerinde ise tek başına. Karşısında 10’dan fazla rakip ve iktidar gücüne sahip AKP’nin adayına karşı yarışacak.&nbsp;</p>

<p>Anketler, Ekrem İmamoğlu’nun lehinde gösterse de aksi örnekler de mevcut. İmamoğlu’nun her iki durumda da Murat Kurum ile arasında birer puan farkı olduğu görülüyor.&nbsp;</p>

<p>Siyaset bilimciler, gazeteciler ve birçok uzman; İmamoğlu’nun seçimi kazanması durumunda Cumhurbaşkanlığının da en önemli talibi olacağını iddia ediyor. Tarihi seçimde İmamoğlu, 14 kişi 13 partiye karşı yarışacak. İşte detay detay İmamoğlu’nun rakipleri&nbsp;<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GENEL</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/foto-galeri/ekrem-imamoglunun-tarihi-sinavi-iste-detay-detay-13-rakibi</guid>
      <pubDate>Tue, 20 Feb 2024 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/02/dokuz8-gunsonu-4.png" type="image/jpeg" length="39744"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
